İnsanların hayatlarında ateş yılları olduğuna inanıyorum. Fitili yüksek, alevleri gür yıllar oluyor bunlar. Bir kandilin içinde yandığınızı hissediyorsunuz adeta. Bir ateş boyu yükselip düşecekmişsiniz, sonra da etrafa külleriniz savrulacakmış gibi. Bazen o kadar bulanıyor ki bu tür zamanlarda gözler, etraf tamamen karanlığa bürünüyor.
İnsanın her zaman tek başına bir mücadele verdiğine inanırım. Yanınızda ne kadar çok seveniniz olursa olsun bir insanın iç ritmini tümden, her şeyi ile anlayabilecek başka bir insan yok ne yazık ki. Hayat tek başına çıkılan bir yolculuk, bu yolculuk süresince bize yarenlik eden insanlara rastlıyoruz. Kimi uzaktan el sallıyor, kiminin bir alacağı var kısa süreli kalıp gidiyor kimi de o kadar uzun kalıyor ki varlığının farkına bile varmaz oluyoruz. Bir müddet durup dinlenmek gerekiyor hayatın bir köşesinde. Kaybedilen onca insan, yıpranmış onca duygu. Dönüp baktığınızda geriye sizden bir şey kalmadığını görüyorsunuz. İşte bu an çok önemli, altın saniyeler. Nefes alın, yalnız yürümekten korkmayın.
Korktuğumuz için seviyor, korktuğumuz için terk ediyor ve korktuğumuz için yaşıyoruz. Hayat korkularımızdan oluşmuş bir ritüel, bunu yadsıdığımız müddetçe üzülmeye devam edeceğiz. Oysa fizikteki gibi herhangi bir kabın şeklini almamız gerekmiyor ille de. Hayat bilimden çok ayrı bir bilmece, eğrisi doğrusu bir garip, ölçülebilir bir tarafı da yok.
Uzunca müddet kendinizi dinleyip usanmadan kendinizle kalmaya başladığınız an her şey değişiyor. Bırakın etrafınızdaki dünya ve insanlar dönenip dursun. Siz zamanın farkına varın, duygularınızı yaşayın ve yalnızca kendinizle olduğunuzun bilincine varın. Öyle ya da böyle tekiz. Biriz. Var oluş serüveninizde bir alev beliriyorsa bırakın yakıp kavursun içinizi. Yaşamak belki de bize en büyük ceza ve sanıyorum ki bu cezayı alevler içinde çekiyor oluşumuzu kabullenebildiğimiz kadar varız. Gerisi ve ötesi kocaman bir boşluk nihayetinde.
mutlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mutlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
31 Temmuz 2017 Pazartesi
31 Mart 2016 Perşembe
Küçücük, Minicik, İçi Dolu Turşucuk Mutluluk
Herkesin mutlu olduğu şeyler farklıdır öyle değil mi? Mesela sizi en çok mutlu eden şeyler nelerdir günlük rutininiz içinde? Öyle ütopyalara, hazmı zor hayallere ve reyhanlı rüyalara gerek yok. Merak ediyorum sadece.
Misal ben bugün neler yaptım? Gün içinde nasıl mutluluklar çıkardım ve neler pay biçtim kendime en pileli, en gösterişlisinden?
Sabah çalıştığım okuldan geldim, on günlük bir bahar tatiline girdik. Sonra biraz müzik dinledik annemle. Ödemelerim vardı onları yaptım internet üstünden. Sonra annemi de aldım yürüyüşe çıktık, o sırada bir ucuzcu dükkan bulduk. Ucuz bir masa aynası, bir adet bodrum menekşesi (en beyazı ve en laciverdinden, tanrım o ne güzel bir renk uyumu öyle), sarı renkli bir saksı beğendim, annem el radyosuna pil aldı, masama ucuzundan bir not kağıdı aldım ve çıktık. Eşyaları eve bırakıp kahve faslına başladık. Annem kahve yaptı, ben de balkonda çiçeği diktim. Can suyunu verdim.
Sonra ben kitapçıya gittim. On günlük tatilim için üç kitap aldım. Oğuz Atay, Bilge Karasu ve Ali Lidar. Yanına da indirimlisinden iki dvd aldım. Arjantin Hikayeleri ve Hayatımın Yazı.
Ben kitapçıdan geldim, yine dışarı çıktık annemle. Hava güneşli, güzel ya. Mutluluk dozajını en üstte tutmaya çabalıyoruz. Gelirken dükkandan kır pidesi almıştım. Fırında patates yaptık hemen. Plastik kaplara ve bez torbaya doldurup parka gittik. Oturduk, sohbet ettik yedik içtik. Ben anlattım annem dinledi, annem anlattı ben dinledim ama en çok ben anlattım.
Asansöre binerken: "Hadi anne, asansöre oynayarak binelim" dedim. "Tamam" dedi, gülüştük.
Bazen ruhum sıkılıyor, kendimi çok melankolik buluyorum. Hatta kendim için burada melonkalik yazarken bile gözüm seyirebiliyor, seyirdi. Ruhu uyanık tutmanın formülü ya da mutlu olmanın ezeli iksiri nedir bilmiyorum, bilen var mı onu da bilmiyorum. Ama küçücük, minicik içi dolu turşucuk mutluluklar, o geri dönülemez anlar var ya. Yalnızca o zamanlar ruhumu huzur kaplıyor. Gece yarısı kalkıp portakal yemek gibi, ya da ağza bir tanecik karanfil atmak gibi. Gece yarısı çişe gidip uyuklamak ya da yorganın altından uykulu uykulu uzanıp, ayak altını kaşımak gibi. Minik ama değerli, tatmin edici.
Misal ben bugün neler yaptım? Gün içinde nasıl mutluluklar çıkardım ve neler pay biçtim kendime en pileli, en gösterişlisinden?
Sabah çalıştığım okuldan geldim, on günlük bir bahar tatiline girdik. Sonra biraz müzik dinledik annemle. Ödemelerim vardı onları yaptım internet üstünden. Sonra annemi de aldım yürüyüşe çıktık, o sırada bir ucuzcu dükkan bulduk. Ucuz bir masa aynası, bir adet bodrum menekşesi (en beyazı ve en laciverdinden, tanrım o ne güzel bir renk uyumu öyle), sarı renkli bir saksı beğendim, annem el radyosuna pil aldı, masama ucuzundan bir not kağıdı aldım ve çıktık. Eşyaları eve bırakıp kahve faslına başladık. Annem kahve yaptı, ben de balkonda çiçeği diktim. Can suyunu verdim.
Sonra ben kitapçıya gittim. On günlük tatilim için üç kitap aldım. Oğuz Atay, Bilge Karasu ve Ali Lidar. Yanına da indirimlisinden iki dvd aldım. Arjantin Hikayeleri ve Hayatımın Yazı.
Ben kitapçıdan geldim, yine dışarı çıktık annemle. Hava güneşli, güzel ya. Mutluluk dozajını en üstte tutmaya çabalıyoruz. Gelirken dükkandan kır pidesi almıştım. Fırında patates yaptık hemen. Plastik kaplara ve bez torbaya doldurup parka gittik. Oturduk, sohbet ettik yedik içtik. Ben anlattım annem dinledi, annem anlattı ben dinledim ama en çok ben anlattım.
Asansöre binerken: "Hadi anne, asansöre oynayarak binelim" dedim. "Tamam" dedi, gülüştük.
Bazen ruhum sıkılıyor, kendimi çok melankolik buluyorum. Hatta kendim için burada melonkalik yazarken bile gözüm seyirebiliyor, seyirdi. Ruhu uyanık tutmanın formülü ya da mutlu olmanın ezeli iksiri nedir bilmiyorum, bilen var mı onu da bilmiyorum. Ama küçücük, minicik içi dolu turşucuk mutluluklar, o geri dönülemez anlar var ya. Yalnızca o zamanlar ruhumu huzur kaplıyor. Gece yarısı kalkıp portakal yemek gibi, ya da ağza bir tanecik karanfil atmak gibi. Gece yarısı çişe gidip uyuklamak ya da yorganın altından uykulu uykulu uzanıp, ayak altını kaşımak gibi. Minik ama değerli, tatmin edici.
23 Ocak 2010 Cumartesi
Mutlu İnsanlar Ülkesi

Sırılsıklam rüyalarla,hayal kitabım yanımda
Başım sıkışmış tırabzanlara
Bakıyorum,düşlüyorum saçmalaya saçmalaya
Bir varmış bir yokmuş
Ekinler kokmuş,hayat bokmuş
Ama mutlu insanlar ülkesi varmış
Mış da mış
Sahiden mutluymuş
Bir çocuk,gençten biri
Bir gün bu ülkeye ayak basmış
Şehrin göbeğine bir kuyu kazmış
Kazmış da kazmış
İçine ülkenin tüm kötülüklerini
kütüklerini,riyalarını atmış
üzerini kapatmış bir de bekçi koymuş
her yer suymuş,mezar açılmış
kötülükler çalınmış,genç şaşırmış
kim çalmış,aratmış bulamamış
hayat bir hiper tansiyon
garip,özlü bir aksiyon
sulu gözlü bir akordiyon
gel zaman git zaman
zaman gelmemiş,zaman gitmemiş
fakat iyiliğin kendisi gelmiş
bir itiraf eylemiş
kötülüğe iltifat etmiş
ben çıkardım onu kuyudan demiş
yasak yemişi yemiş
kötülük olmadan ben neye yararım
ki demiş
halkı yarmış geçmiş
mutluluklar ülkesi mi?elbet mutluluğuna devam etmiş
Bekçi mi?
Bir daha ortalıklarda görülmemiş.
Fasa fiso,spor ayakkabılarını aldık da geldik.Yolda yürüyen kızların bana bakması annemin çok hoşuna gitti.Biri bakarken düşüyordu sanırım:D Karlı burası,vee fonda elbet Paramore,insanın canı nasıl yiyecek çekerse benim canım da Hayley çekiyor ya,turuncum benim,yirim seni..Bi de kendini olgun bir meyve sanıp da gizli yollarla millete yani bana laf sokmaya çalışan absürtler yok mu,güldüm yine ya:D
Dostum Bill,yeni tarzını beğendim,süüpersiniz siz:)Kulaklık da aldım her ne kadar dandik de olsa.Koca bi cips aldım akşam kuzenlerle yerim artık,çikolata yedim bir de muz yedim.Yurtta meyvesizlikten hastalıktan kurtulamamıştım fena olmadı hani:)Annemi çok özlemişim ya,koynunda yattım azcıkın,kazık velet:D
Haa,bir de dengesizliğimden cevap kağıdı yerine soru kağıdına sorunun cevabını yazdığım Sosyoloji sınavından geçmişim.Ohh.Oh my got:)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)