klasikler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
klasikler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Mart 2019 Cumartesi

Jane Eyre

Battaniyeme sarınıp metni okumaya başladım. Oldukça sade bir dille kaleme alınan eser, Jane Eyre adında küçük yaşta annesiz ve babasız kalan bir kız çocuğunun hayatını anlatıyor. Viktorya dönemi İngiliz kırsallarında eşsiz bir gezintiye çıkmış gibi hissediyorum kendimi. Eski yapıların griliği arasında dolaşıp, maun mobilyalarla süslü yüksek pencerelerden eşsiz doğa manzaralarını canlılıkla seyrediyorum. 

Henüz dün gece başladım, iki yüz sayfa kadar ilerledim. Mart ayından bu yana içimdeki sıkıntı ile hiçbir şey okuyamazken ilaç gibi geldi bana Jane Eyre. Hayatta sade olan her şeyi çok sevdim. Süs eşyaları, süslü giysiler, süslü yaşamlar hiçbiri bana göre değil. Nerede sade, etiketsiz, saf şeyler var hep onların peşinde koştum hep. Metnin içerisinde ve hikayede de baştan sona sadelik var. 

Uzun uzadıya bir inceleme yazısı kaleme almayacağım şu an, metni bitirdikten sonra muhakkak bir şeyler yazarım. Sadece eserin bende bırakmış olduğu izlenimlerden bahsetmek istedim biraz, şimdi izninizle okumaya devam edeyim.

29 Ocak 2019 Salı

Dostoyevski: Yeraltından Notlar

Yeraltından bir adam, adı sanı yok. Kadının adı yok diye biliriz ya, bu sefer adamın adı yok. Bir tuhaf adam, yıllarca içinde tuttuklarını bir anda dışarı salıvermek derdinde. Böylece dertlerine bir yenisini daha eklemiş oluyor aslında, bunun da elbette farkında. 

Hem bir sistem eleştirisi hem de bir insan eleştirisi. Hem de ne insanlar, subaylara omuz atmalar, bir takım tumturaklı düşler, bir hayat kadını ile gece yarısı sohbetleri. Bir sinir, bir öfke durumundan daha derin; içinde olup bitenin oldukça farkında, esasen olduğu gibi ortalık yerde işte. Duymak ister misiniz? Sanmam. Ama çok şey kaybedersiniz! 

"Yaşadığım sürece isteklerim de ölmemişse, kurduğunuz yapıya tek tuğla koyarsam ellerim kırılsın!"

6 Kasım 2016 Pazar

Nahid Sırrı Örik: Kıskanmak

"Kıskanmak... Seniha'nın yüreğinde ilk beliren, kendisini ilk duyuran ve hemen her gün daha fazla gelişip büyüyen his bu olmuştu. Halit'le aralarında sekiz yaş vardı ve onu kıskanmadığı zamanı hiç bilmiyordu. Hayatının en eski, en bulanık ve silik hatıraları arasında bile bu kıskançlık her şeye hükmeden bir yer tutuyordu..."

***

"Adeta ağır bir hastalıktan kurtulmuşların nekahet devrinde kendi nefislerine aşık oldukları gibi bir haleti ruhiye içinde yalnız kendini düşünüyor, kendini seviyordu." 


Nahid Sırrı'nın "Kıskanmak" isimli romanı, hatırlarsınız ki Zeki Demirkubuz tarafından filme çekilmişti. Filmi izlemeden önce ne yazık ki Nahid Sırrı'yı tanımıyor idim. Artık vaktinin geldiğini düşünerek yoğun tempomun içerisinde Nahid Sırrı külliyatını okumaya karar verdim. Seçtiğim ilk eseri ise külliyatının en meşhur romanı "Kıskanmak" oldu pek tabii.

Kitaba başlamadan evvel, Enis Batur'un kaleme almış olduğu "Tutkunun Negatif Çehresi Üzerine Kanlı Bir Divertimento" isimli yazıyı okumanızı tavsiye ederim. Batur, romanı çok geniş bir perspektiften ele alıyor, hatta yer yer Freud'un psikanalizinden yola çıkarak roman kahramanları hakkında küçük analizler de yapıyor. Hakikaten çok kıymetli bir yazı olmuş. 

Romanın içeriğini uzun uzun anlatmayacağım. Seniha karakteri beni fazlası ile etkiledi hatta biraz mübalağa ederek ve arabesk bir söyleme dalarak ifade etmeliyim ki parçaladı, ezdi geçti. Yıllardır içinde büyüttüğü kıskançlık, yok sayılma, çirkinlik, önemsenmeme ve adeta kendisini dış dünyaya kapama durumu, Seniha'nın haleti ruhiyesi üzerinde nasıl zuhur etmiş, roman boyunca hayretler içinde kaldım. Tüm bu negatif duyguları bünyesinde aynı anda barındırabilen Seniha'nın Mükerrem ve Halit karşısında benimsemiş olduğu tutum fevkalade çarpıcı. Ki belirtmeliyim, film de bende roman kadar güçlü bir etki bırakmıştı. 

Nahid Sırrı Örik edebiyatımızın keşfedilmemiş kalemlerinden biri. Eşcinselliği, eserlerindeki güzellik ve çirkinlik kavramlarını bu kadar net, keskin ve sonsuz bir biçimde ele alışı, hem Osmanlı Devletini hem de Cumhuriyet'i görmüş, her iki sistemin içinde yaşamış bir biri olarak hayata ve ülkeye bakış açısı, bence onu edebiyatımız nazarında çok mühim kılıyor. 

Külliyatından ikinci seçimim ise "Kozmopolitler" adlı kitabı oldu. Geç de olsa kendisi ile tanıştığım için pek mutlu ve şanslı sayıyorum kendimi. 

Kendisinin eserleri Oğlak Yayınları tarafından basılıyor. Aynı zamanda filmde Seniha karakterini canlandıran Nergiz Öztürk, Antalya Altın Portakal Film Festivalinde en iyi kadın oyuncu ödülünün sahibi olmuştu. Filmi izlemeden önce eseri okumuş olsaydım, kesinlikle Nergiz Öztürk'ün canlandırdığı gibi bir Seniha tasavvur ederdim zihnimde. Sözün özü, dev bir eser ve başarılı bir film. 

6 Ağustos 2016 Cumartesi

Kitapçı Günlükleri

Oturduğum muhitte nispeten bana yakın üç adet kitapçı var. Biri yerel ve dini bir kitabevi, ona gitmiyorum. En son sprey boya sormak ve anneme güllü yasin kitabı almak için gitmiştik. Diğer ikisi eş değer sayılabilir, etrafta nam salmış ünlü kitapçılardan. İkisine de eşit oranda gidiyorum. Hatta haftanın beş günü falan gidiyorum, kitap almasam da gidiyorum. Kafe mantığı. 

Kitapçıya gittiğimde en az yarım saatimi orada geçiriyorum. İçerisindeki koltukları asla sevmem. Çok nadirdir oturduğum, yorgunsam şayet. Kitapçılar içerisindeki koltukları sevmediğim kadar koltuklarda kitap okur gözüken, kitabı yarım saat evirip çevirip göz ucu ile etrafı izleyen insanları da sevmiyorum. Kitapçı içi koltuk olayı bana epey totaliter geliyor. Ben sürekli ayakta dikilirim. Hatta kitabı incelerken çömelirim. Kasada saatlerce satış yapan elemanlara da haksızlık. Sen koltukta oturmuş dinlenip sözde kitap karıştıracaksın, kitapçıda bir ömür geçiren kasiyerler sürekli ayakta. 

Kitap bakarken kitapçılara gelip giden insanlar ve yaptıkları seçimler de dikkatimi çekiyor. Bu akşam Yalçın Tosun'un "Peruk Gibi Hüzünlü" ve Andre Gide'nin "Isabella" isimli kitaplarını almak için gitmiştim. Önce içeriye genç bir çift girdi. Kadın din ve mitoloji kısmına yönelip çok faydalı dualar tarzında bir kitaba baktı. Eşine gösterdi, bundan bizde yok alalım dedi. Eşi de evde bir sürü dua kitabı var, hem duanın çok faydalısı mı olur tövbe dedi (en azından adamın aklı başında olması beni sevindirdi). Kadın ısrar etti ve çok faydalı dualar kitabını alıp kitapçıdan çıktılar. Ardından elinde cep telefonu gümbür gümbür bir kadın geçti önümden. Amacı telefon ile konuşabileceği sessiz bir yerler aramakmış sanırım, ayaküstü on dakika kadar telefonda dedikodu yaptı ve kitap almadan çıkıp gitti. 

Bir sonrakiler maaile gelmişler. Üç tane ortaokul talebesi ve ebeveynleri. Tarih kitaplarının gereksizliği ile ilgili birkaç tane espri yaptıktan sonra çocukları Elif Şafak'ın son kitabı "Havva'nın Üç Kızı"nın bulunduğu rafa yöneldi. Nasıl yönelmesin insanlar? Kitapçının camında benim iki katım kadar bir afişi var. Gören geliyor hesabı, çorapçı, doncu gibi. 

Tabii tüm bu hadiseler yaşanırken ben bir yandan kitap bakmaya devam ediyorum. Kulak kabartıp şahit olduklarım bazen ağzımı açık bırakır derecede enteresan olabiliyor. Uzun süre kitapçılarda sürten, fena sayılmayacak derecede okuyabilen bir insan olarak ülkece kitap seçimlerimizin bir vehametten öteye gitmediğini söylemek isterim. Elbette insanların kitap tercihleri ile alay edecek, onları kitap tercihleri ile yargılayacak değilim. Ne haddime, haşa. Lakin kaliteli kitaplar ahenkli içerikleri ve güzellikleri ile alınmayı beklerken ellerin hep bestseller kitaplara ve incir çekirdeğini doldurmayacak eserlere gitmesi beni çok üzüyor. 

Tam kasaya yönelmişken telefon ile bir kitap siparişi geldi. Kürk Mantolu Madonna'yı duyunca bir sevinir oldum. Kasadaki kadına doğru istemsizce sırıttım, diğer yandan Sarah Jio ismini duyunca bir hüzünlendim yüzüm düştü. Sabahattin Ali ve Sarah Jio. İkisi bır arada. Hemen parayı ödedim, kitaplarıma sarına sarına kan ter içinde eve döndüm. Kitaplığımdaki Sabahattin Alilere baktım. Yine sevindim.