Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mayıs 2022 Pazar

Eurovision 2022

Çocukluğumdan beri Eurovision şarkı yarışmasını takip ederim. İçimde çocuksu bir heyecan uyandırır bu yarışma. Aylar öncesinden şarkıları dinlemeye, klipleri izlemeye ve değerlendirme yapmaya başlarım kendimce. Bu yıl da gelenek bozulmasın istedim, biraz değerlendirme yapmaya geldim. 

Yarışma, önümüzdeki hafta İtalya'da gerçekleşecek. Geçen yıl, Maneskin adlı İtalyan grubun kazanması ile birlikte İtalya güzel bir çıkış yakaladı. Bu sene yarışmaya Mahmood ve Blanco, Brividi isimli şarkıları ile katılıyor. Mahmood, Soldi isimli şarkısı ile yarışmaya 2019 yılında katılmış ve ikinciliği elde etmişti. İtalya'nın bu yılki şarkısını da beğendim. Bir Soldi havası olmasa da başarılı bir şarkı. Sanıyorum üst sıralarda yer alacaktır. 

En beğendiğim şarkılardan biri Portekiz'e ait. Maro isimli şarkıcının seslendirdiği Saudade isimli şarkıda yerel ezgiler var. Sıradan ve basit pop şarkılarının yer aldığı yarışmada naifliği ile parlıyor şarkı. Etnik ezgileri çok seviyorum, bu nedenle bu sene desteklediğim ülkelerden biri Portekiz. 

Bir başka favorim ise Hollanda. S10 tarafından seslendirilen şarkının adı De Diepte, Flemenkçe bir şarkı. Solistin sesi, tavrı ve şarkının bende bıraktığı hissi çok sevdim. İyi bir derece almasını umuyorum. 

Portekiz ve Hollanda dışında favorim diyebileceğim bir şarkı yok. Yine de melodilerini beğendiğim, birkaç kere açıp dinlediğim şarkılar da oldu. Örneğin Estonya'nın şarkısını başarılı bulduğumu söyleyebilirim. Cyprus'un şarkısı da hoşuma giden melodiler arasında yer alıyor. Ülkelerin kendi dillerinde yarışmalarını seviyorum. Yunanca oldukça beğendiğim bir dil, bu açıdan şarkıyı ayrıca beğendim. Ermenistan'ın şarkısı da bana iyi hissettiren şarkılardan biri oldu. Bahsettiğim ülkeler dışında bana hitap eden, dinleme listeme alabileceğim başka bir şarkı yok. Biraz sönük bir yıl olacağını düşünsem de, yarışmayı izleyecek olmak bile heyecan verici olacak. Umuyorum müzik kazanır. 

17 Mart 2019 Pazar

Mahmood-Soldi

Bu sene Eurovision şarkı yarışmasında İtalya'yı temsil eden ve kuşkusuz yarışmanın en çok konuşulan isimlerinden biri. Benim de yürekten destekleyeceğim iki adaydan biri. Hakkındaki bilgilere bakılınca yarı İtalyan yarı Mısırlı olduğu belirtilmiş. Şarkısında babadan uzak geçirilen ve para ile değişip şekillenen bir aile yaşantısını anlatıyor. Soldi, para anlamına geliyormuş. Şarkıda kendi hayatından ne kadar iz var? Ne yazık ki bu konuda bilgim yok.  

Mahmood'un asi ve asabi bir duruşu var. Biraz da nefret dolu bakışları var. Yarı Mısırlı bir sanatçı olarak Avrupa'da ne tür zorluklar yaşamıştır bilemiyorum lakin farklı ve çok başarılı bir şarkı çıkarmış ortaya. Bir ay evvel yayımlanan klibi ise şu an elli milyon izlenmeyi bulmuş durumda. Bu da ayrı bir başarı. 

Mahmood'un canlı performanslarını izledim. Ne yazık ki çok çok iyi diyemeyeceğim, umarım yarışma esnasında iyi bir canlı performans sergileyebilir. Eğer öyle olursa birinciliğe en yakın isim olacağını düşünüyorum. Halk oylamasında da epey başarılı olacağı kanaatindeyim. Bir aydır şarkısını sürekli dinliyorum, insanı güçlü hissettiren bir altyapısı var müziğin. Özellikle şarkının Arapça kısımları ve alkış kısımları çok iyi. 

Malum İtalya kaliteli sanatçıları ve İtalyanca şarkıları ile yarışmada istediği başarıyı bir türlü yakalayamadı. Umarım bu sene kaderleri değişir. 

Başarılar Mahmood. 

12 Mart 2019 Salı

Eurovision 2019

Eskisi gibi sıkı takip etmesem de hala bu yarışmayı takip ediyorum. Bu seneki şarkıların hemen hemen hepsini dinledim. 

En büyük favorimi hemen açıklamak isterim. Bu sene Hollanda'yı Arcade isimli şarkısı ile temsil edecek Duncan Laurence en güçlü adayım. Yarışma üstü, oldukça güzel bir parça. Birinci olmasını ümit ediyorum.  

Bir diğer büyük favorim ise İtalya adına yarışmaya katılan Mahmood. Tarzım olmayan bir şarkı olmasına rağmen epey beğendim. Sıralaması ne olur bilemiyorum, Mahmood'un canlı performansı pek de iyi değil. Eğer iyi bir performans sergileyemezse ilk onda seyreder diye düşünüyorum. Eğer çok üst bir performans gelirse birinciliğe oynayabilir. 

Fransa'ya hiç anlam veremedim, tamam eurovision bir lgbti geçidi fakat en azından güçlü seslere sahip sanatçılar ve şarkılarla ülkenizi temsil edin bari. Nerede Alma, nerede Amir! Bilal Hassani'nin şarkısını ve performansını oldukça vasat buldum. Beğenmedim. 

Avustralya ise bu sene tam bir hayal kırıklığı yarattı bende. Zaten pek iyi şarkılarla katılmıyorlar yarışmaya girdiklerinden beri. En azından Dami'nin çok güçlü bir sesi vardı. 

Sergey Lazarev bu sene Rusya adına yine yarışmada. Bu sefer You Are The Only One gibi manasız bir şarkı ile katılmamış, daha duygusal bir şeyler yapalım demiş. Şarkı idare eder, özellikle enstrümantal kısımları iyi. Lakin yine birinci olamayıp ilk beşte yer bulacaktır diye düşünüyorum. 

Cyprus ise geçen sene yaptığı büyük çıkıştan sonra bu sene yine benzer tınıları olan Replay isimli bir şarkı ile katılıyor. Dikiş tutturmaya başladı, şarkı modern pop/elektronik ezgiler taşıyor. İyi bir derece alacak gibi duruyor ama hiç tarzım değil. 

Belçika ise gençlik dizisi jenerik müziği tarzı ile yarışmadaki yerini alacak bu sene. Son birkaç yıldır daha alternatif ve başarılı parçalarla yarışmaya katılıyorlardı. Bu sene biraz popüler müziğe karışmışlar. Çok başarılı olacaklarını sanmıyorum lakin kötü bir sıralama da almayacaktır. Şarkı fena değil, ergenimsi melodisi ile oy toplayacaktır. 

Azerbaycan ve Ermenistan son yıllarda ciddi düşüşler yaşıyor. Eskiye oranla şarkıları kötü, sıralamaları iyi değil. Bu sene de her iki ülkeden iyi bir sıralama beklemiyorum. 

Şimdilik bu kadar yorum yapayım, diğer şarkıları da ilerleyen zamanlarda yorumlarım muhakkak. 

24 Mart 2018 Cumartesi

Korsan Çıkmazı

"İçim sıkılıyor ve bu hiçbir işe yaramıyor. Düşünüyorum, okuyorum, öğreniyorum. Bu, çevremdeki günlük hayatını yaşayan, düşüncesi, ancak bu çerçevenin içinde doğup gelişenlerden, biraz daha ayrılmama sebep oluyor. Gün geçtikçe, okuyup öğrendikçe, onların meselelerini, içinde dönendikleri olayları, ruh durumlarını, bütün bunların sebep ve sonuçlarını açıkça kavrıyorum. Her şey gizliğinden, karışıklığından kurtuldukça, benim için önemini kaybediyor. Düşçülüğüm bozuluyor. Yavana, tatsızca varıyor. Ben tek başıma kalıyorum. Kıyamet burada başlıyor."

Nezihe Meriç

23 Mart 2018 Cuma

Alacaceren II

"Ev onları, onlar evi hep sevmişlerdir, çok sevmişlerdir.
Bir evi sevmenin, bir semtli olmanın tadını çıkarmacasına yakmışlardır ışıklarını. Arkadaşlarını, sevdikleri bir iki -ikiyi geçmez- apartman komşusunu, kitaplarını -paraları olunca yeni kitaplık yaptırmayı düşünerek- düşlerini, isteklerini, sevgilerini, abla kardeş, ana kız karışımı, sevgiden de öte, gizemli kutsal sözcüklerini de içeren bağımlılıklarını, birbirlerine olan düşkünlüklerini, onları çevrelerinin yozlaşmasından koruyan, dededen gelen, ondan geçen bozulmamış değerleri koruyarak, kurdukları yaşamlarını bir masal gibi yaşamaya başlamışlardır."

Nezihe Meriç

7 Şubat 2018 Çarşamba

Genç Werther'in Acıları

"Giyiminden yoksul kesimden biri olduğunu tahmin ettim, meşguliyetiyle ilgilenirsem incinmez diye düşünerek ne aradığını sordum. 
Çiçek arıyorum diye yanıt verdi..."

Goethe 

22 Nisan 2017 Cumartesi

Tigran Hamasyan: An Ancient Observer














Tigran Hamasyan yeni albümü ile beni çok mutlu etti. Bir süredir "An Ancient Observer" ismini vermiş olduğu yeni albümü sayesinde huşu içindeyim. Albümden "Markos and Markos" adlı çalışmaya 19 Nisan tarihi itibari ile çok güzel bir video da geldi. 

Hamasyan'ı ilk kez 2015 yılı Haziran ayında Aya İrini Kilisesinde dinlemiştim. Kendisi ile ilgili yazdığım yazılarda bundan sıklıkla söz ediyorum. O akşam Aya İrini'nin önündeki yeşil çimlerde oturup konseri beklediğimi hatırlıyorum. Nasıl da heyecanlanmıştım. Aynı şekilde kendisini görebilmek ve dinleyebilmek de çok hoş bir deneyimdi benim için. 

Ben Tigran Hamasyan'dan bahsederken sürekli "Hamasyan Mucizesi" tanımlamasını kullanırım. Sanıyorum ki dünya üzerinde en çok sevip dinlediğim müzisyen de kendisi. 
Özümüzdeki sanat ve müzik bu olmalı diyorum onu dinlerken. Düşler, dağlar ve dualar bizimle olsun. 

11 Mart 2017 Cumartesi

Seray Şahiner: Kul

Son zamanların güzel haberlerinden biri de Seray Şahiner'den geldi, geçtiğimiz günlerde "Kul" isimli yeni romanı çıktı. Bu kış, Seray Şahiner'in Antabus isimli romanından uyarlanan ve Nihal Yalçın'ın oynadığı tiyatro oyununa hayran kaldığımdan bahsettiğim bir yazı yazmıştım. Seray Şahiner ismi ile tanışmam da bu oyun sayesinde olmuştu. Nitekim kendisi ile tanışıklığım "Gelin Başı" isimli öykü kitabını okumam ile devam etti. 

Şahiner'in son romanında karşımızda yeni bir kadın kahraman var, Mercan. Bir apartmanın içine daha doğrusu kocaman bir apartmanın uçsuz bucaksız merdivenlerine hayatını sığdıran, televizyonun gerçekliği ile hayatın gerçekliği arasında dalgalanan, her şeye rağmen yalnızca bir çocuğu olsun isteyen bir kadın Mercan. Her gün karşılaştığımız lakin sırt çevirdiğimiz kadınlardan biri o. Tıpkı Antabus'un Leyla'sı gibi. Derdini anlamayan insanlara dert Mercan ya da daha doğrusu sadece kendine dert Mercan.

Kitabı okuduktan sonra erkek bir öğrencime hediye ettim. Sanki Mercan'ın hikayesine ne kadar kulak kabartırsak o kadar iyi olacakmış gibi, Mercan'ı o kadar çok sevecekmişiz gibi. 

18 Temmuz 2016 Pazartesi

Tatil Güncesi: Kemer I

Geçen yıl yaz tatilini okuldan öğretmen arkadaşlarım ile Ayvalık, Sarımsaklı ve Cunda Adası üçgeninde geçirmiştik. Bu sene ise annem ile birlikte Kemer'e gittik. Yaklaşık bir haftalık bir otel tatili yaptık. Daha önce güney illerimizden herhangi birini ziyaret etmemiştim. O yüzden Antalya'yı tercih ettim.

Kemer çok büyük bir ilçe olmamak ile birlikte aradığınız hemen her şeyi rahatlıkla bulabileceğiniz bir tatil merkezi. Biz tatil paketimizi Ets Tur aracılığı ile satın aldık. Yaklaşık yüzde kırklık bir indirimden faydalandık, bizim için epey uygun ve külfetsiz bir tercih oldu. 

Kaldığımız otelin Kemer merkezde olmasının avantajlarını yaşadık. Dört yıldızlı bir oteldi, biz sadece sabah kahvaltı seçeneği ile konakladık. Her şey dahil paket çok pahalı olduğu için sabah doyurucu bir kahvaltı yapıp, akşam yemeklerimizi de farklı yerlerde gayet uygun fiyatlara yemiş olduk. Her şey dahil paketten daha hesaplı bir tatil olduğunu da söyleyebilirim. 

Otelin kendine ait bir plajı vardı. Bu benim için tatil seçiminde önemli bir husus. Çünkü otelin plajını ve şezlonglarını rahatlıkla, ödeme yapmadan istediğiniz saatlerde kullanabiliyorsunuz. Diğer türlü her gün sahile gidip gelmek, şezlonglar için ödeme yapmak ve bütün günü plajda geçirmek durumunda kalmak zor olabiliyor.

Eğer arabanız varsa merkez dışı bir otelde, doğal ortamın içerisinde konaklamak da güzel bir seçenek olabilir. Lakin arabanız yoksa ihtiyaçlarınızı karşılamak ve alışveriş yapmak için merkeze gelmek durumunda kalmak sizi zorlayabilir. Biz bu yüzden merkezde bir otel tercih ettik. Kemer'de daha çok Ukrayna ve Rus asıllı turistler var. Çarşıda yer alan tüm dükkanların tabelaları yabancı dillerde, turistlere yönelik. İlginç olan hususlardan biri de mağazalarda fazlasıyla orijinal olmayan kıyafet satılıyor olması. Turistlerin de bu kıyafetlere ilgisi oldukça büyük. 

Bir tatil yöresine göre Kemer -taksi fiyatları hariç- oldukça ucuz. Kendinize Kemer hatırası hediyelik eşyalar alabileceğiniz bir sürü dükkan da var. Ben iki tane magnet ve el yapımı porselen bir kap aldım. İçerisine de denizin dibinden topladığım inanılmaz renkteki ve inanılmaz güzellikteki taşları koydum. Kemer'in plajlarındaki su muazzam bir şekilde temiz. Saatlerce denizden çıkmak istemeyebilirsiniz. Eğer disko, club tarzı eğlence mekanlarını seviyorsanız bu seçenekler de yeter miktarda mevcut. Kemer'i yaz sıcaklarında yürümek istemeyenler için de, kiralayabilecekleri iki kişilik mini motorlar ve bisikletler var. Yine çeşitli temalarda günü birlik tekne turlarına katılmanız da mümkün. 

Devamı bir sonraki yazıda. 

17 Mayıs 2016 Salı

Douwe Bob: Slow Down












2016 Eurovision Şarkı Yarışmasını da nihayet tamamladık. Bayrak krizleri, politik şarkılar, yarışmadan çıkarılan ülkeler derken epey çalkantılı geçen bir yarışma oldu bu yıl. Bildiğimiz üzere Ukrayna'yı temsilen yarışmaya katılan Jamala, 1944 isimli şarkısı ile birinci oldu. Seneye Eurovision heyecanı Kiev'de yaşanacak. Tebrik ediyorum.


Daha önceleri bir çok kereler yazdığım gibi benim favorilerim sırası ile Fransa, Estonya ve Hollanda idi. Estonya ilk yarı finalden ne yazık ki çıkamadı, Juri'nin canlı performansı pek iyi değildi, heyecanına yenik düştü. Fransa ise yarışmayı 6. sırada tamamladı. Daha iyi bir sahne şovu ile daha iyi bir derece alabilirlerdi lakin Amir kesinlikle farkını ortaya koydu. Bence Eurovision'un en kaliteli şarkısı idi. 

Gelelim Hollanda'ya. Hollanda'dan gönlümü çelen Douwe Bob, yarışmayı 11. sırada tamamladı. Bu tarz şarkıların Eurovision'da derece alma ihtimalinin epey düşük olduğunu hesaba katarsak bence çok başarılı bir sonuç bu. Bunun yanında Douwe Bob'u Eurovision 2016'nın hatta abartarak söylüyorum ki dünyanın en tatlı şarkıcısı seçmek istiyorum izninizle. Eurovision performansındaki sevimliliği, muzipliği, aralarda yaptığı şakalar ile beni benden aldı. Kendisini tüm sosyal medya hesaplarından takibe etmeye de başladığıma göre, yakın zamanda Hollanda'ya taşınma planları yapabilirim. Oturup bir bira içsek bile yeterli benim için. Şarkıyı dinlemediyseniz muhakkak tavsiye ederim. Slow Down enfes bir şarkı. Canlı performanısı ve klibini de izleyin ki, şeker mi şeker Douwe Bob'dan mahrum kalmayın. 

17 Mart 2016 Perşembe

Üç Yol

Üç Yol, Faysal Soysal'in yönetmenliğini yaptığı muhteşem bir güzelleme. Bosna Hersek, Batman Hasankeyf ekseninde gelişen hayatlar. Bir acının peşinden koşan Bünyamin, kendini asla affetmeyen ve ilmek ilmek hikayesinden kaçan... Bosna'da, Bünyamin'in rüyalarını süsleyen mavi elbiseli bir kadın, Züleyha.

Üç Yol, Bünyamin ve Yusuf'un hikayesinin peşinden giderken Anadolu'yu, Bosna Katliamı'nı, Hasankeyf'in sular altında kalacak olmasını aynı potada birleştiriyor ve ortaya adeta görsel bir şölen, bir yaşanmışlıklar bütünü çıkıyor. 

Kürtçe, Türkçe, Boşnakça ve İngilizce... Her biri kültürümüzün içinde, içimizde... Yusuf ile Züleyha'nın aşkı... Mesnevi'den öyküler, hat sanatı, Anadolu kültürü...

Üç Yol enfes bir film olmuş, masalsı anlatımı ve müthiş kareleri ile iliklerime işledi. Emeği geçen tüm herkese canı gönülden teşekkür ederim. 

Hep söylerim, hikayelerimizi sandıklarımızdan çıkarmadıkça ortak bir dil geliştirmemiz mümkün değil. Dağlar ile denizler, acılar ile mutluluklar, uzaklar ile yakınlar birleşmediği sürece birbirimizi anlamamız çok güç, barışmamız çok güç. Oysa kültür birliği ne de güzel bir şey öyle değil mi?

Hep hayalimdir, bir gün tek başıma Anadolu turuna çıkmak. Hikayeler dinlemek, semboller toplamak, kendimi bulmak... Bir kısmını Hakkari ve Van maceram sayesinde çok erken yaşlarda gerçekleştirme şansı buldum. Umuyorum ki devamı gelecek, zamanı var... 

6 Ocak 2016 Çarşamba

Kuzenimle Tanışma Hikayemiz

Geçen sefer yazdığım duygusal bir yazıda kuzenimden bahsetmiştim biraz. Kendisi yıllar sonra bana ulaştı. Halamın oğlu. Halamı hiç görmedim. Annemle babam evlenmeden Belçika'ya taşınmış zaten. Ailem dağılınca da beni görme zahmetine katlanmadı. 

İnternet aracılığı ile bana ulaştı geçtiğimiz günlerde. Doğru kişi olup olmadığımı öğrenebilmek için birkaç teyit aldı benden. Biraz duygusal bir andı. Çocukluğumda bir kere babam beni İstanbul'daki evine götürmüştü. Henüz beş altı yaşlarındaydım. Temmuz ayıydı. Öncesinden anneme telefon etmişti beni almak istediğine dair. Mahkemenin ona vermiş olduğu yasal izni kullanmak yani beni bir aylığına yanına almak istiyordu, yıllar sonra. Annem bana sorduğunda gitmek istemediğimi söyledim. Babam ısrar etti. Ertesi hafta kapımıza polislerle geldi. Annem beni vermediği takdirde yasal yaptırımlar söz konusuydu. Hiçbir şekilde gitmek istemiyordum. Polislerin zorla kolumdan tutup beni arabaya bindirdiklerini hatırlıyorum. Babam ön koltukta oturuyordu. Annem evimizin kapısında ağlıyordu, babama çok kızgındı. Bense polis arabasının arka camını yumrukluyor ve hıçkırarak ağlıyordum. Babam olduğunu söyleyen hiç tanımadığım bir adam beni zorla İstanbul'a, evine götürüyordu. 

İşte kuzenim de o yaz Belçika'dan tatile gelmişti. Birkaç gün birlikte babamın evinde kalmıştık. O, 12 yaşındaydı. Bugün tekrar sohbet ettik onunla. 30 yaşına girmiş. Belçika'da okumuş ve başarılı bir mimar olmuş. Aynı zamanda çok güzel fotoğraflar çekiyor. Bir dünya turuna çıkmak üzere. O yaz birlikteyken neler yaptığımızı hatırlıyor musun diye sordu bana. Hiç hatırlamıyorum, yaşım çok küçüktü. Anlattığına göre babamın evinin balkonuna bir çadır kurmuşuz. İçine tüm oyuncaklarımızı doldurup oyuna dalmışız. Bir anda bir yaz yağmuru ve küçük çaplı bir fırtına başlamış. Biz çadırın içinde bağırmaya başlamışız ve bütün komşular balkonlara çıkıp bizi kurtarmaya çalışmış. Çok güldük birlikte bu anıya.

Beni Belçika'ya davet etti, ben de onu Türkiye'ye davet ettim. Bu yıl muhakkak görüşmeye karar verdik. Çok güzel bir duyguymuş. İnsanın yıllar sonra bir akrabasını tanıması, geç de olsa giden yılları telafi etmeye çalışması. Bu gece bu yüzden yüzüm tebessüm dolu uyuyacağım. 

4 Aralık 2015 Cuma

Radyo Tiyatroları














Eskiden, ben daha ilkokul çağlarındayken evimizde televizyon pek izlenmezdi. Annemin TRT amblemi olan bir radyosu vardı. Bir sürü kanalı çekerdi ve ben küçük bir radyonun içinden nasıl bir sürü sesin çıkabildiğine şaşar kalırdım. Haberleri oradan dinler, arkası yarın ve müzik programlarını oradan takip ederdik. En sevdiğim kısmı ise radyo tiyatroları idi. 

Annem özellikle elektriklerin kesik olduğu bazı akşamlarda mutfak masamızda bir mum yakardı. Kendine kocaman bir demlik çay koyar bana da bir bardak süt ısıtırdı. Geçerdik masanın başına, annem el örgüsünü eline alır ben de iki elimi yanaklarıma koyar radyo tiyatrosunun başlamasını beklerdim. Öyle çok heyecan duyardım ki bu durumdan, ağzım açık dinler kimi zaman sütümü bile içmeyi unuturdum. 

Bakıyorum da şimdi de evdeki hayat seyrimizde pek bir değişiklik yok. Yine televizyon açılmıyor ve yine biz günün önemli bir kısmında radyo dinliyoruz. Dünyayı, radyo ile kucaklamaya devam ediyoruz. 

Dün eskiyi yad etmek adına nostalji gecesi tertip ettik. Ben bir radyo tiyatrosu buldum geçmişten. Bir Ankara Radyosu oyunu: Saatli Maarif Takvimi. Hemen ışıkları kapadık ve evdeki mumları yaktık. Çay demlendi, içine çubuk tarçın atıldı. Annem örgü şişlerini eline aldı ve koltuğuna kuruldu. Ben de masanın başına geçip yine ellerimi yanaklarıma yasladım. 

Ruhumuz o kadar güzel dinlendi ki; bundan sonra haftanın belirli günlerinde radyo tiyatrosu geceleri yapmaya karar verdik. Tavsiyemdir, bir radyo tiyatrosu eşliğinde gecelerinize huzur ve sanat katın. 

3 Ağustos 2015 Pazartesi

Ayvalık, Sarımsaklı ve Cunda Adası I

Bu yaz tatilimizi okuldan öğretmen arkadaşlar ile planladık. Çok iyi bir arkadaş grubumuz var, dört erkek plan yapıp düştük yollara. Hedefimiz ise Sarımsaklı idi. Sarımsaklı'ya indiğimiz gibi günlük kiralık daireler bakmaya başladık. Sarımsaklı'da ortalama günlük kiralık dairelerin fiyatları 150 lira. Güzel bir daire bulabilmek için biraz dolaşmanızı, hemen karar vermemenizi tavsiye ederim. Sahile yakın güzel bir evde karar kıldık. Evin iki tane kliması olması en büyük önceliğimizdi. Çok işe yaradı. Bunun dışında Sarımsaklı'da en önemli sorun ne yazık ki su. Yazın nüfus bir anda tatilciler ile birlikte artınca, sık sık su kesintileri yaşanıyor. Sarımsaklı'daki çeşmelerde ve halka açık tuvaletlerde bile su olmadığına şahit oldum. Eğer Sarımsaklı'da tatil yapmayı planlıyorsanız tutacağınız evin muhakkak ki hidroforunun olmasına dikkat edin derim. Yoksa tatiliniz bir kabusa dönüşebilir. 

Eve yerleştikten sonra ilk günü denizde geçirdik. Sarımsaklı'nın oldukça uzun bir plajı var, kumu da bir hayli güzel. Denizinin çok temiz olduğunu söyleyemeyeceğim, suyu da bir hayli tuzlu. Fakat suyun daha temiz olduğu plajlar mevcut. Zaten plajının uzunluğu daha en baştan insanı cezbediyor. Şezlong kiralamak isterseniz farklı fiyatlar ile karşılaşabilirsiniz. Örneğin bir plajda iki şezlong 20 lira iken bir yanındakinde 25 lira olabiliyor. Fiyatlar için konuşmakta yarar var. Yalnızca iki gün şezlong ihtiyacı duydum ben, o da rahat güneşlenebilmek için. Onun dışında havlularımızı halk plajındaki kumlara yayıp denize girdik. 

İkinci günü tekne turuna katıldık. Eğer birkaç erkekseniz tekne turlarının çoğu sizi kabul etmiyor. Daha önce yaşanılan taşkınlıkları öne sürüyorlar. Bu durumda iyi bir tur rehberine denk gelmeniz gerekebilir. Bizim şansımız yaver gitti. Hemen hemen tüm turlarda fiyat aynı 35 lira. Turun içerisinde animasyon, müzik ve yemek var. Papalina adı verilen balık çok ünlü. Sınırsız balık, ekmek ve salata ikram ediyorlar. Ardından bir de meyve servisi var. Çıplak Ada, Kleopatra Plajı ve Ortunç Koyu teknenin konakladığı yerler. Koyları oldukça temiz ve suyu da bir hayli soğuk. Bu koylarda belirli süreler için yüzme şansınız da var. Oldukça zevkli oluyor. 

İkinci bir yazı ile tatil maceramı anlatmaya devam edeceğim. Arkası yarın diyelim. Sağlıcakla kalın. 

29 Haziran 2015 Pazartesi

Onur Yürüyüşü ve Sonrası Üzerine Notlar

Onur Yürüyüşüne yapılan müdahaleden beri, sosyal medya hesaplarım üzerinden paylaştıklarım ile ilgili uğramadığım hakaret kalmadı. Tanıdığım, tanımadığım bir sürü insan küfür etti, nefretlerini üzerime kustu. Bu elbette ki kendini gerçekleştirmiş bir insan özelliği, yaklaşımı değil. Lakin gerçekten artık tahammül edemez hale geldim. Onur Yürüyüşü ile Doğu Türkistan olaylarını kıyaslayan, paylaşımları beğeni alsın diye uğraşan lakin kendisi katliama uğrayan, ezilen ve ötekileştirilen insanlar için kılını kıpırdatmayan yalnızca sosyal medya üzerinden paylaşımda bulunan insan topluluğunu anlayamıyorum. 

Bak canım kardeşim, ciğerim. Ben 23 yaşında bir insanım. Öğretmenlik okudum, master yapıyorum. Bir çok vakıfta gönüllü eğiticilik yaptım, eğitim sorumluluğu yaptım ve beş kuruş para almadan bir sürü projede yer aldım. Bunlar neler mi? Doğu Anadolu topraklarını karış karış dolaştım. Kürt çocuklarım ile şarkılar söyledim, onlara sevmekten ve koşulsuzca sevmekten, dünyayı sevmekten bahsettim. Zap Suyunu yudumladım. Batı'ya geçtim, Roman çocuklarının ellerinden tuttum. Onlara okul yaptım, birlikte okullarını boyadık. Hayatı rengarenk hale getirmek için. Meriç'i selamladık ıslak ellerimizle. İşitme yetersizliği olan çocuklarım ile çalışabilmek için Türk İşaret Dili eğitimi aldım. Öyle mutlu oldular ki, doyasıya sohbet ettik insanlığı ve sevgiyi konuştuk. Herkes istediği gibi yaşamalı, özgür olmalı dedik. Şimdi ne mi yapıyorum? İki yıldır anne ve babası hayatta olmayan çocuklar ile çalışıyorum. Koynumda ağlıyorlar, onlara destek oluyorum. Gece ateşlendiklerinde kucağımda taşıyorum hastaneye. Onlarla birlikte ağlıyor, onlara sıkıca sarılıyorum. Onlara ötekileştirilen insanların yanında olmayı öğretiyorum, ezilenlerin yanında olmayı. Güçlünün safını tutmamayı. 

Peki siz ne yapıyorsunuz bu vatan için sevgili kardeşlerim, ciğerlerim? İnsanları aşağılayarak, dayanağı olmayan üç beş paylaşım yaparak oturduğunuz yerden nasıl vatansever nasıl milletsever oldunuz siz anlatır mısınız bana? Dinsiz dediniz, ibne dediniz, bu ülke için ne yaptın dediniz? Kustunuz mu tamamen nefretlerinizi? İçinizde başka irin kaldı mı? İnsanlık dersi vermeden önce canla başla çalışacaksınız bu ülke için. Bu ülkenin çocuklarını tanıyacaksınız, onlara hayat olacaksınız. Sizi öyle sevecekler. Evet, bu noktada siz bana insanlık öğretemezsiniz. Ama biz size öğretebiliriz. Nasıl mı? İki kelime kardeşim, çok sev! İnsanları sev!