22 Temmuz 2017 Cumartesi

Yusuf Atılgan: Anayurt Oteli


anayurt oteli kitap ile ilgili görsel sonucu
Yaz seçkimin dokuzuncu kitabı "Anayurt Oteli" oldu. Eseri yıllar önce okumuştum, Yusuf Atılgan külliyatını tamamlamak adına tekrar okudum ve elbette yine ilki kadar etkiledi. 

Zebercet. Dünyanın herhangi bir yerinde, soğuk duvarların arasında yaşayan gündelik bir adam. Belki de onu şahsi kılan içinde bulunduğu mekanın dokusu. Bir otel. Eski dönem otellerinin kendilerine has bir gizemleri var. İçinden gelip geçen hayatlar, merak edilen hayatlar, odalar ardında günü birlik yaşamlar ve birbirini tanımayan insanların doluştuğu bir yuva. Bir ev sıcaklığı bulamazsınız belki ama bir köşesinden bağlar insanı. Hem evlerin hepsi sıcak mı ki?

Zebercet bu sıcaklığın içinde soluyup soğuyanlardan. Sokakta görseydiniz dikkatinizi çekmezdi. Oysa bıyığını kesmişti yahu. Kendisine yepyeni bir ceket ile iskarpinler almıştı. Ve dahası o okumadığı gazetelerin ardından devamlı sizi gözetlemişti, muhteşem bir gözlem yeteneği vardı. Ama siz onu hiç görmediniz.

İnsan şimdiye geçmişiyle ulaşıyor, anda kalamadan geleceğe adım atıyor. Zebercet'in aileden getirdikleri ve yalnızlığı birleşince diyorsunuz ki, "ulan insanoğlunun yapamayacağı hiçbir şey yok, cinayet bile." Bir de sahiden cinselliğe bu kadar takık mıyız? Altında üstünde ne var bu işin? Altımda üstümde kimler var ulan? En nihayetinde nefesin bitişi, boğaza dolanan ipler. Peki ya pişmanlık? 

Yusuf Atılgan yerli edebiyatın önemli isimlerinden biri. Bir taşra var onda, bir gerçeklik ve bir de gerçek insanlar. Uzunca bir süre taşrada yaşadığını düşünürsek, iyi bir gözlemci olduğunu da ekleyebiliriz bu övgüye. 

Canistan adlı yapıtı ile tanımıştım kendisini, Anayurt Oteli ile bağımızı bir kez daha pekiştirmiş olduk. Aylak Adam ve Öyküleri ile devam edeceğim. 

Hazır Anayurt Oteli bitmişken bir de sinema uyarlamasını izleyeyim izninizle. Ömer Kavur'a da bir selam mahiyetinde olsun yazının bitimi. Sağlıcakla. 

Tomris Uyar: İpek ve Bakır


tomris uyar ipek ve bakır ile ilgili görsel sonucu
"Temmuz" aldı öyküsünden,

"Bu çocukluğun var ya, hiç yitirme onu, bazıları yitirmezler. Sen öyle bir çocuğa benziyorsun. Korun.
-Olur, söz."

1966

Yaz seçkimin sekizinci kitabında bana yeniden Tomris Uyar eşlik etti. Bir şekilde, bir düzlükte ayrı kalamıyorum ondan. Satırları arasında başka bir his var, etkilemekten de öte, öyküleri olduğu gibi sıcacık. İpek ve Bakır Tomris Uyar'ın ilk öykü kitabı. Yazar, 1965-1970 yılları arasında kaleme almış bu öyküleri. Bir ilk kitap olmasına rağmen Tomris Uyar'ın yazı dilini ve sıcaklığını hissedebiliyorsunuz. Üstelik gelecek yılların da heyecanlı bir habercisi İpek ve Bakır. 

Seçkime farklı kitaplarla devam edeceğim lakin yine arada bir soluk, sırf bir tını olsun diye Tomris Uyar'a sığınacağım muhakkak.

21 Temmuz 2017 Cuma

Instagram Anneleri

Yazıya başlamadan önce şunu belirtmek istiyorum. Kimseyi kırmak ya da üzmek niyetinde değilim. Hazır sosyal medyadan konu açılmışken instagram anneleri ile ilgili de birkaç şey söylemek istiyorum. Bir eğitimciyim ve çocuk yetiştiriyorum. Bu konuda belirli hususlarda söz sahibi olduğumu düşünüyorum en azından fikir beyan etmeye bir şekilde hakkım var kendi sayfamda. 

Hesabımı kapatmadan önce pek çok instagram annesine denk geliyordum. Siz istemeseniz de arkadaşlarınızın takip ettiği kişilere oranla ana sayfanıza düşebiliyorlar. Çocuklarının neredeyse her anını paylaşan anneler var. Mutlu bir aile tablosu paylaşıp anılar biriktirmekten ziyade çocukları yemek yerken, çocukları oyun oynarken, çocukları havuza girerken, çocukları okuldan gidip okula gelirken, çocukları yıkanırken ve daha bir sürü zaman dilimlerinde paylaşım yapıyor bu anneler.

Çok açık ve net bunu sağlıklı bulmuyorum. Küçük çocuklar henüz hür bir iradeye sahip değiller. Annelerinin kendilerini niçin bu kadar sık fotoğrafladıklarını bir şekilde sorguluyorlardır elbet. Bu annelerin vermeye çalıştıkları bazı mesajlar var: 

- ben çok iyi bir anneyim.
- ben çok güzel bir bebek dünyaya getirdim ve ona çok iyi bakıyorum. 
- ben çocuk yetiştirmek konusunda uzmanım ve beni takip edin ki iyi şeyler öğrenin.
- ben çok iyi eğitim almış bir anneyim ve benim sayemde siz de iyi bir çocuk yetiştirebilirsiniz.
- ben çocuğuma çok lüks bir hayat yaşatıyorum ve bunu siz de görün.
- beni sürekli takdir edin. 

Bu mesajlar benzer şekilde çoğaltılabilir. Çocuklarınıza bunu yapmayın, buna hakkınız da olmamalı. Çocuklarınızın en mahrem anlarını ve en mutlu anlarını onlarla birlikte yaşayın. En mükemmel anneler sizler değilsiniz. Pek çok kadın çocuk yetiştiriyor hem de zorlu koşullar altında. Hiçbirimizin annesi bizleri sosyal medyada büyütmedi. Üstelik çok istediği halde çocuk sahibi olamayan bir sürü insan var. 

Mutlu bir aile profili oluşturmak yerine instagram anneliğini bir kazanç kapısı olarak kullanmak da ne yazık ki bir realite. Bu sayfalarda bebek bezi, maması ve oyuncağı reklamlarını bolca görürsünüz. Üstelik bu firmalar sürekli geniş çaplı etkinlikler düzenler. Ve bu anneler çocukları ile birlikte bu etkinliklerde bir araya gelirler. Ne kadar iyi anneler oldukları konusunda birbirlerini takdir etmeye ve onaylanmaya ihtiyaç duyarlar çünkü. 

Çocuklarınızın hepsi masum, ileride kendi istekleri dışında fenomen olmalarının yükünü kaldıramayabilirler. Bunun için size de kızabilirler ki çok da haklılar. Yapmayın lütfen, mahrem anlarınızı paylaşmak zorunda değilsiniz. Biz günümüz dünyasında çocukları internetin zararlı hallerinden ve sosyal medyanın basit düzeyinden uzak tutmaya çalışırken siz tam da karşı çıktığımız şeyleri yapıyorsunuz. Sağlıklı değil. Ne kendinizi ne çocuğunuzu yıpratın. Eminim ki sizler de çok iyi annelersiniz lakin bu gösteriş işine bir son verin. Çocuklarınızı koruyun. Saygılarımla.

Sosyal Medya Hesaplarımı Kapattım: Samimi Bir Sohbet

Bir süre önce sosyal medya hesaplarımı kapatmıştım. Hatta bununla ilgili bir arınma yazısı da yazmıştım. Zaten bir tek instagram hesabım mevcuttu. Diğer sosyal medya kanallarında hesabım yok. Amatör olarak fotoğraf çektiğim için yalnızca çektiğim güzel fotoğrafları paylaştığım bir hesaptı. Dün itibari ile ondan da kurtuldum. Nasıl mı? Şöyle anlatayım. 

Ortada çok büyük bir samimiyetsizlik var. Rahatsız edici derecede. İnsanlar sosyal medyada kendilerinden bambaşka birine bürünüyorlar. Gerçekte tanıdığım insanların sosyal medyadaki paylaşımlarına şaşırıp kalıyorum. Bir arkadaşımın instagram'da yaklaşık 600 fotoğrafı var. Hepsinde de sadece kendi suratı hem de! Kıyafetleri değişik, mekanlar değişik ama 600 tane aynı surat. Bir başka arkadaşım maddi açıdan iyi durumda olmadığı halde sürekli epey zenginmiş gibi paylaşımlar yapıyor. Pahalı mekanlar, yeni kıyafetler, lüks eğlenceler. Peki gerçek hayatta böyleler mi? Kocaman bir boşluk. 

Sosyal medya insanları öyle bir hale getirdi ki, bağımlı olmamızı geçtim sahte kimliklere büründük. Gerçekte yaşadığımız hayatlarla sosyal medyada gösterdiğimiz hayatlar arasında dağlar kadar fark var. Arasından Çin Seddi bile geçer, o derece! 

İnsanlar beğenilme ve onaylanma ihtiyaçlarını sosyal medya üzerinden gideriyorlar. Bir nevi tatmin oluyorlar ve ben bunu sosyal medya orgazmı olarak nitelendiriyorum. Yaz geldiğinden beri paylaşılmayan yaz tatili fotoğrafı ve videosu kalmadı. Herkes bir yerlerde, sevgilisiyle, eşiyle. Yediklerini içtiklerini göstermek derdinde. Hastaneden paylaşımda bulunan arkadaşlarım var. Üstelik bir de instagram'a hikaye kısmı eklendi tam oldu. Her saatini paylaşan insanlar da türedi, büyük bir açığı kapattılar! Bir de hiç hoşlanmadığım ünlüler grubu var. Sürekli ana sayfamdalar ve herkesin ana sayfasında bu insanlar. Hiçbir vasıfları yok, iki lafı bir araya getiremezken instagram fenomeni olmuş durumdalar. Üstelik birçok aklı başında arkadaşım da bu insanları deli gibi takip ediyor. Ergenler hepsine hasta, hepsi parlak birer idol. İsimlerini burada zikretmeyeceğim. 

Tüm bunlar ne yazık ki gerçek yaşamdaki sosyal ilişkilerimizi de etkiliyor. İnsanı bir sosyal medya depresyonuna sürüklüyor. Bir paylaşımdan sonra kaç beğeni aldığınızı görmek için sürekli sayfa yenilemiyor musunuz? Üstelik saatlerce? Bunu hepimiz yapıyoruz yalan söylemeyiniz! 

Bir son veriyorum artık bu duruma. Çünkü gerçekten sıkıldım ve kendimi kötü hissediyorum. İnsanlara bir şeyler göstermeden ve kanıtlamadan da yaşayabiliriz öyle değil mi? Üstelik daha fazla kendimiz kalarak daha temiz kalarak. Sağlıcakla.

20 Temmuz 2017 Perşembe

Vüs'at O. Bener: Dost Yaşamasız


bener dost yaşamasız ile ilgili görsel sonucu
"Doğru. Büyük dert. Ben? Gerçek gerçekse. Dönüp dolaşıp kendimle karşılaşmaktan korkuyorum galiba. Boğuş. Tepin. Kendini tam dorukta, tam amansız duyduğun zaman. Lanet. Yok olmaz. Buna inanamam. Kıskıvrak. Ötesiz. Dipte. Olduğun yerde. Kurşunlanmış. Mıhlanmış. Ne artık ne bir eksik. Öyle mi? Olmaz böyle şey. Fırla ayağa. Miskin. Haydi oradan."


Yaz seçkimin yedinci kitabı olan "Dost Yaşamasız" ile Vüsa'at O. Bener'e veda ediyorum. 1950 kuşağı öykücülüğüne yeni bir soluk getiren Bener'in, Dost Yaşamasız adlı eserinde pek çok öyküsü yer alıyor. Eser tam olarak yazarın 1986 yılına kadar yazdığı öyküleri kapsıyor. Bener yazınına başlayacaklar için de tavsiye edebileceğim bir kitap. 

Diğer yazılarımda sık sık belirttiğim gibi, Vüs'at O. Bener'in farklı bir üslubu var. Kimi öykülerinde kapalı lakin duygu yüklü bir anlatım benimsiyor, kimi öyküleri ise daha açık, karakterler ve olaylar net. Bener kendisini bu konuda eleştirenlere öykülerinde de yer veriyor zaman zaman. 

Benim için derin ve sarhoş edici, güzel bir yolculuktu. Yaz seçkim bittikten sonra yazarın oyunlarını da alıp okuyacağım muhakkak. 

19 Temmuz 2017 Çarşamba

Gezmek Zamanı: Didim Altınkum'a Yolculuk

Bugün annemle apar topar bir tatil planı yaptık. Katılacağım bir eğitim vardı lakin iptal oldu. Hal böyle olunca şöyle annemi yazlık bir yerlere götüreyim de birkaç gün denize girelim istedim. 

Bugün birkaç yer baktım, pek tatlı bir yer beğendim. Hadi dedim anneme, hazırlıkları yapalım da gidelim. Otobüs bileti falan derken her şey bir çırpıda halloldu. Aynı zamanda Didim Antik Kenti'ni görecek olmak da beni şimdiden heyecanlandırıyor. Yine bol bol tarih soluyacağız mis gibi. 

Altınkum dönüşü muhakkak detaylı bir yazı kaleme alırım. Belki gitmek ve fikir edinmek isteyenler olabilir. Dönüşümde de öğretmen arkadaşlarımın yanına Trakya'ya gideceğim. Bu yaz benim için epey dolu ve hoş geçiyor. Okullar açılana kadar son bir ayımız kaldı. Değerlendirmek, gezmek vakti. 

Hastane Günlükleri, Belirsiz Zamanın Anıları

Üç yıldır arada sırada bahsediyorum, annemden ve hastalığından. Çok detay vermek niyetinde değilim. Ölümden döndü. Epey ağır bir rahatsızlıktı, yoğun bakımdan çıkamayacak dendi. Beyin rahatsızlığı, vücudu ve yaşam fonksiyonlarını tümden etkileyen cinsten. O zamanlar yirmi iki yaşındayım. Çalışıyorum bir yandan yüksek lisans. 

İki yıl boyunca hastanelerde yattık. Ben başka şehirde annem başka şehirde. Her hafta sonu yanındaydım. Egzersizler, fizik tedavi, yıpranmış refakatçi koltukları. 

Şimdi geriye dönüp baktığımda hüzün dolu o günleri tebessümle ansıyorum. Hastane maceramızda çok güzel insanlar tanıdık. Misal tombul Fatma teyze vardı, parıltılı yeşil gözlü. Çaycı dediğimiz bir teyze daha vardı, keyfine pek düşkün. Hastaneye su ısıtıcısı, çaydanlık ve tepsi gibi bir sürü malzeme getirmişler. Her gün çayımızı demleyip hastanenin bahçesinde vakit geçiriyorduk. Ben çarşıya çıkıp tüm hastaların ihtiyaçlarını alıyordum. Akşamları yemekten sonra kahveler, çikolatalar, meyveler gırla. 

Bir sürü insan tanıdım bu iki yılda dedim ya. Yoruldum mu? Çok. Hayat mücadelesi dedik, yola devam ettik. 

Ben bu satırları yazarken annem balkonda oturuyor. Üstelik sapasağlam. Nereden nereye diyorum bazen. Akıl tutulması mı yoksa bu? O dönem bir profesör gibi sürekli beyin üzerine makale okuyordum. Bir artı da buradan yak. Neticede yaşam döngüsel, dönenip duruyor kendi kuyruğunu yakalamaya çalışırcasına. 

Her şey normale döndü ya, insanın içi rahat. Bir baykuş uykusundan uyanmış gibi, bir işçi sabah yolunu tutmuş gibi. Aydınlık zamanlar olsun her bir hane, her bir insan evladı için. 

17 Temmuz 2017 Pazartesi

Vüs'at O. Bener: Bay Muannit Sahtegi'nin Notları


bay muannit sahtegi'nin notları ile ilgili görsel sonucu
"Sevgili Feride,
Hangi anlamlı boşluğa kefen biçmeye kalkışılıyor söyler misin bana? Kuşkum kalmadı. Tüm doluluk uğraşları apaydın, göz kamaştırıcı hiçliğin yüce pırıltısını, aydınlığını görmezden gelmeye yönelik. 
Saçmalık saydığımız davranışlarımızı bilgelikle eşdeğer tutup durmuyor muyuz? Özgürlüğün tutsaklık, tutsaklığın özgürlükle kesiştiğini kavrayabilmek, acıların ulaşılmaz sınır taşı olmalı."

Yaz seçkimin altıncı kitabında bana yine Vüs'at O. Bener yarenlik etti. Verimli bir gündü, iki Bener kitabı duygularıma gömüldü. Bay Muannit Sahtegi'nin Notları bir roman. Orhan Koçak eser hakkında şunları söylüyor: "Kendi yaşamını otobiyografi biçimine sahip bir kurmaca olarak mı sunuyordur Bener, yoksa otobiyografiyi andıran bir kurmaca mı yazıyordur? Muannit'te belli değildir bu."

Muannit, Fatoş ve aralarındaki ince bağ. Biraz eskimişlik biraz da tepelerden esen bir yel sanki ikisinin de başında. Biri diğerinden uzakta biri diğerine oldukça yakın, soğuk memleketlerden telefonlaşmalar, sigaralar, devrilen içkiler, yazmak uğraşı, bir yerlerden tutunmak elden düşmeyen otobiyografik notlara. Hepsi Muannit Beyi anlatıyor, her bir sözcük onun çehresinde barınıyor. 

Teşekkürler Bener, edebiyatın ve varlığın için. 

Vüs'at O. Bener: Siyah-Beyaz


vüsat o bener siyah beyaz ile ilgili görsel sonucu
"Koş vatandaş koş! Aldık Tapu Tahsis Belgesi nasıl olsa. Çıkarız iki oda üstümüze. Düşünmesin pek. Sen al gel benim dükkana. Tutarsa gözüm, çağırırız eve. Yapar ona anan orospu mantısı. İçkisinden belli olur erkeğin hası. Uçuralım bir papaz beraber, anlarız. İşportacılık yapıyor diyemedin tabii. Felçli anası, beş kardeşi eline bakıyor. Temizlerim altını. Lüks tuvalet sabunuyla yıkarım. Bebe pudrası ekerim kabalarına. Kırarım kulunçlarını bir güzel. İnanmıyorsun değil mi? Aşkolsun. Tüyün lan! Geliyorlar." 

Güneydoğu yolculuğumda Vüs'at O. Bener'in "Siyah Beyaz" isimli öykü kitabını yanıma almıştım lakin uyumaya bile zor vakit bulduğum için eseri okumayı tamamlayamadım. Döner dönmez ilk işim okuyup bitirmek oldu kitabı. 

Yaz seçkimin beşinci eseri oldu Siyah-Beyaz. Türk edebiyatında en sevdiğim isimlerden biridir Bener. Daha evvel Mızıkalı Yürüyüş-Kara Tren ve Kapan adlı eserlerini okumuştum. 

Bener'in üslubu etkileyici, kelimeleri cümlelerin içine yerleştirme biçiminde bile bir ahenk var. Üstelik dönem gündemi konusunda oldukça sıkı bir gözlemci kendisi. 

Bilhassa, "Cezaevi Günleri" ve "Reji Yangını" adlı öyküleri beni derinden etkiledi. Yaz seçkim Vüs'at O. Bener ile devam edecek. Sessiz sakin çekildiğim odamın bir köşesinde, henüz yeni bir yolculuktan dönmüş olmanın verdiği yorgunluk ve hüzün birikimin içinde, tekrar ve tekrar Bener öyküleri okunacak. 

Güneydoğu Anadolu Yolculuğumdan Notlar
















Güneydoğu Anadolu yolculuğumu tamamladım. Bu yazıyı epey hüzün yüklü kaleme alıyorum. Kendimi hiç İstanbul'a ait hissetmedim hala hissetmiyorum. Burada okudum, çalışmaya başladım derken bu şehrin beni ne kadar yıprattığını yeni yeni görüyorum. Samimiyetsiz insanlar, sürekli bir koşturmaca, kendini dinlemeye vakit bulamama gibi pek çok sorun beni yıpratıyor. Güneydoğu'da kendime geldim. Samimiyet, insan sevgisi, sohbet, misafirperverlik sanki bu güzel değerlerin hepsi oraya ait. 

İlk gün Antep üzerinden Halfeti'ye geçtim. Halfeti'de Fırat üzerinde bir tekne turu yapıp ardından yemek yedim. Fırat'ın masmavi ve sakin suyu üzerinde masalsı anlar yaşadım. Ertesi gün ise Adıyaman'da idim. Nemrut Dağı'nın üzerinde güneşin batışını seyrettim. Ardından Mardin ve Midyat'i ziyaret ettim. Mardin'e dair beni en çok etkileyen yapı Mor Gabriel oldu. Tarihi doku ile buluşmam ve kadim Süryani halkını yakından tanımam inanın gözlerimi doldurdu. Süzülen bir iki damla yaş ile gezinip durdum Mor Gabriel'de. Midyat'ta kültürel çeşitlilik bol, tarih boyunca süregelen bu çeşitliliğe bizzat şahit oldum ve ne kadar büyük bir zenginlik barındırdığımızın farkına bir kez daha vardım. Mor Gabriel'den çok zor ayrıldım. Bir gün mutlaka bir kez daha ziyaret edeceğim. 

Mardin'de Kasımiye Medresesini de ziyaret ettikten sonra Batman Hasankeyf'e yol aldım. Büyülü bir güzellik, bir kez daha kahrettim onu sular altında bırakacak olmalarına. Her gittiğim yerde gözlerim hep nemli gezdim, sanki bu topraklarda insanı kendine çeken, insanı özü ile tanıştıran tarif edemediğim bir şeyler vardı. 

Bir sonraki gün Antep gezimin ardından Hatay ve Adana ziyaretlerimden sonra İstanbul'a geri döndüm. Bir gün bu şehirden temelli gideceğim. Bu şehrin ve insanlarının beni daha fazla yok etmesine izin vermeden bir gün temelli gideceğim. Bir süre birbirimize katlanmak zorundayız İstanbul, ardından yollarımız ayrılacak. Bir gün, muhakkak.