5 Eylül 2019 Perşembe

Memleket Havası

Geçtiğimiz hafta sonu memlekete gittik. Sanırım beş yıl oldu oradaki eve gitmeyeli. Annemin doğup büyüdüğü ev, benim de çocukluğumun büyük bir kısmını geçirdiğim ev. Haliyle eve ve kasabamıza dair çok anım var, kimi tatlı kimi acı. Bazı eşyalarımız vardı getirmemiz gereken, hazır cuma günü resmi tatil olunca gidelim dedik. Biraz temizlik yaptık, hemen annemin eski komşuları geldi. Tepsi tepsi yemekler, el yapımı tarhana ve salçalar daha neler neler. Kapımızı çalan eksik olmadı, özellikle karşı komşumuz Jale teyzenin gözyaşları beni çok etkiledi. "Evinizde ışık gördüm ya, nasıl mutlu oldum anlatamam" diyerek ağladı. Üniversiteyi okumak için İstanbul'a geliş o geliş, sonra ister istemez geri dönemiyor insan bu şehrin yoğunluğunda. 

Hazır gitmişken eski fotoğraf albümlerini inceledim, ne güzel günlermiş. Odamdaki kitaplar, defterler olduğu gibi duruyordu. Duvarımda kocaman Amelie filminin posteri, mantar panom, masa lambam, ilkokul üçüncü sınıftan kalan hatıra defterim... 

Orada geçirdiğim vakitler geldi aklıma, insan bir evin içinde yaşadığı zaman güzelleşiyor o ev. Yalnız bırakıp gittiğinizde soluyor, sanıyorum bir evi güzelleştiren içindeki insanlar. Bizim evin tarihi de bir özelliği var, rum bir usta tarafından yapılmış. Eskiden rumların yaşadığı bir bölge olduğu için mimari usulünde rumların izleri var, bir de güzel bir cumbası var. 

Maziyle kucaklaşmak iyi geldi, yakın zamanda tekrar memleket havası soluyabilmek dileğiyle bitireyim yazıyı. Tekrar görüşmek üzere bizim ev. 

28 Ağustos 2019 Çarşamba

Bazen İnsan

Şu sıralar epey yoğun bir program içerisindeyiz lakin şikayetçi değilim. Yeni eğitimler, seneye hazırlık çalışmaları derken günler benim için su gibi akıp gidiyor. 

Bu hafta sonu memlekete gidiyoruz, bir akşam kalıp döneceğiz. Memleketteki evden eşya getirmemiz gerekiyor, bir nakliye ile anlaştım. Annem arada gidiyor da, benim gitmediğim yıllar oldu. Çocukluğumun geçtiği, büyüdüğüm kasabaya kısa süreli bir geri dönüş yapacağız. Elbette bir sürü anı yeniden canlanacaktır zihnimde. 

Bu arada mavi gözlü ile olmadı, ayran içtik ayrı düştük. Bazı sebepler dolayısıyla olmaması gerektiğine kanaat getirdim, kırılmaması için elimden geleni yaptım umuyorum ki gerçekten üzmemişimdir onu. Bazen karşınızdaki insan ne kadar hoş olursa olsun adım atasınız gelmiyor, bir şey yüreğinizi harekete geçirmiyor. Üstelik uzun süredir harekete geçmemiş bir yüreğe sahipseniz. Süreci zamana bıraktım, acelemiz de yok. Doğru insanın gelip ellerimizden tutacağı günleri bekleyeceğiz. 

Biraz çalışsam iyi olacak sanırım, bir kahve molasında yazmak istedim. Yeni bir kahve molasında görüşmek üzere. 

27 Ağustos 2019 Salı

Mimler Dünyası

Aramıza yeni bir arkadaşımız katılmış, kendisine güzel bir serüven diliyorum. Sayfasına bakmak isterseniz tıklamanız yeterli, Can Uzunyol hoş gelmişsin. 

O zaman hemen birlikte soruları yanıtlayalım! 

1. Yaşınız 60-65'e geldiğinde yaşamak istediğiniz yer? 

Şu an İstanbul'da yaşıyorum ve o yaşlarda İstanbul'da yaşamayı istemezdim. Belki Cunda Adası olabilirdi, ya da Muğla'nın dağlık köylerinde bir yerde. Sessiz, sakin bir yerde. 

2. Bir hedefiniz var mı, varsa neler? 

Şu an için net bir hedefim yok. Mesleğimde daha iyi yerlere gelebilmeyi isterim ileride, şu an halimden memnunum sanırım. 

3. Blogger ile nasıl tanıştınız? 

16 yaşında olmalıyım. Yazı yazmayı seven ve okuyan bir öğrenciydim. O zamanlar daha yeni yeni popüler olmaya başlamıştı sanırım. Düşüncelerimi, hayallerimi aktarabileceğim güzel bir yer olabileceğini düşündüm. O tarihten bu yana yazıyorum, 11 yılı devirdik. Burada büyüdüm diyebilirim. 

4. Gurur duyduğunuz başarılarınız varsa nelerdir? 

Başkalarının başarıları ya da kendi başarılarımla gurur duymam genelde. Başarı çok göreceli bir şeydir; çiçek büyütmek isteyen bir insanın bir sürü çiçek büyütmesi de bir başarıdır, dünyanın en büyük şirketlerinde yönetici olmak isteyen birinin bu hedefine ulaşması da başarıdır. Başarısızlık da güzeldir aynı zamanda. Şu an olmak istediğim yerdeyim, tabii daha gidilecek yollar var elbet. Çözülmesi gereken bir sürü problem, yeni sesler. Hayat problem çözmekten ve tahammül etmekten ibaret sanırım. Arada mutlu da olabiliyorsak ne ala. Böyle devam. 

5. Boş vaktinizde neler yapıyorsunuz? 

Valla İstanbul'da boş vakit kavramı pek mümkün değil, özellikle yoğun çalışıyorsanız. İşimi evime taşımak zorunda olduğum için çok boş vaktim kalmıyor; kalan kısımlarda bol bol okuyorum, müze ve tarihi yerleri gezip, siyah beyaz fotoğraflar çekiyorum. Biraz kara kalem çizimleri yapıyorum, vakit fazla ise öykülerim üzerinde çalışıyorum. 

Geldik bir mimin daha sonuna, sağlıcakla kalın.

21 Ağustos 2019 Çarşamba

Mini Mini Beşler

Okulda yoğun çalışmalar içerisindeyiz. Nedense kendimi hiç yabancı hissetmiyorum, sanki uzun yıllardır bu okulda çalışıyor gibiyim. Bu beni çok sevindiriyor. Bölümde toplamda dört öğretmeniz, üç kadın ve malumunuz bir ben erkek. Bu da bölümler için denge sağlayıcı bir durum bence. Yarından itibaren birkaç gün sürecek bir eğitime giriyoruz; uluslararası alanda "understanding by design" denilen bir metodun eğitimini alıyor olacağız. Türkçe'ye "tasarım yoluyla anlama" diye çevirebiliriz sanırım. Okul, bu sistem üzerinden tasarlıyor eğitim planlarını. Bunun için heyecanlıyım. 

Bölüm odamızda masamız, dolaplarımız hepsi belli oldu. Okullar açılana kadar masama yerleşmiş ve tüm malzemelerimi toparlamış olurum. Bu yıl masamda avokado çekirdeğinden bir avokado bitkisi yetiştirmeyi düşünüyorum. Ben çalışırken onun büyümesini izlemek keyif verici olacaktır. 

Hangi sınıflara gireceğimiz ve ders programımız da belli oldu. Bu sene beşinci, altıncı ve sekizinci sınıflar ile çalışacağım. Yıllar geçti hala yedinci sınıflara girebilmiş değilim, neyse bunda da vardır bir hayır diyorum. Sekizler biraz zorlayabiliyor, ergenlik döneminin etkisi onlarda çok yoğun. En masumları ve tatlıları ise beşinci sınıflar; üç tane beşinci sınıfım olacak bu sene. Altıda ise ufaktan hareketlenmeler başlıyor. Tabii ki hiçbir seviyenin bir farkı yok benim için lakin beşinci sınıfları özel olarak seviyorum. Örneğin beşinci sınıflarda ders işliyorsunuz; önemli birkaç cümle yazdırmanız gerekiyor defterlere. O birkaç cümle yazılana kadar neredeyse dersin yarısı bitiyor. Nasıl mı? Tam olarak şöyle: 

"Öğretmenim ben defterimi evde unutmuşum başka bir kağıda yazsam olur mu? 
Öğretmenim ben renkli kalemle yazsam olur mu? 
Öğretmenim ben simli kalemle yazayım diyorum, olur mu? 
Öğretmenim satır başına geçelim mi? 
Öğretmenim ben satır başına çiçek çizebilir miyim? 
Öğretmenim benim kolum yoruldu biraz mola mı versek? 
Öğretmenim kalemim yere düştü biraz bekler misiniz? 
Öğretmenim yazdığımızın üstünü fosforlu kalemle çizelim mi?"

Evet, sabrınızın çok ama çok yüksek olması gerekiyor. Bu yüzden beşinci sınıflara mümkün mertebe bir şey yazdırmıyorum. Vaktimizi daha etkin değerlendirmiş oluyoruz. Sonra da eve geliyorum ve her birine çok gülüyorum. Dertleri hiç bitmiyor, ama hepsi çocuk dertleri, masumca. Sanırım çocukları çok özledim, yeni dönemi dört gözle bekliyorum. Her ne kadar başladıktan sonra "artık tatil gelsin de dinleneyim" diyecek olsam da her sene başka bir heyecan, başka bir macera. 

Kitaplar Üzerine Bir Mim

Sevgili Edischar'ın mimi üzerine yeniden buradayım. Konumuz çok güzel, o halde hemen soruları yanıtlamaya başlıyorum: 

1. Kitap size ne kattı? 

Hayatımın en önemli parçası kitaplar. Çok büyük bir olgunluk, ruh dinginliği kazandırdığını söyleyebilirim. Gerçek hayatta tanıyamayacağım kadar insanı kitaplar sayesinde tanıdım. Özellikle edebiyat bu anlamda benim için çok kıymetli. 

2. Kitap arkadaş mıdır sizce? 

Bu bana kalırsa çok klasik bir tabir, kitabı arkadaş olarak görmüyorum. Kitap, benliğimin bir parçası. Benimle özdeş ve bütün. 

3. Neden kitap okuyorsunuz? 

Yaşayamayacağım hayatları yaşamak ve göremeyeceğim hayatları görmek için. 

4. Kitabı ne sıklıkla okuyorsunuz? 

Her hafta en az bir kitap bitirmiş oluyorum. 

5. Hangi tür kitapları okuyorsunuz? 

Çoğunlukla edebiyat okuyorum. Üniversite hayatım bitene kadar çağdaş dünya edebiyatından beslendim. Son bir yıldır da klasik dünya edebiyatı üzerine yoğunlaşmış durumdayım. Bunun dışında sıklıkla tarih metinleri okuyorum. Sosyal psikoloji ve psikoloji gibi alanlarda da belirli bir yol kat ettim. 

6. Kitap yazmayı düşündünüz mü? 

Sanırım benim için en can alıcı soru bu. Yaklaşık otuz civarı öyküm var. Öyküler yazıyor ve bunlar üzerine çalışıyorum. Hayallerimden biri bir kitap çıkarmak. Lakin kolay bir süreç değil, acele etmeden çok okuyup, bunları sağaltıp büyük bir emekle devam etmeyi planlıyorum. Her şey tamamlandığında belki bir gün hayaller gerçekleşir. 

7. En sevdiğiniz yazar kim? 

Böyle bir soruya yanıt vermek benim için epey zor. Çünkü sevdiğim çok fazla yazar var. Lakin ilk aklıma gelen yazarları söylemek isterim. Dünya edebiyatı ile başlarsak Dostoyevski en sevdiğim yazarlardan biri. Yine Rus yazar Lermontov'u çok seviyorum. Christopher Isherwood'u da anmak isterim. A Single Man isimli kitabı beni benden alır. Celine, Thomas Bernhard, Robert Musil, Marguerite Yourcenar gibi isimler de ilk aklıma gelenler arasında. Bizim edebiyatımızda ise en sevdiğim yazar Füruzan. Külliyatını defalarca okuduğum ve metinlerini asla yanımdan ayırmadığım bir kalem. Tomris Uyar, Vüsat O. Bener, Bilge Karasu, Nezihe Meriç ve Sevgi Soysal da ilk aklıma gelen isimler arasında. 

8. Kitapları ciltler misiniz? 

Kitaplarımı ciltlemiyorum. Biriktikçe okullara bağışlıyorum ve kalanları da arkadaşlarıma hediye ediyorum. Kitapları mülk edinme fikrine pek sıcak bakmayan bir okurum. 

9. Gezi kitapları sever misiniz? 

Çok fazla gezi kitabı okuduğum söylenemez. 

10. Kitap alırken kapağına göre mi seçersiniz? 

Kesinlikle hayır. Yazar, içerik, yayınevi ve çevirmen en önemli etmenler benim için. 

Bir mimin daha sonuna geldik. Umuyorum keyifli bir yazı olmuştur. Sağlıcakla kalın. 

18 Ağustos 2019 Pazar

İş Günü

Yarın itibari ile çalışmaya başlıyorum. 9 Eylül'e kadar bir seminer dönemi geçirip ardından okulları açacağız. Bu sene yeni bir okulda işe başlayacağım için her şeye yabancı durumdayım. Okulu, yapıyı, öğretmenleri ve öğrencilerimi yeni yeni tanıyor olacağım. Oldukça eğitici bir seminer programı tasarlanmış. Yarın itibari ile yoğun bir iş dönemi beni bekliyor. 

Bu sene çalıştığım okulda çok sıkıntı yaşamıştım, her açıdan çok vasat bir okuldu. Tek tutunma kaynağım öğrencilerimdi. Bir ay kadar ağlayarak işe gittim, devam etmek çok zor geldi ama seneyi öğrencilerim için tamamlama kararı aldım ve pes etmeden bir yılımı tamamladım. Bu seneki okulum hayallerimdeki okul. İçerisinde olacağım için mutluluk duyuyorum. 

Bu yıl kendimi yenilemem ve geliştirmem gerektiğinin farkındayım. Yüksek lisans mezuniyetimin üzerinden iki yıl geçti. Doktora için hazırlık yapmak ile yapmamak arasında gidip geliyorum. Herhangi bir üniversitede bir araştırma görevlisi olmak gibi bir hayalim hiç olmadı, şu an için de yok. Mesleğimi çok seviyorum ve uzun yıllar kendi işimi yapmak istiyorum. Sınıf içerisinde olmak beni çok mutlu ediyor. Bu yüzden doktoranın kariyerim için ne derece gerekli olduğu hususunda kendimle mutabık değilim. Bunun üzerine biraz daha düşünmeyi planlıyorum. 

Alanımla ilgili bazı kitaplar not ettim, sene içerisindeki etkinliklerimde ve çalışma yapraklarımda kullanmak üzere bu hafta itibari ile onları alıp okumaya ve notlar çıkarmaya başlayacağım. Bunun dışında edebiyattan uzak kalmak istemiyorum. Taşınma işlerimiz ve askere gidip gelmemden dolayı verimli bir yaz geçiremedim. Yeniden Rus klasiklerine bir geri dönüş yapmak istiyorum. Fakat türlü okumalar yapmak isteyince muhakkak bir tür eksik kalıyor ve bunun dengesini kuramamak beni üzüyor. Bu konuda da şöyle bir yol geliştirdim: Hayatımda ilk kez çalıştığım okula epey uzak mesafedeyim. Anadolu yakasında oturuyorum ve okulum Avrupa yakasında. Sanıyorum gidiş dönüş hepsini hesaba katarsak günde yaklaşık üç saatim serviste geçecek. Ve ne yazık ki sabah beş gibi uyanmak durumunda kalacağım. Daha önce hep işime yakın yerlerde oturduğum için bu durum bende biraz kaygı yaratıyor. En azından edebi eserleri yol boyunca okuyabilirim diye düşündüm. Böylece dünyada en çok sevdiğim şey olan edebiyattan da mahrum kalmamış olurum. 

Okul, genelde İstanbul'un epey varlıklı kesiminin, tanınmış insanların oturduğu bir muhitte. Bu açıdan o civardaki ev kiraları da uçmuş durumda. Madem okula yürüme mesafesi bir yerde oturamıyorum o zaman uzaktan gidip gelmeyi deneyebilirim diye düşündüm. Umarım İstanbul trafiği ve bu uzun yol beni yormaz ve performansımı etkilemez. 

Bu yıla dair çeşitli planlarım var lakin onu da başka bir yazıya saklayayım diyorum. Yarından itibaren hiç batmayacak bir mutluluk güneşi doğar umarım. Güzel günlerimiz olsun. 

17 Ağustos 2019 Cumartesi

Hayal Fabrikası: Üreten Çocuklar

Pazartesi günü çalışmaya başlayacağım. İşe gidip gelirken yeni, temiz kıyafetler giymek gerekiyor haliyle. Fakat benim yalnızca bir adet pantolonum ve üç adet gömleğim var. İki çift de eski ayakkabım. Gerçekten şaka değil, uzun yıllardır alışveriş yapmıyorum. Dün mecburiyetten büyük bir alışveriş merkezine gittik. Saatlerce gezinmiş olmamıza rağmen ben hiçbir şey alamadım. İçimden gelmiyor, çok sıkılıyorum ve o alışveriş merkezlerinde olup bitene anlam veremiyorum. Biraz bahsedeyim. 

Evimizde bir senedir yemek masası ve giysi dolabı yok. Eski evimiz rutubetli çıkınca eşya alamadık. Bu yaz yeni eve geçince rahatladık. En azından bir yemek masası ve bir giysi dolabı alalım dedik ve önce İkea'ya gittik. Hayatımda ilk kez bu mağazaya gidiyorum ve evimizde bu mağazadan hiçbir eşya yok. Yalnızca iki yataklı kanepemiz, bir çalışma masamız var. Bir sehpada da yemek yiyoruz. Bir buzdolabı ve bir çamaşır makinesi var mecburen. Bunun dışında hiçbir eşyamız yok. Mağaza çok büyük bir yer ve içerisinde çok fazla uyaran var. Benim hemen başım dönmeye başladı ve çıkmak istedim. Çıkmanız da hiç kolay değil çünkü mağazayı zekice bir algı ile oluşturmuşlar. Çıkışa ulaşmanız için muhakkak her bölümden geçmeniz gerekiyor ve dakikalarca dolaşsanız dahi çıkışa bir türlü ulaşamıyorsunuz. Eşyalar tasarım olarak çok şık duruyorlar lakin çok pahalılar. Bunun yanında pek çoğunun da kullanışsız olduğunu düşünüyorum. Memleketteki bu İkea algısını da anlamış değilim. Herkesin evi aynı ve bu eşyalarla dolu. Hiçbir şey almadan geri çıktık ve bir daha gideceğimi de zannetmiyorum. Kendimi Pan'ın Labirenti adlı filmde gibi hissettim. 

Gelelim kıyafetlere. Moda pek çok insan için önemli olabilir. Tabii modanın gelir düzeyi ile yakından bir ilişkisi var ne yazık ki. Giyim mağazalarının bir çoğu yabancı markalardan oluşuyor ve üst düzey gelir grubuna hitap ediyor. Annem terzilikten emekli olduğu için bu sektöre biraz aşinayım. Tekstil sektörü dünyada işçi emeğini en çok sömüren sektörlerin başında gelir. İşçiler çok zor şartlarda çalıştırılır, sosyal hakları yok denecek kadar azdır, sürekli mesaiye bırakılır ve emeklerinin karşılığını alamazlar. Alışveriş merkezlerindeki insan profiline baktığımda ise çok değişken olduğunu görüyorum. İnsanlar resmen alışveriş merkezlerinde yaşıyorlar. Bir ihtiyaç için gelmediği halde oralarda dolanan ve bir şeyler yiyip içen bir sürü insan var. Mağaza girişlerine tıkıştırılmış içi renkli toplarla dolu cam kafeslerde ise anneler sözde çocuklarını eğlendiriyorlar. Düşünsenize, bir çocuğun çocukluğu alışveriş merkezinde top dolu cam kafesin içinde oynayarak geçiyor. Çocuklar büyüdüklerinde ve çocukluk anılarını hatırladıklarında büyük bir hayal kırıklığı yaşamaları işten bile değil. 

Geçtiğimiz yıl öğrencilerime "hayal fabrikası" adında bir proje vermiştim. Proje kapsamında onlara sınırsız bir özgürlük tanıdım. Üretmek istedikleri şeyler nelerdi? Dünyayı daha iyi bir hale getirmek için geri dönüşüm ürünlerinden, çevreye yararlı, patenti kendilerine ait olacak orijinal fikirlerin taslaklarını çıkarmalarını ve bunu birer projeye dönüştürmelerini istedim. Ortaya inanılmaz fikirler çıktı ve biz bu ürünleri okulumuzda sergiledik. Şimdi dönüp baktığımda alışveriş merkezlerinde koşan çocukları gördükçe çok üzülüyorum. Evlatlarınıza bunu yapmayın; aynı kıyafetin beş farklı rengini almaya arzu duymak yerine yeni bir şeyler üretmeye arzu duyan çocuklar yetiştirmeye gayret edin. Zaten eğitim sistemi olarak ülkece hiç iyi bir yere gitmiyoruz. Bari kendi çocuklarınızı bu tüketim çılgınlığının içine sürüklemeyin. 

15 Ağustos 2019 Perşembe

Yıllar Sonra Yeni Bir Mim

Sevgili "Edischar" hoş gelmiş, çok iyi etmiş. Yazılarını okuyup keyif alabileceğimiz yepyeni bir sayfa. Daim olsun. Yıllar sonra ilk kez bir mim ile kendisine eşlik etmek istedim ben de. O zaman başlayalım! 

1. Üniversiteden mezun olduğumdan beri çalışmaktayım. Bu sene iş hayatında yedinci yılım olacak ve bir iş değişikliğine gittiğim için yeni işte de ilk yılım olacak. İşsiz geçirdiğim bir dönem olmadı. Lakin bu altı yıl içerisinde üç tane iş değiştirdim. Öğretmen olduğum için genelde hafta sonlarım boş oluyor, ekstra bir görev ya da organizasyon olmadığı sürece. Özel okullarda çalıştığım için de hafta sonu işlerim bitmiyor. Yeni etkinlikler hazırlamak, yeni okumalar yapmak, öğrencilerle iletişime devam etmek, planlar yapmak gibi. Ben sürekli kitap okuyorum. Hem edebi metinler hem de branşım gereği tarihi metinler okuyorum. Bu sene bu okumalara sosyoloji, psikoloji ve sosyal psikoloji gibi alanları da dahil edeceğim. Bunun dışında evde vejetaryen/vegan tarifler deniyorum. Bir ara çiçekler yetiştirmiştim, terapi gibi oluyor. Bazen kara kalem çalışmalar yapıyorum, bir süre porselen desenleme ve boyama eğitimi almıştım. Tarihi mekanları, müzeleri ya da güzel eserleri görmek de iyi bir seçenek. Bazen makinem ile siyah beyaz fotoğraflar çekmeye çıkıyorum. Telefon ile de çekilebilir. Ve yine sıklıkla yazdığım öyküler üzerine yoğunlaşıyorum. Çok büyük bir zaman gerekse de. Genel olarak boş vakitlerimizi böyle değerlendirebiliriz diye düşünüyorum. 

2. Günümü işe gitmeden önce planlıyorum. "Her şey defteri" ismini verdiğim ve bir sene boyunca kullandığım bir defterim var. Hatta öğrencilerime de tutturuyorum bu defterden. Genelde gün içinde ne yapmam gerekiyorsa onları yazıyorum. Gün içerisindeki hislerimi de bu deftere not ediyorum. Senenin sonu geldiğinde geçmişte neler hissettiğimi okumak beni çok etkiliyor. Teknoloji kullansam da bu tarz işlerde teknolojiyi hiç sevmiyorum. Defterler ve kalemler benim için daha cezbedici. 

3. Hedeflerimin bir çoğuna genç bir yaşta erişebildim diyebilirim. Bunun için kişisel olarak çok ama çok mücadele verdim. Hedefler gerçekleştirilirken risk alınması ve sabır gösterilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ve basamak basamak ilerlemek bana göre çok önemli. Her seferinde bir sonraki aşamayı düşünüyorum, en son aşamayı değil. Çünkü bazen hedefler koysak da şartlar buna müsaade etmiyor. Bu durumda en önemlisi vazgeçmemek. Şu an için tek hedefim daha doğrusu hayalim, bir gün öykülerimin iyi bir yayınevinden bir kitap olarak çıkabilmesi. Belki bir gün gerçekleşir. 

Epey yazdım sanırım, o zaman şimdilik veda edeyim. 
Sevgili Edischar, çok teşekkür ediyorum. 
Sevgilerimle. 

13 Ağustos 2019 Salı

Mavi Gözlü

Yaklaşık bir ay evvel biri ile tanıştım. Hiç aklımda böyle bir şey yokken bir anda onunla karşılıklı oturup konuşurken buldum kendimi. Dışarıda görüştüğümüz gün saatler geçirdik, sanıyorum on saat kadar birlikteydik ve sohbet ettik. Gelirken bana evde kendi demlemiş olduğu filtre kahveden getirdi. Termosu, bardakları hepsi hazırdı. Masmavi keskin gözler, kumral saçlar; epey etkileyici bir fiziki görünümü olduğunu itiraf etmeliyim. 

Pek çok açıdan birbirimize benzemiyoruz. O çok konuşkan, hareketli, enerjisi bol ve hayatı çok ama çok seven biri. Muzip, neşeli, esprili ve hayata çok olumlu bakıyor. Bense daha depresif, durgun, sessiz ve dingin bir insanım. Haliyle görüşmemizde en çok o konuştu ben dinledim. 

Benden hoşlandığını, benimle birliktelik hayali kurduğunu söyledi bir süre geçtikten sonra. Tabii bu mutluluk verici bir şey. Henüz çok tanımasam da bende de bir hoşlanma durumu oluştu. Fakat her seferinde olduğu gibi bende bir kaygı ve korku durumu belirdi. Askere gitmeden önce ona yapamayacağımı söyledim. Üzüldü, çok ısrar etti lakin fikrimin değişmeyeceğini onu kırmayacak şekilde söylemeye çalıştım. Askerde olduğum sürece hiç konuşmadık. Döndükten sonra tekrar iletişime geçti ve biraz sohbet ettik. Yarın da buluşmaya karar verdik. 

Bir önceki ilişkimin yani tek ilişkimin biteli 5 sene oldu. 5 yıllık bir ilişkiydi. Haliyle bitimi bende derin izler bıraktı. Atlatmam epey sürdü. Ardından hayatıma güzel insanlar girdi lakin hiçbiri uzun süreli olamadı. Hiçbirinde kendimi yeterince ifade edemedim, kaygılarım ağır bastı. Ve her seferinde olduğu gibi kendimi geri çektim. Yalnız olma fikrine de çok alıştım, bir ilişki ciddi bir sorumluluk istiyor. Bunu kaldıramayacakmışım gibi geliyor. 

Bu sefer karşı taraf kendinden çok emin, ne yapmam gerektiğini pek bilemiyorum. Yarın yüreğim ne diyorsa o şekilde davranacağım sanırım. Aslında bu yalnızlık kabuğunu da kırmak istiyorum bir yandan, onu sevebileceğimi düşünüyorum. Bir şans vermek istiyorum, yıllar sonra kabuğumdan sıyrılmak istiyorum. Ama kaygılarıma yenik düşüyorum, belki de bir sorumluluk almak istemiyorum. Hayatımda yeterince sorumluluk varken. 

Çok iyi biri olduğunu düşünüyorum. Beni çok mutlu edeceğine olan inancım tam, aynı karakter özelliklerine sahip olmasak hatta epey zıt gibi olsak da belki bir şekilde bir ışık doğar. Yarını bekleyip görelim bakalım. Mavi gözlü ile neler olacak. 

Öğle Vakti

Biraz bekler gün, çiçeklerin geniş yapraklarına dolanır. Belki bir oğlum olursa ismini Gün koyarım. Belki de hiç çocuğum olmaz. Şimdiden kim kestirebilir. 

Sirkeci'de tramvay boyu dolaşırken gördüğüm pek çok insan var. Değişik yüzler, her birinin binlerce kaygısı. Yerli yabancı. Sanki bir boşluğun içi bir anda doluvermiş gibi, o kadar kalabalık. İnsan her aradığını bulabilir mi? Yoksa aradığımız varlığın bulunamayışı mı güzeldir? İnsan bir ömür hayatını biri ile paylaşabilir mi? Yoksa yalnız kalmamak uğruna kendimizi kandırdığımız bir düzen mi bu? 

Süleymaniye'den Mısır Çarşısı'na inerken karanfil kokuları sarar insanı. Belki de Yeni Cami'nin yanı başındaki balık dükkanlarını geziyorsundur. Turuncu, siyah, tombul, renkli balıklar... Sarı saçlı çilli turist çocukları; her köşe başında birbirlerine benziyorlar. Hangi memleketten ayırt etmek güç. Oysa bizim çocuklar hemen ayırt ediliyorlar öbürlerinden; esmer ten, siyah saçlar, keskin bakışlar, üstleri başları kendi bedenlerine büyük, hep bir sonraki sene giyer diye büyütülen çocuklar. 

Biraz daha ilerlersin belki, köprüden geçip Galata'ya doğru. Suya bakmaya korkarsın büyük ihtimalle, son zamanlarda çok kirlenmiş diye. Hep üzülmemek için kaçarsın, gidersin. Bu da senin zayıf tarafın belki de, hepimizin sakladığı gibi. Bir ara memleketin aklına gelir, çarşamba yokuşu, çocukluğun, hasat mevsimi. 

Güneşi sen al, yağmurlar benimle kalsın. Belki ısınır için, belki peynir alırken karşılaşırız yine bir öğle vakti. 

11 Ağustos 2019 Pazar

Bir Adım

Bu seneye dair kendimce bazı düşüncelerim var, bazı bazı yapmak istediğim şeyler. Belki de yaşamaya dair bir adım, tam olarak ifade edemiyorum. Askerdeyken düşünmek için çok zamanım oldu. Sanırım insan orada hayatın, özgürlüğün önemini daha iyi kavrayabiliyor.

Bir hafta sonra çalışmaya başlayacağım. Nihayet olmak istediğim yerdeyim, işimle ilgili her şeyden çok memnunum. Bu sene hayata daha fazla katılım sağladığım bir yıl olmasını istiyorum. Hem annemi hem de kendimi dahil ettiğim çeşitli etkinliklerle, dışarıdaki hayata biraz daha selam ettiğim, en genel anlamı ile kabuğumdan çıktığım bir yıl olmasını istiyorum. Yaşım gençken, sağlıklıyken ve olmak istediğim yerdeyken yapmak istediğim şeylerin çoğunu yapıp biraz daha rastgele yaşamak niyetindeyim. Bugüne kadar hep planlı ve programlı bir hayat sürdüm. Elbette bu bana pek çok başarı, disiplin getirdi. Bahsetmeye çalıştığım şey planı ve programı elden bırakmak değil de, biraz daha hayatın tadını çıkarmak esasen.

Farklı faaliyetlerde bulunmak, yeni yerler görmek, bir sene ara verdiğim fotoğrafçılığa kaldığım yerden devam etmek, yeniden öykü yazmaya başlamak, yeniden sevdiğim metinleri okumaya başlamak, insanlarla biraz daha içli dışlı olmak gibi. Bakıldığında hepsi benim için oldukça radikal kararlar ama artık böyle olmasını istiyorum sanırım. 

Neler yaparım, neler yaşarım bilemiyorum ama çalışma dönemine keyfim yerinde başlayacak olmak benim için şimdiden çok sevindirici. Umarım bu büyü bozulmaz, mutlu bir yıl olur benim için. Yeni fikirler, yeni adımlar belki yaşamdan keyif almamı sağlar. Bakıp görelim hep birlikte, sonra da yaptığımız şeyleri buraya not düşelim. Güzel vakitler güzel insanlar ile bütünleşsin. Yeniden yolumuza devam edelim. Bir tebessüm, bin keyif.

10 Ağustos 2019 Cumartesi

Askerden Dönüş

Bu sabah itibariyle askerden döndüm. Epey zayıflamış ve birkaç ton koyulaşmış bir vaziyette nihayet normal hayatıma geri döndüm. Şimdi evde güzel bir kahvaltı yapıp ardından sade bir türk kahvesi içme vakti. Selamlar İstanbul. 

15 Temmuz 2019 Pazartesi

Askerlik

Hafta sonu askere gidiyorum. Az bir vakit kaldı. Üç haftalığına İstanbul'dan uzak deniz kenarı başka bir şehirde olacağım. Haliyle buralarda olamayacağım. Not düşmek istedim, bir süreliğine yuvadan ayrılış vakti. 
Sağlıcakla. 

9 Temmuz 2019 Salı

Yeni

Yeni eve taşındık nihayet, kendimi çok yorgun hissediyorum. Bu sebeple bir süredir yeni bir şeyler yazamadım. Ev taşımak gerçekten çok zor bir iş, eşyalarımızın bazıları nakliye sırasında hasar gördü. Aslında anladım ki kiracı için en güzeli ufak, portatif eşyalar. Neyse ki çok fazla eşyamız yok. 

Ev taşıyacaklar için nakliyeyi iyi araştırmanızı öneriyorum. Benim bulduğum nakliye firması internette bir sürü övgü almıştı. O gün yaşadıklarıma inanamadım. Eşyaları pis, kirli çöp poşetlerine sardılar. Eski püskü battaniyeler getirmişler beyaz eşyalar için. Kararlaştırdığımız saatten tam bir buçuk saat erken geldiler. Bu anlaştığım ikinci nakliye firması, maalesef ki ikisi de hayal kırıklığı idi.  

İstanbul öylesine kalabalık ve hoyrat bir şehir haline geldi ki, burada iyi insanlara rastlamak güçleşti. Herkes işini baştan savma ve para için yapıyor.

Yaklaşık 10 gün sonra askere gideceğim. Bir de onun hazırlık evresi olacak ufak tefek. Bu sıcaklarda oldukça sıcak bir batı şehrinde olacağım askerlik için. Umarım sorunsuz günler geçiririm.

Şimdilik böyle, sanırım bu yaz pek buralarda olamayacağım. Sağlıcakla kalın. 

26 Haziran 2019 Çarşamba

Taşınma Telaşı

Pazartesi günü taşınıyoruz. Güzel kutu gibi diye tabir edilen bir daire bulduk. Yanında ormanlık alanlar ve mesire alanları var. Yeni bir daire, hafta sonu gidip temizliğini yapacağız sonra da yeni bir sayfa açılacak. 

Taşınma işlemleri çok zor, özellikle bu sıcaklarda insanı epey zorluyor. Eşyaları nakliye taşısa da bir yandan hem çok masraflı hem de insanı yoran süreçler. Bunun yanında kiracı olmak da çok zor; eski ev aboneliklerini kapat, yenilerini aç, temizlik, yerleştirme, alışma derken epey zorlayıcı süreçler. 

Daire tenha bir sokakta lakin merkeze de yürüme mesafesinde. Arkasında geniş ormanlar var, site içerisinde. Minik de bir balkonu var. Yeni yapılmış, insanlar daha yeni yeni kiralıyor ya da satın alıyorlar. Umuyorum bu sefer başka bir yere taşınmak zorunda kalmadan uzun yıllar otururuz sonra da kendi evimizi alıp çıkarız bir gün. 

Bir de memlekete gidip kalan eşyaları getirmemiz gerekiyor. Onları da bir çabuk halletmemiz lazım. Beni daha askerlik bekliyor. Bu yaz koşturmaca ile geçecek baştan sona. Askerlik dönüşü de biraz bayram tatili var ve ardından hemen çalışmaya başlayacağım. Rast gele!

22 Haziran 2019 Cumartesi

21 Mart

Bu seneki not defterimi karıştırdım biraz. Çöpe gidecek. Canımın sıkıldığı ve derin düşüncelere daldığım boş derslerimin birinde bir şeyler karalamışım. Buraya not düşmek istedim. 

"Hırs, ölümden korkmaktır. Hırsın, ölümsüz olma isteği ile yakından bir ilişkisi vardır. Hırslı insan ölümü yadsır, ölüm anı yaklaşana kadar onu bertaraf eder. Yarışır, kovalar, koşar, kendini heder eder. Tüm bunların fazlalığı ölüm korkusu ile bağlantılıdır. Kişi, ölümden korktuğu oranda yaşama tutunur. İnsanı yaşar kılan ölüm korkusu ve belirsizliktir. Ölümden ne kadar korkarsanız o kadar çok yaşama uğraşı edinirsiniz. Kurslar, sevgililer, eşler, okullar, mevkiler, evler, arabalar, şirketler, kıyafetler, lüks yaşamlar ve daha fazla şey isterler. Hayatın beyhude olduğunun farkına varan insan bilinçli insandır. Her şeyi gözlemleme ve sağaltma yeteneğine sahiptir. Tüm bunların farkında olduğu ve bir çözüm bulamadığı için sürekli sıkılır, daha farklı bir yol arar. Hayattaki dertleri ve idealleri farklıdır."

"Türlü hesaplar peşinde insanoğlu, tek dertleri kendileri, hep başkalarının önünde olmak niyetindeler. İncelik kalmadı. İnsanlar, inceldikleri yerden koparıldılar. Ziyan olmuş ölümlü hayat her birimize. Dışarıda düşlenen ağustos böceklerine aldırmaksızın, makus talihini yenmeye çalışanların gözleri diğerlerinin gözlerinde. Bazen sıyrılmak istiyorum aralarından, hiç aralarında olmamak. Bırakıp gideyim her şeyi, bir sondan diğer sona doğru. Bir yaşam daha yok önümde, sonlu hayat zamanımızdan hız çalarak ilerliyor. Niçin bu kadar hırslılar? Her dakika paradan konuşuyorlar, her dakika zengin olmaktan bahsediyorlar. Nedir parada onları böylesine çeken şey? Sırrın kendisinden haberdar olmak bu kadar mı zor? Yaşamın bana sundukları ile yetiniyorum da; sanki yaşayacak hiçbir şey kalmadı önümde. Tek isteğim biraz daha derine doğru yüzüp ardından yüzmeyi bırakmak."

Böyle işte. 

18 Haziran 2019 Salı

Ev

Nihayet okulumdan ayrıldım, biraz erken bir ayrılık oldu. Güzel de oldu, üzerimden büyük bir yük kalktı. Malumunuz yeni okul karşı tarafta, bir süredir karşı tarafta okula yakın ev bakıyorum ama kiralar çok pahalı. İstanbul'da resmen bir emlak terörü var. İnanılır gibi değil. Okulun bizim yakaya, muhite servisleri var. Bir saat on beş dakika civarı sürüyor gitmesi. Ne yapalım ne edelim diye düşündük. Temmuz'un üçüncü haftası askere gideceğim için ev işini vakit kaybetmeden halletmemiz gerekiyor. Hiç bilmediğimiz karşı tarafa gitme durumu benim gözümü korkuttu. İş yerine yakın olmak çok büyük bir avantaj sağlıyor lakin hem bu dar vakitte hem de bu sıcaklarda karşıya ev bakmaya gidemeyeceğim. Bu sebeple yine oturduğumuz semtte temiz bir daireye çıkmaya karar verdik. Bugün tüm günümüz ev bakarak geçti lakin istediğimiz gibi bir ev bulamadık, ev bulmak da ne zor işmiş yahu. 

Yarın birkaç daireye daha bakacağız. Umarım içlerinden birini beğenir hemen taşınırız. Malumunuz bu sene rutubetli çıkan dairemizde çok sorun yaşadık, ne eşya alabildik ne düzen kurabildik. Rutubetten ayakkabılarımız, kıyafetlerimiz bile yeşillendi. 

İş yerine yakın bir muhite taşınmama kararı ile hata mı ettim bilemiyorum, epey erken uyanıp dönüşte trafik çekmek zorunda kalacağım sanırım. Lakin hiç bilmediğim bir semte pat diye taşınmak istemiyorum. Buralara alıştık sayılır, ev bulup temizliğini yapması, yerleşmesi de kolay olacak. 

Şimdilik böyle bir koşturmaca içerisindeyiz, güzel bir daire rast gele. 

9 Haziran 2019 Pazar

Dönüş

Uzunca bir tatili geride bıraktık, yarın yeniden işe devam. Son bir haftamız kaldı, haftaya cuma günü karnelerimizi dağıtmış olacağız ve çocuklar uzun bir tatile çıkacaklar. Biz ise haziran sonuna kadar çalışmalara devam edeceğiz. O arada da karşı taraftan bir ev bakmam gerekecek, umuyorum güzel ve şirin bir daire buluruz da haziran sonu itibari ile taşınma işlemlerimizi gerçekleştirebiliriz. 

Bu tatil neredeyse hep evdeydim. Bir defa Kadıköy, Sirkeci ve Cağaloğlu taraflarına yayınevlerini dolaşmaya gittim. Bir iki defa da annem ile dışarı çıktık. Onun dışında bayram tatilini evde geçirdik. Bir ara kuzenim ve eşi geldi, onlarla vakit geçirdik. Bir de karşı komşularımız ziyarete geldi ve bayram sona erdi. 

Semtimize veda zamanına az kaldı, küçük bir selamla yeni bir sayfaya merhaba diyeceğiz. Güzel olsun.

ayaklarım değiyor suya, 
yaz mı geldi, bu bir hayal mi?  
bilmem boş ver...

25 Mayıs 2019 Cumartesi

Bir Durum

Bazı siyah noktalar var, bazen renk değiştiriyorlar fakat hep oradalar. Bir şekilde dönüp duruyorlar etrafımda, bir kazanın dibi gibi karanlıklar. Gün ışığı ise siyaha tamamen zıt, doğumdan ölüme değin süren bir yanılsama. Sokak lambalarının yanmaya başladığı an içe çöken garip bir duygu gibi, tarifsiz çoğu zaman insanın düşündükleri.

Sonra ilerliyor insan kendi yolunda, kulağında hep başkalarının sözleri. Çok fazla konuşuyor herkes, uyaran sayısının fazlalığı zihnini buruşturuyor. Hiç sevmedi renkleri, hep daha azını istedi. Çoğaldıkça bölündü, arttıkça azaldı. 

Kulağında Thomas Bernhard'ın 1970 yazında bir banktan savurduğu sözler; gerçekliğe her zaman gözlerini kapadı. Dün bir düştü, bugüne dönüştü. Yıkandı, ellerini sabunladı, yemeğini yedi, uyudu bol bol.

Kapının önüne konan boş bir tabure gibi, üzerine oturulunca içe çöken bir sünger parçası, koltuğun bir kenarı. Üzerinde solgun gri bol bir ceket, ayağında kenarı delinmiş spor ayakkabıları. Bir fazlası olsun demeden, nereye gittiğini hiç bilmeden. Kimden korkar bu insan? Hep tedirgin, hep huzursuz.

Gün ortasında bir haber alırsın ve hayatının dağıldığını zannedersin. Birkaç ay geçer illa ki toparlanırsın. Gece gündüze döner, yağmur yerini güneşe bırakır. Kimi zaman da tam tersi olur, güneş yerini yağmura bırakır. Hayatın bir döngü olduğu aklına gelmez. Basit bir mantık kuramayacak kadar seversin hayatı. Neşe insanın gözlerini kör eder. 

Bir çiçek açmış pencerenin dibinde, çok sevdiğin yün kazağın sökülmüş bel yerinden. Caddenin kenarındaki fırında hiç elmalı kurabiye kalmamış, komşun bir gerideki sokağa taşınmış. Durakta sana masum gözlerle bakan kedinin bile başını sevmekle yetinirsin, kimsenin sevgisi kendisine yetmez.

12 Mayıs 2019 Pazar

Meziyet

Meziyet'in ayakkabıları paramparça, dörde bölünmüş olduğu yerde. Asfalt kaygan, saçları akmış uzamış yol boyunca. 

Bilir misin? Hani derler ya, evvel ahir zaman içinde diye. Annem her kuşluk vakti yatakları toplayıp yüklüğe koyduktan sonra saçlarımı tarardı. Sobanın sönmeye yüz tuttuğu, ortalığın henüz aydınlanmadığı zamanlar. Sonra kahvaltı hazırlardı, o temizliğe giderdi ben de okula. Hasırdan bir çantam vardı, içine sığdırdığım kitaplarımla yol boyu koşardım. Yanıma bir de yufka verirdi, öğle öğünü olsun diye. Dağ bayır yemyeşildi bizim oralar, bıldırcınlar uçuşurdu pencere kenarlarında. Ahmet öğretmen gülerek girerdi hep sınıfa, kara tahtanın önünde bize selam verirdi. Kimimizin yakalığı bile yoktu, Ahmet öğretmen dert etmezdi. Okula gelin o bize yeter derdi. Azla yetinmeyi bilirdi, hep azla yetindik. 

En dar zamanlarımda aklıma hep Ahmet öğretmen ile annem gelir. Bunca hayat yüküne, dünya ağrısına rağmen onların o gülen yüzleri hiç silinmez havsalamdan. Kuşlar uçar, su yürür de, Meziyet bir bunları unutmaz.

Meziyet'in etrafında kalabalık, şaşkın yüzler. Sivil polisler, beyaz kıyafetli sağlıkçılar. Gökyüzünde iki gülen yüz; biri annesi diğeri de Ahmet Öğretmen.

Bir Yaralı Kuştum

Hafta sonunu rutin işlerle geçirirken Gaye Su Akyol'dan bildirim geldi. Bir Yaralı Kuştum isimli şarkısına klip çekmiş. Pek de güzel olmuş, siyah beyaz. Kendime bir türk kahvesi yaptım, biraz daha izleyeyim. 

Yazacak pek bir şeyim yok bu aralar, bari şarkıyı not düşeyim dedim. Sağlıcakla.

Keder, feza üstüne 
Yayılır elem içimden gökyüzüne 
Onu benden çok sevmiş
Paramparça bir hikaye
...

3 Mayıs 2019 Cuma

Güzel Bir Haber

Bir aylık bekleyiş sona erdi, yeni okuldan güzel bir haber geldi. Bugün anlaşmamızı yaptık. Kısa bir zaman sonra çok güzel bir semtte, yeni bir hayata merhaba diyeceğiz annemle birlikte. 

Bugün görüşmeye giderken sahil boyunca otobüste sürekli düşündüm. Yıllar evvel okumaya geldiğim bu şehirde kalabilmek, bir yerlere gelebilmek için çok mücadele verdim. Çoğu zaman tek başımaydım, yaşadığımız onca olumsuzluğa ve üzüntüye rağmen hep çok çalışmam gerektiğini düşündüm. Hayatı anlamlı bulmasam da bir annem vardı, onun için daha fazla mücadele etmem gerekiyordu. 

Bir aksilik çıkmazsa önümüzdeki dönem bambaşka bir hayat bizi bekliyor olacak. Yeni okul, yeni insanlar, yeni ev, yeni semt, yeni eşyalar derken sanırım daha da toparlanacağım. Bu yıl benim için bir geçiş dönemiymiş, esasen hep öyle olduğunu hissediyordum lakin kaygılarım bir türlü beni bırakmıyordu. Bugün derin bir nefes aldım sahil kenarında, uzun uzun martılara ve boğazdan geçen gemilere baktım. 

Bana tekrar yol açtığın ve güzellikler sunduğun için teşekkür ederim. Bana ısrarla her seferinde güzel düşünmeyi ve pes etmemeyi öğretiyorsun. Var ol. 

23 Nisan 2019 Salı

Kitap Okuma Alışkanlığı mı?

Eğitimciler de dahil etrafta sürekli kitap okuma alışkanlığından bahsediliyor. Kitap okumak bir alışkanlık değildir. Kitap okumanın el ve yüz yıkamak ya da diş fırçalamak gibi alışkanlıklarla hiçbir ilişkisi yoktur. Hem öğretmenler hem de veliler sürekli olarak çocuklara kitap okuma alışkanlığı kazandırmak ile meşguller lakin feci yanılıyorlar. Bizim okulumuzda da her hafta bir ders zorunlu kitap okuma saati var. Birincisi; kitap okumak zorunlu bir eyleme dönüştüğünde cezbedici olmaz. İkincisi; çocuk ya da yetişkin kişi kendini iyi hissettiği, zihninin daha berrak olduğu ve kendisinin seçtiği bir zaman diliminde kitap okumalıdır. Üçüncüsü, çocuk okuyacağı kitabı kendisi seçmelidir. Öğretmen, çocuğa uzunca bir kitap listesi sunabilir ve içerisinden istediği kitapları okutabilir. Ülkemizdeki kitap okuma oranlarının bu kadar düşük olmasının en büyük sebepleri yukarıda saydıklarımdır kanımca.

Eğitim hayatım boyunca okumak istediğim kitapların hepsini kendim seçtim. Daha sonra edebi zevklerim değişti ve gelişti. Lise ve üniversite yıllarımda okuduğum kitaplarla şimdiki okuduklarım arasında dünyalar kadar fark var. Çünkü kendi kitap yolculuğumu özgürce sürdürüyorum. O dönemler ailem bana zorla kitap okuttursaydı; hem bir birey olarak hem de bir okur olarak çok az yol alabilirdim. 

Elbette burada kitapların çocuklara uygun olup olmaması durumu var. Bu konuda ebeveyn olarak tereddütleriniz varsa öğretmenlerden yardım alın. Ha, öğretmenlerin de çoğu kitap okumuyor ve kitap tavsiyesi veremeyecek kadar vasatlar bu da sektörden edindiğim bir tecrübe. Okulunuzdaki öğretmenleri iyi gözlemleyin; ille de türkçe ya da edebiyat öğretmeni olmak zorunda değil danışacağınız kişi. Farklı branşlarda olup; hitabeti, diksiyonu düzgün olan ve okuma zevki olan öğretmenler tek tük de olsa illa ki vardır. Onlardan yardım isteyebilirsiniz. Benim altıncı sınıfa giden ve komünist manifestoyu okumaya çalışan öğrencilerim de oldu. Çocuğunuzun düşünme düzeyi yaşıtlarından daha öndeyse onlara seçimleri konusunda engel olmayın. Bırakın yaparak ve yaşayarak öğrensinler. 

Ortaokul çağındaki çocuklar daha çok fantastik eserlere meraklılar. O yaştaki çocukların dünyası daha büyülü, daha renkli. Haliyle onları cezbeden kitaplar da farklı dünyalara ait. Bol bol fantastik okumak konusunda hiçbir sıkıntı görmüyorum. İlerleyen yıllarda okuma zevkleri oturmaya başlayacaktır. İyi bir okur olmak isteyen çocuk, zaten sizi ya da bir başkasını örnek almadan kendi kitap okuma zevkini oluşturacaktır. Burada velileri olarak iyi yayınlardan ve iyi çevirilerden çıkan dünya klasiklerini çocuklarınıza tavsiye etmeye başlayabilirsiniz. O ilgisini oluşturduğu dönemde sizin de onunla ilgilenmeniz, birlikte kitapçıya gidip kitap seçmeniz faydalı olacaktır. Böylece aile içerisinde de ortak bir kitap okuma zevki oluşturabilir, hatta kitapları aile bireyleri arasında dönüşümlü olarak okuyup tartışabilirsiniz. Örneğin liseye giden çocuğunuz Suç ve Ceza'nın tam metnini okuyabilir. Sonra evin içerisinde anne ve baba da okuyabilir. Bir akşam yemek masanızın etrafına toplanıp yarım saat kadar kitap üzerine analizler, konuşmalar yapabilirsiniz. Sadece yarım saat ile hem çocuğunuza olan ilginizi hem de ortak okuma zevkinizi geliştirebilirsiniz. 

Velilerimin çoğuna bunu söylüyorum lakin uygulayan tek velim dahi yok. Hayat şartları çok ağır, anne ve babalar çalıştıkları için çok yorgunlar biliyorum. Lakin haftada bir gün yarım saat ayırmanız da çok zor olmasa gerek. 

Çocukları, serbest bıraktığınız ölçüde kontrol edebilirsiniz. Zaten belirli kuralları olan ve bu kurallara riayet eden bir aileyseniz çocuğunuz serbest kaldığında da aklına zararlı şeyler yapmak ya da zararlı alışkanlıklar edinmek gelmeyecektir. Fakat hem çocuğa hem de aileye koyduğunuz kurallar ara ara ya da sürekli olarak değişiyorsa ve uygulanmıyorsa, çocuk kuralların anlamsızlığını hemen fark edecek ve onlara riayet etmeyecektir. Aile içinde ve çocuk üzerinde ne kadar tutarlı olursanız çocuğunuz o kadar iyi yetişecektir. Bu işin başka da bir büyüsü yok.

19 Nisan 2019 Cuma

İç Ses I

Başından çok fazla şey geçti genç yaşında, babasız büyüdün, annen ölümden döndü, o işten o işe koşturdun, gelecek kaygısı ile boğuştun, yorgunluğunun sebebi, mutsuz olman bunlardan kaynaklı olabilir mi?

Belki, belki de mizacım böyledir. Herkes kendine göre bir şeyler yaşıyor, acılarla dolu dünya nihayetinde. Elbette içinde mutluluklar da var. Ama erken yaşta yorulunca insan, daha fazla mücadele edesi gelmiyor. Bir ay önce gittiğim bir iş görüşmesinde müdür yardımcısı gelecekten beklentiniz nedir, kendinizi birkaç sene sonra nerede görüyorsunuz diye sordu. Aynı yerde dedim. Şaşırdı. Çünkü bir beklentim yok, mevki atlamak onu ya da diğerlerini mutlu ederken beni şu andaki halim bile mutlu etmiyor. O mevkiden o mevkiye atlayacaksın, diğerleri seni takdir edecek, başarılı olacaksın, ailen ve çevren seninle gurur duyacak. Peki ya sonra? Senin de sonun aynı, benim de. Diyemiyorsun tabii.

Bu kadar mı ümitsizsin her şeyden? Daha çok gençsin, önünde uzun yıllar var. Yeni deneyimler yaşayacaksın, niçin bu erkenden vazgeçiş? 

İnsan hayattan bilinçli olarak vazgeçmez, üstelik bu bir vazgeçiş bile değil. Ne olduğunu bile anlamlandıramadığın bir şeyden nasıl vazgeçebilirsin ki? Hepimiz ayrı bir yolculuktayız, farkındayım ve şaşırıyorum üstelik. Diğerleri nasıl bu kadar sıkı tutunuyorlar hayata, sanki hiç ölmeyeceklermiş gibi. Biraz sorgulama yapalım seninle birlikte. Sence onları hayata bağlayan şey ne? Tabii ki ölüm korkusu, öyle çok korkuyorlar ki kendilerine sürekli yeni uğraşlar buluyorlar, çok çalışıyorlar, koşturuyorlar sonra evleniyorlar, yıllarca ev kredisi ödüyorlar, çocuk yapıyorlar sonra yıllarca çocuklarını büyütüyorlar. Neden ama? Çünkü sürekliliği olan şeyleri tercih ediyorlar ki yaşayabilsinler. Kendilerini kandırıyorlar her gün. Çünkü ancak böyle ölümden kaçabilirler. Ben her şeyi kabullendim. Hayat bir hiçlik çukuru, doğumdan ölüm döşeğine kadar tekrar eden günlerin hepsi birbirinin aynı. Ölüm korkusu insanda yaşama sevinci yaratırken, yaşam korkusu ise insanda ölüm isteği oluşturuyor, ölüm korkunu ortadan kaldırıyor. Hayatın nesi anlamlı? Neden ısrarla yaşamaya devam ediyoruz? 

Ama hayatın kanunu bu. İnsan doğar, büyür ve ölür. Çok basit bir döngü. Bu süreci de ne kadar verimli ve mutlu geçirirsek kar, yaşamın kendisinde anlam aramak yerine anlamsızlığı kabul edip yaşam için çabalamak en doğrusu. Neden sürekli hayatını yalnızlık, var oluş sancısı, cevaplar aramak ve mutsuzluk ile geçirmeyi tercih ediyorsun? 

Bu bir tercih değil yanılıyorsun. İnsan düşünmeli, insan her an anlam aramalı, sorular sormalı ve yanıtlamalı. Hayatı yaşanılır kılan şeylerin hepsi bütüncül bir yanılgı, toplamdan arta kalan şeyler sana sonucu vermiyor. Ne için bu kadar mücadele ediyorum? Birkaç yıl daha fazla nefes alabileyim diye mi? Niye buna bir son vermiyorum? Bunu derinden yaşıyorum ama anlatırken güçlük çekiyorum, onlar kendilerine sebepler bulmuşlar ve onlara tutunmuşlar. Çoğunluğun bildiği doğrudur diyemeyiz. Bense hep kendi etrafımda dönüp, okuduğum her şeyden anlam çıkarmaya çalışıyorum. Onlar yaşama katılıyorlar, çünkü başka çareleri yok. Bense yaşamı dışarıdan izliyorum, ancak böyle yaşamaya devam ediyorum. Hiçbir şey mutlu etmiyor beni. Hiçbir şey heyecanlandırmıyor. Eskiden böyle değildi, çocuktum ve bir sürü renkli umudum vardır. Büyüyünce hepsi griye boyandı, gerçek dünya düzeni ile tanıştım. Sonunda öyle bir mücadeleler zinciri sardı ki beni, yığıldım kaldım. Elbette ayaktayım, elbette devam etmek zorundayım. Fakat beni ben yapan tüm isteklerimi kaybettim. Ne oradayım, ne de burada anlayacağın.

Bir çay molası verelim mi? Biraz için ısınsın, sonra kaldığımız yerden devam ederiz...

17 Nisan 2019 Çarşamba

Beklenen Haber

Yakın zamanda yazdığım bir yazıda zihnimdeki karışıklıktan bahsetmiştim. Güzel bir okul ile görüşmeye gitmiştim, üstelik hasta yatağımdan kalkıp. Güzel geçen görüşmenin ardından haber beklemek kalmıştı bana. Haber geldi, olumlu olduklarını yakın zamanda görüşmek ve anlaşmak üzere beni okula davet edeceklerini söylediler. 

Okul karşı yakada, epey köklü ve kaliteli eğitimi ile bilinen bir okul. Bir öğretmen olarak çalışmak isteyeceğim okullardan biriydi, kendime yaptığım ufak listemde ismi yer alıyordu. Bu seneki geçiş döneminde çalışmak zorunda kaldığım, askerlik nedeniyle ağustos ortası anlaşıp bir hafta içinde çalışmaya başladığım okulum ne yazık ki nitelikli bir okul değil. Sürekli iş değiştirmeyi seven bir insan değilim. Lakin bu senemiz yarım yamalak geçti. Üç yıldır çalıştığım güzide okulumdan askerlik sebebiyle istifa etmiştim yazın. Sonrasında bedelli askerlik çıktı ve ben öylece kalakaldım. Annemle yaptığımız onca plan suya düştü. Bir askerlik yükümlülüğü sebebiyle hayatımızda pek çok değişiklik yapmak zorunda kaldık. Düzenimizi kurduğumuz evi ve semti değiştirdik, hayatımızda ilk defa gördüğümüz bu semte yerleştik. Evde türlü sorunlar çıktı, kış başlayınca rutubet oluşmaya başladı. Evi boyayıp süslemişler, haliyle yazın hiçbir şeyin farkına varamadık. Ev rutubetli olunca eşyalarımızı da tamamlayamadık. Böyle yarım yamalak bir yıl geçirmek zorunda kaldık annemle. Yeni bir ortama, mekana ve insanlara alışmam çok uzun sürüyor. Okul da beni hemen her gün mutsuz ettiği için pek de iyi bir yıl geçiremedik. Yeni semtimizi sevemedik ve buraya hiç alışamadık. 

Derken nihayet güzel bir dönüş aldım, yeni okul karşı yakada. Henüz taşınacak yer belirlemek için çok erken. Zaten anlaşmayı da yapmış değiliz, bende karar kıldıklarına dair bir telefon aldım. Şimdi işin tuhaf yanı şu an çalıştığım okul ile önümüzdeki sene için sözleşme imzaladım. Henüz hiçbir okuldan net bir cevap almadığım için esasen imzalamak zorunda kaldım. En kötü devam ederim düşüncem vardı. Şimdi yeni okulla görüştükten sonra eğer işi resmiyete dökersek kendi okulumla bir şekilde konuşup yaz sonu istifa edeceğim. Biraz gerilimli bir süreç, umarım çok sarsılmadan bu işin altından da kalkarım. 

Yeni ev, yeni bir semt ve güzel bir okul fikri beni biraz heyecanlandırdı. Eskiden bu tarz başarılar, güzellikler karşısında daha mutlu olurdum, içimde günlerce kelebekler uçuşurdu. Artık bu duyguları yaşayamaz oldum, neredeyse hiçbir şey hissedemiyorum. Bu durum da beni üzüyor. 

Bize okullar kapanır kapanmaz yol görünüyor gibi, yeni bir hayata başlıyor sayılırız. Tabii yeni okul fikrinden caymazsa. Her ihtimale karşı temkinli olmak lazım, umuyorum bir aksilik çıkmaz ve anlaşmamızı yaparız. 

Beklenen haber daha pek çok güzellik getirir umarım. Uyanırız birlikte yeni sabahlara. 

15 Nisan 2019 Pazartesi

Yeni Dünya

Bir telaş sedirin kıyısına uzanıvermişim, kıvırcık saçlarım ter içinde gökyüzüne bakıyorum. Bir gün her şey daha berrak hale gelecek, tıpkı su gibi. Ezcümle bir daldan öbürüne konan bir kuşa dönüşecek dünya. Uçup gidecek. 

Parça parça dökülen güneş ışınları üzerinde bir tur daha. Atlıkarınca hayalleri geçmişe götürecek, çocukluk diyecek. Ağzından dökülen her bir kelime atmosfere karışacak, sesler yankısını bulup şavkıyacak. Gün ortasında, bir koşmak tutturacak, mısır tarlasının arasından dünyaya açılacak.

Ben geçmiş günlerin tanrısı, kil tabletlerin arasına saklanmış sır dolu tarihin aynası. Bir bilmecem var, sorunun peşinde hep hayal aldatmacası. Bir mısra, üzerine birkaç da nota. Dönüp durduğum için etrafta, başım ağrımakta. Hakikat kimin aynasında, çember kimin beline dolanmış? Gün kurusu, tadı pek lezzetli. Gönlümden iyice geçen her şeyi yapmalı, beklemeden, dur demeden bir çıkış yolu aramalı. Sığınak, bir dünya ötesi algının sınırları. Parmak parmak, bal çalmalı. Yazın arılar ile, kışın kekliklerin burnuna konmalı. Ben yepyeni bir dünya.  

14 Nisan 2019 Pazar

Bekleyiş

Bu haftayı bir tuhaf bitirdim, salı günü sesimin hiç çıkmaması ile doktora gittim ve iki gün rapor aldım. Salı sabahı hastalıktan mütevellit koltukta battaniyeme sarılı otururken telefonum çaldı ve çok iyi bir özel okulun insan kaynakları biriminden arandım. Gün içerisinde görüşmeye gelip gelemeyeceğimi, gelemeyeceksem müsait olduğum bir zamana randevu vermek istediklerini söylediler. Ben de hazır raporluyken, izin alma derdi olmayacağı için hasta yatağımdan kalkıp görüşmeye gittim. Tam çalışmak isteyeceğim nitelikte bir okul; hem kurucu müdür hem de okul müdürü ile yarım saatlik bir mülakat yaptık. Beni çok hoş karşıladır, güler yüzlü, dopdolu iki iyi insana benziyorlardı. Espriler yaptık, bana da bir canlılık geldi, hasta hasta gelmemi takdir ettiklerini söylediler. Mülakatın sonunda ayağa kalkıp beni kapıya kadar uğurladılar, çalışmak istedikleri bir aday olduğumu, bir de örnek ders anlatımına çağıracaklarını, haber beklemem gerektiğini söylediler. 

Şu an haber bekleme aşamasındayım lakin aklım çok karışık. Kendi okulumla bir sonraki sene için anlaşma imzaladım. Her şeyi oldubittiye getirdikleri için haliyle bunu da oldubittiye getirdiler. Bu seneki şartlara göre nispeten iyi bir zam yaptılar lakin maaş politikaları sektöre göre oldukça az. Geçen seneki işimde burada aldığım maaşın iki katını alıyordum, hadi zamanla bu duruma alıştım ama emeğimin, niteliklerimin sömürüldüğünü hissediyorum. Okulum, sektörde tanınan bilinen pek çok şubeli bir okul lakin iyi seviyede bir okul değil; tamamen ticari kaygılarla ayakta.

Eğer olur da haber beklediğim okuldan bir teklif gelirse kuşkusuz hemen kabul edeceğim. Bu durumda önümüzdeki sene için attığım imzayı bir bahane bulup feshetmem gerekecek. Hatta her ne olursa olsun bu sene toptan istifa mı etsem diye bile düşünüp duruyorum. Çünkü okulumdan memnun değilim; bir başkası da mükemmel olmayacaktır elbet ama biraz daha mutlu olsam bile kar benim için. Kendimizi idare edebileceğimiz bir miktar birikmiş var. Onunla da bir müddet geçim sağlayabiliriz, ben de dinlenip kendi istediklerimi yapabilirim, üzerimdeki tüm yükü atarım diye düşünüyorum lakin şu ekonomik durumda daha iyi bir iş bulamamaktan da çekiniyorum. Şu iş belası ne kadar lanet bir şey, sistem sizi asla özgür hareket edememeye zorluyor, zincirliyor. 

Bir de ev durumumuz var tabi, bu rutubetli binadan bir an önce taşınmak istiyorum. Haliyle benim iş durumum muallak olduğu için de taşınamıyoruz zira görüşmeye gittiğim okul diğer yakada. Böyle bir belirsizlik durumumun içerisindeyim, beklemek de çok can sıkıcı. Bakalım bu hafta nasıl haberler ile karşılaşacağım, kaderim nereye doğru yönlenecek. Hep birlikte göreceğiz. 

8 Nisan 2019 Pazartesi

Kayıp

Saat sabah ikiye geliyor. Fena hastalandım, ama inadım inat çalışmaya devam ediyorum. Sesim hiç çıkmıyor neredeyse, burnum akıyor, öksürüyorum. Böyle durumlarda uyuyamıyorum da. Bir de türlü kaygılar ile boğuşuyorum, kafamda türlü düşünceler. 
Kendi okulumdan iyi sayılabilecek bir teklif aldım, seneye için imza da attım. Hemen garantilemek istediler. Cuma başka bir okul ile görüşmem var, ne yaptığım belli değil sanırım. Şu sıralar uykularım daha çok kaçacak galiba. 

Garip düşünceler, ne yapacağım konusunda hiçbir fikrim yok. Zihnim hiç olmadığı kadar dağınık şu sıralar, bir türlü kendimi toparlayamıyorum. Yine var olmak ile ilgili sıkıntılar, kafamda türlü türlü bulutlar. Küme küme. 

Şu sene bitsin artık, bitsin de ne olacaksa olsun. Nereye, nasıl devam edeceksem edeyim. Bazen kendimden, kararsızlıklarımdan, tedirginliğimden, kaygılarımdan, düşünceli halimden, hayatı hiç akışına bırakamayışımdan çok ama çok sıkılıyorum. Dağlık, tepelik bir yere çıkıp avazım çıktığı kadar bağırasım var. Sanki o zaman rahatlayacakmışım gibi. 

6 Nisan 2019 Cumartesi

Tehir

Bir gece yarısı treni ile kasabadan ayrılıyorum. Sonbaharın döküntü yaprakları ile kaplı aile çay bahçesi ıssız. Kasabalılardan bir iki tanıdık yüz, uzaktan selam ediyorlar. Sırt çantamı çıkarıp bir köşeye oturuyorum. Bekleme salonundaki sobayı yakmamışlar, atkıma iyice sarınıyorum. Annem karnım acıkır diye bir tepsi dolusu dereotlu poğaça koymuştu yanıma. Çıkarıp onlardan birini yiyorum. Henüz küçüğüm, yirmi yaşında bile değilim. Bazı hafta sonları okumak için gittiğim İstanbul'dan trene binip eve geliyorum. Trenler üzerine uzun uzun düşünüyorum, insanlar dışında taşıdıkları pek çok şey var. 

Çantamın köşesinde Orhan Pamuk'un Kar romanı. Trende uykum gelmezse muhakkak okurum. Esasen yolculuklarda uyuyamıyorum. Bacaklarım çok uzun, hiçbir yere sığmıyorlar. Haliyle uyumak kısa süreli bir işkenceye dönüşebiliyor.

Yolculardan biri öksürüyor, yaşlıca bir adam. Büyük ihtimal diğer kasabaya pazara gidiyor. Ayaklarının kenarında iki tane çuval. Binerken ona yardım ederim diye düşünüyorum. Elleri buz kesmiş gibi, burada ısınması zor. Kendi ellerimi yokluyorum. Bazen uzuvlarım sanki bana yabancıymış gibi hissediyorum, bulunduğum yerde değilmişim gibi. Hiçbiri bana ait değilmiş, her biri herhangi bir yerden toplanmış da ortaya ben çıkıvermişim gibi. Belki de çok kitap okuduğum için böyle hissediyorumdur.

Tren vaktinde gelmiyor, tehir yapıyor. Kırmızı ışık yeşil ışığa dönünce tren yaklaştı demek oluyor. Oturduğunuz yerden hemen kalkmanıza gerek yok. Çünkü tren gümbürtüyle geliyor, sesini duymamanız imkansız. Fakat binerken insan tedirgin hissedebiliyor, kondüktörün düdüğü hemen çalacak da siz binemeden öylece kalacakmışsınız gibi. 

Genç bir çocuk kendine bir dünya kurmaya çalışıyor. Okuyacak, adam olacak. Kırsalın beklentisi yüksek elbet, daha önce şehre okumaya giden çıkmamış pek aralarından. İnsanlar, çarşıda pazarda gezerken genç çocuğa gıptayla bakıyor. Bir beklenti, oluyor bin küsür beklenti. Öyle ya da böyle, gencecik çocuk çok okuyacak, hep okuyacak. Dünyanın yükü sırtında, kimse görmeyecek. Çevirip başını bakamadığını, sessizce isyan ettiğini kimse anlayamayacak yüzünden. Hayali bir tebessüm, küçük bir ekmek kırıntısı, çantasının kenarında plastik bir su şişesi. Pazarcı amcaya trene binerken yardım edecek, geçip koltuğuna oturacak. Genç çocuk okuyacak, hep okuyacak. 

Sessiz Hafta Sonu

Bu hafta sonu iki gün tatilim var diye sevinmiştim lakin nezle oldum. Sürekli burnum akıyor, başımda bir ağırlık. Temiz hava iyi gelir diye annemle yürüyüşe çıktık, ne mümkün yine aynı akıntı. Bu hafta sonu da böyle geçecek anlaşılan.

Hazır dışarı çıkmışken kendime pek sevdiğim kapsül filtre kahvelerden aldım. Almak isterseniz tchibo'nun kahve makinelerinden çok ama çok memnunum. Uzun yıllardır kullanıyorum. Güzelce kahvemi içip biraz müzik dinledim, sürekli burnum aktığı için bir şeyler okuyamıyorum. Hafta içi yazılıları okumuştum, hafta sonu dinlenirim diye. İyi etmişim erken okumakla, en azından hastalığı evde hafifletebileceğim. 

Sefiller'in tam metnini okumak istiyorum ne zamandır. Yakın zamanda çekilmiş bir mini dizisine rastladım. Dayanamayıp biraz izledim, güzel bir yapıma benziyor. Toparlanabilirsem izleyeceğim.

Apartmandaki karşı komşularımız yaşlı bir amca ile teyze. Kayserililer. İkisi de çok tatlı, amca hep fötr şapkası ve takım elbisesi ile geziyor. Kulakları pek duymuyor. Teyze ise çok bakımlı, türlü türlü ipekli elbiseleri ve süsleri var. Ara sıra annemi kahve içmeye davet ediyorlar, bana da bey diye hitap ediyorlar çok utanıyorum. Amcanın kulakları zor işittiği için teyze evin içinde sürekli bağırarak konuşuyor, mutfaklarımız bitişik. Aralarındaki diyaloglar zaman zaman oturduğumuz yerden bize de tebessüm ettiriyor. Teyze, amcaya sürekli "hacı efendi" diye sesleniyor. Elli yılı devirmişler. Bu sabah çöpü dökmeye çıktığımda onları gördüm, ne güzel insanlar diye geçirdim içimden. Birlikte bir ömür, iyisiyle kötüsüyle. Buradan taşınınca ikisini de hiç unutmayacağım.

4 Nisan 2019 Perşembe

Yeni Şeyler

Bu aralar zaman epey yoğun geçiyor benim için. Mart ayında çok istediğim bir okul ile son aşamaya gelip olumsuz bir yanıt almıştım. Pek üzülmeden atlattım süreci. Bu hafta yine güzel ve nitelikli bir okuldan görüşme teklifi aldım. Zar zor izin alıp haftaya bir görüşme ayarladım. Ne hikmetse bir önceki okul ile aynı yerde, deniz kenarında ormanlık bir okul. Bu sefer daha sakince atlatacağım bu süreci. Okulların görüşmeler yaptığı yoğun bir dönem. Umuyorum ki seneye orada olur ve yeniden güzel bir başlangıç yaparım. Şu sıralar tek düşündüğüm yeni bir iş, kariyer vesaire. Kendi okulum da önümüzdeki sene için görüşmelere başladı, beni ne kadar geç çağırırlarsa o kadar iyi diye düşünüyorum. Bizim süreçler de böyle işliyor, sene sonuna doğru en heyecanlı dönemler başlıyor. 

Haftaya görüşmem umarım güzel geçer. Bir önceki gibi bir hayal kırıklığı yaşamak istemiyorum. Bana iyi geleceğini biliyorum. Yeni bir semt, yeni bir ev ve yeni bir başlangıç. Umarım talih bu sefer benim yanımda olur!

1 Nisan 2019 Pazartesi

Martı Kuşu

Ya martı kuşları Halil, onlar da geri gelecek mi dersin bir daha ki bahara? 

Gelecekler ya elbet, dönüp duracaklar Galata'nın etrafında, biz de akşamları Karaköy kıyılarında seyre dalacağız hepsini. 

Hani ninem anlatırdı Halil, kızlığında İstanbul'a ilk gelişlerini. Sirkeci Garındaki bir dükkandan fulya çiçeği renginde bir ipekli almış. Yıllarca da saklamış onu. Şipşak bir fotoğraf çektirmişler dedemle birlikte köprünün yanı başında. O zamanlar derdi, tramvayların seslerine, insanların neşesine aşık olmuştum. Tüm gün sokaklarda dans edesim gelmişti, beni bir görseydin. Tıpkı Fransız film artistleri gibi güzeldim, incecik bir belim vardı. Şimdi bize boz bulanık görünüyor bu şehir, ruh taşlarına dönüştük. Gri, mat, donuk; o zamanlarda yaşıyor olmayı dilerdim.

Her zamanın kendine ait bir güzelliği vardır. Zaman, içinde acıyla birlikte umut barındırır. Kim bilir kaç gemi geçti şuradan, baksana. Deniz bile koyuldu, dibini göremez olduk artık. Bir hikayenin başladığı ve bittiği yer aynıdır, insanın doğduğu ve öldüğü yer gibi. Sahneler birbirine bağlandıkça, eğrisiyle doğrusuyla bir hayat çıkar karşına. Sen hayatın hangi cephesindesin? Anlat bakalım ürkek martı kuşu!

Ben mi Halil? Hiç böyle düşünmemiştim. Ben, sanırım acemi bir yolcuyum. Belli ki önümde daha çok yol var, tutmak gereken pek çok söz var. Kendime, sana, herkese karşı bir sorumluluğum var. Henüz bir bilet bile almış değilim, bir vapur düdüğünün ucunda sallanıyorum sanki. Ürkekliğim bundan besbelli, dahası var mı bilemiyorum. Hikayem çoktan başlamış. 

Güzel tarif ettin, insanı sisler içinden aydınlığa çıkaran tek bir şey vardır: hikaye. Oturup uzun uzun anlatacağın, her tanıştığın insana inci gibi dizeceğin kelimelerin oluşturduğu  bir anlam bütünü. Tamamen sana ait, bir yönüyle de başkalarının sahipleneceği bir hikaye aynı zamanda.
Ya senin hikayen Halil, sen de ürkek bir martı kuşu musun benim gibi?

Ben kendimi bildim bileli -tam bilmek katiyen mümkün değil ya- bir garip ruhum. İşte Karaköy, Galata, Sirkeci, eğri büğrü dolaşıp duran bir bilmeceyim. İnsan hep başkalarını arar ya, kendime yönelttiğim bir arayışım var benim. Ne ararım, kime inanırım bilmem. Hiç bilemedim, oysa bak: şu gördüğün insanlar her şeyi bilirler, kudretleri yaratılışlarında saklıdır. Evvel zaman içinden ahir zamana doğru yol alırlar. Ürkekliğim geçti ya, kaldı geriye tereddütler. Yaşama tereddütü, ayağı aksak bir martı kuşu. Gökyüzünü değil de toprağı bellemiş kendine yürümek için. Uçmak hayal.

Hadi uzat bakayım elini martı kuşu, son tramvaya yetişelim. 

Olası

Bugün tatil olmasını fırsat bilerek bir iş görüşmesi yaptım. Eğitim patronlarının sert yapıları, okul adı altında pazarlama yapan ticarethaneler, daha az maaş vermek için kuru söylemler sıralayan yöneticiler ve daha bir ton şey. Her türlü görüşmeyi değerlendirmek lazım, bir nevi mülakat tecrübesi. Herkes kendi çıkarına göre hareket ediyor, dünya düzeni bir tuhaf. 

İstanbul'daki uzun otobüs yolculuklarını sevmiyorum. Semtler arası yolculuklarda gözüme çarpan insanlar, insanların dertleri, telaşlı halleri, yaşama uğraşları bana acı veriyor. Köhnemiş koltuklar, kasvetli hava, yoğun trafik; hepsi can sıkıcı. 

Hafta sonu tatilimde Jane Eyre ve Çılgın Kalabalıktan Uzakta adlı iki film izledim. Her ikisi de edebi metin uyarlaması. Yakın zamanda okuyup bitirdiğim Jane'in filmini daha evvel bir festivalde izlemiştim. Bu ikinci izleyişim oldu, eski dönem İngiliz kırsalları insana huzur veriyor, her ne kadar Jane'in yaşam mücadelesi beni hüzünlendirse de. Görmediğimiz, bilmediğimiz hayatlar. Zamanında ne güzel işlenmişler; hepsi donuk, mat ve uzak. 

Bu hafta sonu bir şeyler okuyamadım, yine idarecimizin baskı dolu mesajları ile geçen sevimsiz bir hafta sonu oldu. Gece yarısı, sabah ya da zamanın herhangi bir dilimi. Rahatsız etmeleri için engel değil, tatil günü de evlerinde rahat oturamasınlar diye hususi uğraşıyorlar. Hayata bakışları kayıp, kendini muktedir sanan bir avuç dolusu zavallı insan topluluğu. 

Yarın iş günü, elbette her hafta olduğu gibi kendimi iyi hissetmiyorum. Bir garip sürünceme, içinden çıkabilene aşk olsun. Zaman da hızla akıyor, yaz tatiline bir şey kalmadı. Yaz askerlik ile geçecek olsa bile en azından buralardan uzakta bir yerde olacağım, pek bilmediğim bir ilde. Yeni bir engel aşacağım, sonraki engelin ne zaman çıkacağı ise her zamanki gibi belirsiz. Sanırım hayatı yaşanır ve olası kılan yegane şey belirsizlik durumu. Bilemeyişimiz, akıl erdiremeyişimiz bizi yaşama tutunur kılıyor. Sebebini bilmediğim gönül darlığımın bir an önce geçmesini diliyorum. 

23 Mart 2019 Cumartesi

Jane Eyre

Battaniyeme sarınıp metni okumaya başladım. Oldukça sade bir dille kaleme alınan eser, Jane Eyre adında küçük yaşta annesiz ve babasız kalan bir kız çocuğunun hayatını anlatıyor. Viktorya dönemi İngiliz kırsallarında eşsiz bir gezintiye çıkmış gibi hissediyorum kendimi. Eski yapıların griliği arasında dolaşıp, maun mobilyalarla süslü yüksek pencerelerden eşsiz doğa manzaralarını canlılıkla seyrediyorum. 

Henüz dün gece başladım, iki yüz sayfa kadar ilerledim. Mart ayından bu yana içimdeki sıkıntı ile hiçbir şey okuyamazken ilaç gibi geldi bana Jane Eyre. Hayatta sade olan her şeyi çok sevdim. Süs eşyaları, süslü giysiler, süslü yaşamlar hiçbiri bana göre değil. Nerede sade, etiketsiz, saf şeyler var hep onların peşinde koştum hep. Metnin içerisinde ve hikayede de baştan sona sadelik var. 

Uzun uzadıya bir inceleme yazısı kaleme almayacağım şu an, metni bitirdikten sonra muhakkak bir şeyler yazarım. Sadece eserin bende bırakmış olduğu izlenimlerden bahsetmek istedim biraz, şimdi izninizle okumaya devam edeyim.