etmek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
etmek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mart 2021 Pazar

Yeniden Göç Etmek

Tam bir ay olmuş yazmayalı. Hemen hemen hiç keyfim yok. Annemle birlikte bir süredir ev bakıyoruz, yeniden taşınacağız. Üstümde oturanların sesleri artık çekilir gibi değil. Bütün enerjim bitti, hiçbir şeye konsantre olamıyorum. Şu an hala evden çalıştığım için tahammülüm iyice azaldı. Sözde yeni bir site ama kullanılan malzemeler beş para etmez. Yukarıda oturan çiftin ne konuştuklarını, terlik seslerini, televizyonda ne izlediklerini, ışıkları açma kapama seslerini, her şeyi ama her şeyi duyuyorum. Sabaha kadar uyumuyorlar, sürekli topuklu terlikleri ile dolaşıyor. Çıktım uyardım yok, site yönetimine söyledim yok, ev sahibine haber verdim yok, artık başa çıkamıyorum. Psikolojim daha fazla bozulmadan başka bir eve taşınmaya karar verdik. Uyuyamıyorum, koşuyu ve sporu bıraktım, okumayı ve izlemeyi bıraktım, gerçekten çok bitkin bir haldeyim. Kaba saba, eğitimsiz insanlarla uğraşıp duruyorum. Ben aşağıdan bağırdıkçı yere inadına bir şeyler atıp eşya çekiştiriyorlar. Şu aralar hayatım gerçekten kabus gibi. 

Gündüz derslerimi yapıyorum, bitiminde hemen daire aramaya çıkıyoruz. Yoruldum da artık, hiç kolay işler değil. Oturduğum semt Anadolu yakasında ve pek de sevdiğim bir yer değil. Okulum Avrupa yakasında olduğu için normalde çok uzun bir mesafe gidip geliyordum her gün servisle. Okulun olduğu muhitte bir daire buldum, bu hafta oraya bakmaya gideceğim. İlk önce sesi test edeceğim, bakalım neler olacak. 

Hayatımda ilk kez böyle bir sorun yaşıyorum, resmen iki tane kör cahil insan yüzünden tüm huzurum bozuldu, düzenimi değiştirmek zorunda kaldım. Normalde okulların kapanmasını beklerdim, işler çok yoğun iken hareket edemezdim ama artık dayanacak gücüm kalmadı gerçekten. Sabahtan başlayıp ertesi sabaha kadar devam eden bir ses. İnanılır gibi değil. Kendi aralarında insan gibi bir konuşmaları yok, kadın sabahlara kadar saçma sapan bağırıp çağırıp üzerimizde tepiniyor. İstanbul, gerçekten yaşanacak bir yer olmaktan çıktı. Bu şehirden iyice kopmaya başladım, gitmek öyle çok gitmek istiyorum ki anlatamam. 

Ben müstakil, dubleks ve bahçe içinde bir evde büyüdüm. Bizim hiç böyle sorunlarımız olmadı. Ama bu şehirde çok katlı apartmanların, sitelerin içine tıkılmış durumdayız. Kendimi gerçekten çok sıkışmış hissediyorum, bunca betonun, sesin ve gürültünün içinde yaşamak istemiyorum. Mizacıma hiç uygun değil, lakin mecbur kalıyorum. Çalışmak, geçinmek, çalışmak, geçinmek bundan başka bir döngü yok hayatımızda. Biraz olsun özgür hissetmek, kimselere bel bağlamamak istiyorum. 

Bu süreçte her şeyi bırakıp gitmeyi düşündüm, son bir aydır aklımdaki tek şey bu. O sınıra ulaşmama çok az kaldı gibi hissediyorum. Bir gün gideceğim buradan, çok geç olmadan ve seni hiç özlemeyeceğim İstanbul. Burada bana yaşattığın tatsız anıların hiçbirini hatırlamayacağım, her şey iyi gidiyormuş gibi kandırmaya çalışsan da beni, bir gün senden tamamen kurtulacağım. Ve hiç ardıma bakmayacağım.

25 Ocak 2019 Cuma

Dostoyevski: Delikanlı

Dostoyevski'nin Delikanlı adlı metnini bitirmek üzereyim. Eser ile ilgili uzun bir inceleme yazısı kaleme alacağım lakin bunun öncesinde çok sevdiğim bir bölümü size alıntılamak istedim. Sanki ilk gençlik yıllarımda benim kalemimden çıkmış gibiler: 

"Sanırım, on iki yaşımdan, yani içimde bilincin doğmaya başladığı günden beri insanları sevmemeye başladım. Buna sevmemek de diyemeyeceğim. Ağır geliyorlardı bana. Bazen durup dururken en yakınlarıma bile içimi dökemediğime, yani isteseydim de dökemeyeceğime, bunu asla istemediğime, nedense kendimi hep geri çektiğime, kuşkucu, tasalı, insanlardan kaçar olduğuma üzülüyordum. Bunun yanında, eskiden beri, belki çocukluğumdan bu yana hep başkalarını suçladığımı, buna pek yatkın olduğumu biliyordum. Ama bu yatkınlığımın peşinden çoğunlukla benim için oldukça ağır bir düşünce geliyordu: 'Asıl suçlu ben değil miyim acaba?' Böylelikle sık sık kendimi suçlamış oluyordum. Bu çeşit sorular aklımı kurcalamasın diye yalnızlık istiyordum. Üstelik, bütün aramalarıma karşın insanların arasında bir şey bulamamıştım. Şaşırdınız değil mi? Aradığımı sanmıyordunuz. Yaşıtlarımın, arkadaşlarımın tümünü düşünce bakımından benden çok gerilerde görüyordum. Benden geri olmayanını anımsamıyorum. 

Evet, içime kapanığımdır. İnsanlardan kaçarım. Sık sık toplumdan uzaklaşmayı isterim. Belki insanlara birtakım iyilikler ederdim bile, ama çoğunlukla onlara iyilik etmemi gerektirecek bir nedenin olmadığını görürüm. Hem insanlar sevilmeye değecek kadar iyi değildirler..."

9 Mart 2018 Cuma

İstifa

Geçtiğimiz günlerde çalıştığım okula istifa dilekçemi verdim. Kasım'da askere gidiyorum, en azından şimdilik böyle görünüyor mevzular. İşe geri dönmeyeceğim, böylesi daha iyi olacak. Şimdi neler mi olacak? 

Yazın biraz işler var burada, memlekette. Gidip geleceğiz büyük ihtimal. Beşinci yılımdan sonra çalışmaya ara vermek benim için kolay olacak mı bilemiyorum. Çalışmayı seviyorum. Sanırım Haziran'da okulların kapanması ile birlikte güzel ve uzun bir tatil yapacağım. Her ne kadar sigortasız ve işsiz olsam da iyi gelecek bana. Beş yılın yorgunluğu birkaç ayda gidecektir eminim. 

Askerlik nasıl geçecek hiçbir fikrim yok, askerden dönünce nerede nasıl iş bulacağım bu konuda da bir fikrim yok. İstanbul'da mı kalacağız yoksa başka bir memlekete mi taşınacağız bunu da bilmiyorum. Ne çok bilinmeyen var öyle değil mi? Enteresan lakin bunların hiçbirinden korkmuyorum. Parasız kalmak, işsiz kalmak, güvencesiz kalmak, öyle ortada kalmak... Korkmuyorum, cidden. 

Belirsizlikler de iyi geliyor bazen insana, bugüne kadar her şey nasıl yoluna girdiyse öyle yoluna girecektir. Bugüne kadar her şey nasıl kötü gittiyse o kadar kötü gidecektir. Güneş de bizim ay da, gündüz de bizim gece de. 

Yazın bol bol yazarım buralara, yani yapacak bir iş yok. Kitaplar okurum yine, beş yıl sonra ilk kez işsiz işsiz dolaşırım İstanbul sokaklarında. Şöyle bağımız bahçemiz olsaydı keşke küçük bir yerlerde, yerleşseydim içine. Ekip biçmeyi öğrenseydim. İçimdeki daim kaçma isteği nereye götürecek beni? Ben de bilmiyorum. 

Gelin bakalım bilinmezler, sarın dört bir yanımı. Bu hengameden çıkacağız ya bir şekilde, gelin gösterin yaşayalım uyuyalım uyanalım. Sağlıcakla kalalım. 

29 Aralık 2017 Cuma

Seneye Veda

Giderek sadeleşiyorum. Sade ne kadar güzel bir kelime değil mi? Manası farklı olsaydı bu kadar güzel olmazdı belki. Bazen yaşayıp yaşamadığımdan emin değilim. Karşıma çıkan insanlar, güzel insanlar, fena insanlar. Bir şekilde hepsinden uzak tutuyorum kendimi. Bazen kendime kızıyorum bunun için, bazen de daha zamanı değil diyorum. Hangisi doğru bilmiyorum. Ama beklemek ve kavuşmak ortaklaşa gerçekleşecek. Sanırım Arapçada beklemek ve kavuşmak, sahip olmak aynı anlama denk düşüyor. Ne güzel öyle değil mi?

Pek çok fazlalıktan arındığımı hissediyorum. Daha temiz bir hava soluyorum, insanlar azalıyor. Sükunet daha ön planda, etrafta sesler giderek netleşiyor. Kendi sesimi duyabiliyorum. 

Bu sene 26 oldum. Sanki yaşımla özdeş bazı büyük kararlar alabilmeye başladım. Kendime güvenim arttı. Maddeden uzaklaşmayı az çok becermeye başladım. Görünür dünyanın görünmeyen ritminden uzaklaştım, kendime müzik çalıyorum. İnsani olarak daha iyi bir noktaya ilerlemekteyim. Elbette nihayete ermiş, olmuş değilim. 

Eskiden doğayı bu kadar çok kutsamazdım, bakar geçerdim. Şimdi doğanın her bir parçasına tüm şaşkınlığım ile bakabiliyorum. Konuşmak yerine daha fazla dinliyorum. 

Bir şeyler değişiyor sanırım, ben sadeleşiyorum, anlam kazanıyorum. Yeni bir seneden beklentim yok, beklentileri senelere bölmenin bir manası yok. Huzurla ve okuyarak geçen bir ömrüm olsun. Daha ne isteyebilirim ki? İstemem başka şey. Elveda sene. 

31 Temmuz 2017 Pazartesi

Ateş Yılları

İnsanların hayatlarında ateş yılları olduğuna inanıyorum. Fitili yüksek, alevleri gür yıllar oluyor bunlar. Bir kandilin içinde yandığınızı hissediyorsunuz adeta. Bir ateş boyu yükselip düşecekmişsiniz, sonra da etrafa külleriniz savrulacakmış gibi. Bazen o kadar bulanıyor ki bu tür zamanlarda gözler, etraf tamamen karanlığa bürünüyor. 

İnsanın her zaman tek başına bir mücadele verdiğine inanırım. Yanınızda ne kadar çok seveniniz olursa olsun bir insanın iç ritmini tümden, her şeyi ile anlayabilecek başka bir insan yok ne yazık ki. Hayat tek başına çıkılan bir yolculuk, bu yolculuk süresince bize yarenlik eden insanlara rastlıyoruz. Kimi uzaktan el sallıyor, kiminin bir alacağı var kısa süreli kalıp gidiyor kimi de o kadar uzun kalıyor ki varlığının farkına bile varmaz oluyoruz. Bir müddet durup dinlenmek gerekiyor hayatın bir köşesinde. Kaybedilen onca insan, yıpranmış onca duygu. Dönüp baktığınızda geriye sizden bir şey kalmadığını görüyorsunuz. İşte bu an çok önemli, altın saniyeler. Nefes alın, yalnız yürümekten korkmayın. 

Korktuğumuz için seviyor, korktuğumuz için terk ediyor ve korktuğumuz için yaşıyoruz. Hayat korkularımızdan oluşmuş bir ritüel, bunu yadsıdığımız müddetçe üzülmeye devam edeceğiz. Oysa fizikteki gibi herhangi bir kabın şeklini almamız gerekmiyor ille de. Hayat bilimden çok ayrı bir bilmece, eğrisi doğrusu bir garip, ölçülebilir bir tarafı da yok. 

Uzunca müddet kendinizi dinleyip usanmadan kendinizle kalmaya başladığınız an her şey değişiyor. Bırakın etrafınızdaki dünya ve insanlar dönenip dursun. Siz zamanın farkına varın, duygularınızı yaşayın ve yalnızca kendinizle olduğunuzun bilincine varın. Öyle ya da böyle tekiz. Biriz. Var oluş serüveninizde bir alev beliriyorsa bırakın yakıp kavursun içinizi. Yaşamak belki de bize en büyük ceza ve sanıyorum ki bu cezayı alevler içinde çekiyor oluşumuzu kabullenebildiğimiz kadar varız. Gerisi ve ötesi kocaman bir boşluk nihayetinde. 

17 Temmuz 2017 Pazartesi

Güneydoğu Anadolu Yolculuğumdan Notlar
















Güneydoğu Anadolu yolculuğumu tamamladım. Bu yazıyı epey hüzün yüklü kaleme alıyorum. Kendimi hiç İstanbul'a ait hissetmedim hala hissetmiyorum. Burada okudum, çalışmaya başladım derken bu şehrin beni ne kadar yıprattığını yeni yeni görüyorum. Samimiyetsiz insanlar, sürekli bir koşturmaca, kendini dinlemeye vakit bulamama gibi pek çok sorun beni yıpratıyor. Güneydoğu'da kendime geldim. Samimiyet, insan sevgisi, sohbet, misafirperverlik sanki bu güzel değerlerin hepsi oraya ait. 

İlk gün Antep üzerinden Halfeti'ye geçtim. Halfeti'de Fırat üzerinde bir tekne turu yapıp ardından yemek yedim. Fırat'ın masmavi ve sakin suyu üzerinde masalsı anlar yaşadım. Ertesi gün ise Adıyaman'da idim. Nemrut Dağı'nın üzerinde güneşin batışını seyrettim. Ardından Mardin ve Midyat'i ziyaret ettim. Mardin'e dair beni en çok etkileyen yapı Mor Gabriel oldu. Tarihi doku ile buluşmam ve kadim Süryani halkını yakından tanımam inanın gözlerimi doldurdu. Süzülen bir iki damla yaş ile gezinip durdum Mor Gabriel'de. Midyat'ta kültürel çeşitlilik bol, tarih boyunca süregelen bu çeşitliliğe bizzat şahit oldum ve ne kadar büyük bir zenginlik barındırdığımızın farkına bir kez daha vardım. Mor Gabriel'den çok zor ayrıldım. Bir gün mutlaka bir kez daha ziyaret edeceğim. 

Mardin'de Kasımiye Medresesini de ziyaret ettikten sonra Batman Hasankeyf'e yol aldım. Büyülü bir güzellik, bir kez daha kahrettim onu sular altında bırakacak olmalarına. Her gittiğim yerde gözlerim hep nemli gezdim, sanki bu topraklarda insanı kendine çeken, insanı özü ile tanıştıran tarif edemediğim bir şeyler vardı. 

Bir sonraki gün Antep gezimin ardından Hatay ve Adana ziyaretlerimden sonra İstanbul'a geri döndüm. Bir gün bu şehirden temelli gideceğim. Bu şehrin ve insanlarının beni daha fazla yok etmesine izin vermeden bir gün temelli gideceğim. Bir süre birbirimize katlanmak zorundayız İstanbul, ardından yollarımız ayrılacak. Bir gün, muhakkak. 

18 Mayıs 2016 Çarşamba

Senden Sonrası

Devam ediyor yaşam bir yerlerde. Çabuk da geçiyor zaman. Artık büyük zamanlar yok bedenimde ve ruhumda. Büyük yaşamıyorum artık, gayet küçük, minicik adımlarla seyrediyorum. Seyirlik yaşıyorum. Soluksuz ve en kısasından. Özümsüyorum etrafımdaki her şeyi, küçümsüyorum büyük olmayan zamanı.

Belki bir gün bu koca şehirde görürüm seni yeniden. O an sana bakıp gülümser miyim yoksa yüzümü çevirip yoluma devam eder miyim emin olamıyorum. Bunun bin bir türlü versiyonunu hayal edip, zihnimde bin bir türlü versiyonunun bin bir türlü filmini çekiyorum. İşte bu büyük bir zaman olur yeniden ikimiz için. Ya da yalnızca benim için. 

Bir daha kendi hayatım için büyük zamanlar yaratabilir miyim, pek sanmıyorum. Bir mucize olmadığı sürece büyük zamanlardan uzak durmaya karar verdim. Tüm büyük zamanlar senin olsun isterim. İçine her türlü kalbi eylemleri sığdırabildiğin, kocaman zamanlar. Büyük zamanlar yalnızca senin olsun isterim, hayatım boyunca küçük zamanlarda yaşasam da.