güneş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
güneş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Mayıs 2022 Pazartesi

Belki Güneş Parlayabilir

Usul usul yok oluyor gibiyim, kendimi hiçbir yere sığdıramıyorum. Oturduğumuz bu kiralık daire, bu mahalle, mesleğim, öğrencilerim, annem, etrafımdaki insanlar, şehir içi yolculuklar, kitaplar, filmler, bedenim, İstanbul ve hislerim... Hepsine yabancıyım, hepsi, tanıdık yüzlerini kaybettiler. Birkaç sene öncesini düşünüyorum, hayata ne kadar da sıkı tutunuyormuşum. 

İstanbul'da ilk kez ev kiraladığımda çok mutlu olmuştum. Eşyalı bir daireydi, site içerisindeydi, bahçesinde bir havuzu vardı. Tüm tatil vakitlerimde yurt içi turlara çıkıyordum. Yaz gelmeden önce tatil planları yapıyordum, okuma hedeflerim vardı, bir yandan yüksek lisans tezimi yazıyordum. Edebiyat, içtiğim su kadar önemliydi benim için. Artık içtiğim suyu bile hesaplamıyorum, önemsemiyorum. Edebiyat okumayı bıraktım, birkaç aydır yalnızca iki, üç kitap okudum. Sayısını dahi hatırlamıyorum. Her şey bir kapanın içine sıkışıp kayboluyor gibi, her şey birer birer anlamını kaybediyor. Anlamaya çalışıyorum ya da tüm bunlar çok fazla anladığım için. Yaşam, usul usul yok oluyor gibi, kendimi kendime sığdıramıyorum. 

İş arkadaşlarım, zaman zaman onlarla birlikte bir şeyler yapıyorum. Çok keyifsiz, yanlarında sadece fiziki olarak var oluyorum. Aşk, karşıma çıkan herkesi kendimden uzaklaştırıyorum, yapamıyorum, yalnızlığı seçiyorum, rahat edemiyorum, alanım yalnızca bana ait, başkasına yer bulamıyorum. Kendime, kendimde bir yer bulamaz iken, başkası... 

Giderek yabancılaştığım bir düzen, geleceğe dair hayallerim yok. Adım atarken güçlük çekiyorum, yarın sabah işe gidecek olmak bile bir yük gibi geliyor bazen. Peki ya ne düşlüyorum? Hiçbir şey. Bir planım yok, bir aktivitem yok, hiçbir şeyle uğraşmak istemiyorum. 

Birkaç yıl önce, bir fotoğraf makinesi almıştım kendime. İstanbul'un dip köşe her yerini gezip fotoğraflar çekiyordum. Sonra yazıyordum ben, pek çok öykü ve deneme. Çok okuyordum, anlamaya çalışıyordum. İnsanlar ile bir aradaydım, hayatın akışına kendimi kaptırıyor, yağmurlu kış günlerinde Kadıköy'e film izlemeye gidiyordum. Yeni insanlar ile tanışıyor, bundan korkmuyordum. Bazı kurslara kayıt olmuştum, evime saatlerce uzakta olsalar da kurslara katılmaktan büyük keyif alıyordum. Şimdi sokağa çıkmaya bile mecalim yok. İçimde hiçbir şey yok, neden böyle oldu peki? İçimde neler devindi, neler yer değiştirdi? Neden benim de diğer insanlar gibi dış dünyada ayakta kalma becerim yok, neden bu kadar inciniyorum? İnanın bilmiyorum. Uzun süredir hiçbir şey bilmek istemiyorum. 

Gecenin bu vakti oturmuş, karanlık gökyüzüne bakıyorum. Gökyüzü olabildiğince parlıyor ama benim gözlerim artık parlamıyor. Kulaklarımda Tamino'nun sesi, Sun May Shine. 

troubled by a sound

vile and yet devout

in your eyes, in your eyes

there lies no caress, they could not shine less

27 Ocak 2020 Pazartesi

Karanlık Armoniler

Bela Tarr'ın Karanlık Armoniler adlı filminin başında bir güneş tutulması sahnesi vardır. Bir taşra barının içindeki adamlar ile canlandırılan sahne, daha filmin en başında sizi kendine çeker. Janos Valuşka'nın anlatımı ile şekillenen bu dokunaklı sahne, hayata dair detaylar barındırır. Varlık ve yokluk arasındaki ince çizgide ilerleyen Valuşka; günün ve geleceğin insanın üzerinde bıraktığı tüm sirayeti ekrana taşır. Bir bölümünü aşağıda paylaşmak istedim: 

"Her şeyin içinde hala yaşam var. Tepeler çökecek mi? Cennet üzerimize mi düşecek? Dünya altımızdan açılacak mı? Bilmiyoruz. Bilmiyoruz, bize hücum eden tam tutulmayı. Ama yersizdir korkmak. Bitmedi. Güneş’in yanan kütlesinde Ay yavaşça süzülüp geçer. Ve Güneş tekrardan, Dünya’ya doğru patlar ve parıltı tekrar ulaşır. Sellere karşı Dünya’yı ısıtarak kurtarır. Derin duygu herkesin içine işler. Karanlığın ağırlığından kaçarlar."

10 Mart 2013 Pazar

Güneş

Bugün Kadıköy'den dönerken otobüs kullanmadım ilk kez.Hava çok güzeldi önce Karaköy'e geçtim sonra da Üsküdar'a.Yolumu uzatsam da mis gibi bir boğaz havası aldım.

Uzun bir süre denizi izledim.Bir güç beni olduğum yerden kaldırsın,suyun üzerinde bir başıma yürüyeyim istedim.O kadar güzeldi ki bugün güneş,bir ara yüzümü ona doğru çevirip  gülümsedim.Onun da yalnız olduğunu biliyorum,yalnızlığımı paylaştım belki de.İçi çok dolu bir tebessümdü.Umut da vardı elbet,gerçekleştirmek istediğim düşler de.

Sonra tek başıma yürüdüm.Otobüsle gitmem gereken tüm yolları yürüdüm bugün.
Çok sık kendimle başbaşa kalırım,kendimi çok sık dinlerim.Lakin bu sefer başkaydı.
Daha bir umutla baktım bugün güneşe,her şeye.

Biliyorum,bir gün ben de geleceğim.
Tek isteğim,oralarda da güneş olsun.
Üşümeyeyim.
Tebessüm edeyim hep.

26 Şubat 2012 Pazar

Güneş'e

Bu hafta sonu Ece Temelkuran'ın imza günü vardı.Birkaç kitabımı imzalattım ve bir iki kelam ettim.Heyecanıma da yenik düştüm elbette,fobim mi var ne.Ardından Pierre Loti tepesine gittik ve osmanlı macunu yedik,kısa bir teleferik seyahati ile gezimizi sonlandırdık.

Aynı şekilde hayat,izlediğim rutin diziler ve bitirmek için okuduğum kitaplardan ibaret.Göz yorgunluğu bazen,bazen de dil yorgunluğu.İnsanoğlu bir garip,kırıcı.Saflığımız tamamiyle suç unsuru olabiliyor,ben yokum.

Bazen okula gitmeyi sevmiyorum,arkadaşlarımı özlüyorum.Bazen de hayatta ne çok şey yapıyorum,zorunda olduğum için diye düşünüp üzülüyorum.Ya da profiterol alıyor sevdiğim her şey düzeliyor.

En iyisi yaz ayının gelmesi,sıcağı sevmem.Fakat kendimi eve kapatıp tüm yaz film izlemek gibisi yok benim için.Arada güneşe de gösteriyorum yüzümü.Sadece güneşe.

5 Temmuz 2011 Salı

Beyazdan Bi Güneş


Güneş ve ay tutulmuş,çevrelerini zulmet bulutları bürümüş
Gayret gözüyle bakılacak olsa dünyanın da gözyaşı akıttığı görülür.

ııı.Selim

Sanırım uzun zamandır gözyaşı akıtmıyorum.Çok uzun zamandır değil,ama yine de uzun bi zaman sayılır.Mutluluk güncesi tutmak derdinde değilim.Mutluluk nedir onu da bilmem.Herhalde yüzüm gülüyorsa bu mutlu olduğum anlamına gelir. Güzel bir tatil,güzel dinlenmece,güzel şeyler.Sanırım denize ve tatile en uygun şarkı James Blunt " Stay The Night " kanaatim bu yöndedir.

Çok dolaştım çok gezdim ama yorulmadım.Şimdi eve geldim.Gezmek zamanı,sevmek zamanı dedim ya,hiç bitmesin bu zamanlar.Yakında bir seyahat daha.

Bi daha Boğaziçi Ekspresine binmiycem.

Kendimi yazı yazacak kadar dolu dolu hissetmiyorum.Yaz geldiği zaman tembellik çöküyor üzerime.Ne doğru düzgün kitap okuyabiliyor bu bünye,ne de film izleyebiliyor en sanatlısından.Ancak oturup saatlerce dizi izliyorum hepsi bu.Sanki farklı hayatlar yaşıyoruz dimi ? Mesala,üniversitedeki hayat,evdeki hayat,sevdiklerimizin yanlarındaki hayat ve en önemlisi ulaşmaya çalıştığımız bi hayat.Sanırım hiç bi zaman ulaşamıyoruz ona.Sansürlü evet.

Bi çok kitap buldum,bi film aldım.Rembetiko ismi.Bir Costas Ferris filmi.1983 yapımı.Yunan filmi.Rembetiko ki biz Rebetiko diyoruz sanırsam "mp" harfleri Yunanca'da "b" diye okunurmuş ondan dolayı.Güzel bi tür.Bu filmi izleyeceğim.

Neticede ben beyaz bi çikletim.Artık temizlikten midir,çikletten midir,beyazlıktan mıdır yoksa çiğnenmişlik hissinden midir bilmiyorum ama şu sıralar kendimi iyi hissediyorum.Bi süre daha iyi hissedeyim istiyorum.Tek eksiğim dalıp gitmek.Trende giderken mucizevi bi şekilde bi yere on dakika odaklanıp aklımdan bin türlü şey düşünebiliyorum.Düşünmek istemiyorum.Sadece yaşamak istiyorum.

Belki de çiğnenmek istiyorum ya da paketim hiç açılmasın.Ben de bilmiyorum.

7 Ekim 2008 Salı

Büyüyorum...



“Kendimin ötesinde bir yerlerde gelişimi bekliyorum”

Octovia Paz


Karmaşık bir dünyanın durağanlaştığını,suların durulmaya başladığını hissediyorum.Minik bedenimden eser kalmazken vücudumda,ayaklarım ve ellerimle birlikte yüreğimin de büyüdüğünü fark ediyorum.Her ne kadar kabullenmek istemesem de bu durumu,ben büyüyorum,altı gün sonra on yedi yaşıma gireceğim.Adımlarımı sağlam atmaya çalışırken,arkamdakilerin adımlarını kollamaya gayret ediyorum.Durgun sularda mavi bir seyahate çıkmış gibiyim.Hislerimden akarken güneş,penceremde koklamayı biliyor sabah serinliğini,martı seslerini.Hayale dalarken ben,gerçekten kopmamaya çalışıyorum.Çok iteledim kimi zaman düşlerimi,gereğinden fazla hırslandım,bir ton yalan attım,bir ton yalan duydum.Şimdi bakıyorum da etrafıma,yalnızca güneş ve ayı görüyorum.Onlar simgesel varlıklar benim için.Güneşle çok sık konuşurum,gece ay ile birlikte kaç tane şarkı bestelemişimdir…Her sabah otobüsle giderken mutlu ağacım var tarlanın birinde.Yok edilmiş otların arasında yaşama mücadelesi veren ve yaşama tutunmaya çalışan yalnız bir ağaç.Geçen sene onu da yapraklarından,dallarından etmeye kalkıştılar,ama asla pes etmedi o,direndi hep.Yolumun üzeri hala konuşuyorum bizim mutlu ağaç ile.Göz kırpmam bile onun uzun süre mutlu olmasına yetiyor.Ben de mutlu oluyorum onunla birlikte.

Umut neşretsin istiyorum yüreğime.Yalnız bir gemiye binerken içindeki insanları fark etmemek gibi,biri diğerinden büyük dilim sucuklu tost yaptığımda,büyüklüğünün farkına varmayıp ikisini birden yemek gibi…Rotam umut olsun bundan sonra.Sen şahit ol buna,”Sisler Evi”...

Güneş hiç batma penceremizden,sürekli bak içimizden içeri,hep gülsün dalgalı,zeytin sarısı yüzün:)