kadınlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kadınlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mart 2017 Cumartesi

Seray Şahiner: Kul

Son zamanların güzel haberlerinden biri de Seray Şahiner'den geldi, geçtiğimiz günlerde "Kul" isimli yeni romanı çıktı. Bu kış, Seray Şahiner'in Antabus isimli romanından uyarlanan ve Nihal Yalçın'ın oynadığı tiyatro oyununa hayran kaldığımdan bahsettiğim bir yazı yazmıştım. Seray Şahiner ismi ile tanışmam da bu oyun sayesinde olmuştu. Nitekim kendisi ile tanışıklığım "Gelin Başı" isimli öykü kitabını okumam ile devam etti. 

Şahiner'in son romanında karşımızda yeni bir kadın kahraman var, Mercan. Bir apartmanın içine daha doğrusu kocaman bir apartmanın uçsuz bucaksız merdivenlerine hayatını sığdıran, televizyonun gerçekliği ile hayatın gerçekliği arasında dalgalanan, her şeye rağmen yalnızca bir çocuğu olsun isteyen bir kadın Mercan. Her gün karşılaştığımız lakin sırt çevirdiğimiz kadınlardan biri o. Tıpkı Antabus'un Leyla'sı gibi. Derdini anlamayan insanlara dert Mercan ya da daha doğrusu sadece kendine dert Mercan.

Kitabı okuduktan sonra erkek bir öğrencime hediye ettim. Sanki Mercan'ın hikayesine ne kadar kulak kabartırsak o kadar iyi olacakmış gibi, Mercan'ı o kadar çok sevecekmişiz gibi. 

18 Nisan 2016 Pazartesi

Şarkı Söyleyen Kadınlar

"Ben günlerimi boş sözlerle geçirdim. Onlarla öldürdüm. Sana, çektiğin acıya kör kaldım."

Reha Erdem

15 Mart 2016 Salı

Mine Söğüt: Deli Kadın Hikayeleri












"Bir keresinde
yerkürenin çekirdeğinde yanan 
ateşe tutulmuştum.
Saçlarımdan tutuşmuştum.
Bir keresinde bir jilete aşık olmuştum.
Ne kadar ince damarım varsa hepsini tek tek kesmiştim.
Akan kanda geleceğimi içmiştim.

Annesinin kocaman parlak gözleri vardı. Saçları, oksijenle açılmış, kalın kızıl sarı halatlar gibi omzundan beline akardı. Kocaman kalçaları, kocaman elleri ve kocaman ayaklarıyla etrafına her daim asabiyet saçardı. Henüz annesinin onu dolunaylı bir gecede, kasabanın garındaki hurda vagonlardan birinde, bir başına, çığlıklarını demir gürültüsüne kata kata doğurduğunu bilmiyordu. Dünyayı pis bir döşek, bitmesin diye az, çok az yakılan ve üstünde yoksul çorbalar kaynayan küçük mavi bir tüp, bir de içi paçavra dolu tahta bir valizden ibaret sanıyordu... Annesi onu gün boyu uyumaya zorluyordu. Yaşama anca geceleri izin vardı. Gündüzleri demiryolunda deli bir anne kızıyla saklambaç oynuyordu.

Birki üçdört beşaltı yedisekizdokuz on...
önümarkamsağımsolum sobe saklanmayan ebe."

26 Ağustos 2015 Çarşamba

Edmondo De Amicis: İstanbul

1870'lerde İstanbul'a gelen ve çok sevdiği bu şehre dair gözlemlerini bir kitap haline getiren Amicis'ten bir bölüm paylaşmak istiyorum. Kadınları anlatan Amicis şöyle diyor: "Beyaz yaşmaklı, erguvani Boğaz'ın maviliği içinde bir kayıkta oturmuş ya da bir mezarlığın loş yeşilliğinde çayırlara uzanmış bu kadınlardan birini görmeniz lazım; hatta daha iyisi, İstanbul'un, sonunda ulu bir çınar bulunan, dik, tenha ara sokaklarından birinden inerken rüzgar esip de yaşmağı ve feracesini uçuşturduğunda boynu, ayakları ve şalvarın alt kısmını açıkta bıraktığında görmeniz lazım; sizi temin ederim ki, böyle bir anda, Muhteşem Süleyman'ın başkasının karısına kızına verilecek her buse için para cezası koyan müsamahakar hükmü hala yürürlükte olsaydı, Harpagon bile cimriliğini bir kenara atardı. Rüzgar estiği zaman, Türk kadınları feracelerini zapt etme zahmetine girmezler, Müslüman kadınların edep duygusu dizlerden aşağı inmez, hatta bazen daha yukarıda kalır."

Yapı Kredi Yayınlarından çıkan bu güzel kitabın çevirisi Filiz Özdem'e ait. İçerisindeki enfes gravürler ise Cesare Biseo'nun. Amicis'in İstanbul gözlemlerini daha detaylı, roman tadında okumak isterseniz kitabı almanızı tavsiye ederim.