de etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
de etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Eylül 2023 Pazar

Belki de Yeni Bir Başlangıç

Bir önceki yazımda, eski sevgilimin yeniden beni görmek istediğinden bahsetmiş ve bir kararsızlık sürecinde olduğuma değinmiştim. Biz görüştük, dün sabah bir araya geldik ve uzun saatler boyunca sohbet ettik. Negatif duygularla gitmedim fakat pozitif duygular içinde de değildim. Tamamen nötr kalarak, açıklama yapmasına izin vererek dinledim. Yargılamadım, hesap sormadım, kırıcı herhangi bir söz söylemedim. Buraya kadar her şey makuldü. 

Fakat aralıklarla hafif de olsa kalbimin çarptığını hissettim, bunu söylemesi zor olsa da onu yeniden görmek mutlu etti sanırım beni. Eve döndüğümüzde bir süre daha konuştuk, o da aynı mutluluk içerisinde olduğunu ifade etti. 

Onunla buluşmadan 1 saat önce kararlaştırdığımız yerdeydim. Genelde hemen her türlü buluşmada bunu yaparım. Buluşacağım kişi ya da herhangi bir randevu saati fark etmeksizin, muhakkak çok öncesinde giderim. Kendimi ve zihnimi dinlerim, bir kahve içer, kitapçıları dolaşır ve sokaklarda yürürüm. Onu beklerken bir kitapçıya girdim. Yıllar evvel ona Füruzan'ın "Parasız Yatılı" isimli öykü kitabını almıştım. Yıllar sonra Füruzan yeni bir öykü kitabı daha çıkardı, ismi "Akim Sevgilim". Bu sefer de anlamlı olacağını düşünerek onu almak istedim ama girdiğim kitapçıda yoktu. Raflar arasında dolaşırken Yalçın Tosun'un "Dokunma Dersleri" isimli öykü kitabını gördüm, severek okumuştum daha evvel. Hemen alıp bir hediye paketi yaptırdım. Ve bir kafeye oturarak kendimle muhasebe yaptım. 

Geldiğinde kitabı hediye ettim. Artık buna tesadüf mü denir yoksa adı başka bir şey midir bilemiyorum ama o da bana Yalçın Tosun'un "Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler" şeyler isimli öykü kitabını almış. Bu duruma hem sevindik hem de çok şaşırdık. Sonrasında uzunca yürüdük ve ardından bir akşam yemeği yedik. Yolu üzerinde olmamasına rağmen beni metro durağına kadar geçirmek istedi. 

Sanırım bu sefer önünü arkasını düşünmeden, sorgulamadan, sürekli sorular sormadan olağan akışına bırakacağım. Olumlu ya da olumsuz, güvenli ya da güvensiz, doğru ya da yanlış... Bundan sonra neler olur, neye yöne gideriz, nasıl savrulur ve değişir, gelişiriz bilemiyorum ama ilk kez bu sefer bunları sormadan, sorgulamadan akışında ilerleyeceğim. Hayat bu, ne göstereceğini hiç bilmiyoruz ve artık bu duruma kaniyim. Belki de yeni bir başlangıçtır bunun adı...

20 Ocak 2016 Çarşamba

Emmelie de Forest: Hopscotch












Emmelie de Forest, Only Teardrops isimli şarkısı ile 2013 Eurovision'da, Danimarka'yı birinciliğe taşımıştı. Yalın ayakları, uçuşan elbisesi ve masum yüz hatları ile epey beğeni toplamıştı yarışmaya katıldığı yıl. 

Yarışmadan beri takip ediyorum kendisini. Güzel işler yapıyor esasen. Henüz müzik kariyerinin çok başında. Tam olarak müzik tarzını bulduğunu düşünmüyorum lakin ilerleyen yıllarda elbette şekillenecektir. 

Hunter & Pray ve Rainmaker hala favori şarkılarım arasındadır. Her ne kadar Drunk Tonight isimli şarkısına çektiği klipte gereksiz bir çıplaklığı tercih etmiş olsa da, yaz aylarında kliplenen şarkısı Hopscotch ile durumu toparlamış. Yaşına ve masumiyetine yakışır tarzı daha çok hoşuma gidiyor benim. Hopscotch oldukça renkli ve eğlenceli bir şarkı. Dinlemek isteyenlere tavsiye ederim. 

26 Ağustos 2015 Çarşamba

Edmondo De Amicis: İstanbul

1870'lerde İstanbul'a gelen ve çok sevdiği bu şehre dair gözlemlerini bir kitap haline getiren Amicis'ten bir bölüm paylaşmak istiyorum. Kadınları anlatan Amicis şöyle diyor: "Beyaz yaşmaklı, erguvani Boğaz'ın maviliği içinde bir kayıkta oturmuş ya da bir mezarlığın loş yeşilliğinde çayırlara uzanmış bu kadınlardan birini görmeniz lazım; hatta daha iyisi, İstanbul'un, sonunda ulu bir çınar bulunan, dik, tenha ara sokaklarından birinden inerken rüzgar esip de yaşmağı ve feracesini uçuşturduğunda boynu, ayakları ve şalvarın alt kısmını açıkta bıraktığında görmeniz lazım; sizi temin ederim ki, böyle bir anda, Muhteşem Süleyman'ın başkasının karısına kızına verilecek her buse için para cezası koyan müsamahakar hükmü hala yürürlükte olsaydı, Harpagon bile cimriliğini bir kenara atardı. Rüzgar estiği zaman, Türk kadınları feracelerini zapt etme zahmetine girmezler, Müslüman kadınların edep duygusu dizlerden aşağı inmez, hatta bazen daha yukarıda kalır."

Yapı Kredi Yayınlarından çıkan bu güzel kitabın çevirisi Filiz Özdem'e ait. İçerisindeki enfes gravürler ise Cesare Biseo'nun. Amicis'in İstanbul gözlemlerini daha detaylı, roman tadında okumak isterseniz kitabı almanızı tavsiye ederim. 

12 Kasım 2014 Çarşamba

Belki de Bunun Adı Hayata Koşmak

Bugün çok eğlenceli bir şey oldu.Kendimi rahatlatmak adına ne yapsam deyip duruyordum.Elbette dünya kadar çocuk ile hep birlikte olunca yapacağım planlar içine çocuklar da giriyor.Akşam yemeğine doğru yol alırken hadi dedim,çizgiye doğru gelin.Yemekhane kapısının önüne kadar koşu yarışı yapacağız.Elbette bağırıp çığlık atmaya başladılar.Son hızla hepimiz koşmaya başladık.O sırada etrafı da kolaçan etmiştim bir müdür yardımcısına ya da öğretmene yakalanmayalım diye.Talih budur ki bir hızla koşarken müdür yardımcısı da yanımdan geçti.İki saat sinirli bir surat ile arkamdan baktı.Ama aldırmadım,çünkü çok eğlendik.

Yemekhane kapasında da iki öğretmene yakalandım.Ne yapıyor bu manyak demişlerdir içlerinden sanırım.Ama güzel oldu,hepimizin yüzüne musmutlu bir gülümseme yayıldı.

Bir de ben bilmiyordum bizim okulun yoga kulübü varmış.İdareden izin alabilirsem bu Cumartesi de yogaya başlıyorum.Eh vakit,kendime zaman ayırma ve yeniden dirilme vaktidir !

13 Haziran 2013 Perşembe

Train De Vie


Türkçesi ile "Hayat Treni" 1998 yapımı bir Fransız filmi.Yönetmenliğini ve senaristliğini Radu Mihailenau'nun yaptığı müzikleri ise Goran Bregoviç'e ait olan bir dönem filmi.
Nazi soykırımı başladığı sırada uzak bir köyde yaşayan bir grup Yahudi'nin kendi çabalarıyla bir tren yapıp Filistin'e gitme hikayelerini anlatan,yolda da Romanların Hindistan'a gitmek üzere kendilerine katılmasıyla seyreden güzel bir film.Yer yer Komünizme de göndermeler yapılmış,olaylar hem duygusal hem de eğlenceli bir dille anlatılmış.

Lional Abelanski'nin canlandırdığı ve filmin başrollerinden olan akıllı deli Schlomo'nun birkaç repliği beni çok etkiledi.

"Tanrı varmış yokmuş bunun ne önemi var ki ? Hiç kendinize sordunuz mu ? İnsanlık diye bir şey var mı yok mu diye ?
Tanrı insanoğlunu suretinden yaratmış.Ne güzel.Schlomo,Tanrı'nın resmi.Ama bu sözleri Tevrat'a kim yazmış ? İnsanoğlu,Tanrı değil ! İnsanoğlu bir şekilde kendisini Tanrı'nın yerine koymuş.Belki de böyle olmasını Tanrı'nın kendisini istemiştir.Ama insanın,Tanrı'nın oğlunun her şeyi yaşayarak öğrenmesine Tanrı karar vermiştir.İnsanoğlu korkularından kurtulmak için Tevrat'ı yazmış.Tanrı falan pek umurunda değilmiş.Tanrı'yı sevmesek de ona dua ederiz.Ya da daha ötesi,dünyevi varlığımıza yardım etmesi için ona yalvarırız.Tanrı bizim umurumuzda değil.Biz sadece kendimizi düşünüyoruz.Aslında soru Tanrı'nın var olup olmadığı değil."Ben var mıyım"? Soru bu.
"Ben!"

Scholomo'nun filmin sonunda söylediği güzel şarkı;

Köyüm köyüm güzel köyüm
Beni unutma güzel köyüm
Bir gün bir trene binip
Uzaklara gideceğim

Köyüm köyüm güzel köyüm
İnsan manzaralarını unutma
Beni hayata bağlayan şey bu
Ne delilikti ama
Ne harika bir delilik !

5 Mart 2013 Salı

Eurovision 2013


Bu sene Eurovision şarkılarını dinlemekte geç kaldım,normalde aylar öncesinden hepsini yarışmaya kadar ara ara dinlerdim.Hala hepsini dinleyebilmiş değilim fakat Danimarka'dan bu sene yarışmaya katılacak Emmelie De Forest'ı görüp dinleyince diğerlerine bakmaya pek istek kalmadı içimde.Şarkının adı ise Only Teardrops.Bu seneki favorim kesinlikle Danimarka.Danimarka'nın şarkılarını genel olarak beğenen biriyim,iyi sanatçılar çıktığını düşündüğüm bir ülke.2011 senesinde de Danimarka adına katılan The Friend In London favorilerimden biriydi.
Ne güzel bir şarkıydı New Tomorrow.

Only Teardrops da çok etkileyici bir şarkı,bu seneki oyum Danimarka'ya gidecek belli oldu.
Eh,bekleyip görelim.

18 Ağustos 2010 Çarşamba

İçimizde Bi Melek Var,İki Tane De Şeytan


İçimde iki tane şeytan var.
Ve bazen içimde kalan melek savaşamıyor onlarla.
Hepinizin içinde iki şeytan var.
Kötülük iyilikten daha güçlü bi şey.
Ne Selena gerçek ne de Bücür Cadı.

Böyle düşünmek istemiyorum.Hani peri masallarının her zaman cebi para dolu o yüzden çok süslü ve mutlu genç kızları ekrana çıkar ve güzel sözlerle mutlu olmak gerektiğini fısıldarlar ya.Ya da genç bi kadın genç bi erkeğin koynundayken günaha girdiğini fark etmez,zevk alır ve zevk verir.Sabaha ise pişmanlıktan kan kusar,dağılır ve bir daha da toparlanamaz.İki tane uçurum,yaşadığımız karasızlıklar hep iki konu veya iki kişi arasında,anne ve babamız var iki kişi,hep bi şeyi bi şeye tercih ederiz,iki tane tercih edemeyiz ama tercih yaparken doğal olarak iki şey arasında kalır ve düşünürüz.O yüzden iki tane şeytana sahibiz.Kötülük çoğul,iyilik tekil.Melek hep yalnız,köhne melek,grimsi konakta,avluda,caddede,bostanda sigarasını yere atan şeytan,arkasından söndürmeye gelen ise melek.Yani her halükarda güçlü olan şeytan.

Her şey oransal olarak birlikteliği sunuyor bize.Yani matematik bilimine bu sayede inanmaya başladım.Arada çok büyük bi enerji var.Uyanmak istiyorum bu kabustan.Keşke mutlu bi rüya görebilsek.Ama insanlar üzgün,mutsuz,işsiz,hüzünlü,kayıplı,insanlara sorulmadan bedenlerine girilmiş ve çıkılmış durumdalar.Sinema filmleriyle,tiyatrolarla oyalanamaz bu insanlar.En derin yerine zevk için sopalar sokulmuş bi alemdeyiz.Acele etmeliler,çünkü insan gibi yaşabilmek için bile dünya kadar anadan doğma şansa ihtiyaçları var.Ve maalesef bu şans dedikleri şey süt ve ekmek gibi dışarıda ücretsiz dağıtılmıyor.

Gülemiyorum çünkü acı çekiyoruz.Yaşadıklarım kalbimde.Sadakate inanmıyorum bu saatten sonra.Her ne kadar Yüksek Sadakat adında şarkılar çınlasa bile.İnsan mutlu olabilmek için bu kadar çaba sarf etmek zorunda mı gerçekten?Bu hayatta yarına çıkmak için,bi nefes daha alabilmek için bu kadar zor şeyler atlatmak zorunda mı bu insanoğlu.Yazık,sadece bi beden,nasıl yapsın tüm bunları mutlu olabilmek için.İyi yaşamak herkesin hakkı.Doğuştan adaleti bakire olmayan bu dünyadan bakire olarak gitmesini kimse ummuyor zaten umutlarımızın.Ama saf olarak gitmek istiyor duygular,dokunulmamış sadece okşanılmış ve sevilmiş.Sadece okşasın ve sevsin kişilikli dünya beni,kirletmesin.

Kötü baktım bu sefer evet.Çiklet belki de bu yazıda karardı.Ama her şeye beyaz bakan saf bi insan olmayı tercih etmiyorum.Sadece insan olduğu,parası olmadığı ve evet şansı olmadığı için onurunu satmak zorunda olan onca insan var.Üzülmek gerekiyor.Artık algılayalım,insanoğlunun acıları var.Çikletin de acıları var.

10 Temmuz 2009 Cuma

Zamanla Unuturum Ben De!


Bir ışık yakmaz hayat,neylersin ömrün nasıl geçtiğini,unutulduğunu hayatın,başkalarının sizi unuttuğunu.İçimden geldiği gibi yazıştım dün,sade,resimsiz,tozsuz,süssüz.Kör dumanın mavi renkleri gibi hissediyorum kendimi şu aralar.Evanecence gibi duman gibi yok olmak gibi.Ve daha gibi ile ilişki kurduğum bir sürü zırva.Sıla çalarken fonda,ben de unutulanları yazayım dedim kendimce.Belki zamanla unuturum ben de…


Durup dururken hüzün saçmak istemiyorum,oturduğu kabın içine .ıçanlardan olmadım hiçbir zaman…Kocaman bir unutuş,dram tarzında acıklı bir serüven.Sülalem tarafından unutuldum mesela.Koskoca bir dede,bir babaanne,iki tane amca,bir hala,birkaç kuzen ve onların daha nice akrabaları..Aynı şehirdeydik kısa süre önceye kadar.Onlar ölmeden önce.Şimdiden söyleyeyim kimse rahmet okumasın onlar için.Hayatımda suratlarını bir kere gördüğüm insanlar için kimse yakınmasın.Mezarlarının yerini bile bilmiyorum.İnanır mısınız adlarını bile bilmiyorum sadece soyadları aynı.Ve bir baba tabii ki,aslında baba değil,guguklu saat.Guguklu saat bile şöyle kafasını çıkarıp yuvasından etrafa bir göz atıyor değil mi?Ama beni arayan soran yok,dramatize etmiyorum.Burası benim mekanım içimden geldiği gibi…


Umurumda değiller aslında,benim gibi bir evladı,yeğeni,torunu kaybetmek onların suçu.Siz babaanne ve dede kılıklı suratsızlar,hakkımı helal etmiyorum ve ben ölüp yanınıza gelmediğim sürece de sizi affetmiyorum.Cennet kapılarından içeri giremezsiniz inşallah.Hayatta cehennem hayatı yaşattıklarınız için,avutun kendinizi.Bir dua okuyanınız yok ardınızdan.Ama asla da bir tek kötü,pis,onur kırıcı bir kelime söylemiyorum rahat uyuyun ne diyeyim…


Ne de çok unutulan anılar varmış be,ağlayacağım birazdan galiba.Ben herkese bir tavsiye gönderiyorum.Eğer bakmayacaksanız dünyaya bir çocuk lütfen getirmeyin.Artık olgunluktan sıkıldım,çağımı yaşayamıyorum.Arkadaşlarımın o kadar basit sorunları var ki,çocukça şeyleri kafalarına takıyorlar.Halbuki benim derdimden bir haberler.Benim dağlara dert yanmam lazım.Evet,boşanma mantıklı bir süreç,evlilik ve aşk bitmişse.Ama çocuğunla eskisi gibi ilgilenmek kaydıyla.Unutmayın çocuklarınızı.Herkese göre daha olgun daha efendi daha usluyum belki ama ne fark eder,sol yanınız acı ile bakarken.Asla onlar gibi olamadım.İstemem de zaten.


Siz yakın ışıları,ayrılığınız aşka küstürmesin sizi Sıla’nın da dediği gibi.Daima şükür Allah’ım bu günlerimize.Kendimi bulduğum günlere.Bana annemi bağışladığın dakikalara günlere,saadetlere...


Kocaman bir unutulmuşluk,merak etme koca adam zamanla unuturum ben de:)