22 Haziran 2019 Cumartesi

21 Mart

Bu seneki not defterimi karıştırdım biraz. Çöpe gidecek. Canımın sıkıldığı ve derin düşüncelere daldığım boş derslerimin birinde bir şeyler karalamışım. Buraya not düşmek istedim. 

"Hırs, ölümden korkmaktır. Hırsın, ölümsüz olma isteği ile yakından bir ilişkisi vardır. Hırslı insan ölümü yadsır, ölüm anı yaklaşana kadar onu bertaraf eder. Yarışır, kovalar, koşar, kendini heder eder. Tüm bunların fazlalığı ölüm korkusu ile bağlantılıdır. Kişi, ölümden korktuğu oranda yaşama tutunur. İnsanı yaşar kılan ölüm korkusu ve belirsizliktir. Ölümden ne kadar korkarsanız o kadar çok yaşama uğraşı edinirsiniz. Kurslar, sevgililer, eşler, okullar, mevkiler, evler, arabalar, şirketler, kıyafetler, lüks yaşamlar ve daha fazla şey isterler. Hayatın beyhude olduğunun farkına varan insan bilinçli insandır. Her şeyi gözlemleme ve sağaltma yeteneğine sahiptir. Tüm bunların farkında olduğu ve bir çözüm bulamadığı için sürekli sıkılır, daha farklı bir yol arar. Hayattaki dertleri ve idealleri farklıdır."

"Türlü hesaplar peşinde insanoğlu, tek dertleri kendileri, hep başkalarının önünde olmak niyetindeler. İncelik kalmadı. İnsanlar, inceldikleri yerden koparıldılar. Ziyan olmuş ölümlü hayat her birimize. Dışarıda düşlenen ağustos böceklerine aldırmaksızın, makus talihini yenmeye çalışanların gözleri diğerlerinin gözlerinde. Bazen sıyrılmak istiyorum aralarından, hiç aralarında olmamak. Bırakıp gideyim her şeyi, bir sondan diğer sona doğru. Bir yaşam daha yok önümde, sonlu hayat zamanımızdan hız çalarak ilerliyor. Niçin bu kadar hırslılar? Her dakika paradan konuşuyorlar, her dakika zengin olmaktan bahsediyorlar. Nedir parada onları böylesine çeken şey? Sırrın kendisinden haberdar olmak bu kadar mı zor? Yaşamın bana sundukları ile yetiniyorum da; sanki yaşayacak hiçbir şey kalmadı önümde. Tek isteğim biraz daha derine doğru yüzüp ardından yüzmeyi bırakmak."

Böyle işte. 

18 Haziran 2019 Salı

Ev

Nihayet okulumdan ayrıldım, biraz erken bir ayrılık oldu. Güzel de oldu, üzerimden büyük bir yük kalktı. Malumunuz yeni okul karşı tarafta, bir süredir karşı tarafta okula yakın ev bakıyorum ama kiralar çok pahalı. İstanbul'da resmen bir emlak terörü var. İnanılır gibi değil. Okulun bizim yakaya, muhite servisleri var. Bir saat on beş dakika civarı sürüyor gitmesi. Ne yapalım ne edelim diye düşündük. Temmuz'un üçüncü haftası askere gideceğim için ev işini vakit kaybetmeden halletmemiz gerekiyor. Hiç bilmediğimiz karşı tarafa gitme durumu benim gözümü korkuttu. İş yerine yakın olmak çok büyük bir avantaj sağlıyor lakin hem bu dar vakitte hem de bu sıcaklarda karşıya ev bakmaya gidemeyeceğim. Bu sebeple yine oturduğumuz semtte temiz bir daireye çıkmaya karar verdik. Bugün tüm günümüz ev bakarak geçti lakin istediğimiz gibi bir ev bulamadık, ev bulmak da ne zor işmiş yahu. 

Yarın birkaç daireye daha bakacağız. Umarım içlerinden birini beğenir hemen taşınırız. Malumunuz bu sene rutubetli çıkan dairemizde çok sorun yaşadık, ne eşya alabildik ne düzen kurabildik. Rutubetten ayakkabılarımız, kıyafetlerimiz bile yeşillendi. 

İş yerine yakın bir muhite taşınmama kararı ile hata mı ettim bilemiyorum, epey erken uyanıp dönüşte trafik çekmek zorunda kalacağım sanırım. Lakin hiç bilmediğim bir semte pat diye taşınmak istemiyorum. Buralara alıştık sayılır, ev bulup temizliğini yapması, yerleşmesi de kolay olacak. 

Şimdilik böyle bir koşturmaca içerisindeyiz, güzel bir daire rast gele. 

9 Haziran 2019 Pazar

Dönüş

Uzunca bir tatili geride bıraktık, yarın yeniden işe devam. Son bir haftamız kaldı, haftaya cuma günü karnelerimizi dağıtmış olacağız ve çocuklar uzun bir tatile çıkacaklar. Biz ise haziran sonuna kadar çalışmalara devam edeceğiz. O arada da karşı taraftan bir ev bakmam gerekecek, umuyorum güzel ve şirin bir daire buluruz da haziran sonu itibari ile taşınma işlemlerimizi gerçekleştirebiliriz. 

Bu tatil neredeyse hep evdeydim. Bir defa Kadıköy, Sirkeci ve Cağaloğlu taraflarına yayınevlerini dolaşmaya gittim. Bir iki defa da annem ile dışarı çıktık. Onun dışında bayram tatilini evde geçirdik. Bir ara kuzenim ve eşi geldi, onlarla vakit geçirdik. Bir de karşı komşularımız ziyarete geldi ve bayram sona erdi. 

Semtimize veda zamanına az kaldı, küçük bir selamla yeni bir sayfaya merhaba diyeceğiz. Güzel olsun.

ayaklarım değiyor suya, 
yaz mı geldi, bu bir hayal mi?  
bilmem boş ver...

25 Mayıs 2019 Cumartesi

Bir Durum

Bazı siyah noktalar var, bazen renk değiştiriyorlar fakat hep oradalar. Bir şekilde dönüp duruyorlar etrafımda, bir kazanın dibi gibi karanlıklar. Gün ışığı ise siyaha tamamen zıt, doğumdan ölüme değin süren bir yanılsama. Sokak lambalarının yanmaya başladığı an içe çöken garip bir duygu gibi, tarifsiz çoğu zaman insanın düşündükleri.

Sonra ilerliyor insan kendi yolunda, kulağında hep başkalarının sözleri. Çok fazla konuşuyor herkes, uyaran sayısının fazlalığı zihnini buruşturuyor. Hiç sevmedi renkleri, hep daha azını istedi. Çoğaldıkça bölündü, arttıkça azaldı. 

Kulağında Thomas Bernhard'ın 1970 yazında bir banktan savurduğu sözler; gerçekliğe her zaman gözlerini kapadı. Dün bir düştü, bugüne dönüştü. Yıkandı, ellerini sabunladı, yemeğini yedi, uyudu bol bol.

Kapının önüne konan boş bir tabure gibi, üzerine oturulunca içe çöken bir sünger parçası, koltuğun bir kenarı. Üzerinde solgun gri bol bir ceket, ayağında kenarı delinmiş spor ayakkabıları. Bir fazlası olsun demeden, nereye gittiğini hiç bilmeden. Kimden korkar bu insan? Hep tedirgin, hep huzursuz.

Gün ortasında bir haber alırsın ve hayatının dağıldığını zannedersin. Birkaç ay geçer illa ki toparlanırsın. Gece gündüze döner, yağmur yerini güneşe bırakır. Kimi zaman da tam tersi olur, güneş yerini yağmura bırakır. Hayatın bir döngü olduğu aklına gelmez. Basit bir mantık kuramayacak kadar seversin hayatı. Neşe insanın gözlerini kör eder. 

Bir çiçek açmış pencerenin dibinde, çok sevdiğin yün kazağın sökülmüş bel yerinden. Caddenin kenarındaki fırında hiç elmalı kurabiye kalmamış, komşun bir gerideki sokağa taşınmış. Durakta sana masum gözlerle bakan kedinin bile başını sevmekle yetinirsin, kimsenin sevgisi kendisine yetmez.

12 Mayıs 2019 Pazar

Meziyet

Meziyet'in ayakkabıları paramparça, dörde bölünmüş olduğu yerde. Asfalt kaygan, saçları akmış uzamış yol boyunca. 

Bilir misin? Hani derler ya, evvel ahir zaman içinde diye. Annem her kuşluk vakti yatakları toplayıp yüklüğe koyduktan sonra saçlarımı tarardı. Sobanın sönmeye yüz tuttuğu, ortalığın henüz aydınlanmadığı zamanlar. Sonra kahvaltı hazırlardı, o temizliğe giderdi ben de okula. Hasırdan bir çantam vardı, içine sığdırdığım kitaplarımla yol boyu koşardım. Yanıma bir de yufka verirdi, öğle öğünü olsun diye. Dağ bayır yemyeşildi bizim oralar, bıldırcınlar uçuşurdu pencere kenarlarında. Ahmet öğretmen gülerek girerdi hep sınıfa, kara tahtanın önünde bize selam verirdi. Kimimizin yakalığı bile yoktu, Ahmet öğretmen dert etmezdi. Okula gelin o bize yeter derdi. Azla yetinmeyi bilirdi, hep azla yetindik. 

En dar zamanlarımda aklıma hep Ahmet öğretmen ile annem gelir. Bunca hayat yüküne, dünya ağrısına rağmen onların o gülen yüzleri hiç silinmez havsalamdan. Kuşlar uçar, su yürür de, Meziyet bir bunları unutmaz.

Meziyet'in etrafında kalabalık, şaşkın yüzler. Sivil polisler, beyaz kıyafetli sağlıkçılar. Gökyüzünde iki gülen yüz; biri annesi diğeri de Ahmet Öğretmen.

Bir Yaralı Kuştum

Hafta sonunu rutin işlerle geçirirken Gaye Su Akyol'dan bildirim geldi. Bir Yaralı Kuştum isimli şarkısına klip çekmiş. Pek de güzel olmuş, siyah beyaz. Kendime bir türk kahvesi yaptım, biraz daha izleyeyim. 

Yazacak pek bir şeyim yok bu aralar, bari şarkıyı not düşeyim dedim. Sağlıcakla.

Keder, feza üstüne 
Yayılır elem içimden gökyüzüne 
Onu benden çok sevmiş
Paramparça bir hikaye
...

3 Mayıs 2019 Cuma

Güzel Bir Haber

Bir aylık bekleyiş sona erdi, yeni okuldan güzel bir haber geldi. Bugün anlaşmamızı yaptık. Kısa bir zaman sonra çok güzel bir semtte, yeni bir hayata merhaba diyeceğiz annemle birlikte. 

Bugün görüşmeye giderken sahil boyunca otobüste sürekli düşündüm. Yıllar evvel okumaya geldiğim bu şehirde kalabilmek, bir yerlere gelebilmek için çok mücadele verdim. Çoğu zaman tek başımaydım, yaşadığımız onca olumsuzluğa ve üzüntüye rağmen hep çok çalışmam gerektiğini düşündüm. Hayatı anlamlı bulmasam da bir annem vardı, onun için daha fazla mücadele etmem gerekiyordu. 

Bir aksilik çıkmazsa önümüzdeki dönem bambaşka bir hayat bizi bekliyor olacak. Yeni okul, yeni insanlar, yeni ev, yeni semt, yeni eşyalar derken sanırım daha da toparlanacağım. Bu yıl benim için bir geçiş dönemiymiş, esasen hep öyle olduğunu hissediyordum lakin kaygılarım bir türlü beni bırakmıyordu. Bugün derin bir nefes aldım sahil kenarında, uzun uzun martılara ve boğazdan geçen gemilere baktım. 

Bana tekrar yol açtığın ve güzellikler sunduğun için teşekkür ederim. Bana ısrarla her seferinde güzel düşünmeyi ve pes etmemeyi öğretiyorsun. Var ol. 

23 Nisan 2019 Salı

Kitap Okuma Alışkanlığı mı?

Eğitimciler de dahil etrafta sürekli kitap okuma alışkanlığından bahsediliyor. Kitap okumak bir alışkanlık değildir. Kitap okumanın el ve yüz yıkamak ya da diş fırçalamak gibi alışkanlıklarla hiçbir ilişkisi yoktur. Hem öğretmenler hem de veliler sürekli olarak çocuklara kitap okuma alışkanlığı kazandırmak ile meşguller lakin feci yanılıyorlar. Bizim okulumuzda da her hafta bir ders zorunlu kitap okuma saati var. Birincisi; kitap okumak zorunlu bir eyleme dönüştüğünde cezbedici olmaz. İkincisi; çocuk ya da yetişkin kişi kendini iyi hissettiği, zihninin daha berrak olduğu ve kendisinin seçtiği bir zaman diliminde kitap okumalıdır. Üçüncüsü, çocuk okuyacağı kitabı kendisi seçmelidir. Öğretmen, çocuğa uzunca bir kitap listesi sunabilir ve içerisinden istediği kitapları okutabilir. Ülkemizdeki kitap okuma oranlarının bu kadar düşük olmasının en büyük sebepleri yukarıda saydıklarımdır kanımca.

Eğitim hayatım boyunca okumak istediğim kitapların hepsini kendim seçtim. Daha sonra edebi zevklerim değişti ve gelişti. Lise ve üniversite yıllarımda okuduğum kitaplarla şimdiki okuduklarım arasında dünyalar kadar fark var. Çünkü kendi kitap yolculuğumu özgürce sürdürüyorum. O dönemler ailem bana zorla kitap okuttursaydı; hem bir birey olarak hem de bir okur olarak çok az yol alabilirdim. 

Elbette burada kitapların çocuklara uygun olup olmaması durumu var. Bu konuda ebeveyn olarak tereddütleriniz varsa öğretmenlerden yardım alın. Ha, öğretmenlerin de çoğu kitap okumuyor ve kitap tavsiyesi veremeyecek kadar vasatlar bu da sektörden edindiğim bir tecrübe. Okulunuzdaki öğretmenleri iyi gözlemleyin; ille de türkçe ya da edebiyat öğretmeni olmak zorunda değil danışacağınız kişi. Farklı branşlarda olup; hitabeti, diksiyonu düzgün olan ve okuma zevki olan öğretmenler tek tük de olsa illa ki vardır. Onlardan yardım isteyebilirsiniz. Benim altıncı sınıfa giden ve komünist manifestoyu okumaya çalışan öğrencilerim de oldu. Çocuğunuzun düşünme düzeyi yaşıtlarından daha öndeyse onlara seçimleri konusunda engel olmayın. Bırakın yaparak ve yaşayarak öğrensinler. 

Ortaokul çağındaki çocuklar daha çok fantastik eserlere meraklılar. O yaştaki çocukların dünyası daha büyülü, daha renkli. Haliyle onları cezbeden kitaplar da farklı dünyalara ait. Bol bol fantastik okumak konusunda hiçbir sıkıntı görmüyorum. İlerleyen yıllarda okuma zevkleri oturmaya başlayacaktır. İyi bir okur olmak isteyen çocuk, zaten sizi ya da bir başkasını örnek almadan kendi kitap okuma zevkini oluşturacaktır. Burada velileri olarak iyi yayınlardan ve iyi çevirilerden çıkan dünya klasiklerini çocuklarınıza tavsiye etmeye başlayabilirsiniz. O ilgisini oluşturduğu dönemde sizin de onunla ilgilenmeniz, birlikte kitapçıya gidip kitap seçmeniz faydalı olacaktır. Böylece aile içerisinde de ortak bir kitap okuma zevki oluşturabilir, hatta kitapları aile bireyleri arasında dönüşümlü olarak okuyup tartışabilirsiniz. Örneğin liseye giden çocuğunuz Suç ve Ceza'nın tam metnini okuyabilir. Sonra evin içerisinde anne ve baba da okuyabilir. Bir akşam yemek masanızın etrafına toplanıp yarım saat kadar kitap üzerine analizler, konuşmalar yapabilirsiniz. Sadece yarım saat ile hem çocuğunuza olan ilginizi hem de ortak okuma zevkinizi geliştirebilirsiniz. 

Velilerimin çoğuna bunu söylüyorum lakin uygulayan tek velim dahi yok. Hayat şartları çok ağır, anne ve babalar çalıştıkları için çok yorgunlar biliyorum. Lakin haftada bir gün yarım saat ayırmanız da çok zor olmasa gerek. 

Çocukları, serbest bıraktığınız ölçüde kontrol edebilirsiniz. Zaten belirli kuralları olan ve bu kurallara riayet eden bir aileyseniz çocuğunuz serbest kaldığında da aklına zararlı şeyler yapmak ya da zararlı alışkanlıklar edinmek gelmeyecektir. Fakat hem çocuğa hem de aileye koyduğunuz kurallar ara ara ya da sürekli olarak değişiyorsa ve uygulanmıyorsa, çocuk kuralların anlamsızlığını hemen fark edecek ve onlara riayet etmeyecektir. Aile içinde ve çocuk üzerinde ne kadar tutarlı olursanız çocuğunuz o kadar iyi yetişecektir. Bu işin başka da bir büyüsü yok.

19 Nisan 2019 Cuma

İç Ses I

Başından çok fazla şey geçti genç yaşında, babasız büyüdün, annen ölümden döndü, o işten o işe koşturdun, gelecek kaygısı ile boğuştun, yorgunluğunun sebebi, mutsuz olman bunlardan kaynaklı olabilir mi?

Belki, belki de mizacım böyledir. Herkes kendine göre bir şeyler yaşıyor, acılarla dolu dünya nihayetinde. Elbette içinde mutluluklar da var. Ama erken yaşta yorulunca insan, daha fazla mücadele edesi gelmiyor. Bir ay önce gittiğim bir iş görüşmesinde müdür yardımcısı gelecekten beklentiniz nedir, kendinizi birkaç sene sonra nerede görüyorsunuz diye sordu. Aynı yerde dedim. Şaşırdı. Çünkü bir beklentim yok, mevki atlamak onu ya da diğerlerini mutlu ederken beni şu andaki halim bile mutlu etmiyor. O mevkiden o mevkiye atlayacaksın, diğerleri seni takdir edecek, başarılı olacaksın, ailen ve çevren seninle gurur duyacak. Peki ya sonra? Senin de sonun aynı, benim de. Diyemiyorsun tabii.

Bu kadar mı ümitsizsin her şeyden? Daha çok gençsin, önünde uzun yıllar var. Yeni deneyimler yaşayacaksın, niçin bu erkenden vazgeçiş? 

İnsan hayattan bilinçli olarak vazgeçmez, üstelik bu bir vazgeçiş bile değil. Ne olduğunu bile anlamlandıramadığın bir şeyden nasıl vazgeçebilirsin ki? Hepimiz ayrı bir yolculuktayız, farkındayım ve şaşırıyorum üstelik. Diğerleri nasıl bu kadar sıkı tutunuyorlar hayata, sanki hiç ölmeyeceklermiş gibi. Biraz sorgulama yapalım seninle birlikte. Sence onları hayata bağlayan şey ne? Tabii ki ölüm korkusu, öyle çok korkuyorlar ki kendilerine sürekli yeni uğraşlar buluyorlar, çok çalışıyorlar, koşturuyorlar sonra evleniyorlar, yıllarca ev kredisi ödüyorlar, çocuk yapıyorlar sonra yıllarca çocuklarını büyütüyorlar. Neden ama? Çünkü sürekliliği olan şeyleri tercih ediyorlar ki yaşayabilsinler. Kendilerini kandırıyorlar her gün. Çünkü ancak böyle ölümden kaçabilirler. Ben her şeyi kabullendim. Hayat bir hiçlik çukuru, doğumdan ölüm döşeğine kadar tekrar eden günlerin hepsi birbirinin aynı. Ölüm korkusu insanda yaşama sevinci yaratırken, yaşam korkusu ise insanda ölüm isteği oluşturuyor, ölüm korkunu ortadan kaldırıyor. Hayatın nesi anlamlı? Neden ısrarla yaşamaya devam ediyoruz? 

Ama hayatın kanunu bu. İnsan doğar, büyür ve ölür. Çok basit bir döngü. Bu süreci de ne kadar verimli ve mutlu geçirirsek kar, yaşamın kendisinde anlam aramak yerine anlamsızlığı kabul edip yaşam için çabalamak en doğrusu. Neden sürekli hayatını yalnızlık, var oluş sancısı, cevaplar aramak ve mutsuzluk ile geçirmeyi tercih ediyorsun? 

Bu bir tercih değil yanılıyorsun. İnsan düşünmeli, insan her an anlam aramalı, sorular sormalı ve yanıtlamalı. Hayatı yaşanılır kılan şeylerin hepsi bütüncül bir yanılgı, toplamdan arta kalan şeyler sana sonucu vermiyor. Ne için bu kadar mücadele ediyorum? Birkaç yıl daha fazla nefes alabileyim diye mi? Niye buna bir son vermiyorum? Bunu derinden yaşıyorum ama anlatırken güçlük çekiyorum, onlar kendilerine sebepler bulmuşlar ve onlara tutunmuşlar. Çoğunluğun bildiği doğrudur diyemeyiz. Bense hep kendi etrafımda dönüp, okuduğum her şeyden anlam çıkarmaya çalışıyorum. Onlar yaşama katılıyorlar, çünkü başka çareleri yok. Bense yaşamı dışarıdan izliyorum, ancak böyle yaşamaya devam ediyorum. Hiçbir şey mutlu etmiyor beni. Hiçbir şey heyecanlandırmıyor. Eskiden böyle değildi, çocuktum ve bir sürü renkli umudum vardır. Büyüyünce hepsi griye boyandı, gerçek dünya düzeni ile tanıştım. Sonunda öyle bir mücadeleler zinciri sardı ki beni, yığıldım kaldım. Elbette ayaktayım, elbette devam etmek zorundayım. Fakat beni ben yapan tüm isteklerimi kaybettim. Ne oradayım, ne de burada anlayacağın.

Bir çay molası verelim mi? Biraz için ısınsın, sonra kaldığımız yerden devam ederiz...

17 Nisan 2019 Çarşamba

Beklenen Haber

Yakın zamanda yazdığım bir yazıda zihnimdeki karışıklıktan bahsetmiştim. Güzel bir okul ile görüşmeye gitmiştim, üstelik hasta yatağımdan kalkıp. Güzel geçen görüşmenin ardından haber beklemek kalmıştı bana. Haber geldi, olumlu olduklarını yakın zamanda görüşmek ve anlaşmak üzere beni okula davet edeceklerini söylediler. 

Okul karşı yakada, epey köklü ve kaliteli eğitimi ile bilinen bir okul. Bir öğretmen olarak çalışmak isteyeceğim okullardan biriydi, kendime yaptığım ufak listemde ismi yer alıyordu. Bu seneki geçiş döneminde çalışmak zorunda kaldığım, askerlik nedeniyle ağustos ortası anlaşıp bir hafta içinde çalışmaya başladığım okulum ne yazık ki nitelikli bir okul değil. Sürekli iş değiştirmeyi seven bir insan değilim. Lakin bu senemiz yarım yamalak geçti. Üç yıldır çalıştığım güzide okulumdan askerlik sebebiyle istifa etmiştim yazın. Sonrasında bedelli askerlik çıktı ve ben öylece kalakaldım. Annemle yaptığımız onca plan suya düştü. Bir askerlik yükümlülüğü sebebiyle hayatımızda pek çok değişiklik yapmak zorunda kaldık. Düzenimizi kurduğumuz evi ve semti değiştirdik, hayatımızda ilk defa gördüğümüz bu semte yerleştik. Evde türlü sorunlar çıktı, kış başlayınca rutubet oluşmaya başladı. Evi boyayıp süslemişler, haliyle yazın hiçbir şeyin farkına varamadık. Ev rutubetli olunca eşyalarımızı da tamamlayamadık. Böyle yarım yamalak bir yıl geçirmek zorunda kaldık annemle. Yeni bir ortama, mekana ve insanlara alışmam çok uzun sürüyor. Okul da beni hemen her gün mutsuz ettiği için pek de iyi bir yıl geçiremedik. Yeni semtimizi sevemedik ve buraya hiç alışamadık. 

Derken nihayet güzel bir dönüş aldım, yeni okul karşı yakada. Henüz taşınacak yer belirlemek için çok erken. Zaten anlaşmayı da yapmış değiliz, bende karar kıldıklarına dair bir telefon aldım. Şimdi işin tuhaf yanı şu an çalıştığım okul ile önümüzdeki sene için sözleşme imzaladım. Henüz hiçbir okuldan net bir cevap almadığım için esasen imzalamak zorunda kaldım. En kötü devam ederim düşüncem vardı. Şimdi yeni okulla görüştükten sonra eğer işi resmiyete dökersek kendi okulumla bir şekilde konuşup yaz sonu istifa edeceğim. Biraz gerilimli bir süreç, umarım çok sarsılmadan bu işin altından da kalkarım. 

Yeni ev, yeni bir semt ve güzel bir okul fikri beni biraz heyecanlandırdı. Eskiden bu tarz başarılar, güzellikler karşısında daha mutlu olurdum, içimde günlerce kelebekler uçuşurdu. Artık bu duyguları yaşayamaz oldum, neredeyse hiçbir şey hissedemiyorum. Bu durum da beni üzüyor. 

Bize okullar kapanır kapanmaz yol görünüyor gibi, yeni bir hayata başlıyor sayılırız. Tabii yeni okul fikrinden caymazsa. Her ihtimale karşı temkinli olmak lazım, umuyorum bir aksilik çıkmaz ve anlaşmamızı yaparız. 

Beklenen haber daha pek çok güzellik getirir umarım. Uyanırız birlikte yeni sabahlara.