hikayeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hikayeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Kasım 2017 Pazar

Alias Grace

alias grace tv series 2017 ile ilgili görsel sonucu

1800'lü yıllarda Kanada'da yaşayan genç bir kadın, Grace Marks. Grace'in etrafında gelişen ve tüm yaşamını sarsan olaylar dizisi ise oldukça ilginç. Grace Marks, yıllarca Kanada hukukunu meşgul eden bir davanın baş kahramanı. Hayatını uzun süre hapiste geçiren ve sonunda beraat eden Grace'ten geriye kalanları saymak ise size kalıyor.  

Altı bölümden oluşan sürükleyici bir dönem dizisi. Her bir bölümü heyecanla takip ettim. Grace Marks'ı canlandıran aktris Sarah Gadon'u ise başarılı bulduğumu söyleyebilirim. 
En başarılı bulduğum kısım ise kesinlik dizinin senaryosu idi. Grace'e biçilen mağrur lakin zeki kadın imajını çok hoş buldum. Kimi replikler gerçekten felsefe ürünüydü. 

Çok fazla dizi izleyen biri değilim. Genellikle tercihim yabancı dönem dizilerinden yana oluyor. Özellikle mini olanlarını daha değerli buluyorum sanırım. Bunun altında da hikayenin kısa sürmesi değil kısa sürenin vermiş olduğu yoğunluk yatıyor. 

Dönem dizilerini seviyorsanız Alias Grace'in sizlik bir dizi olduğunu söyleyebilirim. Belki de sizin de bu hikaye ile başa çıkmanız gerekiyordur. 

18 Ağustos 2017 Cuma

Füruzan: Berlin'in Nar Çiçeği


füruzan berlin'in nar çiçeği ile ilgili görsel sonucu
"Dinle, ardıç kuşu ötüyor. Sen görmedin. Gölün kuğularını bir hafta önce ölmüş bulduk. Kanatları açık, suda ağır ağır kayıyorlardı. Meğer onlar ne kadar büyük kuşlarmış... Çevremizdeki her şey ölüyor. Bilmiyorum niçin. Mutluluk bizi terk etti."


Füruzan "Berlin'in Nar Çiçeği" adlı romanını 1986-1988 yılları arasında İstanbul Şişli'de kaleme almış. Hüzünlü bir roman. Yaşlı bir kadın olan Frau Lemmer ile Almanya'ya göç etmiş Türk ailesi Korkmazların dostluğu insanın içine hem huzur hem de hüzün bırakıyor. 
Dönem Almanyasını ve yaşanan sorunları da görebiliyorsunuz romanın içinde. En nihayetinde iki farklı milletten ve kültürden gelen insanların da ortak bir noktada buluşabileceği sonucu çıkıyor ortaya. 

Bir yanda sevgisizlik, çocuklarının sevgisini hissedemeyen sevgi dolu bir anne. Bir yanda büyüklere değer gösteren, birlikte yaşamanın gücüne inanan ve yabancı bir ülkede tutunmaya çalışan bir aile. Zıtlıklar ve gönüller bir araya geldiği zaman imkansızlıklar da aşılabiliyor sanırım. Tüm zıtlıklara rağmen. 

Berlin'in Nar Çiçeği akıllardan kolay kolay silinmeyecek bir roman, edebiyatımız için önemli bir eser. Bir kez daha Füruzan'ın kalemi karşısında saygı duruşuna geçiyorum. 

6 Ağustos 2016 Cumartesi

Hasan Ali Toptaş: Geçmiş Şimdi Gelecek

"Suskun insanın içi sözcük kuyusudur derler ama bu söz şimdi geçersizdi, dostumun gözleri üzerine işenmiş çoban ateşleri kadar ışıltısızdı ve konuşmaya hiç niyeti yoktu. Zamanı tek boyutlu yaşayanların aptallığı akıyordu ceket uçlarından. Düş görüyor gibiydi. Düş görüyor gibi de değil, kendisi bir düştü sanki. Ellerinin (çaresiz ve yalnızdılar), burnunun (kendi doğrultusunda ilerlemekten yoksundu) ve bakışlarının anlamı giderek yaşamın titreşimlerinden uzaklaşıyordu. Yoksa ben mi düş görüyorum dedim kendime. Belki de üçüncü bir kişi düş görüyordu ve biz o düşün içinde iki düş insanıydık."

Hasan Ali Toptaş'ın "Çağrı" adlı öyküsünden...

5 Haziran 2016 Pazar

D. H. Lawrence: Bakire ile Çingene

Geçtiğimiz Cuma günü, Haydarpaşa Garında sekizincisi düzenlenen kitap günlerindeydim. Kitaplar ile ilgili olan tüm etkinlikleri kovalamaya gayret ediyorum.

Kitap festivallerinden tonlarca kitap almak huyum olmasa da o atmosferi solumak bana çok iyi geliyor. Okuyacağım kitapları temin ettiğim belirli yayınevleri ve internet siteleri olduğu için, bu tarz kitap günlerinden bir sürü kitap alıp eve dönmeyi pek sevmiyorum. 

Hatıra olması açısından bir kitap seçtim. Geçtiğimiz günlerde İngiliz edebiyatının klasikleşmiş yazarlarından Lawrence'in "Lady Chatterley'in Sevgilisi" adlı epey çarpıcı, yıllardır da eleştiri oklarına maruz kalan romanını okumuştum. Lawrence'i daha yakından tanıyabilmek adına, bir romanını daha okumam gerektiğini düşünüyordum. Can Yayınlarının standında "Bakire ile Çingene" adlı kitabını görünce aldım. Bitirir bitirmez daha kapsamlı yorumlarda bulunucağım. 

Sosyal medyada kitap hakkında pek iyi yorumlara rastlamadım. Lawrence'in kitapları yıllardır eleştiri alıyor. Özellikle "Lady Chatterley'in Sevgilisi", uzun yıllar boyunca sansüre maruz kaldığı için okurlarda farklı bir algı yaratıyor olabilir. Bence Lawrence, "Lady Chatterley'in Sevgilisi" aldı romanınında, erotizmi oldukça naif ve yerinde bir anlatım tarzı ile işlemiş. Erotizmi romanın içinde yoğururken, toplumsal yapıyı ve kadın erkek ilişkilerini oldukça sağlam irdelemiş. Bir kadının gözünden bir yasak aşkı anlatmak ve bunu rahatsız edici boyutlara ulaştırmadan erotizm ile bütünlemek kolay bir iş olmasa gerek. 
Bu bakımdan "Bakire ile Çingene" adlı kısa romanını da müthiş merak ediyorum. Bir iki güne başlayacağım. Umarım beklentilerimi karşılayabilir.

15 Mart 2016 Salı

Mine Söğüt: Deli Kadın Hikayeleri












"Bir keresinde
yerkürenin çekirdeğinde yanan 
ateşe tutulmuştum.
Saçlarımdan tutuşmuştum.
Bir keresinde bir jilete aşık olmuştum.
Ne kadar ince damarım varsa hepsini tek tek kesmiştim.
Akan kanda geleceğimi içmiştim.

Annesinin kocaman parlak gözleri vardı. Saçları, oksijenle açılmış, kalın kızıl sarı halatlar gibi omzundan beline akardı. Kocaman kalçaları, kocaman elleri ve kocaman ayaklarıyla etrafına her daim asabiyet saçardı. Henüz annesinin onu dolunaylı bir gecede, kasabanın garındaki hurda vagonlardan birinde, bir başına, çığlıklarını demir gürültüsüne kata kata doğurduğunu bilmiyordu. Dünyayı pis bir döşek, bitmesin diye az, çok az yakılan ve üstünde yoksul çorbalar kaynayan küçük mavi bir tüp, bir de içi paçavra dolu tahta bir valizden ibaret sanıyordu... Annesi onu gün boyu uyumaya zorluyordu. Yaşama anca geceleri izin vardı. Gündüzleri demiryolunda deli bir anne kızıyla saklambaç oynuyordu.

Birki üçdört beşaltı yedisekizdokuz on...
önümarkamsağımsolum sobe saklanmayan ebe."

2 Haziran 2015 Salı

Yüzü Olmayan Adam

Annem bundan bir sene iki ay önce çok ağır bir beyin rahatsızlığı geçirdi. Daha önceki yazılarımda ayrıntıya girmeden türlü şekillerde anlatıp, içimi döktüm. Zor dönemlerdi hem de çok zor. Mozart'tan Requiem'i dinleyip hüngür hüngür ağladığım dönemlerdi. 

Bir yandan da beyin ile ilgilenmeye başladım. Doktorlara gidip gelip sordum, yetmedi. Bir sürü makale ve kitap okudum. Anneme de makul bir dille anlattım düzelebileceğini. Çok çalıştı. Ben de onunla birlikte çalıştım. Doktorların kötü ihtimallerine hiç inanmadım. Bir yandan beyni araştırırken tüm gücümle, birkaç profesör ile de iletişime geçtim internet üzerinden. Reiki ve pozitif enerjiyi de denedim. Neticede annem iyileşti. Tüm bunlara inandığımız için. Yılmadığımız için.

Yüzü Olmayan Adam, Ntv Yayınlarından çıktı. İçerisinde beyinden kaynaklanan hastalıklar yüzünden yaşadıkları anlatılan pek çok hasta var. Hikayeler bir kurgudan ibaret, yani böyle bir nörolog yok. Lakin hastalıklar gerçek. Git geli olan bir metro yolculuğunda bitirdiğim hoş bir kitap. Nöroloji ve edebiyatı harmanlayıp servis etmişler. İlgi duyanlara tavsiyemdir.