ben etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ben etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Nisan 2017 Pazar

Can Kazaz: Ben Sizden Kaçtım












Can Kazaz'ın yeni albümü "Ben Sizden Kaçtım" tüm dijital müzik platformlarında sizi bekliyor. Hiç durmayın edinin, dünyanın en naif en güzel albümü desem hiç yanılmış olmam. 

Can Kazaz müzikleri ile tanışıklığım yeni sayılır. O günden beri aramızda özel bir bağ var. Tek başına yapılan yolculuklarda, uzak diyarlara kaçma isteklerinde, geçmişe özlemde, temiz aşkların kalbin perdesini kaldırdığı gece yarılarında hep o eşlik ediyor bana. 

Kendisine yazdığım bir mesajıma da çok naif bir yanıt vermişti. Nasıl güzel, yetenekli bir adamsın.

Can Kazaz'ın youtube kanalına da üye olmayı unutmayın derim ve sizi yeni albümü ile baş başa bırakır giderim. Kapatın kapınızı, sarının inceden bir bahar battaniyesine, bir de kokusuz bir mum yakın odanızın uzak bir köşesinde. Sonrası sessizlik, sonrası sonsuz müzik, dinginlik ve hikayeler.  

"yaşamaksızın dünya halini
nedir bu yıldızlara merakın?"

31 Mart 2017 Cuma

Engin Geçtan: Rastgele Ben













Birkaç yazı önce Engin Geçtan'dan ve Zamane adlı kitabından bahsetmiştim. Yine bir Metis Yayınevi ziyareti sonrası aldığım ve okuyup bitirdiğim Rastgele Ben adlı Engin Geçtan kitabından bahsetmek istiyorum. 

Rastgele Ben için Engin Geçtan'ın hayatının bir panaroması diyebilirim. Naçizane tavsiyem kendisinin diğer kitaplarını okuduktan sonra bu kitabı alıp okumanız. Okurken oldukça keyif aldım. Kitap bir anlatı niteliğinde. İçerisinde dört bölüm var: Bir Zamanlar Amerika'da, Dipsiz Kuyuda Yolculuk, La Turchia piu bella ve Matriks ya da Apocalypse Now.

Kitaptaki en uzun bölüm Dipsiz Kuyuda Yolculuk. Bu bölümde Engin Geçtan psikiyatri ile ilgili bilgi birikiminden anekdotlar paylaşıyor. Aynı zamanda içinde bulunduğumuz dünya ile ilgili çeşitli tespitlerde bulunuyor. Ben, Bir Zamanlar Amerika'da bölümünü çok sevdim. Geçtan'ın Amerika hakkındaki izlenimleri ve anıları keyifli, kayda değer. Bazı tespitlerinin yıllar geçmiş olmasına rağmen hala geçerliliğini koruyor olması da oldukça dikkat çekici. 

Su gibi bir kitaptı. Geçtan'ın onca eserini okuduktan sonra onu daha yakından tanımak beni çok mutlu etti. Zaten çalışma masamın en güzel yerinde duruyor tüm kitapları. Geçtan'ın anılarını okumak size de keyif verecektir diye düşünüyorum. 

3 Şubat 2016 Çarşamba

Lilting (Sevgilinin Ardından)
















Lilting, Kamboçyalı yönetmen Hong Khaou'nun 2014 yapımı ilk uzun metrajlı filmi. Bu gece misafirimdi Lilting. 


Kai, ailesi ile birlikte memleketinden Batı'ya gelir. Eşcinseldir ve sevgilisi Richard ile birlikte yaşamaktadır. Babasını kaybettikten sonra annesini bir huzurevine yatırır. Bundan dolayı kendini suçlar. Richard, her ne kadar Kai'nin annesine açılmasını istese de, Kai buna bir türlü cesaret edemez. Cesaret ettiği gün ise, annesine kendisini açıklayamadan bir trafik kazası ile hayatını kaybeder. Richard çok sarsılır. Kai'nin annesi Junn'a ulaşır ve ona derdini anlatamaya, yardımcı olmaya çalışır. Ve sonunda ona gerçeği itiraf eder. 

Richard'ı canlandıran Ben Whishaw ve enfes konusu için izlemeyi tercih ettim bu akşam Lilting'i. Diyalogların muhteşem olduğu, hüzünlendirici bir öykü. Richard ve Kai arasındaki aşk çok derin, çok güzel. London Spy sayesinde tanıdığım Ben Whishaw ise benim için şimdiden en iyi oyuncular listemde zirve başlarından biri olmuş durumda. Çok yetenekli bir oyuncu. 

Lilting, insanda hüzün bırakan bir film. Bazı aşklar kendi tercihlerimiz ile bitiyor. Bazıları ise zamansız, istemeden avucumuzdan kayıveriyor. Tıpkı Richard ve Kai'nin aşkı gibi. Sevgilisini acı bir şekilde kaybeden Richard'ın, Kai'nin annesine göstermiş olduğu ilgi, ona verdiği değer takdire şayan. Ve sevgilisinin ardından hala aşk dolu bakıyor olabilmesi de çok kutsal. 

Zamansız biten pembe aşklara bir güzelleme Lilting. Vakit bulursanız tavsiye ederim. 

13 Ocak 2016 Çarşamba

London Spy


London Spy; içerisinde dramı, gerilimi ve romantizmi aynı anda barındıran 2015 yapımı bir mini dizi. İngiliz yapımı olması London Spy'ı güçlü kılan en önemli özelliklerden biri. Bunun haricinde diziyi güçlü kılan diğer özellikler ise; konunun özgünlüğü ve baş rollerin başarılı performansları. 

İki genç adam. Birbirlerinden oldukça farklı karakterde. Tesadüf eseri karşılaşıyorlar. Aşık oluyorlar. Alex ve Danny. Onlara bu isimlerle seslenmeyi daha doğru buluyorum. Sekiz ay sonra Alex bir anda ortadan kayboluyor. Danny'nin Alex hakkında bildiği çoğu şeyin aslında doğru olmadığı ortaya çıkıyor. Danny, Alex'in kayboluşunun ardından büyük bir hüsran yaşıyor lakin bir yandan da Alex'i bulabilmek ve onun sırlarını çözebilmek için elinden geleni yapmaya çalışıyor. İkilinin arasındaki aşk oldukça etkileyici işlenmiş. Özellikle Danny'i canlandıran Ben Whishaw'ın performansına ve gözlerindeki derinliğe diyecek söz bulamıyorum. Kendisini ilk kez bu proje ile tanıdım. Çok önceden tanımış olmayı dilerdim. Gerçek hayatta da eşcinsel olması ve devam eden mutlu bir evliliğinin olması takdire şayan. 













İlk sezon ikinci bölümde Danny'nin, Alex'in annesi Frances ile tanıştığı bir kısım var. Frances Danny'i evlerindeki odaların birine götürüyor: 

Danny:   Burası onun odası.
Frances: Nasıl bildin?
Danny:   Çünkü içinde bulunduğum en yalnız oda burası. 

Alex'in annesini Charlotte Rampling canlandırıyor. Kendisini çok sevdiğim tv serilerinden biri olan Broadchurch'ten tanıyorum. Orada oğullarını kaybeden ailenin avukatı olarak rol alıyordu. Lezbiyendi aynı zamanda. Enfes bir oyuncu, duruşuna tam bir İngiliz soğukluğu ve asaleti hakim. Bu dizideki rolü için de kesinlikle biçilmiş kaftan. 

Özgün konusu ve başarılı kurgusu ile London Spy izlenir diyorum. Gelecek bölümleri iple çekiyorum. 

28 Ocak 2014 Salı

Ustam ve Ben



















Elif Şafak'ın son romanı Ustam ve Ben'i okumayı bitirdim geçenlerde.Yazarın eserlerinin hemen hemen hepsini okuduğumdan mütevellit son kitabını da okumam gerektiğini düşündüm.

Elif Şafakla ilk kez Med Cezir adlı kitabıyla tanıştım.Ardından diğerleri geldi,Baba ve Piç'i büyük bir heyecanla okuduğumu hatırlıyorum.Yazarın Metis Yayınevinden çıkan kitaplarını ve o dönemki tarzını bir hayli kaliteli buluyorum.Lakin kendisini epey popüler hale getiren Aşk adlı romanından sonra yazarın çizgisinin değiştiği kanaatindeyim.Giderek popüler olan bir areneya kaydığını ve kendisini daha da popüler hale getirecek olan konulara yöneldiğini düşünüyorum.Bir İskender Pala tarzıyla ilerliyor sanki.

Ustam ve Ben'den umduğum tadı aldığımı söyleyemem.Sanki konular çok hızlı akmış,cümleler ve manalar daha da basit hale gelmiş.Araya Osmanlı devri ile ilgili kısa bilgiler serpiştirilmiş ama yeterli gelmemiş.Nitekim,Metis zamanındaki Elif Şafak yok artık sayfalar,satırlar arasında.Öyle hissediyorum içten içe.

13 Ağustos 2010 Cuma

Ben Nasıl Biriymişim ki?

Ben rap dinlemem ama sanırım bu büyü beni de sarmaya başladı,yok hayır dinlemiycem ama son günlerde şu şarkıyı çok severek dinliyorum.Hani Eminem ve Rihanna düeti."Loe the way you lie"

Müzik konuşmak hoşuma gidiyor,her ne kadar müziğe başlayıp güzel bi gitar edinsem de sanırım dinlemek benim için daha hoş bi şey.Bir de salonda elimde merdivenin başlığı kulağımda kulaklıklar şarkı söylemek.Her ikisinden de vazgeçemem sanırım.Yazdan beri yaptığım en hayırlı iş Hakkari'ye gitmekti.Sıcaklar beni mahvediyor,aşırı terleyen biri olarak evden dışarı çıkamıyorum.Evde de tek eğlencem çiçeklerim ve internet sanırım evet çok kötü ama kültürlü olucam diye saçma sapan işler yapan tiplerden de değilim.Örneğin televizyonda belgesel yerine dizi izlerim,eğlenceli kanallara ve programlara bakarım burjuva değilim aristokrat hiç değilim.İtiraf edin artık hepiniz popüler kültürün bi parçasısınız,gerçekten ama öyleyiz.Bundan da gocunmamak lazım.

Annem bu bayram evde o yüzden bir çok yeri gezme kararı aldık.Umarım gezeriz biraz da ben de ferahlarım başka insanları görüp.Ayrıca uçakla uçmak güzel bir duyguydu.Belki ben de ileride host falan olurum belli olmaz bu işler.

Dün iftara gittik.Yemekten sonra evin oğlunun odasında film falan izledik.Çocuğun sanırım pornodan haberi yok.Erotik klip izleyen insanlar kaldı mı hala ya ? :D

Hakkari'de çok güzel bi etkinlikle hepimizin resimlerini çizip zarfa yapıştırdık.Sonra gideceğimiz güne kadar herkes küçük notlar yazıp zarfların içine attılar.Maksat dalga olsun ve ileride unutmayalım birbirimizi.Şimdi çok eğlenceli bi şey yapıp bana yazılan notları burada paylaşıcam.Başlayayım heman :)

"Ekibin küçüğü;samimiyetin içtenliğin ve olgunluğunla takdirimi kazandın.Bundan sonra da görüşmek dileklerimle."

"Gidip geldiğimiz o yoldan hatırladığım en net şeyler "slav" ve sen olacaksın,çok samimi bi yol arkadaşısın çok sağol"

"Şişşt ufaklık,yaşın ufak olabilir ama yüreğindeki olgunluk ve samimiyet çok büyük,iyi ki tanımışım seni"

Heyy,senle tanıştığıma çok memnunum.Çok eğlencelisin,kuzenime de benziyorsun hani :D"

"Dikkat et fazla açılma bugün daha beşinci gün,yavaş gel daha vakit var biliyorsun uğursuzum başına bela alma!"

"Beatiful and sexy but here you are baby!"

"Daha çok küçücüksün yeni bir hayat var önünde gerçeği bilirsen ki(daha toysun bilemezsin) yürüdüğün yol senin zaten.Yeni doğmuş bir bebek,yeni açmış bir çiçek (keçi) gibi.Bir ömür var önünde (-18) tiftik keçisi saçlarınla beraber KAL KAL KAL :D"

"Seni ilk gördüğümde çok sakin,etliye sütlüye karışmayan ve soğuk demiştim.Son sözüm dışındakiler aynıymış.Gerçekten çok sempatik ve iyi bir insansın.Tam da senin yaşlarında bi kardeşim olsaydı senin gibi yetiştirirdim onu(face'teki kendi çekim pozların hariç,aa kaldır onları çocuğum :D )"

Bir de sağ olsunlar bana Küçük Emrah posteri almışlar :D


30 Haziran 2010 Çarşamba

Aldım Verdim Ben Seni Yendim

Benim Ankara'da eğitim başvurum vardı ya,o kabul edilmemiş yahu pek üzüldüm.Yüz elli başvuru olmuş sadece yirmi kişiyi eğitime çağırmışlar.Bu eğitimi almak isterdim ama nasip olmadı yapacak bi şey yok.Yeni bi proje var şimdi.Umarım bu gerçekleşir,çok istiyorum.Mekan:Hakkari.Çok hoş,çok harika.Büyü bozulmasın.Umarım gerçek olurda ayrıntılarını ve sevincimi bol bol aktarırım buradan.

Taylor Swift'in "Fifteen" adlı şarkısı var ya onu dinliyorum ben şuan.Sevdim bu kızı.Güzel olmasına oranla çok hoş da bi sesi var hatunun.Çok uzun ama sırık gibi karı maşallah.Bi de hazırlık sınavları olacak ya da olmuş olan arkadaşlar umarım halletmişsinizdir.Mutlu olurum adlarınıza.Sıla'nın gözleri ne kadar güzel yahu öyle.Bence gözleri güzel olan insanların huyları da çok güzel oluyor.

Cuma günü bahçemizde mangal partisi var bekleriz.Benim yetiştirdiğim papatyaların arasına atacağız masamızı ve keyif yapacağız.Çok güzel açtılar papatyalarım.Komşu teyze de fesleğen verdi onları ektim geçen de.Gül almayı düşünüyorum şimdi de.Gayet teknolojik yatırımlar yaptık yeter artık.

Uzun zaman oldu çünkü kotam daha yeni kendine geldi.Sınırlı ama her yaz sınırsız gibi para ödüyoruz.Ha bu arada hava atmak gibi olmasın blogcan,ben bi dizüstü aldım.Daha doğrusu annem bana hediye etti.Toshiba aldım uzun araştırmalar sonucu.İnternette danışmadığım kimse kalmadı.Sevdim bizim Taş Baba'yı.Adı var onun öyle saygın bi şey bu.O kadar para bayıldım ad koymam mı sandın,koyarım elbet.Seni Taş Baba seni.Maşallah yavruma.Babam yok ya sen babalık yap bana emi,ciğerim benim oyh :D

Annem şiir yazma hastalığına yakalandı.Şaka maka hatunum fena yazıyor.Böyle ben de yardım ediyorum arada koltukta oturduğum yerden sözcük sallıyorum.Geçen oturduk Türk Kahvesi eşliğinde iki saat şiir yazdık.Şimdi bilgisayar öğreniyoruz.Bilgisayara yazıp kaydedeceğiz onları.

Beren Saat benimle evlenir mi acaba?Ben de kendi çapımda yakışıklıyım be.Hem ben Behlül gibi kaçmam walla söz.Miley Cyrus'un yeni klibi "Can't Be Tamed" çok hoş olmuş.Bi de ben "Evcilik Oyunu" adlı programı izliyorum her gün böyle çok hoş.Yatıyorlar kalkıyorlar sapık supuk çok harika yani.Dikkatimi çekti.Trt-6'da Kürtçe dublajlı gösterilen Yeditepe İstanbul'u lütfen Türkçe olarak da yayınlayın sayın yetkililer.Fırsat eşitsizliği yani ayıp :)

Ayrıcana çok önemli bi vakayı arz etmeyi unuttum ben.Paramore'un yeni klibi her yerde."Careful" isimli şarkıya çekilmiş.Pek hoş doğrusu.

Evlilik programına çıkan bi adam benim tek şartım gelecek olan karı adayı benimle üç öğün kebap yiyecek dedi.Kendi yapıyormuş,trans kebap mı neymiş.Gelecek adayı merakla bekleyceğim.Fox Tv.Foxslayın bi taraflarınızı ey sayın seyirci :D

Amanin benim flash belleğim ve lazer mausum da varmış çok havalı.Tramvaya binerken neden bilet alınır?Alınmasın rezil oluyorum ben her seferinde."Twiligh Saga:Eclipse" vizyonda di mi?Ne zaman izleriz artık Allah Kerim.

Hey seveyim seni masaüstüm be.Bu gerizekalı aletin hemen de şarjı bitiyor.Neyse Behlül kaçar.Biraz daha "Swift" dinleyip sabahı bekliycem.Annecimle işe gitmeden kahvaltı yapayım,tostlar şirketten.(Ezine peyniri çok pahalı be ne o öyle,on iki lira kilosu walla.Ama tadı şahane benden demesi.)

7 Haziran 2010 Pazartesi

Ben Geldim

Valla sanırım biraz da sıkıldım ben bu blog işinden.Tamam zamanında bloglayıp durduk kudurduk.Bakıyorum da geriye pek iç açıcı olmayan yazılarım da epey kara kalem kıvamında,beyaz dosyalarım pek bi kabarık.Sanırım bir dram dizisine senaryo olabilir..Her neyse azıtmak bi yana ben geri döndüm.Ama hiç gitmemiştim kine..Kine lafını da çok seviyorum.İşte ben üniversite birinci sınıfı bitirdim de geldim.Derslerim iyi olsa neye yarar kötü olsa bunu geçeyim en iyisi..Ardından şunu söylemeliyim mezuniyetler beni çok hüzünlendiriyor.İlk ona giremedim diye kıskançlık krizleri geçirsem de lise mezuniyetimi hatırladım şimdi ah...Ama bence üniversite mezuniyeti daha güzel.Böyle ablaların abilerin aileleri yurda geldiler kahveltı yaptılar felan fişmekan..Hüzünlü yani ama Yaprak Dökümü kadar değil elbet.

Bir senemi anlatmayacağım.Vazgeçtim.Ben bu sene toplum adına çok yararlı işler yaptım walla.Sosyal oldum.Ulusallara çıktım.Müthiş,dehşet ve vahşetengiz insanlar tanıdım.Mutlu oldum.Eylem yaptım,gösteri yaptım,yaptık.Birlikte gençlerle el ele.Yeni üniversite okuyacaklara duyurulur.Ailenizin oturduğu şehirde sakın okumayın!Emi.Emi dedim böyle bi müzik şirketi vardı galiba.Aydilge'nin ilk albümü oradan çıkmıştı..Neyse,lafa zencefil çalmayalım.Bu uydurma oldu galiba..

Ben bu seneki Ermenistan'ın Eurovision parçası olan Apricot Stone'a bittim.Ne naif bir müzikal globalizasyon o öyle,oha..Söyleyen hatun-u muhterem de pek bi taş hani.Saçları desen ahenkle dans eder cinsten ama yaşı tutmuyor yirmi üçmüş sanırım.Ben daha onsekizim be..

Ayrıcana artık bir uydu antenimiz var.Çift çanak :D

Sonra ben gelriken on saatlik üniversite yolundan evime üç valiz taşıdım.Bakındım etrafta kızlara anam en fazla iki valiz.Kendimden utandım.Ya da tek çocuksanız bi çok kıyafetiniz olabiliyor sandımca..Thank you.Şimdi neden teşekkür ettim ben?Paramore'un Brick by boring brick adlı şarkısının canlı kaydını dinliyordum sonunda thank you dedi.Hayley'in saçlarını yerim ben.Organik portakalım benim..

Ne çok iki nokta koydum be..Haa,ben laptop alacam valla ödev için örtmen olunca kullanacakmışım.Annem öyle dedi.Canıma minnet valla.Hp olsun dedim.Sırf görünümü iyi diye.Arkasındaki ışığa bayılayorum.

Zamanında biz köye akrabaların yanına gittiydik.Orda Mine vardı küçük tombişko bi kız.Bi şarkı söylediydi o geldi aklıma."Karar ver artık yar,ben çok sabırsızyım" eheh pek sevimliydi kerata.
Yurtta üçbinbeşyüzkırsekiz kere ağladım.

23 tane romanla eve gelirken az sövmedim.Çalmadığım gitarımı da yolda bırakıp gelmek geldi içimden.Yapamadım.Seksen lira be az para değil yani.

İsmail Ayaz'da resmen dondurma ikram ediyorlar kalite walla benden demesi.Uzun yolculuklarınıza birebir.

Not defterime baktım tam 79 film izlemem gerkeli bu yaz.Şaka değil.Ağır Roman'dan başlayacağım.Ama ne zaman bilemiyorum henüz.Kotama bağlı elbetto.

Haa Billboard'da Bülent Üstün yazıyor ya ben ölürüm onun yazılarına.

Bi de Alem Fm'de Zeki Kayahan var böyle haftaçi geceleri çıkıyor.Amanin ne gülüyorum ben ona yahu.Ayten Teyze favorim.Zigooon sehhhppaa :D İçim gıcıklandı be.

Neyse aman fenalık geldi yaz yaz gittim ben.Bittim gözün ayddıııınn Demet Akalın'ın twitterinı kapatmış çokta tın zuhha :D

1 Ekim 2009 Perşembe

Geldim Ben;)

Üniversiteye geldim,şuan kantinden sizlere yazıyorum.Haberiniz olsun bu çocuk ne yapıyor oralarda diye.Aslında itiraf etmeliyim ki dün gece ilk defa ağladım.Annemi özledim ama alışmak zorundayım sanırım....Buralardan haber vereyim sizlere,Aydın çok sıcak ve havası sıkıntılı.Kapı pencere açık yatıyoruz..Geleyim oda arkadaşlarıma.Onlar da iyi çocuklar,her ne kadar aynı kafadan olmasak da temizler.Konya,Karaman ve Niğde'den...Şuan çok sıkılıyorum,çünkü vakit geçirecek bir şey yok.Arkadaş yok daha.Sınıf arkadaşlarımı pek de sevmedim ama.Daha hangi bölüme geldiğini,kpss atamasını bilmeyen insanlar var.Hele biri o kadar geveze ki anlatamam,tırstım sınıftan.Bugün bilgisayar ve inkılap tarihi derslerimizi var ama hocalar pek de ders işlemiyorlar.Kitap adı verip tanışıp çıkıyoruz derslerden.

Çok zor bir durummuş.Evden ve anneden ayrı olmak.Daha çarşıya falan gitmedim gerçi.Burada Forum Aydın diye kocaman,daha önce pek görmdeğim büyüklükte alışveriş merkezleri var.Şaşırdım gerçekten.Bir de ilk gün taksiyle üniversiteye çıkarken telefonumu unuttum takside.Sabah yedide falan gittim yürüyerek taksi durağına telefonumu aldım.Kötü bir rüya gördüm bir de.Umarım her şey aksi gitmez.Hele ki benim gibi içinekapanık biri için çok zor burada barınmak.

Dünde Hande Yener konseri vardı,sesi geliyordu buralara uzaktan.Gene geç çıkmış sahneye,manyak kadın,sevmem zaten.Bizim oraya da gelmişti ve üç saat geç çıkmıştı.Huyu galiba.

Sıkıntıdan ikinci kitabı bitiriyorum.Bu gidişle kütüphanem hepten coşacak..

Neyse uzatmayayım,Aydın günlüğüne devam ederim umarım.Ara sıra girerim ve selam ederim buradan.Şimdilik bu kadar,içim ne kadar buruk olsa da alışmaya çalışıyorum.Her şeyin güzel olması dileği ile:)

10 Temmuz 2009 Cuma

Zamanla Unuturum Ben De!


Bir ışık yakmaz hayat,neylersin ömrün nasıl geçtiğini,unutulduğunu hayatın,başkalarının sizi unuttuğunu.İçimden geldiği gibi yazıştım dün,sade,resimsiz,tozsuz,süssüz.Kör dumanın mavi renkleri gibi hissediyorum kendimi şu aralar.Evanecence gibi duman gibi yok olmak gibi.Ve daha gibi ile ilişki kurduğum bir sürü zırva.Sıla çalarken fonda,ben de unutulanları yazayım dedim kendimce.Belki zamanla unuturum ben de…


Durup dururken hüzün saçmak istemiyorum,oturduğu kabın içine .ıçanlardan olmadım hiçbir zaman…Kocaman bir unutuş,dram tarzında acıklı bir serüven.Sülalem tarafından unutuldum mesela.Koskoca bir dede,bir babaanne,iki tane amca,bir hala,birkaç kuzen ve onların daha nice akrabaları..Aynı şehirdeydik kısa süre önceye kadar.Onlar ölmeden önce.Şimdiden söyleyeyim kimse rahmet okumasın onlar için.Hayatımda suratlarını bir kere gördüğüm insanlar için kimse yakınmasın.Mezarlarının yerini bile bilmiyorum.İnanır mısınız adlarını bile bilmiyorum sadece soyadları aynı.Ve bir baba tabii ki,aslında baba değil,guguklu saat.Guguklu saat bile şöyle kafasını çıkarıp yuvasından etrafa bir göz atıyor değil mi?Ama beni arayan soran yok,dramatize etmiyorum.Burası benim mekanım içimden geldiği gibi…


Umurumda değiller aslında,benim gibi bir evladı,yeğeni,torunu kaybetmek onların suçu.Siz babaanne ve dede kılıklı suratsızlar,hakkımı helal etmiyorum ve ben ölüp yanınıza gelmediğim sürece de sizi affetmiyorum.Cennet kapılarından içeri giremezsiniz inşallah.Hayatta cehennem hayatı yaşattıklarınız için,avutun kendinizi.Bir dua okuyanınız yok ardınızdan.Ama asla da bir tek kötü,pis,onur kırıcı bir kelime söylemiyorum rahat uyuyun ne diyeyim…


Ne de çok unutulan anılar varmış be,ağlayacağım birazdan galiba.Ben herkese bir tavsiye gönderiyorum.Eğer bakmayacaksanız dünyaya bir çocuk lütfen getirmeyin.Artık olgunluktan sıkıldım,çağımı yaşayamıyorum.Arkadaşlarımın o kadar basit sorunları var ki,çocukça şeyleri kafalarına takıyorlar.Halbuki benim derdimden bir haberler.Benim dağlara dert yanmam lazım.Evet,boşanma mantıklı bir süreç,evlilik ve aşk bitmişse.Ama çocuğunla eskisi gibi ilgilenmek kaydıyla.Unutmayın çocuklarınızı.Herkese göre daha olgun daha efendi daha usluyum belki ama ne fark eder,sol yanınız acı ile bakarken.Asla onlar gibi olamadım.İstemem de zaten.


Siz yakın ışıları,ayrılığınız aşka küstürmesin sizi Sıla’nın da dediği gibi.Daima şükür Allah’ım bu günlerimize.Kendimi bulduğum günlere.Bana annemi bağışladığın dakikalara günlere,saadetlere...


Kocaman bir unutulmuşluk,merak etme koca adam zamanla unuturum ben de:)




10 Ocak 2009 Cumartesi

Ben Böyleyim:)



Bazı dilekleri vardır kimi insanların hayata dair;içimden geldi,samimi biriyimdir ben.Fizik yazılısı öncesi mutlu olmanın yollarını arayıp hayatta yapmak istediklerimi yazmaya karar verdim.Belli de olmaz aslında,ne yapsam da yapmasam derken bunlar çıkıverdi klavyenin tuşlarından,soğuk parmaklarımdan(malum kömür fiyatları);


:)Üniversite sınavını kazanmak ve iyi bir öğretmen olmak(gelecek olan puana göre değişmesi muhtemeldir)

:)Üniversitede tarzımı değiştirmek,yani ne bileyim daha özgür ve kendime göre olmak.Mesela bu küçük yerde yapamadığım şeyleri mesela…

:)Medya dünyasına dair işler yapmak ya da projelerde bulunmak(Bu ülkede Jön Türkler de olduğunu ispatlamak)

:)Yurdum bölgelerinden Ege’yi ziyaret edip zeytin kokusu altında ve denize karşı bir uyku çekmek

:)Memleketimiz Gürcistan’a gidip hala maddi gelir getirecek olan mallarımız varsa üstüme zimmetlemek(Devir para devri)

:)Uzakdoğu seyahati ve Geyşa evlerini ziyaret(Yanlış anlamayın,Bir Geyşa’nın anılarından sonra merak ettiklerime bakmak yani amaç)

:)Onun kafasına tükürmek ve suratına kapının en odundan yapılmışını çarpmak

:)Bir film projesi ve bir kitap projesi gerçekleştirmek

:)Miting düzenlemek,ama sıradan bir miting değil kendini kendi olduğu için sevenlere ait bir miting

:)Çevre kuruluşlarında görev almak

:)Çok gezdim emeklilikte de oturmak ve gençliğe özlem duymak


İşte yaptım hayallerimi yazdım,ne yapayım ben böyleyim…



27 Aralık 2008 Cumartesi

Bana Şans Dile



Benim de bir hikayem olsun istiyorum…Zor bir yokuşu tırmanırken hayallerimin kolumdan tutup çektiği yere sürüklenmek istiyorum.Özgürlüğümün kısıtlanmasına razıyım,yeter ki mutlu olayım…

Bir savaş alanı gibi beynim,allak bullak.Yanlış yapılan sorular cabası sıkıntı bir türlü geçmiyor.Ben sınava çalışmak yerine sadece kitap okusam…Sunay Akın’ın da tasarladığı gibi bir sistem içinde okuyup meslek sahibi olsam.Hayat sınavlarla doluymuş meğer.Şu çakıl taşları ve rahatı kaçan ağaçların arasında bir koy bulsam kendime.Düşlüyorum kimi zaman,İstanbul’da okusam,adımımı atsam bu kalabalık şehre.Yok,taşı toprağı altın diye değil,ne bileyim farklı bir zaman diliminin içinde kaybolurum belki,Pan’ın Labirenti’ndeki gibi sürükler beni hayat,farklı seçenekler sunar belki.Bir hikaye yazıyordum en son yarım kaldı,”Beni Duy Eleni”.Mekan İstanbul…

Düşlediğim şeyler,Yeditepe İstanbul’dan hatıra anılarımda.Kaybolmuş mahallelerde sesten uzak o sokakların kokusunu alabilmek derdi.Yedi Numara’nın çekildiği yerlerde soluk alıp,Adviye Hulusi’nin kokusunu solumak…Belki de fazla hayalciyim bu konuda…

Bir yandan da Ege’ye gitmek var hayalimde.Öyle yurtdışı falan istemiyorum ben,kariyer meraklısı,para düşkünü bir gelecek beni benden asla alamaz.Ege’nin saklı koylarından bir tanesine bakıp,gündüzün ferahlığını izlemek,minik hayatlar yaşamak…Belki de fazla dizi izliyorumdur,görmediğim yerler hakkında bu kadar uçurum konuşmak deliliğimin bir belgesidir belki.Evet,aynen b yazı okutulsun ileride delirirsem torunlarıma…

Son olarak,yaşama bir yol çizdim ve o yolun bana açılmasını bekliyorum,hayallerimi bekliyorum.Çağan Irmak’ın da anlattığı gibi Bana Şans Dile,Bana Şans Dile hayallerim

5 Aralık 2008 Cuma

Anlamazdın



Bir telaştır son iki gündür gidiyor…Herkes evine dönme çabası içinde otogarda oradan oraya koşuşturuyor.Rockçı kız,asi gençler,tikiler,geçen gün sevgilisinin içine düşen yılışığımsı,garip kız,ve yaşlı teyzeler bile.Bir kısa filmde izlemiştim,Harem’in iç yüzünü,hüzünlerini,gidişlerini ve geri dönmeyişlerini.İnsan büyüdükçe daha bir özlem duyuyor geçmişe.Her ne kadar geçmişi ona sahip çıkmasa da o geçmişine sahip çıkıyor.Bu arada üçüncü tekil şahıs niteliğindeki karakterler ben oluyorum,Türkçe Hocamızın da çok sık bahsettiği gibi(Cümlenin öğeleri konusunda) pek bir mühim öğe “o”.İşte bugün de öyle telaşlı bir gündü,fırından simit alıp ev salçasıyla birlikte keyif yaptık yine.Sonra gümüşçüye gidip Sevgi’nin annesine doğum günü için yüzük aldık.Benim seçtiğim bir yüzüktü…Karanlık bir yolun durgunluğunun arasında kendimi evde buldum,ne güzel şarkıymış Ayla Dikmen’in “Anlamazdın”…Filmlerden duymasak hiç de anlayacağımız ve araştıracağımız yok aslında bu şarkıları.Gerçi suç ben de ve benim kaderimi paylaşanlarda değil.Her gün belediye otobüsünde ismi lazım değil bir şahsiyetin


Sokak kadını

Vicdansız sürtük

Seninle ne günler bilmem neler gördük timsali şarkısını 40 dk boyunca dinlemek zorunda olunca böyle oluyor ne yazık ki!


Şöyle diyor son olarak Ayla Dikmen;


Dilerim ki,mutlu ol sevgilim

Ben olmasam bile hayat gülsün sana

Günahın boynumda

Ağlayan bir çift göz bıraktın arkanda…



7 Ekim 2008 Salı

Büyüyorum...



“Kendimin ötesinde bir yerlerde gelişimi bekliyorum”

Octovia Paz


Karmaşık bir dünyanın durağanlaştığını,suların durulmaya başladığını hissediyorum.Minik bedenimden eser kalmazken vücudumda,ayaklarım ve ellerimle birlikte yüreğimin de büyüdüğünü fark ediyorum.Her ne kadar kabullenmek istemesem de bu durumu,ben büyüyorum,altı gün sonra on yedi yaşıma gireceğim.Adımlarımı sağlam atmaya çalışırken,arkamdakilerin adımlarını kollamaya gayret ediyorum.Durgun sularda mavi bir seyahate çıkmış gibiyim.Hislerimden akarken güneş,penceremde koklamayı biliyor sabah serinliğini,martı seslerini.Hayale dalarken ben,gerçekten kopmamaya çalışıyorum.Çok iteledim kimi zaman düşlerimi,gereğinden fazla hırslandım,bir ton yalan attım,bir ton yalan duydum.Şimdi bakıyorum da etrafıma,yalnızca güneş ve ayı görüyorum.Onlar simgesel varlıklar benim için.Güneşle çok sık konuşurum,gece ay ile birlikte kaç tane şarkı bestelemişimdir…Her sabah otobüsle giderken mutlu ağacım var tarlanın birinde.Yok edilmiş otların arasında yaşama mücadelesi veren ve yaşama tutunmaya çalışan yalnız bir ağaç.Geçen sene onu da yapraklarından,dallarından etmeye kalkıştılar,ama asla pes etmedi o,direndi hep.Yolumun üzeri hala konuşuyorum bizim mutlu ağaç ile.Göz kırpmam bile onun uzun süre mutlu olmasına yetiyor.Ben de mutlu oluyorum onunla birlikte.

Umut neşretsin istiyorum yüreğime.Yalnız bir gemiye binerken içindeki insanları fark etmemek gibi,biri diğerinden büyük dilim sucuklu tost yaptığımda,büyüklüğünün farkına varmayıp ikisini birden yemek gibi…Rotam umut olsun bundan sonra.Sen şahit ol buna,”Sisler Evi”...

Güneş hiç batma penceremizden,sürekli bak içimizden içeri,hep gülsün dalgalı,zeytin sarısı yüzün:)



18 Eylül 2008 Perşembe

Müdür,Bir Gün,Ben,Kız Arkadaşım ve Pide



Çok tatlı diyemeyeceğim otorite bağımlısı bir okul müdürümüz var.İngilizce öğretmenliğinden sonra saçlarını ağartıncaya kadar çalışmış ve müdür olmuş.Yarım asrı devirmiş bir şahsiyet.Bugün öğlen arası sınıfları dolaşıp bütün erkekleri aşağıya yani okulun önüne çağırdı.Hepimiz paldır küldür soğukta ve yağmurun altında tam 45 dk sevgili müdürümüzün muhteşem pırlanta pahada ağır sözlerini dinledik ve düzeni bozduğu iddia edilen dört tane öğrenciyi pataklayıp disipline yollamasına şahit olduk.Feci bir şeydi,şu ana kadar kendisinden bir söz dahi işitmedim çünkü övünmek gibi olmasın okul kurallarına her zaman uyan bir öğrenciyim(inekten hallice)…

Tam biz sıradayız almanca hocamız da azar işitti müdürden,zaten üç kuruşa sözleşmeli öğretmenlik yaptırıyorlar insanlara bir de azar işitiyorlar:)Haa bir de okulda kampanya başlattık kampanyanın da başlarından bir tanesi benim.Müdürle yaptığımız iki saat yorucu konuşmanın ardından çalışmayan öğrencileri etrafımıza çekmeye karar verdik(Çok da açık sözlü olamıyorum müdürümüz facebooka bile üye bulurda girer bloguma okuldan atılırım sonra Allah korusun)

İşte öyle bir gün geçirdik.Yeni İngilizce öğretmeni geldi ve tam beş ortalı kaplı bir defter istiyor.Çıldıracağım…Ayrıca kız arkadaşımla kavga ettim ve onun şuan beni aramasını bekliyorum…Birazdan fırına gidip pide alacağım.Annem bugün mesaide ve ben yalnız başıma orucumu açacağım:(

İşte bir gün daha böyle biter…Pek bir edebiyat tadında ortaya karışık bir yazı çıkmadı ama ne yapalım bugün de böyleydim işte:)


Mimimi yerine getiriyorum gay_yor acaba benimde diğer arkadaşları mimlemem gerekiyor mu acaba çikletin kafası karıştı:)