İnsanların hayatlarında ateş yılları olduğuna inanıyorum. Fitili yüksek, alevleri gür yıllar oluyor bunlar. Bir kandilin içinde yandığınızı hissediyorsunuz adeta. Bir ateş boyu yükselip düşecekmişsiniz, sonra da etrafa külleriniz savrulacakmış gibi. Bazen o kadar bulanıyor ki bu tür zamanlarda gözler, etraf tamamen karanlığa bürünüyor.
İnsanın her zaman tek başına bir mücadele verdiğine inanırım. Yanınızda ne kadar çok seveniniz olursa olsun bir insanın iç ritmini tümden, her şeyi ile anlayabilecek başka bir insan yok ne yazık ki. Hayat tek başına çıkılan bir yolculuk, bu yolculuk süresince bize yarenlik eden insanlara rastlıyoruz. Kimi uzaktan el sallıyor, kiminin bir alacağı var kısa süreli kalıp gidiyor kimi de o kadar uzun kalıyor ki varlığının farkına bile varmaz oluyoruz. Bir müddet durup dinlenmek gerekiyor hayatın bir köşesinde. Kaybedilen onca insan, yıpranmış onca duygu. Dönüp baktığınızda geriye sizden bir şey kalmadığını görüyorsunuz. İşte bu an çok önemli, altın saniyeler. Nefes alın, yalnız yürümekten korkmayın.
Korktuğumuz için seviyor, korktuğumuz için terk ediyor ve korktuğumuz için yaşıyoruz. Hayat korkularımızdan oluşmuş bir ritüel, bunu yadsıdığımız müddetçe üzülmeye devam edeceğiz. Oysa fizikteki gibi herhangi bir kabın şeklini almamız gerekmiyor ille de. Hayat bilimden çok ayrı bir bilmece, eğrisi doğrusu bir garip, ölçülebilir bir tarafı da yok.
Uzunca müddet kendinizi dinleyip usanmadan kendinizle kalmaya başladığınız an her şey değişiyor. Bırakın etrafınızdaki dünya ve insanlar dönenip dursun. Siz zamanın farkına varın, duygularınızı yaşayın ve yalnızca kendinizle olduğunuzun bilincine varın. Öyle ya da böyle tekiz. Biriz. Var oluş serüveninizde bir alev beliriyorsa bırakın yakıp kavursun içinizi. Yaşamak belki de bize en büyük ceza ve sanıyorum ki bu cezayı alevler içinde çekiyor oluşumuzu kabullenebildiğimiz kadar varız. Gerisi ve ötesi kocaman bir boşluk nihayetinde.
yazılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yazılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
31 Temmuz 2017 Pazartesi
7 Ekim 2015 Çarşamba
Şair Eşref'in Esprili Dörtlüğü
Yavuz Selim Karakışla'nın "Eski Zamanlar Eski İnsanlar: Osmanlı Toplumsal Tarihi Üzerine Yazılar (1876-1926)" adlı eserini gayet ciddiyet ile okurken karşıma esprili bir dörtlük çıktı. Bir tarih kitabını okurken nasıl kahkaha ile gülünürün kanıtı olarak kayda geçilmeli bence Karakışlalı'nın bu kitabı. Eserinin, "1908 Devrimi: Osmanlı İmparatorluğu'nda Özgürlükler Ortamı" başlıklı yazısında 89. sayfada, Şair Eşref'in bir dörtlüğüne yer vermiş yazar:
İstibdadda söz söylemek memnu'idi,
Ağlatırlardı söz söylesen, ananı.
Devr-i Hürriyet'teyiz, şimdi, değişti kaide,
Söyletirler evvela, sonra s*kerler ananı.
Yorumu sizlere bırakıyorum efendim ve yazımı burada noktalıyorum. Sağlıcakla.
2 Ekim 2015 Cuma
Eski Zamanlar Eski İnsanlar: Osmanlı Toplumsal Tarihi Üzerine Yazılar (1876-1926)
Osmanlı Devleti dönemine ait ilgimi çeken alan toplumsal tarih. Siyasi tarihten çok daha cezbedici ve keyifli geliyor bana. Özellikle, Osmanlı Devleti döneminde gündelik yaşamdan kesitler, farklı kültürlere dair anektodlar çok hoşuma gidiyor. Bu alanda ise en sevdiğim kitaplardan bir tanesi François Georgeon ve Paul Dumont'un kaleme almış olduğu, İletişim Yayınları tarafından basılan "Osmanlı İmparatorluğu'nda Yaşamak" adlı kitap. Oldukça güzel ve mühim bir eser. Bu alana ilgi duyanlar için tavsiye ederim.
Bugün girdiğim kitapçıda Yavuz Selim Karakışla çıktı karşıma. İlk baskısını taze taze Eylül ayında yapan kitap, "Eski Zamanlar Eski İnsanlar: Osmanlı Toplumsal Tarihi Üzerine Yazılar" (1876-1926)" adını taşıyor. Doğan Kitap tarafından basılan eser, içerik olarak oldukça dolu. Örneğin o meşhur Eylül adlı eserin yazarı Mehmet Rauf'un müstehcen bir eseri olduğunu biliyor muydunuz? Peki ya bu eseri kaleme almış olmasından dolayı başına gelenler? İrfan Orga'nın annesi Şevkiye Hanım'ın hikayesi hakkında bir bilginiz var mı? Osmanlı'daki kadın fotoğrafçıları tanıyor musunuz?
Yavuz Selim Karakışla çok güzel bir toplumsal tarih seçkisi hazırlamış. Kendinizi bu bilgilerden mahrum bırakmayın der tavsiye ederim, sağlıcakla kalın.
12 Eylül 2015 Cumartesi
Geber Anne'den Alıntılar
( tayfun ile kerem arası bir yer)
'Aşk... Aşıksan, kadın erkek kaydı kalkar, tekil ve çoğullar kalkar, sadece 'bir' kalır.'
***
'Çöküp kalmışsındır sevdiğinin kapısında da, o kapının sana açılmasını bekleyip duruyorsundur. Gelenin geçenin sana kötü demesi umurunda bile değildir. Bir ahdin vardır gerçek sevgilinle. Unutmuşsundur veya bulanık hatırlıyorsundur. Ancaaak, o sevgilinin varlığına şahitlik ettin mi bi kere?.. Çaren yok, hatırlama derecen ne olursa olsun, bir derin istek halinde onu isteyip özleyip duracaksın. Taa ki, buluncaya, ya da bulmuşsan eğer, önünde çöktüğün kapı sana açılıncaya kadar. Bunu iyi düşün bakalım. Ben hep düşünürüm. Belki, önünde oturduğun kapının farkında değilsindir. Belki nefret ettiğini sandığın biridir de, nefret sandığın şeyse, aşkın ta kendisidir?'
'Aşk... Aşıksan, kadın erkek kaydı kalkar, tekil ve çoğullar kalkar, sadece 'bir' kalır.'
***
'Çöküp kalmışsındır sevdiğinin kapısında da, o kapının sana açılmasını bekleyip duruyorsundur. Gelenin geçenin sana kötü demesi umurunda bile değildir. Bir ahdin vardır gerçek sevgilinle. Unutmuşsundur veya bulanık hatırlıyorsundur. Ancaaak, o sevgilinin varlığına şahitlik ettin mi bi kere?.. Çaren yok, hatırlama derecen ne olursa olsun, bir derin istek halinde onu isteyip özleyip duracaksın. Taa ki, buluncaya, ya da bulmuşsan eğer, önünde çöktüğün kapı sana açılıncaya kadar. Bunu iyi düşün bakalım. Ben hep düşünürüm. Belki, önünde oturduğun kapının farkında değilsindir. Belki nefret ettiğini sandığın biridir de, nefret sandığın şeyse, aşkın ta kendisidir?'
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
