a etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
a etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Aralık 2018 Pazar

A Message To Myself

Yeni yıla girmeden önce birkaç not bırakmak istedim kendime. Zaman hızla akıp gidiyor, üç yıl sonra yirmili yaşlarıma veda edeceğim. Alnım açılmaya başladı, saçlarımın yarısı zaten beyaz. Kendimdeki değişimleri fark edebiliyorum. Sessiz olan ben, daha da sessizleşiyorum zaman geçtikçe. 

Bir hayalim, bir umudum ya da beklentim yok yaşadığım hayattan. Sıradan, herkes gibi bir insan olarak hayatıma devam ediyorum. İnsan olarak daha iyi olmaya çabalıyorum, bunun için kendimi eğitiyorum. Hayatımın her anında var olan okuma aşkıma minnettarım. Kendimi en iyi hissettiğim zamanlar okuduğum zamanlar. 

Bir yolculuk bu. Sonu olan bir yolculuk.
İnsandan uzaklaştığım, kendi içime çekildiğim bir yolculuk. 
Katı kurallarım, öyle olmaz böyle olur diyebileceğim hiçbir şey yok. 
Hissettiklerim dışında hiçbir şeye inanmıyorum bu dünyada. 
Soğuk bir kış gecesi sonsuza uzanan ormanlık bir alanda elleri ceplerinde yürüyen bir adamım. 
Çocuk yaşım geçti. Artık daha az renk var. Daha sakin daha sade. 
İlerlediğim yolda kendimi kaybetmeden devam etmek istiyorum. 
Erken yaşta her şeyi çözmüş bir adam gibiyim.
Ya da yanılıyorum toptan, diğerleri çözmüş her şeyi. Bense bir köşede, bir kenarda kalmışım. 
Kitaplar dolusu bir ev ve pek çok sevdiğim annem.
Dingin hayatım.
Sokakta beslediğim kediler. 
Bir şeyler öğretmeye, anlatmaya çalıştığım yaramaz çocuklar. 
Kapıda asılı yün hırkam, ayaklarımda geçen yıldan hediye patikler. 
Önümde ince belli bardakta demli bir çay. 
Önemli olan yeni yıl değil, maziden topladıklarım.
Bir hece, bir bilmecenin ardından gelen yeni bir gece. 
Sonsuz siz, elleri ceplerinden hiç çıkmayan bir adam. 
Öylece, kendi halinde.

Roo Panes-A Message To Myself. 
Yeni yıl şarkımız olsun.  

3 Mart 2017 Cuma

A Series of Unfortunate Events (Talihsiz Serüvenler Dizisi)












Lemoney Snicket'ın kaleme aldığı Talihsiz Serüvenler Dizisi'ni kenarından köşesinden bir yerlerden muhakkak duymuşsunuzdur. Çocukların oldukça sevdikleri bir kitap serisi, ben de geçtiğimiz yıllarda pek çok öğrencimin elinde görüp incelemiştim. 

Kitap serisinin bir de müthiş bir film uyarlaması var. Yanılmıyorsam 2004 yılında vizyona girmişti. Baş rollerinde Jim Carrey ve Merly Streep yer almıştı. Talihsiz Baudelaire kardeşler...

Netflix kanalı bu yılın başında Talihsiz Serüvenleri sekiz bölümlük bir mini dizi şeklinde yayına hazırladı. Ben de severek izledim. Kont Olaf rolündeki Neil Patrick Harris'in oyunculuğuna bir kez daha hayran kaldığımı itiraf etmeliyim. Vioet, Klaus ve Sunny de çok güzellerdi. Beni geçmişe götürdüler. Çok güzel kurgulanmış, o atmosfer çok iyi yakalanmış. 

Dizide de denildiği gibi, bu mutlu sonla biten bir öykü değil! Ya başlamadan kanalı değiştirin ya da oturup sonuna kadar izleyin. Ama merak etmeye de devam edin, çünkü Violet, Klaus ve Sunny'nin hikayesi bir yerlerde devam ediyor. 

24 Nisan 2016 Pazar

Tek Başına Bir Adam II












"Hayat belki de bir iki dakikalığına, bedenin kimi uzak bölgelerindeki dokularda oyalanmayı sürdürüyor. Sonra ışıklar birer birer sönüyor. Zifiri karanlık çöküyor. Ve eğer George dediğimiz bu yok-varlık son şok arasında gerçekten de başka bir yerlerde idiyse, döndüğünde yersiz yurtsuz kaldığını görecek. Çünkü artık kendini şurada, yatağın üzerinde horlamaksızın uzanmış yatan şeyle özdeşleştiremez. O şey artık arka kapının oradaki bidonun içindeki süprüntülerle akrabadır. İkisi de kaldırılıp götürülmeli, baştan atılmalıdır çok geç olmadan."

Bir insan nasıl bu kadar hisli olabilir? Ölümü nasıl bu kadar şeffaf ve bir o kadar da kapalı anlatabilir? Bir insan bu yazdıklarını nasıl bu kadar iyi hissedip, hissettirebilir. Her okuyuşumda sarsıyorsun beni sayın Isherwood. Kimi zaman seni düşlüyorum, oturup sohbet ettiğimizi hayal ediyorum. Dudaklarının arasından çıkan her sözcük ile baştan aşağıya ıslanmak, yenilenmek ve kendime gelmek istiyorum. Bu istekler ile birlikte seni okumak hissi bile şahane hissetmeme yetiyor. George ve Jim arasındaki aşk kalbi olan hangi insanı etkilemez ki? Seni seviyorum Isherwood, hem de bunu bilmediğin kadar çok.

Christopher Isherwood: Tek Başına Bir Adam

"Bu küçük yerde günbegün, yıllarca birlikte yaşayan iki insan düşünün, dirsek dirseğe oturup aynı küçük ocağın başında yemek pişiren, dar basamaklarda geri çekilerek birbirine yol veren, aynı küçük banyo aynasının önünde durup tıraş olan, durmadan birbirini dürtükleyen, itekleyen, birbirinin vücuduna yanlışlıkla ya da bilerek, sevişmek ya da dövüşmek isteyerek, beceriksizce ya da sabırsızca, aşkla ya da öfkeyle çarpan iki insan -artlarından her yerde, görünmez de olsa ne derin izler bırakmışlardır bu iki kişi, bir düşünün!"

En sevdiğim yazar, en sevdiğim kitap. Defalarca okuduğum tek kitap. 

27 Aralık 2015 Pazar

Panic! At The Disco: Death Of A Bachelor

Her yazımda ısrarla söylerim en ama en sevdiğim oluşumlardan biridir Panic! At The Disco. Kurulduğu yıllardan günümüze her hareketlerini takip ederim. Daha önceki yazılarımdan birinde de söylemiştim bu yıl Panic! yılı diye. Son albümleri ve ardı ardına gelen single ve klip çalışmaları ile oldukça başarılı bir yıl geçiriyorlar. Panic! oluşumundan yalnızca Brendon Urie kalsa da onun tek başına bir kale olduğunu düşünüyorum. Sevgim hiç bitmeyecek sana karşı Brendon. 

Death Of A Bachelor adlı şarkıyı zaten çok severek dinliyordum. Klip gelmesine de çok sevindim. Gayet sade, siyah beyaz çekilmiş bu klipte Brendon Urie tüm güzelliği ve sadeliği ile karşımızda. Var ol Brendon!

25 Mayıs 2015 Pazartesi

A Monster Like Me













Cumartesi akşamı gerçekleştirilen Eurovision şarkı yarışmasında birincilik İsveç'in oldu. Favorilerim arasında değildi lakin pek çok faktörden dolayı birinciliği aldı. Oldukça ortalama bir şarkı olduğunu düşünüyorum. Yarışmadaki nadir hareketli şarkılardan biriydi, solist oldukça yakışıklıydı, güzel gülüyordu falan. 


Yarışmadaki şarkılar içerisinde ne çok dinlediğim ise elbette favorim Norveç. Morland ve Debrah Scarlett. Şarkıları A Monster Like Me bana oldukça dokundu. Çok güzel gerçekten. Norveç istisnasız her sene çok kaliteli şarkılar ile katılıyor yarışmaya. Ki Debrah hayatımda gördüğüm en asil kadınlardan biri. O nasıl bir bakış, o nasıl bir duruştur. Tek kelime ile muazzam. 

Bu seneki Eurovision heyecanını da sonlandırmışken, bir Monster Like Me daha dinlerim diyorum. Bakalım gelecek sene İsveç'te neler olacak. 

1 Ekim 2014 Çarşamba

Tokio Hotel : Love Who Loves You Back












Tokio Hotel,ergenlik yıllarımda deli gibi dinlediğim gruplardan biriydi.Bill Kaulitz'in androjen imajı,bir hayli cesur genç çocukların ilginç halleri benim de ilgimi çekerdi.Son albümlerinin ardından epey uzun zaman geçti.Bu sanırım Tokio Hotel'in toparlanma ve kendilerine yeni bir müzik ekseninde yeni bir kariyer çizme aşamalarının uzun süreci idi.
Ve Tokio Hotel geri döndü.

Önce Run,Run,Run isimli şarkıları ile çıktılar.Ki bence bu başarılı bir çalışma olmuş.İkinci video hiç vakit kaybetmeden Girl Got A Gun adlı şarkıya geldi.Klibi oldukça sıradışı ve Tokio Hotel tarzından uzak buldum daha doğrusu anlamsız buldum.Sanırım yeni albümleri ile bir Miley Cyrus çıkışı yapmaya çalışmışlar.Ama olmamış,gereksiz bir şarkı ve gereksiz bir klip.Son klipleri ise an itibari ile yayınlanmış bulunmakta.Şarkıları ise Love Who Loves You Back.Bu şarkıda da Tokio Hotel'in rock altyapılı tarzını bulmak oldukça güç.Müzik bildiğimiz elektronik.Rock albümler ile piyasaya çıkan grupların birkaç albüm sonra elektronik zemine oturmaları sanırım bir gelenek haline geldi.Bu her ne kadar üzücü olsa da şarkıyı beğendiğimi söyleyebilirim.

Klibe gelince,bu sefer olmuş.Oldukça cesur sahnelerle ve artık çocukluktan çıkmış,genç adamlardan oluşan bir Tokio Hotel görmek beni heyecanlandırdı.Özellikle Bill Kaulitz çok daha seksi ve dikkat çekici olmuş.Klip çok cesurca.Bill Kaulitz'i bir yandan bir adam öpmeye çalışırken diğer yandan da bir kadın öpüyor.Açıkçası merak ediyorum,Bill ne zaman eşcinsel ya da biseksüel olduğunu açıklayacak(?) Sanırım bir altyapı hazırlıyor.

Genel olarak bizim o ergenlik yıllarımızı süsleyen rock yapan Tokio Hotel'i son albümlerinde göremesek de,yıllardan gelen alışkanlık işte neylersin ! Tokio Hotel'i her şeye rağmen dinlemeye devam edeceğim.

19 Mayıs 2013 Pazar

A Young Doctor's Notebook


Ünlü Rus yazar Mikhail Bulgakov'un öykülerinden uyarlanan,yönetmenliğini ise Alex Hardcastle'ın yaptığı 2012 yılı Aralık ayından itibaren Sky Arts kanalında yayınlanmaya başlamış güzel bir mini dizi.Yalnızca dört bölümden oluşmakta ve her bir bölümü yirmi dakika kadar sürmekte.

Dizinin başrollerini Jon Hamn ve Daniel Radcliffe paylaşmaktalar.

Moskova Üniversitesi tıp ve diş hekimliği fakültesinden mezun olmuş genç bir doktorun,zorunlu hizmetini yapmak üzere karlarla kaplı az nüfuslu bir Rus mahalline atanmasını konu alan bir dizi esasen.Genç doktor;geldiği bu ıssız hastanede,bir yandan deneyim elde ederken yaşadığı süreçle bir yandan da kendisinin yıllar sonraki halinin vücut bulmuş şekliyle başbaşa bırakıyor bizi.Genç doktorun iş hesaplaşmalarına ve aslında yaşamın güzelliğinin ya da kötülüğünün,insanın içinde bulunduğu şartlara ne derece uyum sağladığıyla alakalı olduğuna tanıklık ediyoruz dizi boyunca.

Geniş kar örtüleriyle kaplı,Rus coğrafyasına ait her hikayeyi sevmişimdir.İzlerken,Kafka'nın eserinden uyarlanan "A Country Doctor" adlı etkileyici kısa animasyon film geldi aklıma.

Kısaca zamanınızı hiç çalmayan,hoşa giden güzel bir mini dizi.
Tavsiye edilir.