adam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
adam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ağustos 2018 Pazar

Thomas Bernhard ve Yaşama Uğraşım

Thomas Bernhard bir röportajında, "her şey acınası ve hiçbir yere çıkmıyor" diyor. Bu aralar kendisi ile epey ilgileniyorum. "Bitik Adam" adlı metnini okuyalı uzun zaman oldu. Kendisi hakkında yapılan belgeselden görüntülerini ve konuşmalarından bölümleri izliyorum. Özellikle 1970 yılında "Drei Tage" isimli belgeselde konuştuğu kısa bir bölüm var. Günlerdir başa sarıp tekrar izliyorum, dinliyorum. Kendisinde bir nevi karamsarlık var lakin bu haklı bir karamsarlık. Hayatı olduğu gibi kabul edip devam etmekten yana bir karamsarlık, belki de bir karamsarlık bile değil, üstü örtülü olmayan safi bir gerçeklik. 

Kendi hayatım ile özdeşleştirdiğim metinlerden epey uzak kaldım, bunun sancılarını çekiyorum. Her şey yarım yamalak, bir o kadar da uzak. Evin içinde bir bayram tatili geçirdim. Bol bol izledim, çalıştım. Yarın orta okul grubunun hızlandırma çalışmaları başlıyor, konu tekrarı yaptım. Yeni öğrencilerin bazıları ile tanışacağım, her şey benim için nedense nötr. 

Ne uzun uzadıya gelecek planları yapasım var ne de geçmişten bir nebze bir anıya tahammül edesim. Umut kelimesine inanmıyorum, mutlu olmak diye bir şey olabilir belki ancak. Belki o bile yoktur, sıradan hayatlar sıradan şekilde yok oluyorlar. 

İçimde hep bir gitme isteği, İstanbul'dan tamamiyle uzaklaşmak istiyorum. Belki bir yerde bulaşıkçılık belki bir başka iş. Hiç şakam yok, cesaretimi toplama aşamasındayım. İdeallerime ulaştım, gelmek istediğim yerlere belki de çok erken geldim. Yaşadığım, bunların sancısı da olabilir. Bir insan pek çok güzellikle gencecik yaşta tanışmamalı belki de. Doğanın kanunlarını algılayamıyorum. 

Bugüne kadar çoğunlukla hayata hep bir seyirci gözü ile baktım. Katılımcı olamadım, olmadım. İçimden gelmedi hiç, özüm seyirci olmak istiyor. Katılımcı olduğumda zihnim sinyaller gönderiyor. "Hadi eve dön, kitap oku, yaz ve kendi dünyana sığın." 

Etrafta, özellikle İstanbul'da benim için çok fazla uyaran var. Bu uyaranların hepsi birden beni yoruyor. Dışarı çıktığım zamanlarda örneğin, işe giderken... Trafik, trafik lambaları, insan kalabalığı, insan sesleri, kornalar, uzayıp giden asfalt yollar, duraklardaki ve her yerdeki kuyruklar, hiç çıkmak istemiyorum. İşe giderken giymek zorunda olduğum resmi kıyafetlerden dahi hoşlanmıyorum, eğreti duruyorlar. Ruhum evdeki gibi rahat olmak istiyor, bir tişörtle mutlu mesut olmak istiyor. Her yerde adı sanı konulmamış, oturmamış saçma sapan kurallar. Uzayamayan sakallar ve aksine hep uzayıp giden, bitmek bilmeyen delice günler. 

İçinden çıkanlar, hayata katılmayı başaranlar. Onları bir şeyler rahatsız etmiyor, her nerede olurlarsa olsunlar yaşama katılmayı beceriyorlar, yeni insanlar tanıyorlar ve dünya kendilerinden nasıl olmalarını isterse öyle olabiliyorlar. Yaşam için büyük meziyet, lakin kocaman boş bir eylem, farkında olmadan üstelik! 

Bazı şeylerin farkında olmak iyi değil, belki bir son, küçük bir eylemin içinde sıkışıp kalmak, belki de bu ifade biçimi tamamen yaşamı yok saymak. İşte buralarda bir yerlerdeyim, sıkışmış, öfkeli, bıkkın ve yorgun. Halbuki biraz toprağa basabilsem, her yerde çiçekler yetiştirebilsem, bisiklet binebilsem, insan sesi duymasam, doğanın içinde bulsam kendimi. Lütfen bana bunları bahşet, yaşama dair başka hiçbir şey istemiyorum. Ufak bir hediye, bir iyi niyet. 

29 Mart 2018 Perşembe

Kadıköy'de Bir Akşam Vakti
















Sirkeci'den dönüyoruz bir arkadaşımla, vapurun dış kısmına oturmuşuz. Yol boyu sohbet ediyoruz, ben onun fotoğraflarını çekiyorum ardımızda Marmara denizi. Bir yandan kısa saçlarımız uçuşuyor rüzgarda. Sonra Kadıköy iskelesine yanaşıyoruz. İnsan kalabalığı, herkes birazdan inmeye başlayacak. Bense oturuyorum, ille de bir şeyler çekeceğim burada, insan yüzleri, günün batışı, lacivertten turuncuya çalan renkler... İskeledeki görevlilerden biri çıkıyor karşıma, bedenini denize dönmüş, kalabalık inmeden önceki son saniyeler, ufka bakıyor... 

Elimize Kadıköy'de bir akşam vakti kalıyor, bir fotoğraf kalıyor. İleride bakılacak belki, zamanın hızına şaşılacak, yine aynı duygular saracak. 

"talebim değil hanlar, hamamlar, gömme saraylar
sahibi olduğum her şey; ruyalar
herkesin doyduğu bir çıkma ekmek
senin de öyle..."

Bu fotoğrafa "Ruh" ile eşlik eden Rehber'e de selamlar olsun.

30 Temmuz 2017 Pazar

Yusuf Atılgan: Aylak Adam


aylak adam ile ilgili görsel sonucu
"Bir bakıma haklı. Hepimiz korkağız. Korktuğumuz için severiz; korktuğumuz için yaşarız; korku yüzünden ölürüz. En kötüsü kısa sıkıntılardan korkarız. Ama yalnız bu mu?.."

Yaz seçkimin on birinci kitabı Aylak Adam oldu. Bana bir otobüs yolculuğunda eşlik etti. Ve Yusuf Atılgan külliyatını bu eser ile tamamlamış oldum. 

Aylak Adam, bünyesinde ölüm gerçekliğini taşıyan adam. İsyankar dersiniz, kadın meraklısı dersiniz, ne idiği belirsiz dersiniz, hakkında söylenebilecek sözcüklerin fazlalığı kiminizi şaşırtabilir. Bense onu sadece "gerçek" sözcüğü ile tanımlayabiliyorum. Olduğu gibi gerçek, toplumun dayatmaları ile yaşamayan, içinden geldiği gibi yaşayan. Olabildiğince özgür, sanki hayatın dilini çözmüş. Bu yüzden bize yabancı, kendine yakın. 

Aslında pek çoğumuzun olmak istediği adam aylak adam, gailesi hepimizden fazla yalnızca belli etmiyor. Bir şeyleri erken yaşta çözmüş, bitirmiş ve kenara kaldırmış gibi. Bizde ise fazlası yok. 

Son dönemde epey popüler oldu Aylak Adam. Kürk Mantolu Madonna ile bilikte bir atılım yaptılar. İlginçtir, bazı önemli eserler yıllar sonra bir anda yükselişe geçebiliyor. Elimdeki kitap 50. baskısını yapmış. Sevindirici. Bir yandan da üzücü gibi. Aylak Adam gerçekten anlaşılıyor mu acaba? Herkes okuduğu için mi okunuyor? Eller sonra Anayurt Oteli'ne ya da Canistan'a da gidiyor mu? Muamma. 

Ufuklarda başka kitaplarla görüşmek üzere. 

9 Nisan 2017 Pazar

Max Frish: Homo Faber

"Ölüme hazırlanış: Raporlar, mektuplar, cep defterleri gibi belgelerimin hepsi yakılsın, hiçbiri doğru değil. Dünyada olmak ışıkta olmaktır. Mesleğimiz herhangi bir yerde eşek sürmek (geçenlerde Korinthos'taki yaşlı adam gibi) ama önemli olan, ışığa dayanmaktır (çocuğumuzun şarkı söylediği zamanlar gibi), katırtırnakları, asfalt ve deniz üzerindeki ışıkta söneceğini bilerek sevince dayanmak, zamana dayanmak ya da bir andaki sonsuzluğa. Sonsuz olmak: var olmuş olmak."

Teknik bir adam, Faber. Bir uçak yolculuğu sonrası yaşadıkları, dünyasını tesadüflerin çarkını çevirdiği bir sirk haline getiren peşi sıra olaylar. Yaşamın duygularla mı dönenip durduğu yoksa duygusuz bir yaşamın mı insanı dinç tuttuğu üzerine bir akış. Kızı ile karşılaşması, bir gemi yolculuğunda. Sonra Hannah. Yıllar sonra yaşanan acı bir ölüm. Bir ameliyat, Atina ve ardı sıra pek çok ülke. İnsanların var oluş biçimleri. 

Gerçekten bir ritmi mi vardır yaşamın, süregelen bir düzeni mi bizim asla bozamayacağımız cinsten? Yoksa yaşam tamamen tesadüfi midir, Batı'nın tekniğinden uzak Doğu'nun zamanına ve kaderine yakın. Hangi taraf daha mutlu? Hangi taraf daha pervasız? Hangi tarafın dizginleri elinde? Tüm bu sorular Faber'in yaşamında ve romanında gizli belki de. Bir hayat hikayesi, filme çekilen bir sürü gün batımı. 

3 Ocak 2017 Salı

Thomas Bernhard: Bitik Adam

Yılbaşına Thomas Bernhard okuyarak girdiğimi itiraf etmeliyim yazımın başında. Yılbaşından birkaç gün önce Kadıköy'deki Yapı Kredi Kitabevine girip yeni yıl tatili için Vüs'at O. Bener'in bir öykü kitabını almıştım. Thomas Bernhard okumak aklımda yoktu şu sıralar lakin rafta karşıma çıkınca "Bitik Adam"ı alıp okumak istedim. Böylelikle yeni yıla da kendisi ile girmiş oldum, bir de yanında acı bir kahve ile tabii. 

Bernhard hakkında konuşmak, muhasebe yapmak için eserlerinin hemen hepsini okumak ve iyi bir edebi birikime sahip olmak gerektiğini düşünüyorum. Bu yetilere sahip değilim lakin "Bitik Adam"dan yola çıkarak birkaç kelam edebilirim sanırım. 

Bir çürüme olgusu sunuyor Bernhard önünüze, bitip tükenmeyen upuzun bir olgu, yol gibi, tamamiyle çürümek üzerine. Yaşamak üzerine yazdıkları ise umuttan yoksun, yaşamı bir çürüme olarak algılıyor gibi, hayatta kalmak ile bir takım sorunları var, bunları çok güzel açıklıyor, yer yer tekrar ediyor gibi görünse de tekrar ediyor gibi olduğu her bölümde farklı kelime ve cümle dizileri ile anlatıyor derdini. Okuması kolay bir yazar olduğu izlenimi bırakmadı bende, çok kolay okunmuyor; bu yüzden yavaş yavaş ve yer yer not olarak ilerledim ben. Ve kimi yerlerde Cioran geldi aklıma, çürümeden bahsedince. 

Birkaç kitabını daha okuyacağım muhakkak ki Bernhard'ın, enteresan dili, anlattıkları, "diye düşündüm"lü cümleleri beni etkiledi. "Bitik Adam"ın beni etkileyen bölümlerinden birkaç cümle paylaşmak istiyorum: 

"Uyandığımda iğrenerek düşünüyorum kendimi ve başıma geleceklerin hepsi tüylerimi diken diken ediyor. Yattığımda ölmekten, bir daha uyanmamaktan başka bir isteğim olmuyor, ama sonra gene uyanıyorum ve bu korkunç süreç yineleniyor, yineleniyor..."

***

"Bir dostumuz olduğunu sanıyoruz, ama zamanla dostumuz olmadığını görüyoruz, çünkü kesinlikle hiç kimsemiz yok, gerçek bu, dedi."

***

"Durmadan kendi kabuğumuzun dışına çıkma deneyi yapıyor, ama bu deneyde başarısız oluyoruz, hep tepetaklak yuvarlanıyoruz, çünkü kendi kabuğumuzun dışına ölüm dışında çıkamayacağımızı anlamak istemiyoruz."

28 Kasım 2016 Pazartesi

Yeşil Peri Gecesi

"Artık kırılmam Ali, korkma. Yıllar geçti, büyüdüm, yaşlandım. Arkamda ne hor görülmeler, ne arayışlar, çabalar, zavallılıklar bıraktım. Tek bir arkadaşa bağrımı açtım. Onun da kucağımda ölümünü izledim, öyle çaresizdim ki, kendine iyimser bir anne aradığı gözünün bebeğinden okunan, bu arayışa tutulduğumu çok sonra anladığım bir adamı oyaladım yıllarca. Onun hem annesi hem karısı oldum. Onu kucakladım, başını göğsüme yasladım, avuttum. Sanki bende çok varmış gibi ona umut verdim. Ona bir ninni söylemediğim kaldı. Onu bir yeniden doğurmadığım kaldı. (Bösodobeni! Hatırladın mı? Ezberden okurdun bana bunu.)

Şimdi anlat bana, beni neden terk ettiğini."

18 Haziran 2016 Cumartesi

Georges Perec: Uyuyan Adam

Muhteşem bir yazar ile tanıştım: Georges Perec. Bir süredir hangi kitapçıya girsem mistik bir şekilde karşıma "Uyuyan Adam" adlı romanı çıkıyor. Niçin almamak için direndim bilmiyorum, fotoğrafını çekip telefonuma kaydettim, bekledim, bekledim. Cioran'ın "Çürümenin Kitabı" adlı eserini bitirip almayı planlıyordum lakin dün kitapçıda tekrar karşıma çıkınca almaya karar verdim.

Bazı kitaplar vardır, bazı yazarlar. Okumak için bir liste oluşturursunuz, düzenli bir şekilde ilerlerken bir kitapçıda, birçok kitapçıda karşınıza çıkarlar hem listenizi hem de sizi darmadağın ederler. "Bir kitap okudum hayatım değişti" mottosuna inananlardan değilim lakin bazı kitapların hissiyatı çok farklı hakikaten. Çok derinler, tahmin edebileceğimizden çok daha derinler. 

Perec'in romanı "Uyuyan Adam"dan kısa bir bölüm paylaşmak istiyorum. Üzerinde tartışılacak, paylaşılacak o kadar çok bölüm var ki, şimdilik bir tanesi ile yetineceğim: 

"Bu senin yaşamın. Bu sana ait. Önemsiz servetinin tam bir dökümünü yapabilir, ilk çeyrek yüzyılının kesin bilançosunu çıkarabilirsin. Yirmi beş yaşındasın ve yirmi dokuz dişin, üç gömleğin, sekiz çorabın, artık okumadığın birkaç kitabın, artık dinlemediğin birkaç plağın var. Başka şeyleri hatırlamayı canın hiç çekmiyor: ne aileni, ne öğrenimini, ne aşklarını, ne dostlarını, ne tatillerini, ne de tasarılarını. Yolculuklara çıktın ve dönüşte yanında hiçbir şey getirmedin. Oturuyor ve beklemek istiyorsun sadece, bekleyecek bir şey kalmayana kadar beklemek: Gece olsun, saatler vursun, günler geçip gitsin, anılar silikleşsin."

24 Nisan 2016 Pazar

Tek Başına Bir Adam II












"Hayat belki de bir iki dakikalığına, bedenin kimi uzak bölgelerindeki dokularda oyalanmayı sürdürüyor. Sonra ışıklar birer birer sönüyor. Zifiri karanlık çöküyor. Ve eğer George dediğimiz bu yok-varlık son şok arasında gerçekten de başka bir yerlerde idiyse, döndüğünde yersiz yurtsuz kaldığını görecek. Çünkü artık kendini şurada, yatağın üzerinde horlamaksızın uzanmış yatan şeyle özdeşleştiremez. O şey artık arka kapının oradaki bidonun içindeki süprüntülerle akrabadır. İkisi de kaldırılıp götürülmeli, baştan atılmalıdır çok geç olmadan."

Bir insan nasıl bu kadar hisli olabilir? Ölümü nasıl bu kadar şeffaf ve bir o kadar da kapalı anlatabilir? Bir insan bu yazdıklarını nasıl bu kadar iyi hissedip, hissettirebilir. Her okuyuşumda sarsıyorsun beni sayın Isherwood. Kimi zaman seni düşlüyorum, oturup sohbet ettiğimizi hayal ediyorum. Dudaklarının arasından çıkan her sözcük ile baştan aşağıya ıslanmak, yenilenmek ve kendime gelmek istiyorum. Bu istekler ile birlikte seni okumak hissi bile şahane hissetmeme yetiyor. George ve Jim arasındaki aşk kalbi olan hangi insanı etkilemez ki? Seni seviyorum Isherwood, hem de bunu bilmediğin kadar çok.

Christopher Isherwood: Tek Başına Bir Adam

"Bu küçük yerde günbegün, yıllarca birlikte yaşayan iki insan düşünün, dirsek dirseğe oturup aynı küçük ocağın başında yemek pişiren, dar basamaklarda geri çekilerek birbirine yol veren, aynı küçük banyo aynasının önünde durup tıraş olan, durmadan birbirini dürtükleyen, itekleyen, birbirinin vücuduna yanlışlıkla ya da bilerek, sevişmek ya da dövüşmek isteyerek, beceriksizce ya da sabırsızca, aşkla ya da öfkeyle çarpan iki insan -artlarından her yerde, görünmez de olsa ne derin izler bırakmışlardır bu iki kişi, bir düşünün!"

En sevdiğim yazar, en sevdiğim kitap. Defalarca okuduğum tek kitap. 

26 Ocak 2016 Salı

Christopher Isherwood: Hoşça Kal Berlin

Christopher Isherwood, en sevdiğim yazarlar listesinde başı çekenlerden. Belki de kendisini daha yakından tanımamıza sebep, Tek Başına Bir Adam adlı kitabını kaleme almış olması. Kitap, 2009 yılında Tom Ford tarafından sinemaya da uyarlandı. Beni en çok etkileyen filmlerden biridir. Derin içeriği ve yoğun duygusu ile. 

Christopher Isherwood'un genç yaşlarda keşfetmiş olduğu eşcinselliğini eserlerinde görebilmemiz mümkün. Hoşça Kal Berlin'de de bu durumu oldukça yumuşak ve duygusal işlemiş. Örneğin kitapta Peter ve Otto arasındaki ilişki oldukça güzel betimlenmiş. Peter'a göre genç Otto ile arasındaki ilişki arkadaşlık ilişkisinden çok farklı. Onu gerçekten seviyor, ona bağlı. Otto'nun Peter'a karşı ilişkisi ise daha belirleyici, duygusallıktan uzak, arkadaşlığa ya da dostluğa çok daha yakın. Ama ikisini bir araya getiren nedenler çok farklı olsa da, nihayetinde birlikteler. Isherwood, eşcinsel ilişkileri direkt işlemiyor, kişilerin ne hissettiklerine ağırlık veriyor. Belki de kitaplarını okuduğunuzda kahramanlarından bazılarının eşcinsel olduğunu bile anlamayabilirsiniz. Hoş, Peter ile Otto arasındaki ilişkide de eşcinsellikten bahsedemeyiz belki. Belki bu sadece benim algılayış biçimim. Bilemiyorum. 

"Aralarındaki ilişkinin en yıkıcı özelliği, ilişkinin doğasında yatan can sıkıntısı aslında. Peter'ın sık sık Otto'dan sıkılması çok normal; hemen hemen hiçbir ortak ilgi alanları yok; ama Peter, duygusal nedenlerle, bunun böyle olduğunu hiçbir zaman itiraf etmeyecek. Otto'nun böyle nedenleri olmadığından, "Burası ne kadar can sıkıcı!" dediği zaman, Peter'ın sarsıldığını ve alındığını görüyorum. Oysa Otto'nun, Peter'a kıyasla çok daha az canı sıkılıyor; Peter'la arkadaşlık etmeyi gerçekten eğlenceli buluyor ve günün büyük bir bölümünü onunla geçirmekten memnuniyet duyuyor. Otto bir saat boyunca durmaksızın saçma sapan konuştuğu zaman, Peter'ın onun susmasını ve çekip gitmesini gerçekten istediğini çok gördüm. Ama bunu itiraf etmesi Peter'a göre tam bir yenilgi olacak, onun için sadece gülüp ellerini ovuşturuyor; el altından, Otto'yu son derece sevimli ve komik bulma numarasını benim de desteklememi istiyor."

2 Haziran 2015 Salı

Yüzü Olmayan Adam

Annem bundan bir sene iki ay önce çok ağır bir beyin rahatsızlığı geçirdi. Daha önceki yazılarımda ayrıntıya girmeden türlü şekillerde anlatıp, içimi döktüm. Zor dönemlerdi hem de çok zor. Mozart'tan Requiem'i dinleyip hüngür hüngür ağladığım dönemlerdi. 

Bir yandan da beyin ile ilgilenmeye başladım. Doktorlara gidip gelip sordum, yetmedi. Bir sürü makale ve kitap okudum. Anneme de makul bir dille anlattım düzelebileceğini. Çok çalıştı. Ben de onunla birlikte çalıştım. Doktorların kötü ihtimallerine hiç inanmadım. Bir yandan beyni araştırırken tüm gücümle, birkaç profesör ile de iletişime geçtim internet üzerinden. Reiki ve pozitif enerjiyi de denedim. Neticede annem iyileşti. Tüm bunlara inandığımız için. Yılmadığımız için.

Yüzü Olmayan Adam, Ntv Yayınlarından çıktı. İçerisinde beyinden kaynaklanan hastalıklar yüzünden yaşadıkları anlatılan pek çok hasta var. Hikayeler bir kurgudan ibaret, yani böyle bir nörolog yok. Lakin hastalıklar gerçek. Git geli olan bir metro yolculuğunda bitirdiğim hoş bir kitap. Nöroloji ve edebiyatı harmanlayıp servis etmişler. İlgi duyanlara tavsiyemdir. 

25 Nisan 2015 Cumartesi

Adam Lambert: Ghost Town














Adam Lambert, geçtiğimiz günlerde güzel bir single çalışması ile karşımıza çıktı. Şarkısının adı Ghost Town, biraz elektronik altyapılı biraz da pop-rock havası olan bir şarkı. Önce sakin başlıyor daha sonra hareketleniyor. Bu yaz epey dinleneceğini düşünüyorum. Adam çok sevdiğim sanatçılardan biri. Sahne performansı ve sesi dışında, açık eşcinselliği ve eşcinselliği ile barışık olması onu değerli kılan özelliklerinden. 


9 Kasım 2014 Pazar

Issız Adam

"Büyüdüğün evi,uyuduğun yatağı gördüm sevgilim.Seni,çocukluğunu düşündüm.Sen oradaydın ve bir gün benimle tanışacağını henüz bilmiyordun.Sen dizime yattın ben bir hikaye anlattım sana.Büyüdün,kafamda bir hikaye...Bilirsin bunu çok severdim.İkimize bir mutlu son yazdım sonra.O evde seninle birlikte oturduk.Sustuk.Yanımda durdun sessizce.Burası sondu,başka bir yaşamdı,sadece biz vardık.Bana baktın,mavi ve telaşsız.Sustuk.Başka bir yaşamda başka bir mutlu son.Biz bunu hak etmiştik,hikayemiz orada bir yerde hep benimle duracak.Dayanabilmemin tek yolu bu çünkü.İnsanın kokusu hep aynı mı kalırmış ? Şaşırdım.Sonra sana ait bir şey aldım yanıma.Bir küçük kırk beşlik plak.Arda kardeşin masalları.Eve uğrarsan bir gün,o plağın nasıl kaybolduğunu asla bilemeyeceksin.Biliyor musun,sen o küçük plakla bende,evimdesin hala.Ve sen bunu bilmiyorsun.Ve gözlerimi kapattığımda,kollarımda başka biri değil sen varsın.Ve sen bunu bilmiyorsun."

ada,ıssız adam

2 Haziran 2014 Pazartesi

Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm


"Oysa şimdi bir kediyim ben : Uzak , denetimli, soğukkanlı ve güçlü bir kedi. Eski Mısır'da, Beni Hassan'da yapılmış üç yüz bin kedi mumyasından biriyim : Onlar kadar soğuk, onlar kadar güçlü ve mağrur."

Zülfü Livaneli

14 Mart 2012 Çarşamba


Adam



Bir uçtan bir uca dünya.Belki de sadece kanatlarımın altında bir hayat.Sadece benim gözetimimde ve sınırları olmayan.İnsan ancak kendi hayatına sahip çıkarsa galip gelebilir düzene karşı.Başkasının hayatını korumaksa tamamen kişisel insiyatife bağlı bir durum.

Hastayım,nezle oldum.Ama çok iyi bakılıyorum.Çok hem de.

Bu aralar bir derdim yok.Sakallarım aşırı derecede uzadı,saçlarım için dört numara traş olduktan sonra aynada bakıcam kendime uzun uzun.Pembe burnumla,sanki adam oldum gibi hissediyorum.Kendime yirmi yaşına girmiş bir adam diyorum artık.

Adamlığın ne gibi vasıfları vardır bilmiyorum,vasıfsız olmak benim tercihim.
Sadece adam deyince kendimi güçlü hissediyorum.Ya da toplum bana bunu söylüyor.Çok konuşuyor toplum biliyorum,başımdaki en geveze bela.

Bir adam olmak neye yarar bilmiyorum sadece sakallarım var ve adam gibi hissediyorum.
Adam oldum diyorum,aklımı uçuruyorum.En iyisi kendim olmak,biraz daha Abis'i okuyup bir duş almalı.

8 Temmuz 2010 Perşembe

Lambırt Diye Bi Adam



Adam Lambert!Sen Lady Gaga'dan sonra müzik dünyasına oturan en önemli şeysin farkındasın dimi?Abicim nasıl bi ses nasıl bi görüntü ve nasıl dehşet bi sansasyonalitedir o öyle.Lady Gaga'dan sonra en sevdiğim müzik adamıdır bu adam öyle biline.Tabi pop müzik dünyası adına konuşmaktayım.Karıştır ortalığı sana yakışır dostum.Tarzına da hasta oldum ayrıca parantez açayım.Bill'den sonra en beğendiğim tarz da senin.Botların bi harika.Ve başlasın diyorum "Adam" saltanatı..Heyy!Wuhhu!Oww yeee :D

31 Ağustos 2008 Pazar

Haftanın Eleştirisi:Tıksıran Adam



Bir gün kravatlı bir adam sahneye çıkar ve derki:Ey Türk halkı!Biz çevremizi ne denli koruyoruz bileniniz var mı?Neler neler yapıyoruz,ne projeler çiziyoruz ve uygulamaya çalışıyoruz!Ey kendini bilmez,çevreciyim diye dolaşıp,gezinenler…Sözüm size?Ne yaptınız ki şimdiye kadar çevre için,hadi cevap verin!

(Alkışlar…

Greenpeace mi pehh,Çekül mü pehh,Tema mı pehh,daha ne varsa pehh!

(Alkışlar…

(Arkadan kravatlı biri yaklaşarak sahnedeki kravatlının kulağına yavaşça fısıldar):”Beyim,nükleer santrallerin temelini attık,bir gelip baksanız diyorduk yeterince büyük olmuş mu,malum Rusya’dan daha büyük yapmamız lazım”

Öhüm föhüm…

Ey sevgili Türk Halkı esen kalın!


Zönk:D