14 Temmuz 2018 Cumartesi

Yolcular

Bizde kimse ders almaz, habire yaşarız inadına. Dünden bugüne devşirdiğimiz her şeyi bir güzel eskitmeyi biliriz. Neslimiz üretimden yoksundur, her üretim de bir tüketimdir. Bilip bilmediğimiz şeyler hakkında atıp tutmayı çok severiz, tutunduğumuz kimseleri tanımayız, önemi de yoktur zaten. Hep bir sığınak ararız, aç açıkta yatamayız. 

Yaşamak ile üç beş derdi olan insan sayısı ne kadar az, oradan buradan devşiren nefes alan insan sayısı ne kadar fazla. Bir bilinmez, karanlık, ay dönümü, doğum, içinden çıkmayı mesele edinmek ya da içinde kalmayı bir ömür, hepsi afaki. Görünür şekil şemal o biçim, dünyayı kurtaracaklar sözde, politik sözler. Ellerinde akıllı telefonlar, gözlerinde güneş gözlükler. Her şeyin en iyisini giymeli, her gün tuhaf kafelerde macchiato içip muhakkak kesişmeli.

İçinde dağ taşıyanlar? Soluk odalarının perdelerini sımsıkı kapayanlar, sözcüklerin dildeki anlamı ile asla yetinmeyenler? Oradalar, beyaz badanalı küçük odalarındalar. Sosyal medyada değiller, orada burada, sokakta değiller, beyhude bir mücadelenin tek yolculuğundalar. Sonunda büyük saat, tik tak tik tak.

6 Temmuz 2018 Cuma

Medet

Madem öyle Medet, ben de senin hiç bilmediğin diyarlara giderim. Karı buzu olur soğukların, kış mevsimince dönenip dururum mavi gökyüzünün altında. Camgöbeğine çalar bazı bazı gözlerimin rengi, yadsınmaktan hep, gördüğüm rüyalardaki dervişlerin suretlerinden. Korkarım ya, yalnız olunca, insan tek başına bir garip.

4 Temmuz 2018 Çarşamba

Çizgi

Güneş ne tarafta abi, İstanbul ne yana düşer?
Sokaklarında şarkılar söylenirmiş doğru, bulanık değil netmiş her şey. Boz rengini sevmem, ama beyaz beyaz öyle değil ya, narin böyle. Kırım kırım, her tarafı ince. 
Çizgileri severim, pantolon çizgileri, yüz çizgileri, vücut çatlakları, hepsi ayrı güzeldir nazarımda. Kimyayı pek bilmem, insan neyle kavrulur bilmem. 

Benimle evlenir misin abi? 

Helal

Sonra ne olduysa o yaz oldu işte. Helalleştik biz, köyün kayalıklarında irili ufaklı oyuklar var. Hep oralarda buluşurduk, üzüm getirirdim bizim asmadan gelirken. Evlerini yeni boyattılardı, beyaza hem de. Bizim oralarda cam göbeği olur evler, pencereleri toprağa yakındır, tül perde hepsi eski basma işinden. Güllü dallı bir perdeleri vardı, zamanın birinde halasıgil getirmiş alamanyadan. Pek bir konuşulurdu onların perdeleri, bazı zamanlar evlerinin önünden geçerken görürdüm perdeyi. Damın sarı ışığı vurunca, allar güller hepten belli olurdu kış gecesine karşı. O içindeydi ya, hayal ederdim hep şimdi ne yapıyor diyerekten. Boylu boyunca uzanıp tavanı izlerim saatlerce demişti bir keresinde bana, neden diye sormuştum. Demişti ki, düşünüp dururum ya dünya halini, halimizi, ak tavan bana ibretlik olur, zihnimi temizler. 

Biraz garipti eğriye doğru, huyları öyle bildik değildi. Cumaya da gitmezdi babası gibi, pek bozulurdu akrabaları. 

Sonra bir gece helalleştik işte, benim gözyaşlarım yuvalarında dört döndü. Önceden kesi kaburga kemiğinin etini sıyırıp ekmeğin arasına sıkıştırıverdimdi. Yola gidecek ya, bir daha geri gelebilir mi bilinmez. Gitti işte, helalleştik sonra biz. 

1 Temmuz 2018 Pazar

Bir Temmuz Akşamı

Saat sabaha karşı üç, bir bardak soğut süt aldım dolaptan. İçip duruyorum. Bir başıma. Hava henüz sıcak yüzünü göstermiş değil, şapır şapır terlemeler başlamadı. Minik kararlar almaya başladım, bu yaz nasıl geçecek diye. 

Kitaplığım için yirmi kadar kitap ayırdım. Geri kalanını sahafa vereceğim yarın. Füruzan'ı tekrar okumaya başladım bugün. Kırk Yedi'liler var elimde. 

Son bir senedir çok az şey satın alıyorum. Epey sade yaşıyorum. Eşyanın üzerimde kurmuş olduğu hakimiyeti sonlandırmak farkındalığımı daha da artırdı. 

Bunun dışında içimde biraz hüzün var sanırım. Yaz aylarını hiç sevmiyorum, her yaz aynı his, artıyor üstelik. Bir yerde bir bekleyen, gülümseyen, özleyen belki. Yol karmaşık, ben karmaşık, olsa dedirten cinsten. Çok da bir şey söyleyemiyorum, duygu bu. Oluru kaçarı yok, sarmaşık. Çabuk tutuluyorum, zor atlatıyorum, yola devam ediyorum. Bir insan nasıl kaldırabilir her şeyi, bir hayata nasıl sığar? 

Birazdan uyurum, sütümü de içtim ya. Bembeyaz, at gibi. Bir temmuz akşamı, gönül karmaşık, parmaklar yazmaya hepten alışkın. İyi uykular bize. 

29 Haziran 2018 Cuma

İstanbul'dayım

Bugün tüm gün evdeydim, artık hep evdeyim malumunuz üzere. Sabahtan akşama kadar temizlik yaptım, gereksiz kullanılamayacak durumda olan şeyleri ayırıp çöpe attım. Cumaları bizim semtin pazarı, annem pazar arabasını alıp gitti. Akşam olmadan asla gelmez, pazara çıkmak bizim önemli faaliyetlerimizden birisi. 

Akşam yemeği niyetine bol kaşarlı bir menemen yaptık. Sonra ben balkonu sildim bir güzel, üzerine türk kahvesi yapıp balkondan gökyüzünü seyre daldık. 

Tam kahvemi yudumlarken mahalle arasından sinek ilacı arabasının geçtiğini gördüm. Kasabadaki çocukluğum geldi aklıma, gece yarısına doğru geçen sinek ilacı arabasının arkasından sokak sokak koştururduk. Bir de düğün arabalarının arkasından koşturduğumuzu hatırlıyorum. İçi para dolu beyaz zarflar atarlardı arabalardan. Nedense içimde küçük bir umut uyandı hayata dair. Der ya şarkıda da, "nasıl şey, bir hatırla bir unut."

27 Haziran 2018 Çarşamba

Yeni

Dün itibari ile beş yıllık iş hayatımı sonlandırmış bulunuyorum. Okulda yaşamış olduğum tüm sorunları da geride bırakıp yeni bir sayfa açıyorum haliyle. Şu sıralar yorgunluktan dolayı üzerimde bir uyuşukluk var lakin yeniden dirileceğim. Kendimi kuş gibi hissediyorum. Artık işsiz, parasız ve -sız eklerinin sahip olduğu tüm kelimelerle tanımlanabilir biriyim. Olsun varsın, böyle de pek güzel oldu. 

Uzun bir uykuya yatacağım birkaç gün. Halledilmesi gereken işler de bittikten sonra tamamen özgürüm. Merhaba yeni hayat!

23 Haziran 2018 Cumartesi

Yeni Hayata Bir Merhaba

Okullar kapandı nihayet, istifa edince de bana tası tarağı toplayıp eve dönmek kaldı. Şimdi askere gidene kadar önümde birkaç ay var. İstanbul'dayız haliyle. Birkaç gün dinlenip kendime güzel, dolu bir tatil programı yapmayı planlıyorum. Neler yaparım, neler ederim bilemiyorum. Biraz yazmak var zihnimde, biraz eski dostların masalarında sohbet, biraz da boşluğun tadını çıkarmak. 

Bazen gitmek gerekiyor, hayat çağırıyor. Her başladığımız şey nihayete eriyor, bunu bilerek yaşıyoruz, çoğu zaman da unutarak. 

Biraz zaman geçsin tekrar fotoğraf çekmeye çıkacağım, ufaktan kara kalem çizmeye başladım öyle kendi kendime. Tarihi yarımadada bir yerlerde oturup bir şeyler de karalarım belki, neden olmasın. Sahaflar, eski sokaklar, pencereler, eski evler ve kulağa üfleyen yeni hayatın sesleri. 

Durgun, sakin, huzurlu dünyam bir değişim evresinde. Yeni izler, yeni yollar ve içinde yeni olan pek çok şey ile karşı karşıya kalacağım giderek. Bir adım, sonra bir adım daha, insan giderek kendini sevmeyi öğreniyor sanırım. Ben kendime sığamadım, bir yerlerden yine izliyor olacağım insanları, koca dünyayı. 

14 Haziran 2018 Perşembe

Yaz Kokusu

Kimi kandırıyoruz, insanın içinde hep bir can sıkıntısı. Geçmek bilmiyor işte, şehirde kuşların sesini bile duyumsayamaz hale geldik. Gitmek mi gerek yoksa, gidince düzeleceğine inansam. İnsanın çok olduğu yerlerde huzur bulunmuyor, mektup dahi yazamıyorsun sevdiklerine. Üstelik çalışma masam da çok eskidi, yakında veda etmem gerekecek ona. Günler sürecek temizlik, dosyalar dolusu yazıları nereye koyacağım bilmiyorum. Belki çizdiğim taslakları öylece atıveririm çöpe, en nihayetinde gideceğimiz yer orası. 

Sen de inanıyor musun bazı şeylere, nelere olduğu önemli değil. İnanmak işte, herhangi bir şeye. Yoksa içinde bir boşluk, siyah kuşlarla dolu. Bir o yana bir bu yana uçasım geliyor. Bir de bu kadar çok sigara içmemem gerek ama çayı bırakamam valla. 

Gideceğim diyorum kendime, nereye olduğunu hiç bilmiyorum. Herhangi bir yer, birkaç insan, olabileceğinden daha az insan. İçimi kemiren, habire yenik düştüğüm bu yalnızlık duygusu ne olacak. Onu da götüreceğim gittiğim yere, belki de birkaç yere. 

Bizim balkondan gökyüzü görünüyor, bazen oturuyorum ama birkaç dakikalığına. Annem diyor ki hep, "ah şu gece, bütün kirleri örtüyor." Ben de yatak örtümü değiştirdim bu gece, yaz mevsimi başlayınca yorganları yüklüğe kaldırma adetimiz var ailece. Eski bir gelenek, annemin eski evinden gelen. Biliyor musun, şimdi masa örtüleri bile naylondan. Kimsenin evinde vazo yok artık, vitrinlerini süsleyen gümüşlükler de kaybolmuş. Benim kendime ait bir evim olursa bir gün, ilkin gidip eski bir vazo alacağım, iznik işi. 

Diyorlar ki çiçek kokusu insanı hoş ediyor, lavanta sabununun banyoya yaydığı gibi, kokladıkça koklayası geliyor herkesin. Yaz rüzgarına karışan bir fıs parfüm, sonra gülhanedeki o uzun ağaçlar, bakınca boynunun ağrıdığı. Belki insan da değişir bir gün, koklamak değil ya mesela, özümsemek belki de. O zaman kuşlar da siyah renklerinden vazgeçerler, masaların üzerini danteller süsler. Naylon resimler kaybolur, gerçek ellerin çizdiği hisli tuvaller süsler duvarları. O zaman daha mutlu olurum tabii ben, neticede mutlu olmak için dünyaya geldim ben.  

13 Haziran 2018 Çarşamba

Call Me By Your Name

Dün işten geldikten sonra ne yapsam ne yapsam diye deli kuş gibi evin içinde dört dönerken birden aklıma geldi, ne zamandır erteliyorum açıp izleyeyim bari şu filmi dedim ve call me by your name'i izledim. 

Uzun süredir bu kadar dokunaklı bir film izlememiştim, filmin geçtiği mekan çok hoşuma gitti. Kuzey İtalya, yeşiller içinde eski ve güzel bir ev. Gizli sığınaklar, su yalakları, nehir, deniz, tarihi eserler ve sanat dolu bir coğrafya. Tüm bunların dışında Elio karakterine can veren yetenekli oyuncu timothee chalamet gerçekten harika bir performans sergilemiş. Epik, enteresan bir yüz. Ve kaslı, bebek yüzlü aktör bayağılığından bizleri kurtardığı için ayrıca tebrik etmek istiyorum. 

Her ne kadar film klişe bir konudan yola çıksa da, klişe bir konu ile nasıl muhteşem bir film yapılabileceğinin dersi verilmiş sanki. Son sahnede elimde ince belli çay bardağı ve bir sigara ile birkaç damla gözyaşı döktüğümü de itiraf etmeliyim. Özellikle son telefon konuşması sahnesinde, elioooo, oliverrrr...