kız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Temmuz 2023 Cuma

Karanlık Kız

Bugün MUBI'de "Karanlık Kız" isimli bir film izledim. ABD ve Yunanistan ortak yapımı filmin yönetmeni Maggie Gyllenhaal. Esasen filmi izlememin nedeni Olivia Colman idi. Kendisini yıllar önce çok severek izlemiş olduğum Broadchurch isimli diziden hatırlarım. Çok yetenekli bir oyuncu olduğunu düşünüyorum. Denk geldikçe de dizilerini, filmlerini izlemeye çalışıyorum. 

Film; Napoli romanları adı ile ün yapmış Elena Ferrante'nin bir kitabından ilham almış. Napoli romanları hala çok okunan eserlerin başında geliyor. Ben okumadım fakat pek çok yerde duyduğum için aşinayım. 

Film, aslında annelik üzerine eğilmiş ve bizim tarih boyunca kutsadığımız annelik kavramını ve annelerin anneliğe yaklaşımlarını çok güzel irdelemiş. Kültürümüzün kadınlar ve anneler üzerinde oluşturduğu tahakkümü çok ağır bulurum hep. Özellikle bizim gibi toplumlarda kadın olmanın yükü zaten başlı başına ağırken, bir de üzerine annelik kimliği eklenince var olmak adına yarattığı yükü tahmin edebiliyorum. 

Film boyunca Leda'nın hafızasına ve annelik deneyimine doğru bir yolculuğa çıkıyoruz aslında. Bu yolculuk sırasında Leda'nın kariyeri, eşi ve çocukları arasında yaşadığı bölünmüşlük ve kendini bu sorumluluklar altında giderek yok oluyor hissedişi beni etkiledi. Leda'nın, filmin bir sahnesinde esasen çocukların yıkıcı bir sorumluluk getirdiği şeklinde bir yorumu vardı. Sanırım filme dair beni sorgulamaya iten de bu basit ve kısa gibi görünen ama bir o kadar derin tanımlama oldu.  Ancak yetişkin olduğumuzda edindiğimiz bazı kimliklerin bize uygun olmadığını fark edebiliyoruz. Düşünmeden ya da kültürel öğretilerle çıktığımız evlilik, annelik ve babalık yolculuğu bir bakıyoruz ki hayal ettiğimiz gibi gitmiyor. Dengeler değişiyor, eşler değişiyor ama çocukların sorumluluğu hiçbir zaman değişmiyor. Ta ki, çocuklar birer yetişkin olana kadar. 

Filmde kullanılan oyuncak bebek ve portakal imgeleri de çok hoşuma gitti. Bu iki imge aslında anneliğe dair güzel mesajlar veriyor. Çocukken portakal yemeyi sevmezdim. Tadını beğenirdim ama portakalı soymak ve sonra kirlenen ellerimi yıkamaya gitmek bana zulüm gibi gelirdi. Annem soyup verdiğinde ise mutlu olurdum. Benim de çocukluğa ve anneme dair imgelerimden biridir portakal. Bir de annemin en büyük zaaflarından birinin portakallı kurabiye olması da var tabi. 

Filmi izledikten sonra edindiğimiz herhangi bir kimliği kutsamanın ya da alaşağı etmenin de bir anlamı olmadığını düşündüm kendi kendime. Kutsanmış olan şeylerin sorunlu taraflarını görmeye meyilli değilizdir genelde, kutsanan şeyin kutsal olmasından gelen bir "her haliyle kabul" durumu söz konusudur. Oysaki her hali ile kabul etmek sağlıklı değildir, bağımlı kılabilir, zaman içinde zarar verebilir. Anneliğe de böyle bakmak lazım sanırım. Kutsamadan, annenin de bir birey olduğunu unutmadan, hataları, eksikleri ve yanlışları ile kabul ederek...

Bazen babamın yerine beni annemin terk edip gitmiş olduğunu düşünüyorum. Sanırım daha fazla yara alırdım. Diğer türlüsünü deneyimlemedim ama çocukken annemin varlığının bile içimi ısıtmaya yettiğini, bana kendimi güvende hissettirdiğini hatırlıyorum. Kısacası karanlık taraflarımız var, bunlarla yaşamayı öğrenmemiz gerekiyor. Kimi daha fazla karanlık olsa da...

16 Eylül 2017 Cumartesi

Julieta


julieta ile ilgili görsel sonucu

Hafta sonu tatilimde ne zamandır izlemeyi ertelediğim Julieta'yı izledim. Pedro Almodovar sinemasına aşinayım. Bir dönem deli gibi tüm filmlerini izlemiştim Pedro'nun. 

Julieta'yı da sevdim. Eski Almodovar filmlerine nazaran kurgu açısından zayıf bulsam da, ilginçtir klasik hikayeler farklı renklere ve mekanlara büründüğü zaman hoşuma gidiyor. 

Julieta'da bir sürü canlı renk hakim, filmin çekildiği mekanlar çok hoş. Madrid ve İspanyol kırsalları. Renkli Akdeniz evleri, abartılı kıyafetler ve abartılı bir moda anlayışı. Hepsi bir araya geldiği zaman hem absürt oluyor hem de ilgi çekici. 

Çoğu filmde olduğu gibi bu filmde de ağlamayı başardım! Julieta'nın kızına babasının öldüğünü söylediği sahne beni duygulandırdı. 

Filmden geriye aklımda bir sürü renk ve İspanyol sokakları kaldı. 
Yapılan onca eleştiriye rağmen filmi sevdim. 
Renkler, duvar kağıtlı evler ve kayıp kızlar...

19 Şubat 2016 Cuma

Danimarkalı Kız












Birkaç yazımda bahsetmiştim. Uzun süredir beklediğim bir filmdi Danimarkalı Kız. Dün akşam çok sevdiğim bir arkadaşım ile birlikte izledim. İstanbul'un en merkezi sinemalarından birinde izlememize rağmen salonun oldukça boş olması beni çok üzdü. 

Film ise beklentimin çok üstündeydi. Nasıl ifade edeceğimi bilemiyorum. Eddie Redmayne harika bir performans sergilemiş. O gülen gözleri o kadar samimi ki, bence çok doğru bir iş yapıyor. Etkileyici bir oyuncu. Filmde, Lili'nin bir erkekten bir kadına dönüşümü de oldukça etkileyici işlenmiş. Çok yakışıklı bir erkek ve çok güzel bir kadın...

Beni derinden etkileyen karakterlerden biri de Gerda oldu. Kesinlikle çok güçlü bir kadın. Kocasının dönüşüm sürecinde çok acı çekmesine rağmen, her an onun yanında oldu. Onun gerçekten kendisi olabilmesi için elinden gelenin çok daha fazlasını yaptı. Var mıdır gerçek hayatta böylesine bir aşk? Kocası bir kadın olurken sonuna kadar ona destek olabilecek bir eş, bir sevgili? En zor zamanlarında terk etmiyor muyuz sevdiklerimizi? Umursamıyoruz onca yılın sevgisini, iyiliğini ve güzelliğini. Gerda ayakta alkışlanması gereken bir kadın.  

Lili, son ameliyatından sonra Gerda'ya dönüp: "Kendim gibi hissediyorum" diyor, bu sahne hiç aklımdan çıkmayacak sanırım. 

Belki de Lili'nin hayatı hepimiz için bir örnek oluşturmalı. İnsanlar hissettikleri gibi yaşayabilmeliler. Kadın, erkek, eşcinsel, transeksüel, interseks, biseksüel olmamızın hiçbir önemi yok. Önemli olan şu an, şu zaman, hissettiğimiz duygular, mutluluğumuz en önemlisi de kendimiz olabilmemiz. İnsan hissetmediği, ait olmadığı bir bedende nasıl yaşayabilir ki? Nasıl buna dayanabilir hayatı boyunca? Nasıl rol yapabilir her dakika, her saniye? 

Lili'yi hiç unutmayacağım. Başarısından, cesaretinden ve kendi gibi olma azminden dolayı onu her zaman muhteşem bir kadın olarak hatırlayacağım. 

2 Şubat 2016 Salı

The Danish Girl












The Danish Girl, Tom Hooper'in yönetmen koltuğunda oturduğu, David Ebershoff'un da senaryosunu kaleme aldığı yepyeni bir film. Ülkemizde 12 Şubat'ta vizyona girecek olan filmi uzun zamandır bekliyorum. Hatta #tarih dergisinin Şubat sayısında da film ile ilgili bir yazı görünce çok mutlu oldum bugün. 

Film, dünyada ilk cinsiyet değiştirme ameliyatı olan (ya da ilklerden biri olan) Danimarkalı ressam Lili Elbe'nin hayat hikayesini vizyona taşıyor. Lili Elbe'yi ise Eddie Redmayne canlandırıyor. Evirip çevirip aylardır sürekli fragman izlediğim için yürekten söylüyorum ki kendisi çok büyük bir iş çıkarmışa benziyor. Efsane bir performans izleyeceğimize çok eminim. Ayrıca filmde Ben Whishaw'ı görecek olmak da oldukça heyecan verici benim için. Kendisini geç de olsa London Spy ile tanıdığım için şanslıyım. 

12 Şubat'ı ip ile çekmeye devam. 

23 Ocak 2016 Cumartesi

The Enfield Haunting














The Enfield Haunting, 2015 yapımı korku drama dalında bir mini dizi. Üç bölümden oluşuyor ve her bölüm ortalama 45 dakika. American Horror Story'i ilk sezonundan sonra tembellik edip izleyemediğim için, The Enfield Haunting ile günah çıkarmaya karar verdim. İyi de ettim, dizi oldukça sağlam.

Küçük Janet ve Maurice'in yollarının kesişmesi ile başlayan hikaye, kötü ruhun Janet'ı ve evi terk etmesine kadar devam ediyor. Altını çizmek istediğim konu ise Janet'ı canlandıran Eleanor Worthington-Cox adlı genç yetenek. Hermione Grangervari uzun ve çalı süpürgesi saçları, muhteşem mimikleri ve oyunculuk yeteneği ile kendisi tam bir star. İlerleyen yıllarda bu küçük kızı pek çok televizyon ve sinema projesinde göreceğimize adım gibi eminim. 

The Enfield Haunting, üç bölümlük içeriği ile, özlem duyduğunuz korku drama ihtiyacınızı giderecek başarılı bir yapım. Hazır her yer kar boran iken kaçırmayın derim. 

9 Ağustos 2015 Pazar

Küçük Bir Kız Çocuğu

Bugün markette küçük bir kız çocuğu ile karşılaştım. Kasada hemen önümdeydi, muhtemelen annesinin almasını istediği yemeklik birkaç şey almıştı. Kasadaki görevliye uzattığı paradan bir miktar bozukluk arttı. Bir anda ortadan kayboldu, geri geldiğinde elinde kocaman bir portakallı gazoz, yüzünde ise görülmeye değer bir mutluluk vardı. Bu mutluluğa şahit olduğum için çok şanslıyım, küçük mutluluklar nasıl da yetiyor çocuklara, yetişkinlere yetmediği kadar. 

4 Nisan 2015 Cumartesi

Trendeki Kız



















Trendeki Kız, yakın zamanda İthaki Yayınları tarafından çıkarılan gerilim tadında bir roman. Akademik okumalardan sıkıldığım zamanlarda, enformasyon alemine bir nevi ara verip kendimi rahatlatmak için, "New York Times Bestseller" etiketi ile yayınlanan çeşitli kitapları okuyorum. İyi geliyor. 

Trendeki Kız'ı da böyle bir zaman diliminde alıp okudum. Sanal medyada da oldukça fazla reklamı yapıldı kitabın. Yazarın daha ilk kitabı olmasına rağmen, harikulade bir pazarlama mantığı uygulamışlar. 

Netice itibari ile gerilim severlerin boş zamanlarında alıp okuyabileceği, tam bir metro kitabı diyebilirim. Kitabı abartmaya hiç gerek yok. Belki acımasız bir yorum olacak ama bestseller etiketi ile çıkan kitapların çoğunun fiyasko olduğu aşikar. Boş zaman kitapları.

Merak edenler için alıp okuyun derim. Lakin şunu da söylemeden geçmek istemiyorum, İthaki Yayınlarının fantastik, kurgu ve gerilim dalında çok daha kaliteli kitapları var. 

9 Mart 2015 Pazartesi

Nükleer Başlıklı Kız: Beni Hatırla



















Nükleer Başlıklı Kız, kısa yazılışı ile NBK ilk çıktıkları andan beri severek takip ettiğim bir grup. Sürekli söylerim, Billur Yapıcı'nın ses tonu beni oldukça rahatlatır. Birkaç gündür yeni teklileri Beni Hatırla'yı bekliyordum. Şarkı ve klip bugün yayına girdi. Beni Hatırla isimli şarkıyı Nazan Öncel'den severek dinlerdim, Nükleer Başlıklı Kız yorumu da oldukça güzel olmuş. Şimdi bolca "Beni Hatırla" deme ve eskileri anma zamanı!

12 Aralık 2013 Perşembe

Nükleer Başlıklı Kız

Nükleer Başlıklı Kız uzun süredir takip ettiğim bir grup.İlk ablümleri 1'i gerçekten çok beğeniyorum.FHŞ,Kaç Kere,Zor,İki,Maske,Eğer İstersen gibi sağlam şarkıları var.
Bu aralar ikinci albümleri "Gönüllü Köle" çıktı.Çıkış parçaları ise Tuna Velibaşoğlu ile birlikte seslendirdikleri "Ağlayan Kalbim." Şarkı başarılı olmuş,insanı bir anda alıp götürebiliyor.Özellikle solist Billur Yapıcı'nın ses rengi çok başka çok masum geliyor bana.Lakin ilk albümdeki şarkıları düşündüğümde Ağlayan Kalbim'i biraz eksik buldum ben.Sanırım eksik olan tarafı Nükleer Başlıklı Kız'ın müziğine özgü sert tonların bu şarkıda bulunmaması.

Klibi ise beğendiğimi söyleyebilirim.Sadece beni şaşırtan kısmı Billur Yapıcı'nın saç rengi oldu.İlk albümdekinden çok farklı bir tarza bürünmüş.Sanki eski saçları ve rengi daha güzeldi.Lakin değişimin de gerekli olduğunun altını çizmek lazım.

Nihayetinde bu albüm alınıp dinlenmeli,diğer şarkıların da tadına bakılmalı.Nükleer Başlıklı kız sağlam müzik yapan bir grup.Hakkını vermek gerekir.

18 Eylül 2008 Perşembe

Müdür,Bir Gün,Ben,Kız Arkadaşım ve Pide



Çok tatlı diyemeyeceğim otorite bağımlısı bir okul müdürümüz var.İngilizce öğretmenliğinden sonra saçlarını ağartıncaya kadar çalışmış ve müdür olmuş.Yarım asrı devirmiş bir şahsiyet.Bugün öğlen arası sınıfları dolaşıp bütün erkekleri aşağıya yani okulun önüne çağırdı.Hepimiz paldır küldür soğukta ve yağmurun altında tam 45 dk sevgili müdürümüzün muhteşem pırlanta pahada ağır sözlerini dinledik ve düzeni bozduğu iddia edilen dört tane öğrenciyi pataklayıp disipline yollamasına şahit olduk.Feci bir şeydi,şu ana kadar kendisinden bir söz dahi işitmedim çünkü övünmek gibi olmasın okul kurallarına her zaman uyan bir öğrenciyim(inekten hallice)…

Tam biz sıradayız almanca hocamız da azar işitti müdürden,zaten üç kuruşa sözleşmeli öğretmenlik yaptırıyorlar insanlara bir de azar işitiyorlar:)Haa bir de okulda kampanya başlattık kampanyanın da başlarından bir tanesi benim.Müdürle yaptığımız iki saat yorucu konuşmanın ardından çalışmayan öğrencileri etrafımıza çekmeye karar verdik(Çok da açık sözlü olamıyorum müdürümüz facebooka bile üye bulurda girer bloguma okuldan atılırım sonra Allah korusun)

İşte öyle bir gün geçirdik.Yeni İngilizce öğretmeni geldi ve tam beş ortalı kaplı bir defter istiyor.Çıldıracağım…Ayrıca kız arkadaşımla kavga ettim ve onun şuan beni aramasını bekliyorum…Birazdan fırına gidip pide alacağım.Annem bugün mesaide ve ben yalnız başıma orucumu açacağım:(

İşte bir gün daha böyle biter…Pek bir edebiyat tadında ortaya karışık bir yazı çıkmadı ama ne yapalım bugün de böyleydim işte:)


Mimimi yerine getiriyorum gay_yor acaba benimde diğer arkadaşları mimlemem gerekiyor mu acaba çikletin kafası karıştı:)