çeviri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çeviri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Mart 2019 Pazar

Mahmood-Soldi

Bu sene Eurovision şarkı yarışmasında İtalya'yı temsil eden ve kuşkusuz yarışmanın en çok konuşulan isimlerinden biri. Benim de yürekten destekleyeceğim iki adaydan biri. Hakkındaki bilgilere bakılınca yarı İtalyan yarı Mısırlı olduğu belirtilmiş. Şarkısında babadan uzak geçirilen ve para ile değişip şekillenen bir aile yaşantısını anlatıyor. Soldi, para anlamına geliyormuş. Şarkıda kendi hayatından ne kadar iz var? Ne yazık ki bu konuda bilgim yok.  

Mahmood'un asi ve asabi bir duruşu var. Biraz da nefret dolu bakışları var. Yarı Mısırlı bir sanatçı olarak Avrupa'da ne tür zorluklar yaşamıştır bilemiyorum lakin farklı ve çok başarılı bir şarkı çıkarmış ortaya. Bir ay evvel yayımlanan klibi ise şu an elli milyon izlenmeyi bulmuş durumda. Bu da ayrı bir başarı. 

Mahmood'un canlı performanslarını izledim. Ne yazık ki çok çok iyi diyemeyeceğim, umarım yarışma esnasında iyi bir canlı performans sergileyebilir. Eğer öyle olursa birinciliğe en yakın isim olacağını düşünüyorum. Halk oylamasında da epey başarılı olacağı kanaatindeyim. Bir aydır şarkısını sürekli dinliyorum, insanı güçlü hissettiren bir altyapısı var müziğin. Özellikle şarkının Arapça kısımları ve alkış kısımları çok iyi. 

Malum İtalya kaliteli sanatçıları ve İtalyanca şarkıları ile yarışmada istediği başarıyı bir türlü yakalayamadı. Umarım bu sene kaderleri değişir. 

Başarılar Mahmood. 

9 Eylül 2018 Pazar

Dostoyevski: Cinler (Bir Düşünce, Birkaç Not)

"Çoktan beri kutsal saydığı yüce bir düşünceyi beceriksiz yaratıkların yakalayıp sokaklarda sürüye sürüye kendileri gibi aptallara götürdüklerine tanık olduğunda; hiç beklemediği bir anda gözü gibi sakındığı bu düşünceye bit pazarında tanınmayacak bir durumda, çamura bulanmış, üstünkörü bir yana atılmış rastladığında; çocukların elinde oyuncak olmuş gördüğünde insanın içini nasıl bir hüzün doldurur, içi nasıl kan ağlar, bilemezsiniz! Hayır! Bizim zamanımızda böyle değildi, buna yönelmemiştik. Hayır, hayır, bambaşka amaçlarımız vardı bizim. Şimdikilerin her şeyi yabancı bana... Bir gün başlayacak bizim devrimiz gene. Bu devrin sallantıdaki her şeyi sağlam raya oturacak. Başka türlü nasıl olur ki?"

İç geçirirken bir Moskova yolculuğu sırasında, ah edip düşünceler sarmışken Rusya'da, dünyadaki değişimin bu denli hız kazanmasından duyulan rahatsızlık bu satırlar aracılığı ile dile getirilmiş. Dönemin Rus toplumundaki değişim, kendimize, bize, günümüze ne kadar yakın öyle değil mi? Modernitenin günceli yarattığı, güncelin de içi boş devrelerinin insanoğlunu birer birer yaktığı bir dönemde; hissettiklerimizin yalnızca kendi devrimize ait olmadığı, bir güzel anlama biçimi bu satırlar. 

"Başka türlü nasıl olur ki?" 

Belki de dünya üzerinde sorulmuş en anlamlı, en narin soru budur. 
Bu soruya verebileceğimiz her bir cevap, kendi öngörümüze takılı kalacaktır. Aynı zamanda türlü düşünme becerilerimizi de açığa vuracaktır. Kişi kendinden bilir işi, hiçbir zaman ortak bir nokta bulunamayacağına da delalet eder. Sorulan sorular, verilebilecek cevapları da içinde barındırır genelde. Bu soru farklı bir soru, herhangi bir cevabı yok, pek çok cevabı var. Veyahut hiçbir cevabı yok.

Bu soruya verebilecek yanıtım yok, en azından şimdilik. 
Ama düzeni, değişen dünyayı düşündüğümde içimde genelgeçer bir umut da belirmiyor. Kısmet, ne yana düşersek o yandan tutup alabileceğimiz bir beklenti içeriyor. Kiminin kısmeti kiminin ölümü oluyor.

27 Haziran 2017 Salı

Heinrich Böll: Katharina Blum'un Çiğnenen Onuru


Yaklaşık iki aydır kitaplığımda olan ve okuma fırsatı bulamadığım "Katharina Blum'un Çiğnenen Onuru" adlı romanı okuyup bitirdim. Konu ve anlatım itibari ile akıcı, merak uyandırıcı bir eser. Ahmet Cemal'in çevirisi ve Can Yayınlarının basımı ile dilimize kazandırılmış. 

Heinrich Böll, 1917 Köln doğumlu. Kendisi İkinci Dünya Savaşının bizzat içerisinde yer aldığından ötürü, eserlerinde savaşın yıkımlarını görmek mümkün. 1972 yılında Nobel Edebiyat ödülüne de layık görülmüş Alman asıllı yazar. 

Katharina Blum kısa bir roman. Ortada bir cinayet, bir kaçak ve bir de soruşturma var. Buraya kadar her şey sıradan gelebilir lakin seyir böyle devam etmiyor. Böll, eserinde dönemin ahlak anlayışını da oldukça gerçekçi bir şekilde sorguluyor. Basının bir kadının hayatını nasıl mahvedebildiğini ve toplumun kadına, kadınlığa bakış açısını da çok iyi dile getiriyor. Aslında benzer durumlara ülke olarak ne yazık ki aşinayız. Günümüz ilişkileri, sosyal medya kullanımı ve basının insan onurunu çiğneyen karalama kampanyaları ile bir kadının hayatı mahvedilebiliyor. Çok tanıdık ve de çok üzücü. Böll eserini yıllar önce kaleme almış lakin günümüzde hiçbir değişme yok, bu açıdan bence oldukça güncel bir roman. 

Yargının, emniyet kuvvetlerinin insana bakış açısı, toplumsal düzen çatısı altında topluma sunulan birtakım onur kırıcı değerler, insanlık dışı muameleler. 

Eseri bir çırpıda okumanız çok mümkün, özellikle soruşturma süreci etkileyici. Katharina Blum tamamiyle dönem toplumuna tutulmuş bir ayna işlevi görüyor. Toplumsal kurumları da başarılı bir şekilde irdeliyor. İyi okumalar dilerim. 

3 Ocak 2017 Salı

Thomas Bernhard: Bitik Adam

Yılbaşına Thomas Bernhard okuyarak girdiğimi itiraf etmeliyim yazımın başında. Yılbaşından birkaç gün önce Kadıköy'deki Yapı Kredi Kitabevine girip yeni yıl tatili için Vüs'at O. Bener'in bir öykü kitabını almıştım. Thomas Bernhard okumak aklımda yoktu şu sıralar lakin rafta karşıma çıkınca "Bitik Adam"ı alıp okumak istedim. Böylelikle yeni yıla da kendisi ile girmiş oldum, bir de yanında acı bir kahve ile tabii. 

Bernhard hakkında konuşmak, muhasebe yapmak için eserlerinin hemen hepsini okumak ve iyi bir edebi birikime sahip olmak gerektiğini düşünüyorum. Bu yetilere sahip değilim lakin "Bitik Adam"dan yola çıkarak birkaç kelam edebilirim sanırım. 

Bir çürüme olgusu sunuyor Bernhard önünüze, bitip tükenmeyen upuzun bir olgu, yol gibi, tamamiyle çürümek üzerine. Yaşamak üzerine yazdıkları ise umuttan yoksun, yaşamı bir çürüme olarak algılıyor gibi, hayatta kalmak ile bir takım sorunları var, bunları çok güzel açıklıyor, yer yer tekrar ediyor gibi görünse de tekrar ediyor gibi olduğu her bölümde farklı kelime ve cümle dizileri ile anlatıyor derdini. Okuması kolay bir yazar olduğu izlenimi bırakmadı bende, çok kolay okunmuyor; bu yüzden yavaş yavaş ve yer yer not olarak ilerledim ben. Ve kimi yerlerde Cioran geldi aklıma, çürümeden bahsedince. 

Birkaç kitabını daha okuyacağım muhakkak ki Bernhard'ın, enteresan dili, anlattıkları, "diye düşündüm"lü cümleleri beni etkiledi. "Bitik Adam"ın beni etkileyen bölümlerinden birkaç cümle paylaşmak istiyorum: 

"Uyandığımda iğrenerek düşünüyorum kendimi ve başıma geleceklerin hepsi tüylerimi diken diken ediyor. Yattığımda ölmekten, bir daha uyanmamaktan başka bir isteğim olmuyor, ama sonra gene uyanıyorum ve bu korkunç süreç yineleniyor, yineleniyor..."

***

"Bir dostumuz olduğunu sanıyoruz, ama zamanla dostumuz olmadığını görüyoruz, çünkü kesinlikle hiç kimsemiz yok, gerçek bu, dedi."

***

"Durmadan kendi kabuğumuzun dışına çıkma deneyi yapıyor, ama bu deneyde başarısız oluyoruz, hep tepetaklak yuvarlanıyoruz, çünkü kendi kabuğumuzun dışına ölüm dışında çıkamayacağımızı anlamak istemiyoruz."

22 Aralık 2016 Perşembe

Wilhelm Genazino: Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk



"Yıllarca daha iyi bir hayata hazırladım kendimi, dedim ama beklentim hiç gerçekleşmedi. Çok uzun bir süre duygusal ve melankolik bir ruh haliyle sızlanıp durdum ama sonunda şunu anladım: İnsandan beklenen, mutsuzluğuyla ihtiyatlı bir ilişki kurması."



Bu aralar yerli öykücüleri okuyorum, yoğun bir öykü edebiyatı içerisine girdim. Kitapçılarda gezinirken dikkatimi "Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk" çekti. Araya serpiştirmekte bir sakınca görmedim, Alman edebiyatından güzel bir roman okumak iyi gelecektir diye düşündüm, yanılmamışım. 

Orta yaşlı bir adam, orta yaşlı bir kadını seviyor. Yüreğinin ve aklının kesiştiği noktalarda bir çıkmaza giriyor, çıkmazdan sonrası ise bir psikiyatri kliniği, çıkmak istemediği yer. Bir ilişki, rayında giderken rayından çıkıveriyor, yollar ayrılıyor mu muğlak, lakin içerisinde kocaman bir dünyadan küçük ayrıntılara devşirilen anlar gizli. Çocukluk anıları, çocukluğu ile yetişkinlik arasında kurulan, psikanalize dayanan anlamlı çıkarımlar. 
Genazino sade lakin çarpıcı bir dille anlatıyor bir ilişkinin gündelik boyutlarını, araya serpiştirdiği net çıkarımlar öylesine güzel ki, zannediyorum aklıma geldikçe açıp altını çizdiğim yerlerin üzerinden tekrar tekrar geçeceğim. 

"Bir kez sevmiş olan ve hala seven biri, kendini aşka elverişli bir hale getirmenin ne kadar zor olduğunu, ne kadar uzun sürdüğünü bilir. İnsan acı çekerken anlar, aşk için emek vermeye bir daha kolay kolay kalkışmayacağını. Çekilen acı bir tür aşk tembelliği yaratır. Acı çeken kişi, bu kadar ağır bir işi boşu boşuna yaptığından korkar."

Kitap boyunca şunu sorguladım, "Mutlu olmak zorunda mıyız? Ve mutluluk; içerisinde yaşadığımız bu karmaşık, yeni yargısal dünyanın bir dayatması mı?" Sürekli mutlu olmak zorunda olduğumuzu düşünmüyorum, mutluluk abesle iştigal hayatlarımızı sürekli bir umuda bağlayan, düzenin idealist bir kurmacası. Kişisel gelişim kitaplarını da bu yüzden sürekli eleştiririm, doğru bulmam. Bize dayatılan aynı ile özdeş, kalıp bir mutluluk algısı var. Oysa ki ille de her daim mutlu olmak zorunda değiliz. Şöyle diyor nihayetinde Genazino: 

"Artık daha incelikli bir hayatım olsun istiyorum ve zannedersem çoğu insan da bunu istiyor ama daha incelikli bir hayatı nerede arayacaklarını bilmiyorlar."

14 Temmuz 2011 Perşembe

Ben çok gençken
Babamın ağladığını görmüştüm,rüzgara lanet okuduğunu
Kendi kalbini kendinin kırdığını
Tekrar birleştirmeye çalıştığını izledim
Ve annem yemin etmişti
Kendinin asla unutmasına izin vermeyeceğine

İşte o gün söz verdim ben de
Asla aşık olduğumu söylemeyeceğime
Eğer gerçekten var değilse

Ama sevgilim sen
Tek istisnasın

Çok iyi anlıyorum gerçekleri
Ama önümdekini bırakmayı yapamıyorum
Biliyorum gidiyorsun
Sabaha uyandığında
Her şeyin rüya olmadığına dair bir kanıt bırak bana

Tek istisna sensin
Sensin tek istisna

Ben de başladım inanmaya.

Paramore / The Only Exception