13 Ocak 2016 Çarşamba

London Spy


London Spy; içerisinde dramı, gerilimi ve romantizmi aynı anda barındıran 2015 yapımı bir mini dizi. İngiliz yapımı olması London Spy'ı güçlü kılan en önemli özelliklerden biri. Bunun haricinde diziyi güçlü kılan diğer özellikler ise; konunun özgünlüğü ve baş rollerin başarılı performansları. 

İki genç adam. Birbirlerinden oldukça farklı karakterde. Tesadüf eseri karşılaşıyorlar. Aşık oluyorlar. Alex ve Danny. Onlara bu isimlerle seslenmeyi daha doğru buluyorum. Sekiz ay sonra Alex bir anda ortadan kayboluyor. Danny'nin Alex hakkında bildiği çoğu şeyin aslında doğru olmadığı ortaya çıkıyor. Danny, Alex'in kayboluşunun ardından büyük bir hüsran yaşıyor lakin bir yandan da Alex'i bulabilmek ve onun sırlarını çözebilmek için elinden geleni yapmaya çalışıyor. İkilinin arasındaki aşk oldukça etkileyici işlenmiş. Özellikle Danny'i canlandıran Ben Whishaw'ın performansına ve gözlerindeki derinliğe diyecek söz bulamıyorum. Kendisini ilk kez bu proje ile tanıdım. Çok önceden tanımış olmayı dilerdim. Gerçek hayatta da eşcinsel olması ve devam eden mutlu bir evliliğinin olması takdire şayan. 













İlk sezon ikinci bölümde Danny'nin, Alex'in annesi Frances ile tanıştığı bir kısım var. Frances Danny'i evlerindeki odaların birine götürüyor: 

Danny:   Burası onun odası.
Frances: Nasıl bildin?
Danny:   Çünkü içinde bulunduğum en yalnız oda burası. 

Alex'in annesini Charlotte Rampling canlandırıyor. Kendisini çok sevdiğim tv serilerinden biri olan Broadchurch'ten tanıyorum. Orada oğullarını kaybeden ailenin avukatı olarak rol alıyordu. Lezbiyendi aynı zamanda. Enfes bir oyuncu, duruşuna tam bir İngiliz soğukluğu ve asaleti hakim. Bu dizideki rolü için de kesinlikle biçilmiş kaftan. 

Özgün konusu ve başarılı kurgusu ile London Spy izlenir diyorum. Gelecek bölümleri iple çekiyorum. 

Hiç yorum yok: