charlotte etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
charlotte etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Mart 2019 Cumartesi

Jane Eyre

Battaniyeme sarınıp metni okumaya başladım. Oldukça sade bir dille kaleme alınan eser, Jane Eyre adında küçük yaşta annesiz ve babasız kalan bir kız çocuğunun hayatını anlatıyor. Viktorya dönemi İngiliz kırsallarında eşsiz bir gezintiye çıkmış gibi hissediyorum kendimi. Eski yapıların griliği arasında dolaşıp, maun mobilyalarla süslü yüksek pencerelerden eşsiz doğa manzaralarını canlılıkla seyrediyorum. 

Henüz dün gece başladım, iki yüz sayfa kadar ilerledim. Mart ayından bu yana içimdeki sıkıntı ile hiçbir şey okuyamazken ilaç gibi geldi bana Jane Eyre. Hayatta sade olan her şeyi çok sevdim. Süs eşyaları, süslü giysiler, süslü yaşamlar hiçbiri bana göre değil. Nerede sade, etiketsiz, saf şeyler var hep onların peşinde koştum hep. Metnin içerisinde ve hikayede de baştan sona sadelik var. 

Uzun uzadıya bir inceleme yazısı kaleme almayacağım şu an, metni bitirdikten sonra muhakkak bir şeyler yazarım. Sadece eserin bende bırakmış olduğu izlenimlerden bahsetmek istedim biraz, şimdi izninizle okumaya devam edeyim.

3 Ağustos 2016 Çarşamba

The Living and the Dead

BBC yapımı güzel bir dizi daha karşımızda: The Living and the Dead. Başrollerini Colin Morgan ve Charlotte Spencer'ın paylaştığı dizi, bizi 1894 yılında İngiltere'nin doğası eşsiz kırsallarından biri olan Somerset'e götürüyor. BBC ne yapsa izlerim diyenlerdenim çünkü oyuncuları, kurgusu, dönem hikayeleri oldukça kaliteli. 

1800'ler İngilteresini çok seven bir seyirci olarak bugün dizinin ilk bölümünü izledim ve oldukça da beğendim. Dizi gerilim, korku ve dram ağırlıklı öğeler ile ilerliyor. 




Appleby çifti, kendilerine miras kalan çiftlik evinde yaşamlarına devam ederken tuhaf birtakım hadiseler ile karşı karşıya kalıyorlar. Evin beyefendisi Nothan Appleby bir psikolog ve kendi dönemi içerisinde ünlü bir kişi. Yaşanan tuhaflıklara psikolojik olarak yaklaştığı gibi, çevrelerinde olup bitenlere bir türlü anlam veremiyor. Genç eşi ise her konuda Nothan'a destek olan, evin işleri ile oldukça ilgili genç bir kadın. 

İlerleyen bölümlerde yaşanacak olan olayları sabırsızlıkla bekliyorum lakin bunun için diziyi çabuk tüketmeyip heyecanımı devam ettireceğim. İtiraf etmeliyim ki Colin Morgan gerçekten çok yetenekli bir oyuncu. Sırf onun için bile izlenebileceğini düşünüyorum dizinin. 

Kalın perdeler, şöminelerin ısıttığı taş evler, mumlar, eski tablolar, ormanlık alanlar, kırlar ve göller, ihtişamlı biblolar, kasvetli bir atmosfer... Hepsi 1800'ler İngilteresini çok iyi yansıtıyor. İzlemeye değer bir yapım. 

13 Ocak 2016 Çarşamba

London Spy


London Spy; içerisinde dramı, gerilimi ve romantizmi aynı anda barındıran 2015 yapımı bir mini dizi. İngiliz yapımı olması London Spy'ı güçlü kılan en önemli özelliklerden biri. Bunun haricinde diziyi güçlü kılan diğer özellikler ise; konunun özgünlüğü ve baş rollerin başarılı performansları. 

İki genç adam. Birbirlerinden oldukça farklı karakterde. Tesadüf eseri karşılaşıyorlar. Aşık oluyorlar. Alex ve Danny. Onlara bu isimlerle seslenmeyi daha doğru buluyorum. Sekiz ay sonra Alex bir anda ortadan kayboluyor. Danny'nin Alex hakkında bildiği çoğu şeyin aslında doğru olmadığı ortaya çıkıyor. Danny, Alex'in kayboluşunun ardından büyük bir hüsran yaşıyor lakin bir yandan da Alex'i bulabilmek ve onun sırlarını çözebilmek için elinden geleni yapmaya çalışıyor. İkilinin arasındaki aşk oldukça etkileyici işlenmiş. Özellikle Danny'i canlandıran Ben Whishaw'ın performansına ve gözlerindeki derinliğe diyecek söz bulamıyorum. Kendisini ilk kez bu proje ile tanıdım. Çok önceden tanımış olmayı dilerdim. Gerçek hayatta da eşcinsel olması ve devam eden mutlu bir evliliğinin olması takdire şayan. 













İlk sezon ikinci bölümde Danny'nin, Alex'in annesi Frances ile tanıştığı bir kısım var. Frances Danny'i evlerindeki odaların birine götürüyor: 

Danny:   Burası onun odası.
Frances: Nasıl bildin?
Danny:   Çünkü içinde bulunduğum en yalnız oda burası. 

Alex'in annesini Charlotte Rampling canlandırıyor. Kendisini çok sevdiğim tv serilerinden biri olan Broadchurch'ten tanıyorum. Orada oğullarını kaybeden ailenin avukatı olarak rol alıyordu. Lezbiyendi aynı zamanda. Enfes bir oyuncu, duruşuna tam bir İngiliz soğukluğu ve asaleti hakim. Bu dizideki rolü için de kesinlikle biçilmiş kaftan. 

Özgün konusu ve başarılı kurgusu ile London Spy izlenir diyorum. Gelecek bölümleri iple çekiyorum.