21 Şubat 2012 Salı

Ötede

Ne kadar ileriye gidebilir ki mutluluk ?

Savaşmadan gerçek mutluluk yakalanabilir mi ? Gerçekten yalnız ölmeyeceğimizin garantisini kim verebilir bize ?

Acımasız bir dünyada yaşadığımıza inananlardanım.Her gece vakti yurda dönerken kafamdan bitmek bilmeyen düşünceler geçiyor.Nasıl desem;gece,karanlık ve etrafta bir mezarlık.İstanbul'un bir kaldırım üstü.Hayatımın da üstü aslında,benim hayal edemeyeceğim bir mutluluğa sahip olmak.

Ramak kala derler ya,ne acı bir tabirdir o.Bir vurur bir ağlatır.Şamdanlı bir masada mumun sönmesi gibidir,gece yalnız başına devam etmek gibidir.

Tek başına bir adam olmak vardır gelecekte,ertelenir bu.Küçük mutluluklar ile,yer değişikliği ile.Ne kadar ağlarsak o kadar gerçektir yaşamımız.

Gerisi hayal dünyası.


19 Şubat 2012 Pazar

A Single Man


Bir haftadır İstanbul'dayım.Ders kayıt işlemleri,sevdiklerimle gezmeler derken yeni bir döneme başladım.Hafta sonları işaret dili kursuna devam ediyorum.Kursta,yaş olarak benden epeyce büyük olan bir kadın arkadaşımla sohbet ediyoruz bol bol kendisi çok tatlı.

Aydilge konserine bilet kazanmıştım.Gittik eğlendik,kendisini ilk kez yakından gördüm.Çok tatlıydı,şirindi ve aynı zamanda canlı performansı çok iyiydi.Taksim'in arka sokakları ise gayet melankolikti her zamanki gibi.Bir yanda pembe demirli camdan sarkan sarışın kadınlar diğer yanda son dikişlerini yapan,kumaşlarını toplayan bir terzi amca.Hemen yanı ise beş kişilik bir çay ocağı.İç içe hayat,samimiyeti ve soğukkanlılığı ile.

Mart başı ise Melis Danişmend konseri var,kendisini ilk defa canlı dinleme şansına sahip olacağım.En büyük heyecanım bu aralar kendisi olmakta.

Bunun dışında bir iki kitap okudum.Yurtta başka türlü zaman geçmiyor.Yurt dedim de,benim giysi dolabım odanın dışında yani koridorda idi.Kyk görevlileri -şaka gibi- bir hafta önce tüm dolapları odaların içine almışlar ve benim dolabım şu an başka birilerinin odasında.Zor buldum.Soyunmaya falan başka odaya gidiyorum.Gülsem mi ağlasam mı bilemiyorum.

Başrolünde Colin Firth olan benim en beğendiğim filmlerden biri "A Single Man"in uyarlandığı kitabı buldum İstiklal'de.Yazarı Christopher Isherwood.Kırmızı Kedi sağ olsun.Yurda gidince yine bol bol okumaca.

9 Şubat 2012 Perşembe

Kış Ortasında Kaç Kere Doğar Güneş

Sabahı ettim,kahvemi de içtim hatta.Uyku tutmadı.Evde son gecem olunca hep böyle oluyor.Işıkları kapatıp odam ile vedalaştım biraz.Yazın bol bol görüşeceğiz diye söz verdim.Arada gelicem zaten o da biliyor bunu.

"Kış Geliyor" ne güzel bir Mor ve Ötesi şarkısıdır.

"Yeni rüyam da güneşimle soldu
Yeni adamla yeni kadın doğmadan zordu
Ayna ayna
Sihirli ayna
Neler söyledin bana."


Öfke


Annem hastalandı dün,grip olmuş.Havalar çok soğuk ve sobalı evlerde oturma odanız hariç kışın donduğunuz için hasta olmak çok kolay.Soba ile materyalizm arasında bağlantı kurmayacağım.Bugün kahvaltı ile akşam yemeğini ben hazırladım.Kovaya yumurta kömürleri ben doldurup sobanın içine attım.(Şöyle de bir kapışmaca var soba kullanan komuşlar arasında : Aaa,şekerim sen hala parça kömür mü alıyorsun herkes yumurta kömür kullanıyor.Çok rahat sen de dene.) İlginç insanlar var,zeitgeist,kapitalizm ve sömürü derken insanlar cidden kömür karasına bulandılar.Etraftan aydınlık mı görünüyor yoksa her şey ?

Gökçe'nin yeni albümünü beğendim.İlk çıktığından beri takip ederim kendisini,şarkı sözlerini çok anlamlı bulmasam da dinliyorum.Zira insan bazen hayatında anlam aramaktan vaz geçiyor.Hatta ülkemizde,hayatında anlam aramayan insan sayısı tespit edilse bence epey yüksek bir sonuç çıkar ortaya.

Şifalı bitkiler kitabı okuyorum bu aralar.Sebebini bilmiyorum,kitaplığımda buldum.Turp uyku için birebir diyordu,doğru mudur bilmem ama turp severim.

Tatil boyunca ince belli dört kitap okudum ve birçok film izledim.İyi değerlendirdiğimi düşünüyorum tatilimi.

İşte kıçı kırık umutlarım vardı,onları da zaman içime göçertti.Bazen cidden neden hayattayım ki diyorum,bir site keşfettim onu okudukça da iyice din ile ilgili düşüncelerim çelişmeye başladı.

Bence en iyisi kendi bedenime ait bir din yaratmak,belki de böylece öfke azalır.


8 Şubat 2012 Çarşamba

Un Helvası

Annem çok güzel kabak tatlısı yapar,kestaneli kabak diye bir söylem var.Kestanesiz kabaktan tatlı olmaz der,bilhassa en güzellerini seçer kabakların.Üzerine de dövülmüş ceviz dökeriz.Bana güzel gelir dövülmüş ceviz.Kabak tatlılarının üzerinden çatalımla tabağın kenarına ayırıp öyle yerim onları.Belki de bir insanın nasıl dağılabileceğinin kanıtıdır küçük ceviz parçaları.

Kabak tatlısı bitti ve annem ağdasını ziyan etmemek için un helvası yaptı.Un helvasını da severim,dertop olmuş bir tatlıdır.Benim ruh halimi yanstır.

İki günüm kaldı evde.Evimi çok sevdiğim için İstanbul'a gitmek bana ölüm geliyor.Bu duyguyu anlatamıyorum,özgür ruhlu bir insan değilim ben.Hatta çoğu zaman cesaretsizimdir.Evde rahat hissediyorum kendimi,dışarı çıkmak bile hoşuma gitmiyor çoğu zaman.Hayatta hep sığanacak bir yer aradağım için olsa gerek,ev benim huzurlu yanım,bana huzur veren yarım.(Devlet yurdunda ömrü geçen varsa bilir,bire bin bahane uydurmuyorum.)

Sonra bizim kapımızın ipi vardır,yazın o ipi takar öyle dolaşırız mahallemizde.Artık pek kalmadı ama eskiye dair,evimizdeki en güzel hatıra sanırım o ip.Hala durur kapımızda.Yazın komşu geldiğinde o ipi çekip kapıyı açar,odaya kadar gelir yüzünde neşeyle.

Artık neşemizi de elimizden aldılar,Ece Temelkuran son kitabında bahsediyor.Umut etmiyorum çünkü umut biter ben inat ediyorum inat bitmez diyor.

Ben de umudu fakirin ekmeği inadı ise zenginin ekmeği olarak görüyorum.Tüm kitaplarını okumuş bir takipçisi olarak kendisini de çok seviyorum ayrıca belirtmek istedim.Son kitabı ise hemen alınası.

5 Şubat 2012 Pazar

Öyle Bir His


Küçük bir dünya istedim kendime hep,küçük hayatlar istedim.İklim değişikliğinden korktuğum gibi hayatımın değişmesinden de korktum hep.Zor zamanlar,zahmet etmek ve hürmet etmek kelimeleri arasında kalmış bir kadın ama yine de sizinle,nefesinizle.

Tesadüf bir yana öyle bir his ki bu,yani bu küçük yerde bizim evde yaşamak,bazen bana bir nimet gibi geliyor.Tıpkı kandil gecesi dua etmek gibi.Ya da yoga yapmak gibi de olabilir,bilemiyorum hiç yoga yapmadım.

Ama yine de bir şeyler var derinimde,içimde.Bu dünyadan değil gibi,deli gibi,içime işler gibi,beni deler gibi.

Neyi beklediğim konusundan bir fikrim yok,sadece yaşamamız gerekeni yaşayabiliyor muyuz bize gerekli iken,bu konuda emin değilim.Hep bir dinginlik halinde ve sistematik olarak bir şeyleri bekleme derdindeyim.Hayatı nasıl bu kadar sakince seyrediyorum bilmiyorum,evrende hiç bir hareket benim yüzümden olmuyor.Doğa beni seviyor çünkü yaradılışı en hafif mahlukatlardan biriyim.

Halbuki Reha Erdem'in dingin filmi "a ay"da olduğu gibi,çok mu seviyorum sahiden bizim evi.

Öyle bir his işte.
Melis Danişmend'in de dediği gibi,kalbimi yaktı.


3 Şubat 2012 Cuma

Beklence


Tam bir haftalık bir tatilim kaldı,sıkıldım mı asla sıkılmadım.Dışarıda kar varken evde kahve içmek gibisi yok bence.Bunun dışında bazen bazı beklentilere kapılıyorum,yoksa hayatımı devam ettiremem sanırım.Çünkü hayattan bir beklentim oldukça yaşayabiliyorum.Aynı zamanda geleceğe olan bağımlılığımı arttıran bir durum bu.Ama usta bir gözcü olmak yerine kendi durumuma bakmak kolayıma gidiyor.

Bence çok fena insanlar var hayatta,varsınız ve saklanma gereği bile duymuyorsunuz üstelik.Çok ayıp.

Misal Şubat'taki beklentilerimin başında Adam Lambert'in Better Than I Know Myself adlı şarkısının klibini artık yayınlaması gelmektedir.İki parça halinde klipten kısa kısa görüntüler yayınlayıp sonra da o parçaları birleştirmemizi istemeyeceksiniz herhalde ?


Aydilge,güzel Aydilge Sezen Aksu'nun Sorma adlı parçasını yorumlamış.Çok güzel olmuş,klibi de güzel olmuş.


Bunun haricinde yaptığım bir şey yok.Sadece yatmadan önce film izliyorum ve iki bardak kahve içiyorum.Beyaz kupamda.Aslında sırf bu cümleden de hayatın ne kadar gereksiz ve boktan olduğu konusunda iki sayfa beyanat verebilirdim ama vermeyeceğim.

Vermedim,asla vermem.

31 Ocak 2012 Salı

Nokta


Yine İstanbul'da geçirdiğim bir haftasonu ve eve dönüş.Bu cümleyi bir yerlerden hatırlıyorum sanki.Yok onun dışında ne anlatsam diyorum acaba.Çok güzel birini ağırladık evimizde,keşke hep gelse.

Buralarda da kar var,az da olsa var evet.Kar tatiline çıkmak isterdim İskandinav ülkelerinin birinde,belki bir gün.Haydarpaşa'nın seferlerini iptal etmesi en çok beni etkiledi,devlet kurumları hakkında çok acımasız nidalarım var,bana kalsın en iyisi.

İzlediğim dizinin de etkisiyle İngiliz Kralı 8.Henry hakkında okumalar yapmaya başladım,adam fena.Şimdi de Thomas More'un Ütopyası'nı okuyorum.Bundan önce de Muazzez İlmiye Çığ'ın Sümerli Ludingirra adlı enfes kitabını okudum ve gerçekten çok beğendim ayrıca çok tatlı bir kadın kendisi.Nacizhane iltifatlarım olsun buradan.

Adam Lambert bir şarkı yapmış yeme de yanında yat,Better Than I Know Myself.

Bence çok sinsi insanlar var,bu dünyada dört kat ev çıktın da ne oldu iki katını az çıksaydın sefa içinde sevdiklerine yaşasaydın.Zenginliğiniz de malınız da sizin olsun.

Sevgisizlik kötü şey velhasıl,bir mumdur iki mumdur derken elindeki tüm mumları yakan ve zifiri karanlıkta seyrüsefere çıkan çıkını az bir sürü insan var.
Sevgiye de hazırlıksız yakalanmak kötüdür,derim hep ben.


Nokta olmaktansa üç nokta olmayı tercih ederdim maksat,sonum gelmesin.


26 Ocak 2012 Perşembe


The Tudors


Dışarıda fırtına kopuyor adeta,kar fırtınası mı derler yoksa karın habercisi mi derler bilemiyorum ama perdelerim bile titriyor soğuktan.Kış günlerini çok severim,kendimi bulurum soğukta.
Gece yaklaştıkça sokaktaki hayatı düşünüyorum,bir yuvamızın olması ve evimde güvende olmak bana mutluluk veriyor.Ve bunun için şükrediyorum.

Şu an odamın atmosferi çok hoşuma gitti.Sıcacık,turuncu renkli gece lambam açık ve aynada yüzümün yarı aydınlık yansımasını görüyorum.

Ve yalnız gecelerime renk katıyorsun Tudors.Nasıl bir kendine güven bu Anne Boleyn ?

Daha fazla hareket istemiyorum evrenden,benim için daha az renk ve daha az hız diliyorum.Yaşamım boyunca dinginlik içinde olmak ve sessiz kalmak istiyorum. Daha az renk,daha az hız.

25 Ocak 2012 Çarşamba

Senin İçin


Keşke hayatımda da bir geri dönüşüm kutusu olsa,ne yaptığımın ve ne yapmak istediğimin farkında olmadan yaşamak yerine sadece dünyamın etrafında dönen bir mutluluğum olsa.
Haliyle evde yalnız başına kalınca daha fazla düşünüyor insan,daha fazla kurcalıyor ve yılgınlığa düşebiliyor sebepsiz yere.

Filmekimi Festivalinde izlemek üzere bir film işaretlemiştim ama vaktimiz uygun olmamıştı.Çok merak ettiğim o filmi yeni izledim."Restless." O kadar yalın ve güzel bir filmdi ki,bazı yerlerinde fizik ötesine geçerek bir insan suretinin nasıl bu kadar temiz olabileceği hususunda çıkarımlarda bulundum.Bahsettiğim temizlik ise tam anlamıyla Mia Wasikowska'da bulunmakta.En beğendiğim yabancı oyuncu ilan edebilirim kendisini sanırım.Gus Van Sant ise güzel bir iş çıkarmış.

Öğretmen atamaları ve branş bazındaki uçurumlardan bahsetmeyeceğim,bir buçuk sene sonra zaten atanamayarak büyük bir hüsran yaşayıp gerçekle er geç tanışacağım için şimdiden moralimi bozup üzülmeme gerek yok.Öğretmenlik kutsal bir meslektir.

Türk Dünyası Coğrafyası hocamın önerdiği "Kazaklar" adlı kitabı okuyorum ama her gün iki sayfa okuyabiliyorum,sıkıldım.Rus klasiklerine karşı bir önyargım vardır zaten,o uzun şahıs adlarını telaffuz etmekte yaşadığım zorluk beni kitabı okumaktan alıkoyan baş hadisedir.

Paulo Coelho'nun "Piedra Irmağının Kıyısında" adlı romanına başladım.Gayet akıcı ama biraz yapay geldi nedense bana.

Restless dışında "Albert Nobbs" adlı güzel filmi de Mia oynuyor diye izledim.Şimdi de "Tudors" adlı diziye başladım.Savaş ve tarih merakı nereye kadar bilemiyorum.