29 Mart 2018 Perşembe
Kadıköy'de Bir Akşam Vakti
Sirkeci'den dönüyoruz bir arkadaşımla, vapurun dış kısmına oturmuşuz. Yol boyu sohbet ediyoruz, ben onun fotoğraflarını çekiyorum ardımızda Marmara denizi. Bir yandan kısa saçlarımız uçuşuyor rüzgarda. Sonra Kadıköy iskelesine yanaşıyoruz. İnsan kalabalığı, herkes birazdan inmeye başlayacak. Bense oturuyorum, ille de bir şeyler çekeceğim burada, insan yüzleri, günün batışı, lacivertten turuncuya çalan renkler... İskeledeki görevlilerden biri çıkıyor karşıma, bedenini denize dönmüş, kalabalık inmeden önceki son saniyeler, ufka bakıyor...
Elimize Kadıköy'de bir akşam vakti kalıyor, bir fotoğraf kalıyor. İleride bakılacak belki, zamanın hızına şaşılacak, yine aynı duygular saracak.
"talebim değil hanlar, hamamlar, gömme saraylar
sahibi olduğum her şey; ruyalar
herkesin doyduğu bir çıkma ekmek
senin de öyle..."
Bu fotoğrafa "Ruh" ile eşlik eden Rehber'e de selamlar olsun.
23 Ocak 2016 Cumartesi
The Enfield Haunting
The Enfield Haunting, 2015 yapımı korku drama dalında bir mini dizi. Üç bölümden oluşuyor ve her bölüm ortalama 45 dakika. American Horror Story'i ilk sezonundan sonra tembellik edip izleyemediğim için, The Enfield Haunting ile günah çıkarmaya karar verdim. İyi de ettim, dizi oldukça sağlam.
Küçük Janet ve Maurice'in yollarının kesişmesi ile başlayan hikaye, kötü ruhun Janet'ı ve evi terk etmesine kadar devam ediyor. Altını çizmek istediğim konu ise Janet'ı canlandıran Eleanor Worthington-Cox adlı genç yetenek. Hermione Grangervari uzun ve çalı süpürgesi saçları, muhteşem mimikleri ve oyunculuk yeteneği ile kendisi tam bir star. İlerleyen yıllarda bu küçük kızı pek çok televizyon ve sinema projesinde göreceğimize adım gibi eminim.
The Enfield Haunting, üç bölümlük içeriği ile, özlem duyduğunuz korku drama ihtiyacınızı giderecek başarılı bir yapım. Hazır her yer kar boran iken kaçırmayın derim.
18 Ekim 2008 Cumartesi
Şifreyi Çözmek
Hayatımın en zor dönemlerinden birini yaşıyor gibiyim.Yok Allah’a şükür öyle kötü bir şey yok…Sadece korkular ve stresler baş göstermeye başladı beynimin avlusunda.Hiç bitmeyen uzun koridorlar gibi devamlı koşuyorum sanki.Hani şifreyi çözmek derler ya,sanırım benim derdimin şifresi “çalışmak”.Artık yazı yazmaya bile çok zor vakit bulmam canımı sıkmaya başladı.Bir yandan test çözmemiz ve soru şekillerini görmemiz gerekirken bir yandan da okul yazılılarımız başladı ve gerçekten büyük bir hengamenin içinde didinip duruyoruz.Sözel olmanın verdiği ayrıcalık mı diyeyim zorluk mu bilmem ama;sürekli not çıkarmak zorundayız.Sayfalar dolusu notlar elimizde…Zaten bütün sosyal aktivitelerden de eksik kalıyorum bir de bu canımı çok sıkıyor…İnşallah bu zorlu dönem bir an önce biter ve sonu güzellikler getirir…Amin..
Yakınlarda yeni bir film girecek vizyona.Ona kesinlikle gitmeyi istiyorum.Adı Twilight,filmin güzelliği bir yana müziğini Paramore yaptı “Decode” adlı şarkıları ile.Mutlaka dinlemenizi tavsiye ederim.Pek fazla blog bilgim olmadığı için şarkıyı buraya koyamıyorum ama dinlemek mümkün:)
Son olarak kendi çapımda bir şeyler yazmak istedim,şarkı dinlerken içimde uyanan hisler doğrultusunda bir şeyler yazmak ruhumu daha bir etkiliyor.Biliyorum,hissediyorum ve yazıyorum demeyi istemek gibi bir şey…Sana gelsin bu şarkı,Decode;
Biliyorum,dünya duracak sen gitmeden
Issız ışık terk edecek bedenini
Uçacak sen bilmeden
Doğa karşı koymaya çalışacak bu duruma
Gitmeni istemeyecek
Gece karanlıkta bir ay ışığı
Gözlerimden damlayan son hüzün
Gitme diyor içim sana
Dön geri,yol sarsıntılı
Olmayacak biliyorum
Öğütlerden hoşlanmazsın
Sade bir isteğin pençesinde
Bana geri dönmeni istiyorum
Siyah gözlerimle yüreğine bakmak istiyorum
Dualarım havada asılı
Gözlerim yaşlı,puslu ve dumanlı
Diretiyorum
Biliyorum,sen gelmeyeceksin
Ruh çıkıyor bedenden gidiyor
Biliyorum,sen gittin
Şifre yarım kaldı,
İçimdeki ruh asılı…
