2015 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2015 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Aralık 2015 Cumartesi

Melis Danişmend: Bugünler Parlak?

Melis Danişmend'in yeni albümü Ve Ev'in tanıtım konseri dün Salon İKSV'de gerçekleştirildi. Uzun zamandır beklediğim bir albümdü. Melis Danişmend sevgim öyle böyle değil! Tarifi mümkünsüz, anlatsam ya da birine ondan bahsetsem sanki tüm sırça objeler kırılacak, naifliği yok olacak. 


Melis'in yeni albümünün ilk single çalışması Bugünler Parlak? yayında. Bugünler sahiden parlak mı hepimiz için? Sonuna kocaman bir soru işareti kokuyor Melis Danişmend. Var ol!

bugün eski defterleri kapattım ve attım
bugün bardağıma birazcık damlalar kattım
bugün yapraklardan süzülen yaş değil yağmur
bugün benim günüm...

17 Kasım 2015 Salı

Harry Potter Serisi

Bunu itiraf ederken bir nevi utanıyorum. Üzülüyorum da için için. Harry Potter ile yaşıtım ben. İlk kitap Felsefe Taşı piyasaya çıktığı zaman Harry Potter'dan haberim yoktu. Tüm dünyada çocuklar bu seri ile yanıp kavrulurken, ben dünyadan bir haberdim. Aradan yıllar geçti ve Harry Potter serisi bir efsane haline geldi. Benimse Harry Potter ile ilk tanışmam üniversiteye başladığım sene oldu. Ne kadar acı!

Kitap okumayı seven bir çocuktum, yaşıtlarımın okuduğundan daha ağır şeylere ilgi duyardım. Bulduğumu okuma hevesi içindeydim. Ama fantastiğe hiç mi hiç ilgim yoktu. Çizgi film izlemeden büyüyen bir çocuktum. 

Şimdi yaş oldu 24, arada öğrencilerim ile ilişkilerimi koparmamak adına fantastik okuyorum. Keyif aldığım eserler de yok değil. Bu türün kıymetini geç anlayanlardanım. Uzun süredir aklımda olan bir projeydi. Yapı Kredi'nin 2015 Harry Potter baskılarını görünce de dayanamadım. Bir haftada Felsefe Taşı ve Sırlar Odası bitti. Sabah ilk işim Azkaban Tutsağı'nı almak olacak. 

Harry'i her zaman çok sevmişimdir. Kendime yakın bulduğum bir karakterdir. Babasız büyümüştür mesela. Vicdanlı bir çocuktur, paylaşmayı sever. Deli cesareti de vardır. İyi yüreklidir, dostlarına değer verir. Her şeyden öte o bir Gryffindor'dur! 

Seriye 24 yaşımın ilk zamanlarından koca bir merhaba olsun, merhaba Potter. 

8 Kasım 2015 Pazar

Nazan Bekiroğlu: Mücella

Mücella, Nazan Bekiroğlu'nun Timaş Yayınlarından çıkan son romanı. Bekiroğlu, okur kitlesi epey yüksek olan bir yazar ülkemizde. Daha önce hiçbir kitabını okumamıştım kendisinin. Mücella'nın çıkacağını duyduğumda; almak için kitabın çıkış tarihini beklemeye başladım. Tarihsel devirleri anlatan romanlar ilgimi çekiyor.

Peki Mücella nasıl bir roman? Özetle ifade etmem gerekirse; Mücella küçük bir muhitte babasız büyümüş, geçen yıllar zarfında da yalnız kalmış bir kadın. Evinin sınırlarını hayatının sınırları olarak bellemiş, aslında yaşamak istediklerini yaşayamamış mağrur bir kadın. Roman boyunca Mücella'nın, annesinin, ailesinin, abisinin, akrabalarının, komşularının yaşadıklarını okuyoruz. İçinde yaşanılan dönem ile ilgili de yer yer bilgiler veriyor yazar. Yalnız bunu yaparken; romanın geçtiği devir hakkındaki bilgiler tüm romana harmanlanmak yerine ardı ardına veriliyor ve bir çabuk bitiriliyor. Sanki arka plan önemsenmemiş, Mücella'nın kurgusuna daha fazla yer verilmiş gibi. Başarısız mı? Kesinlikle değil, zaten yazarın da dönem hakkında daha fazla bir bilgi verme kaygısı olmayabilir. 

Genel itibari ile Mücella, ülkemizin düşük tahsilli kesiminden yüksek tahsilli kesimine kadar geniş kitlelere hitap eden, basit bir dille kaleme alınmış bir roman. Akıp gidiyor ve kolay okunuyor. 

25 Ekim 2015 Pazar

İstanbul Coffee Festival 2015

Bu sene İstanbul Coffee Festival'e katıldım. Cuma günü gerçekleşen 15:00-19:00 seansında idim. Festival alanında iki arkadaşım ile karşılaştık, günü birlikte geçirdik çok daha eğlenceli oldu. Haydarpaşa Garında gerçekleşen etkinlik beklediğimden daha kalabalıktı. Güzel bir kitle vardı. Gün boyu pek çok kahve tattık. Özellikle tebrik etmek istediğim bir kahve markası oldu: Caffe Nero! Öncelikle gün boyu sundukları kahve hizmetleri oldukça güzeldi. Bundan daha güzel olanı ise; mis gibi zeytinyağlı ekmekler üzerinde domatesler ve parmesan peynirleri ile süsledikleri atıştırmalıklardı. Bundan daha da güzeli ise ücretsiz verdikleri bez çantaları idi. Bez çantaları çok seviyorum, ufaktan biriktirmeye başladım. Bu jestleri beni çok mutlu etti. Walter's Coffee Roastery'den de bir bez çanta edindim. 

Netice itibari ile benim için oldukça güzel bir etkinlik oldu. Bu deneyimi yaşadığım için gerçekten çok mutluyum. 

7 Ekim 2015 Çarşamba

Şair Eşref'in Esprili Dörtlüğü

Yavuz Selim Karakışla'nın "Eski Zamanlar Eski İnsanlar: Osmanlı Toplumsal Tarihi Üzerine Yazılar (1876-1926)" adlı eserini gayet ciddiyet ile okurken karşıma esprili bir dörtlük çıktı. Bir tarih kitabını okurken nasıl kahkaha ile gülünürün kanıtı olarak kayda geçilmeli bence Karakışlalı'nın bu kitabı. Eserinin, "1908 Devrimi: Osmanlı İmparatorluğu'nda Özgürlükler Ortamı" başlıklı yazısında 89. sayfada, Şair Eşref'in bir dörtlüğüne yer vermiş yazar:

İstibdadda söz söylemek memnu'idi,
Ağlatırlardı söz söylesen, ananı.
Devr-i Hürriyet'teyiz, şimdi, değişti kaide,
Söyletirler evvela, sonra s*kerler ananı.

Yorumu sizlere bırakıyorum efendim ve yazımı burada noktalıyorum. Sağlıcakla. 

2 Ekim 2015 Cuma

Eski Zamanlar Eski İnsanlar: Osmanlı Toplumsal Tarihi Üzerine Yazılar (1876-1926)



















Osmanlı Devleti dönemine ait ilgimi çeken alan toplumsal tarih. Siyasi tarihten çok daha cezbedici ve keyifli geliyor bana. Özellikle, Osmanlı Devleti döneminde gündelik yaşamdan kesitler, farklı kültürlere dair anektodlar çok hoşuma gidiyor. Bu alanda ise en sevdiğim kitaplardan bir tanesi François Georgeon ve Paul Dumont'un kaleme almış olduğu, İletişim Yayınları tarafından basılan "Osmanlı İmparatorluğu'nda Yaşamak" adlı kitap. Oldukça güzel ve mühim bir eser. Bu alana ilgi duyanlar için tavsiye ederim.

Bugün girdiğim kitapçıda Yavuz Selim Karakışla çıktı karşıma. İlk baskısını taze taze Eylül ayında yapan kitap, "Eski Zamanlar Eski İnsanlar: Osmanlı Toplumsal Tarihi Üzerine Yazılar" (1876-1926)" adını taşıyor. Doğan Kitap tarafından basılan eser, içerik olarak oldukça dolu. Örneğin o meşhur Eylül adlı eserin yazarı Mehmet Rauf'un müstehcen bir eseri olduğunu biliyor muydunuz? Peki ya bu eseri kaleme almış olmasından dolayı başına gelenler? İrfan Orga'nın annesi Şevkiye Hanım'ın hikayesi hakkında bir bilginiz var mı? Osmanlı'daki kadın fotoğrafçıları tanıyor musunuz? 

Yavuz Selim Karakışla çok güzel bir toplumsal tarih seçkisi hazırlamış. Kendinizi bu bilgilerden mahrum bırakmayın der tavsiye ederim, sağlıcakla kalın. 

29 Haziran 2015 Pazartesi

Onur Yürüyüşü ve Sonrası Üzerine Notlar

Onur Yürüyüşüne yapılan müdahaleden beri, sosyal medya hesaplarım üzerinden paylaştıklarım ile ilgili uğramadığım hakaret kalmadı. Tanıdığım, tanımadığım bir sürü insan küfür etti, nefretlerini üzerime kustu. Bu elbette ki kendini gerçekleştirmiş bir insan özelliği, yaklaşımı değil. Lakin gerçekten artık tahammül edemez hale geldim. Onur Yürüyüşü ile Doğu Türkistan olaylarını kıyaslayan, paylaşımları beğeni alsın diye uğraşan lakin kendisi katliama uğrayan, ezilen ve ötekileştirilen insanlar için kılını kıpırdatmayan yalnızca sosyal medya üzerinden paylaşımda bulunan insan topluluğunu anlayamıyorum. 

Bak canım kardeşim, ciğerim. Ben 23 yaşında bir insanım. Öğretmenlik okudum, master yapıyorum. Bir çok vakıfta gönüllü eğiticilik yaptım, eğitim sorumluluğu yaptım ve beş kuruş para almadan bir sürü projede yer aldım. Bunlar neler mi? Doğu Anadolu topraklarını karış karış dolaştım. Kürt çocuklarım ile şarkılar söyledim, onlara sevmekten ve koşulsuzca sevmekten, dünyayı sevmekten bahsettim. Zap Suyunu yudumladım. Batı'ya geçtim, Roman çocuklarının ellerinden tuttum. Onlara okul yaptım, birlikte okullarını boyadık. Hayatı rengarenk hale getirmek için. Meriç'i selamladık ıslak ellerimizle. İşitme yetersizliği olan çocuklarım ile çalışabilmek için Türk İşaret Dili eğitimi aldım. Öyle mutlu oldular ki, doyasıya sohbet ettik insanlığı ve sevgiyi konuştuk. Herkes istediği gibi yaşamalı, özgür olmalı dedik. Şimdi ne mi yapıyorum? İki yıldır anne ve babası hayatta olmayan çocuklar ile çalışıyorum. Koynumda ağlıyorlar, onlara destek oluyorum. Gece ateşlendiklerinde kucağımda taşıyorum hastaneye. Onlarla birlikte ağlıyor, onlara sıkıca sarılıyorum. Onlara ötekileştirilen insanların yanında olmayı öğretiyorum, ezilenlerin yanında olmayı. Güçlünün safını tutmamayı. 

Peki siz ne yapıyorsunuz bu vatan için sevgili kardeşlerim, ciğerlerim? İnsanları aşağılayarak, dayanağı olmayan üç beş paylaşım yaparak oturduğunuz yerden nasıl vatansever nasıl milletsever oldunuz siz anlatır mısınız bana? Dinsiz dediniz, ibne dediniz, bu ülke için ne yaptın dediniz? Kustunuz mu tamamen nefretlerinizi? İçinizde başka irin kaldı mı? İnsanlık dersi vermeden önce canla başla çalışacaksınız bu ülke için. Bu ülkenin çocuklarını tanıyacaksınız, onlara hayat olacaksınız. Sizi öyle sevecekler. Evet, bu noktada siz bana insanlık öğretemezsiniz. Ama biz size öğretebiliriz. Nasıl mı? İki kelime kardeşim, çok sev! İnsanları sev!

27 Mayıs 2015 Çarşamba

Loic Nottet: Rhythm Inside

Eurovision 2015'te dikkat çeken ve bir hayli alkış alan, beğenilen şarkılardan birisi de Loic Nottet'in Belçika için seslendirdiği "Rhythm Inside" isimli şarkı idi. Şarkının müziği de şarkıcının kendisine ait. 

İlk etapta şarkıyı dinlediğimde bana Lorde'nin Royals isimli şarkısını çağrıştırdı ve şarkıyı beğenmedim. Birkaç defa daha dinledim. Yarı finalde ise Belçika'nın sahne almasını heyecanla bekledim. Loic çok genç bir şarkıcı. Acaba nasıl bir performans sergileyecek diye bekledim. Beni oldukça şaşırttı çünkü sahne performansı bana göre gecenin en iyi performanslarından biriydi. 

Loic, yönetmenliğini kendisinin yaptığı bir video daha çekmiş şarkıya. Oldukça güzel dans ediyor videoda. Kendisini Avrupa'ya tanıtmasının kariyeri açısından çok etkili olacağını düşünüyorum. Bu sene Belçika çok güzel bir seçim yapmış. Aşikar. Yarışmayı da dördüncü olarak tamamlaması gayet güzel bir başarı. İsveç'in şarkısından çok çok daha iyi bir şarkıydı. 

Performansının sonunda da utangaç bir eda ile yalnızca "thank you" demesi kendisinin mütevazı kişiliğini gösteriyor bence. "Thank you Europa" gibi sözlerle bağırarak teşekkür etmeyi hep anlamsız bulmuşumdur şarkılar söylendikten sonra. 

Loic'i ilerleyen zamanlarda güzel çalışmalar ile göreceğimizden eminim tıpkı Lena gibi. 

Not: 19 yaşında imiş. Oğlum sen bir harikasın. Kalp kalp kalp. 

25 Mayıs 2015 Pazartesi

A Monster Like Me













Cumartesi akşamı gerçekleştirilen Eurovision şarkı yarışmasında birincilik İsveç'in oldu. Favorilerim arasında değildi lakin pek çok faktörden dolayı birinciliği aldı. Oldukça ortalama bir şarkı olduğunu düşünüyorum. Yarışmadaki nadir hareketli şarkılardan biriydi, solist oldukça yakışıklıydı, güzel gülüyordu falan. 


Yarışmadaki şarkılar içerisinde ne çok dinlediğim ise elbette favorim Norveç. Morland ve Debrah Scarlett. Şarkıları A Monster Like Me bana oldukça dokundu. Çok güzel gerçekten. Norveç istisnasız her sene çok kaliteli şarkılar ile katılıyor yarışmaya. Ki Debrah hayatımda gördüğüm en asil kadınlardan biri. O nasıl bir bakış, o nasıl bir duruştur. Tek kelime ile muazzam. 

Bu seneki Eurovision heyecanını da sonlandırmışken, bir Monster Like Me daha dinlerim diyorum. Bakalım gelecek sene İsveç'te neler olacak. 

20 Mayıs 2015 Çarşamba

Eurovision 2015'te Finale Doğru
















Eurovision heyecanı geçtiğimiz Salı günü Avusturya'nın başkenti Viyana'da gerçekleştirilen birinci yarı final ile başladı. Her zamanki gibi favorilerimin çoğu finale çıkamadı. Avrupa ile müzik anlayışımın pek uyuştuğunu söyleyemeyeceğim. Danimarka ve Makedonya elendi. Bir tek favorilerim arasında olan Gürcistan finale çıkabildi. Danimarka'nın sahne performansı gerçekten çok iyiydi. Makedonya ise beklediğimden düşük bir performans ile sahne aldı. Ayrıca kareografisi de berbattı. 


Bugün ikinci yarı finali izleyeceğiz. Bu yarı finalde de en büyük favorim Norveç. A Monster Like Me gerçekten çok etkileyici bir şarkı. Bunun dışında Azerbaycan'ın ve İzlanda'nın da finali hak ettiğini düşünüyorum. Bakalım neler olacak. Takipte kalmalı. 

17 Mayıs 2015 Pazar

Aydilge: Yangın Var










Hafta sonu neşemi de buldum! Aydilge çok renkli bir şarkıya imza atmış. İsmi Yangın Var. Küçük Şarkı Evreni'nden beri dinliyorum Aydilge'yi. Oldukça samimi bulduğum birkaç müzisyenden biri. Yalnız müzisyen de değil. Aynı zamanda bir edebiyatçı kendisi. Dinlemenizi tavsiye ederim yeni şarkısı Yangın Var'ı. 

25 Nisan 2015 Cumartesi

Adam Lambert: Ghost Town














Adam Lambert, geçtiğimiz günlerde güzel bir single çalışması ile karşımıza çıktı. Şarkısının adı Ghost Town, biraz elektronik altyapılı biraz da pop-rock havası olan bir şarkı. Önce sakin başlıyor daha sonra hareketleniyor. Bu yaz epey dinleneceğini düşünüyorum. Adam çok sevdiğim sanatçılardan biri. Sahne performansı ve sesi dışında, açık eşcinselliği ve eşcinselliği ile barışık olması onu değerli kılan özelliklerinden. 


Anti Social Media: The Way You Are












Dinledikçe daha çok seviyorum bu parçayı. Anti Social Media, bu sene Eurovision şarkı yarışmasında Danimarka'yı temsil edecek. Eurovision'daki pop egemenliğine bir son vermelerini isterdim açıkçası. Şarkıları The Way You Are oldukça eğlenceli. Nostalji yaşatıyorlar adeta. Bir The Young Veins havası alıyorum onlardan. Bir grup tatlı adam. Benim gönlümün birincisisin Danimarka. A Friends in London'dın New Tomorrow adlı şarkısından sonra Eurovision'da en beğendiğim şarkılardan biri. Keyfini çıkartmak lazım. 

20 Nisan 2015 Pazartesi

Eurovision 2015


Eurovision 2015'e az kaldı. Yarışma başlamadan önce şarkıları tek tek inceledim. Bu sene gayet güzel şarkılar var. Özellikle içlerinden birkaçını epey sevdim. Onları paylaşmak istiyorum. İşte benim Eurovision 2015 kazananlarım: 

8. Azerbaycan (Elnur Huseynov söylüyor: Hour of the Wolf. Elnur son dönemde ülkemizde epey meşhur oldu, katıldığı müzik yarışması sayesinde. Elnur, Samir ile birlikte 2008 yılında da ülkesini Day After Day isimli şarkı ile temsil etmişti. Şarkı çok başarılı idi, bu seneki şarkısını da beğendiğimi söylemeliyim. Genel olarak baktığımızda Azerbaycan'ın Eurovision'a kaliteli şarkılarla katıldığının da altını çizmek isterim). 

7. Estonya (Elina Born-Stig Rasta ikilisi söylüyor: Goodbye Yesterday).

6. Avusturya (The Makemakes söylüyor: I Am Yours. Geçtiğimiz yıl Conchita Wurst başarısından sonra, Avusturya Eurovision'da gayet iyi ilerliyor bence). 

5. İzlanda (Maria Olafs söylüyor: Unbroken. Oldukça hoş bir şarkı. Kazanırlarsa çok mutlu olacağım).

4. Norveç (Morland-Debrah Scarlett ikilisi söylüyor: A Monster Like Me. Çok başarılı bir şarkı olmuş. Geçen yıl da Carl Espen, Silent Storm isimli şarkısıyla Norveç'i temsil etmişti. O da başarılı bir şarkıydı. Bu sene de aynı performans ile sahnede olacak Norveç). 

3. Gürcistan (Nina Sublatti: Warrior. Aile kökenimiz Gürcistan'a dayanıyor. Açıkçası bu kadar güzel bir şarkı gelmesi beni çok mutlu etti. Kesinlikle ilk üç sırada yer bulması gerektiğini düşünüyorum şarkının. Başarılar Gürcistan).

2. Makedonya ( Daniel Kajmakoski söylüyor: Autumn Leaves. Hem klip hem de şarkı çok iyi. Başarılar Makedonya)

1. Danimarka (Anti Social Media: The Way You Are. Şarkı bir harika. Anti Social Media da çok tatlı bir grup. Zaten Danimarka her sene çok kaliteli şarkılarla katılıyor yarışmaya, hiç şaşmadı şu ana kadar. Evet birinciliğe oynayacak bir şarkı değil, bunun farkındayım. Çünkü Eurovision kitlesi bu tarz şarkılara pek oy vermiyor. Ama şimdiden benim gönlümün birincileri kendileri. Başarılar Danimarka). 

Not: Ermenistan bu sene, Ermeni Soykırımının 100. yılı anısına, farklı Ermeni sanatçılardan oluşan Genealogy adında bir grup ile sahne alacak. Şarkının adı ise Face to Shadow. Son olarak sonunda San Marino Eurovision'a Valentina Monetta'dan başka şarkıcı gönderebilmiş. Tebrik ediyorum!

12 Nisan 2015 Pazar

Rosewater



















Bana, en beğendiğin aktör kim diye sorarsanız hiç kuşkusuz o muhteşem Meksikalı yani Gael Garcia Bernal derim. Tarif edemiyorum lakin onun gözlerinde tıpkı Dean Dehaan'da olduğu gibi farklı bir ışık var. Sanki hepimizden farklı bir amaç için yaşıyormuş gibi, gerçekten yaşıyormuş gibi samimi bir havası var.

Gael Garcia, filmde Amerika'da yaşayan İran asıllı bir gazeteciyi oynuyor. İran'da cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi genel atmosferi solumak amacıyla bir süreliğine Amerika'dan ayrılıyor. Filmde bir de Haluk Bilginer sürprizi var. Bilginer, Gael'in yıllar önce yitirdiği komünist babayı oynuyor. 

İran cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi, Ahmedinejad ve Musavi arasındaki çekişme, halkın gösterileri ve Gael'in asılsız iddialar ile hapse atılıp işkence görmesi filmin olay örgüsünü oluşturuyor. 

Genel olarak filmi beğenmekle birlikte verilmek istenen mesajda sorun olduğunu düşünüyorum. Otoriter rejimler altında, düşüncelerinden dolayı siyasi suçlu olarak damgalanıp çeşitli işkencelerden geçirilen masum insanların kurtarılması ile ilgili bir mesaj verilirken, Gael'in özgürlüğü için siyasi ve hayati düşüncelerinin tam tersini ifade etmesi ve hapisten ancak böyle kurtulabilmesi bana çok doğru gelmedi. 

Bir de filmin adı olan gül suyunu, yalnızca filmin başına sıkıştırılan kısa bir sahne olarak görmek de, sanki filmin adı öylesine konulmuş filmle de çok alakalı değilmiş imajı veriyor. 

Yine de izlenesi bir yapım olmuş. İyi seyirler dilerim.

22 Mart 2015 Pazar

Şehrin İtirazı: Gezi Direnişi Öncesi İstanbul Filmlerinde İsyan Eşiği



















Feride Çiçekoğlu'nun son kitabı. Eskişehir-İstanbul tren yolculuğum sırasında bana yol arkadaşı olan, oldukça güzel bir inceleme kitabı. 

Çiçekoğlu, 1871 Paris Komünü'nü, 1968 Fransa'sını dönemin filmleri ile birlikte ele alıyor. Betonlaşan şehirlerin, kapitalist mantıkla hareket eden kentsel dönüşüm projelerinin yarattığı yıkımın sinemadaki izlerini keşif sürecinin hikayesi bu. 

Paris ve Roma ekseninde devam eden kitap, Gezi Direnişi öncesinde İstanbul filmlerinin incelenmesi ile son buluyor. Çiçekoğlu'nun kitapta analizini yaptığı pek çok filmi izlemiş olmamdan ötürü kitap beni içine çekti. Özellikle bir Reha Erdem hayranı olarak, kitap kapağında filmin en güzel sahnelerinden bir karenin kullanılması da çok hoşuma gitti. İzlediğim filmlere Çiçekoğlu'nun analizi ile bakmak da ayrı bir rota çizdi zihin dünyam için.

Çok nitelikli bir kitap olduğunun tekrar ve tekrar altını çizme ihtiyacını duyuyorum. Gezi Direnişini, amacını, yarattığı etkiyi, İstanbul filmleri ile özdeşleştirip anlatmak gerçekten büyük bir emeğin ürünü olsa gerek. Sinemaya da bakış açımızı değiştireceğini düşündüğüm, Metis Yayınlarından çıkması da ayrı güzel olan bu kitabı kitaplığınızda bulundurmalısınız derim.