not etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
not etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Aralık 2019 Pazar

2020'ye Not

Bu yıl hayatımızda pek çok değişiklik oldu. İş ve ev değiştirmemle birlikte farklı çevrelerin içine girmiş oldum. Hayatımın büyük bir kısmı değişse de, sanki bu sene bir öncekinden çok daha iyi geçti. Daha fazla dışarı çıkmaya başladım son zamanlarda. Yeni insanlar tanımaya gayret ediyorum, yeni etkinliklerin içerisinde yer alıyorum. Son aylarda pek çok  kez sinemaya gittim, bir kitap kulübüne üye oldum, yeni insanlarla sohbet etmeye başladım derken kendimi biraz daha işin ve evin içerisinden dışarı çıkarmaya çalışıyorum. Dışarısı ile ilgili her düşüncemde aklıma Engin Geçtan'ın bir kitabında söyledikleri geliyor: "Hayata katılın, seyirci olmayın." Bu benim için biraz zor olsa da katılım sağlamaya çalışıyorum. 

Bu sene neler olacak, bana neler getirecek kestirmek zor. 28 yaşına bastığım bu yılda epey büyüdüğümü hissediyorum, giderek sadeleşiyorum lakin hayata karşı sıkılganlığım artıyor. Yaptığım işi, genel hayat düzenini ve yaşıyor olmayı sürekli sorguluyorum. Bazı insanlar hayatın peşinden koşturmayı severler, ben seven tarafta değilim. Sadece diğer kısma çakılı kalmamak için mücadelemi artırmaya çalışıyorum. 

Umuyorum yeni yıl sade ve dingin geçer. Kendimi daha iyi değerlendirebileceğim bir yıl olur. Hepimiz güzel günler görelim. 

24 Kasım 2019 Pazar

Güne Dair Birkaç Not

Günlere genel bir anlam atfetmem, özel günlerin önemi pek yoktur benim için. Bir öğretmen olarak öğretmenler gününe de herhangi bir anlam yüklemiyorum. Lakin söylemek istediğim birkaç şey var: 

Öğretmenler yattıkları yerden maaş almıyorlar. Zaten öğretmen maaşları kaliteli bir yaşam sürebilmek için yeterli değil. Özellikle İstanbul'da yaşayan ve ev kirası ödeyen bir öğretmenseniz (benim gibi) vay halinize. 

Haftada bir sürü derse giren, nöbet tutan, yüzlerce öğrenci ile ayrı ayrı ilgilenmeye çalışan, bir de yüzlerce öğrencinin yüzlerce velisi ile iletişimde olan, yüzlerce yazılı kağıdı okuyan, acaba doğru bir puan mı verdim diye o kağıtları defalarca tekrar okuyan, bugün Ayşe'ye ya da Mehmet'e soğuk mu davrandım, bir davranışıma üzüldü mü acaba diye gece uykuları kaçan, tüm derslerine hazırlanarak girmek zorunda olan, gece yarılarına kadar bir sonraki günün dersine çalışan, daha iyi nasıl öğrenebilirler diye zihninin sınırlarını zorlayan, sürekli okuyup çalışan, kendini yenilemesi gereken, masa başında oturayım da paramı alıp mesai saatimi doldurup evime giderim diyemeyen, kalabalık sınıfları yönetmeye çalışan, hafta sonu hafta içi demeden kurslara, eğitimlere, seminerlere katılıp kendini yetiştirmeye çalışan, beş dakikalık ders arasında oturayım da dinleneyim demek yerine yanına gelen, sarılan ya da ağlayan öğrencisine çare bulmaya çalışan insanlar öğretmenler. 

Öğretmenler yazın yattıkları yerden maaş almıyorlar. Yazın üç ay da tatil yapmıyorlar. Her gün yüzlerce çocuğa hitap ediyorlar; sabahtan akşama kadar oturacak vakitleri bile olmuyor, günde sekiz-dokuz saat derse giren öğretmenler var (ben de girdim bu ders saatlerine), her zaman aynı enerji, aynı gülümseme ile derse girmeye gayret ediyorlar. Annem yoğun bakımdayken yüzümde bir tebessüm ile çıkıyordum çocukların karşısına. 

Her meslek değerlidir, her mesleğin kendine göre zorlukları vardır. Öğretmenliği de yüceltmiyorum, esasen kutsal bir meslek olduğunu da düşünmüyorum. Diğerleri gibi bir meslek lakin kendi içinde gerçekten çok yıpratıcı ve çok zor bir meslek. İşin içinde çocuklarımız varken, artık bu ülkenin tüm öğretmenlerine gereken değeri vermesi gerekiyor. Eğitime verilen değerin bu kadar düşük olduğu bir ülkede yaşıyor olmaktan ne yazık ki hiç mutlu değilim, zaten işler çok zor, bir de herkesin bilgisi olmadığı halde eğitim konusunda bir fikrinin olması bizi değersizleştiriyor. Keşke daha fazla okusak, yalnızca alanında uzman olduğumuz konularda kesin fikirler beyan etsek ve işi ehillerine bıraksak. Ah, keşke. 

21 Ağustos 2019 Çarşamba

Mini Mini Beşler

Okulda yoğun çalışmalar içerisindeyiz. Nedense kendimi hiç yabancı hissetmiyorum, sanki uzun yıllardır bu okulda çalışıyor gibiyim. Bu beni çok sevindiriyor. Bölümde toplamda dört öğretmeniz, üç kadın ve malumunuz bir ben erkek. Bu da bölümler için denge sağlayıcı bir durum bence. Yarından itibaren birkaç gün sürecek bir eğitime giriyoruz; uluslararası alanda "understanding by design" denilen bir metodun eğitimini alıyor olacağız. Türkçe'ye "tasarım yoluyla anlama" diye çevirebiliriz sanırım. Okul, bu sistem üzerinden tasarlıyor eğitim planlarını. Bunun için heyecanlıyım. 

Bölüm odamızda masamız, dolaplarımız hepsi belli oldu. Okullar açılana kadar masama yerleşmiş ve tüm malzemelerimi toparlamış olurum. Bu yıl masamda avokado çekirdeğinden bir avokado bitkisi yetiştirmeyi düşünüyorum. Ben çalışırken onun büyümesini izlemek keyif verici olacaktır. 

Hangi sınıflara gireceğimiz ve ders programımız da belli oldu. Bu sene beşinci, altıncı ve sekizinci sınıflar ile çalışacağım. Yıllar geçti hala yedinci sınıflara girebilmiş değilim, neyse bunda da vardır bir hayır diyorum. Sekizler biraz zorlayabiliyor, ergenlik döneminin etkisi onlarda çok yoğun. En masumları ve tatlıları ise beşinci sınıflar; üç tane beşinci sınıfım olacak bu sene. Altıda ise ufaktan hareketlenmeler başlıyor. Tabii ki hiçbir seviyenin bir farkı yok benim için lakin beşinci sınıfları özel olarak seviyorum. Örneğin beşinci sınıflarda ders işliyorsunuz; önemli birkaç cümle yazdırmanız gerekiyor defterlere. O birkaç cümle yazılana kadar neredeyse dersin yarısı bitiyor. Nasıl mı? Tam olarak şöyle: 

"Öğretmenim ben defterimi evde unutmuşum başka bir kağıda yazsam olur mu? 
Öğretmenim ben renkli kalemle yazsam olur mu? 
Öğretmenim ben simli kalemle yazayım diyorum, olur mu? 
Öğretmenim satır başına geçelim mi? 
Öğretmenim ben satır başına çiçek çizebilir miyim? 
Öğretmenim benim kolum yoruldu biraz mola mı versek? 
Öğretmenim kalemim yere düştü biraz bekler misiniz? 
Öğretmenim yazdığımızın üstünü fosforlu kalemle çizelim mi?"

Evet, sabrınızın çok ama çok yüksek olması gerekiyor. Bu yüzden beşinci sınıflara mümkün mertebe bir şey yazdırmıyorum. Vaktimizi daha etkin değerlendirmiş oluyoruz. Sonra da eve geliyorum ve her birine çok gülüyorum. Dertleri hiç bitmiyor, ama hepsi çocuk dertleri, masumca. Sanırım çocukları çok özledim, yeni dönemi dört gözle bekliyorum. Her ne kadar başladıktan sonra "artık tatil gelsin de dinleneyim" diyecek olsam da her sene başka bir heyecan, başka bir macera. 

9 Eylül 2018 Pazar

Dostoyevski: Cinler (Bir Düşünce, Birkaç Not)

"Çoktan beri kutsal saydığı yüce bir düşünceyi beceriksiz yaratıkların yakalayıp sokaklarda sürüye sürüye kendileri gibi aptallara götürdüklerine tanık olduğunda; hiç beklemediği bir anda gözü gibi sakındığı bu düşünceye bit pazarında tanınmayacak bir durumda, çamura bulanmış, üstünkörü bir yana atılmış rastladığında; çocukların elinde oyuncak olmuş gördüğünde insanın içini nasıl bir hüzün doldurur, içi nasıl kan ağlar, bilemezsiniz! Hayır! Bizim zamanımızda böyle değildi, buna yönelmemiştik. Hayır, hayır, bambaşka amaçlarımız vardı bizim. Şimdikilerin her şeyi yabancı bana... Bir gün başlayacak bizim devrimiz gene. Bu devrin sallantıdaki her şeyi sağlam raya oturacak. Başka türlü nasıl olur ki?"

İç geçirirken bir Moskova yolculuğu sırasında, ah edip düşünceler sarmışken Rusya'da, dünyadaki değişimin bu denli hız kazanmasından duyulan rahatsızlık bu satırlar aracılığı ile dile getirilmiş. Dönemin Rus toplumundaki değişim, kendimize, bize, günümüze ne kadar yakın öyle değil mi? Modernitenin günceli yarattığı, güncelin de içi boş devrelerinin insanoğlunu birer birer yaktığı bir dönemde; hissettiklerimizin yalnızca kendi devrimize ait olmadığı, bir güzel anlama biçimi bu satırlar. 

"Başka türlü nasıl olur ki?" 

Belki de dünya üzerinde sorulmuş en anlamlı, en narin soru budur. 
Bu soruya verebileceğimiz her bir cevap, kendi öngörümüze takılı kalacaktır. Aynı zamanda türlü düşünme becerilerimizi de açığa vuracaktır. Kişi kendinden bilir işi, hiçbir zaman ortak bir nokta bulunamayacağına da delalet eder. Sorulan sorular, verilebilecek cevapları da içinde barındırır genelde. Bu soru farklı bir soru, herhangi bir cevabı yok, pek çok cevabı var. Veyahut hiçbir cevabı yok.

Bu soruya verebilecek yanıtım yok, en azından şimdilik. 
Ama düzeni, değişen dünyayı düşündüğümde içimde genelgeçer bir umut da belirmiyor. Kısmet, ne yana düşersek o yandan tutup alabileceğimiz bir beklenti içeriyor. Kiminin kısmeti kiminin ölümü oluyor.

5 Eylül 2017 Salı

Yeni Bir Sene

Uzun bir yaz tatili ve bayram tatili derken biz öğretmenlerin seneyi açma vakti geldi. Bugün çalışmaya başlıyoruz. Herkes için iyi bir yıl olur umarım. 

Bu sene benim için çok verimli geçti. Pek çok yeri gezdim. Baştan sona bir Güneydoğu Anadolu turu yaptım. Sırada Doğu Anadolu var. Didim'in de pek çok tarihi ve yazlık yerini gördüm. Bir de Trakya Bölgesi turu yaptım. İlk kez bir yazı bu kadar dolu dolu geçirdim. 

Sevdiğim birkaç yazarın külliyatlarını bitirdim. Epey okudum, aynı zamanda pek çok öykü yazabildim. Yaz sıcaklarını hiç sevmem buna rağmen epey keyif ve verim alabildim. Geniş çaplı bir öykü yarışmasına katıldım, bir de dergilere öykülerimi göndermeye başladım. Sanki ufaktan bir maceraya atılıyor gibiyim. Güzel bir ilerleme olur umarım. 

Bu seneye dair çeşitli planlarım var. Kendimi yormadan duramıyorum. Yüksek lisans eğitimim bitti malum. Bu sene de dil eğitimine yoğunlaşmak niyetindeyim. Yine alan okumalarıma ve çok sevdiğim edebiyat ile ilgili bir şeyler yapmaya devam edeceğim. 

Sene sonunda bazı riskler almak zorunda kalabilirim. Tam net ifade etmeyeceğim lakin ilk kez kendimi bu kadar sakin ve güvenli hissediyorum. Hayatımda yapacağım değişiklikler beni çok tedirgin eder genelde. Çok zor alışır ve adapte olurum her şeye. Fakat bu sefer üzerimde bir dinginlik ve kendine güven var. 25 yaşın son demlerini yaşıyorum, belki de ondandır. İnsan yaş aldıkça sadeleşiyor sanırım. Daha az renk, daha az insan ve daha az gürültü. 

Güzel bir yıl olsun hepimiz için. 

11 Ağustos 2017 Cuma

Gün İçinden İç Isıtan Bir Not

Bir şeyler karalıyordum ki telefonum çaldı demin. Bir öğrencim aradı. Okullar başlamadan aklına bir şey takılmış onu sormak istemiş. Cevapladım. Tam telefonu kapatacakken durdu ve hocam bir şey söyleyeceğim dedi: 

"Sizin sesinizi duydum ne de mutlu oldum. İçimi bir enerji kapladı. İyi ki konuştuk."

Çok mutlu oldum, bazen darmadağınık zamanlarınızda karşıdan gelen bir öğrencinizin sesi sizi böyle apansız mutlu edebiliyor. Yaşamak böyle bir şey sanırım. Bir kısmı tesadüfler dizisi bir kısmı ise sürprizler. Bir yerde zamansız bir mutluluk.

4 Temmuz 2015 Cumartesi

İlişkiler Üzerine Birkaç Not

Ne kadar anlık ya da tek gecelik ilişki yaşarsanız yaşayın, her zaman gerçek sadakati ve sevgiyi arayacaksınız. Deli gibi arayacaksınız. Kolay da bulunmuyor ne yazık ki, o zaman kıymet bileceksiniz. Eninde sonunda bu gerçeği anlayacaksınız.

Beş yıl süren birlikteliğimin ardından çok fazla sorguladım kendimi. Aynı zamanda ilişkileri. Birini sevme biçimimiz ve ilişkilerin bitmesi üzerine kafa patlattım epey. Anlayamadığım pek çok nokta var ilişkiler konusunda, her bir ilişki biçiminin farklı boyutlarının olması da cabası, işi zorlaştırıyor. Lakin kendi ilişkimden yola çıkarak birtakım tahminlerde bulunmak çok zor değil, şapkayı önüme koyduğumda ister istemez dökülüyor meydana düşünceler.

Anlayamadığım bir nokta var mesela. İnsan niçin ayrılmaya karar verir? Bir anda, neden o sevme şeklinden vazgeçer. Bunun cevabı kesinlikle ayrılma kararı veren kişide, kaynak da ta kendisi. Ayrılan taraf karşısındaki insanı suçlar, onun yüzünden ayrılmaya karar verdiğini düşünür. Durum aslında hiç de böyle değildir, kendisidir sebep bizzat. Peki, ayrılık süreci doğal bir süreçtir. İlişkiler yaşanır ve biter. İnsanın buna kendisini hazırlaması da mümkün değildir, hazırlıksız gelir. Sonra hayatlarımıza farklı insanlar girer lakin değişen sadece "kişi"dir. Gündüz Vassaf bunu çok iyi anlatır Cehenneme Övgü'de. Eski sevgili ile yapılan eylemlerin aynısı yeni sevgili ile de yapılır. Gülünür, ağlanır, birlikte uyunur, gezilir, aynı sevgi sözcükleri sarf edilir, seks yapılır. Değişen yalnızca seks partneridir, benzer haz alınır. Ve bir gün bu ilişki de biter, yerine başka biri gelir. Bu bir kısır döngü haline gelir zamanla. İşte bu kısım bana hiç samimi gelmiyor. Aynı şeyler yaşanıyor fakat kişiler hep değişiyor. Oysa ki insan yıllarını verdiği, sevdiği ve emek verdiği birini bırakıp gitmemeli. Madem aynı şeyleri yaşayacaksın, niçin ilk aşkının kıymetini bilmiyorsun? 

Eninde sonunda sadakatin kazanacağını düşünüyorum. Artık günümüzde bir yılını dolduran ilişkilere bile çok uzun gözü ile bakıyoruz. İlişkilerin güzelliğini uzun olması ile değerlendiriyoruz. Ne kadar anlık ya da tek gecelik ilişki yaşarsanız yaşayın, her zaman gerçek sadakati ve sevgiyi arayacaksınız. Deli gibi arayacaksınız. Kolay da bulunmuyor ne yazık ki, o zaman kıymet bileceksiniz. Eninde sonunda bu gerçeği anlayacaksınız.