gün etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gün etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Temmuz 2023 Perşembe

Serin Bir Gün, Minik Bir Gezi ve Kitaplar

Dünkü olağanüstü İstanbul sıcağından sonra bugün hava epey serinledi. Ben de bu fırsatı değerlendirip dışarı çıkmaya karar verdim. Kahvaltıdan sonra hazırlanıp birkaç yayınevi gezmeye gittim. En sevdiğim aktivitelerden biridir. Belirli aralıklar ile yayınevlerini geziyorum ve yeni eserleri inceliyorum. Malum artık basılı bir kitaba ulaşmak fiyatlarından dolayı çok zor. Kitap alışverişlerimi ya internet üzerinden indirimli şekilde yapıyorum ya da yayınevlerinin bizzat kendi yerlerine gidiyorum. Yalnızca kendi yayınlarını sattıkları için epey indirimli alabiliyorum kitapları. Bugün önce İletişim Yayınlarına hemen ardından İş Kültür Yayınlarına uğradım ve gezimi Yapı Kredi Yayınlarında sonlandırdım. Önümüzdeki sene hazırlamayı düşündüğüm bazı çalışmalar var, onlar için kaynak kitaplar aldım. Hemen listemi de iliştireyim şuraya. Belki kitap arayışında olanlar için bir fikir verebilir: 

  • Çocuk Düşmanlığı, Çocuklara Karşı Ön Yargı ile Yüzleşme, Elisabeth Young-Bruehl, İletişim Yayınları (Bu kitabı çalıştığım okulun toplum hizmetleri biriminde görmüştüm ve inceleme fırsatım olmuştu. Çocuklar ile ilgili pek çok meseleyi ele alan kitap var zaten ama çocuk özgürleşmesini politik ve toplumsal zeminde inceleyen çok çalışma yok. Yakın zamanda okumayı planlıyorum). 
  • Mutlu Yurttaş İmalatı, Mutluluk Endüstrisi Hayatımızı Nasıl Kontrol Ediyor?, Eva Illouz ve Edgar Cabanas, İletişim Yayınları (Yeni çıkan bir kitap, mutluluk baskısının nasıl kocaman bir endüstriye dönüştüğünü anlatıyorlar bize. Son yıllarda türeyen yaşam koçları ve mutluluk uzmanlarından tutun da, kişisel gelişim zırvalığına kadar mutlu yurttaş imalatına dair ayrıntılı ve eleştirel bir çalışma. Sanırım hemen okumaya başlayacağım). 
  • Cehenneme Övgü, Gündüz Vassaf, İletişim Yayınları (Yıllar önce okuduğum ve gündelik hayatın totalitarizmini bu kadar açık ve sahici şekilde anlattığı için çok beğendiğim bir kitaptı. Nasıl olduysa bir şekilde kütüphanemden çıkmış. Hafızamı tazelemek için yeniden alıp okumak istedim). 
  • Talat Parman'ın 3 kitabını aldım Yapı Kredi Yayınlarından. Ergenlik ve Ötesi, Ergenlik Tutkusu ve Ergenliğin Yüzleri. (Ergenlik üzerine çalışmalar yapan Parman'ın aynı zamanda psikanaliz üzerine de derinlemesine çalışmaları var. Eğitim verdiğim yaş grubu ergenler olunca bu alandaki kitaplar ilgimi çekiyor. 2023 bitmeden okumayı planlıyorum hepsini). 
  • Pal Sokağı Çocukları, Ferench Molnar, Yapı Kredi Yayınları (Bildiğim ama yıllardır bir türlü okumaya fırsat bulamadığım kitaplardan biriydi. Geçenlerde Deniz Yüce Başarır'ın "Ben Okurum" isimli podcast serisinde rastladım ve bu yaz alıp nihayet okumak istedim). Diğer kitaplar çocuk kitapları sayılır, onlarla listeyi uzatmak istemediğim için burada noktalayacağım. 
3 yıl önce bir Kindle almıştım kendime. İlk yıl çok severek kullansam da tam bir somut kitapsever olarak kullanmayı bırakıp masamın üzerinde bir köşeye kaldırmıştım. Bugün yeniden şarj edip açtım, içinde güzel kitaplarım vardı okunmayı bekleyen. Yakında tatile çıkacağımız için, yolculuk sırasında çok pratik olacağını düşündüm. İçimde minik bir heyecan oluştu, Kindle'ı uykudan uyandırmış olduk. Bundan sonra daha efektif bir şekilde kullanmaya devam edeceğim. Çünkü gerçekten hakkını veren çok güzel bir teknoloji olduğunu düşünüyorum. 

Kahvem bitmek üzere, yine balkondan ama bu sefer serin bir akşamdan yazıyorum. Bu yazıya eşlik eden, çok sevdiğim Of Monsters and Men'e de selamlar olsun. My Head is an Animal isimli albümlerini tekrar dinlemek mutlu etti beni uzun süre sonra. Sağlıcakla kalın.

1 Ağustos 2022 Pazartesi

Güzel Bir Gün

Eski okulumdan öğrencilerimle buluştuk bugün. Ekip halinde beni görmek istemişler, oturduk bol bol sohbet ettik. Çok tuhaf bir duygu, tarif etmesi gerçekten zor. Benim onları okuttuğum dönemde henüz yeni yetme birer lise öğrencisiydi hepsi, yıllar geçti ve artık çoğu üniversiteden mezun olmak üzere. Çok başarılı çocuklardı, büyük bir kısmı yurt dışındaki köklü okullarda eğitim görüyorlar. Kendilerini geliştirmek için çabalıyorlar, tüm bunların yanında beni hala eskisi gibi seviyorlar. 

Lisede yaşadığımız maceraları yad ettik bugün, hepsini kocaman olmuş görünce şaşırmadım değil. Gerçek birer yetişkin olmaya adım atmışlar, gözlerindeki heyecan ise hiç solmamış. Umarım hayatları boyunca bu heyecanı canlı tutmayı başarırlar. 

İnsan, anın içindeyken fark etmiyor lakin onların hayatlarına pek çok açıdan dokunduğumu söylediler bana. Yalnızca dinlemenin bile çok büyük bir erdem olduğunu bir kez daha anlamamı sağladılar. Ergenlik yıllarında her öğrenci, en az bir yetişkinin kendisini dinlemesini ve kendisi ile ilgilenmesini bekler, talep eder. Bazı öğrenciler bunu açık bir şekilde dile getirse de, daha içe dönük öğrenciler ilk adımı karşılarındaki yetişkinin atmasını bekler. Sizin yalnızca bir adım atıp iletişimi başlatmanız yeterlidir çoğu zaman. Onlar, kendi hayatlarını, mutluluklarını ve hüzünlerini öyle hevesle anlatmaya başlarlar ki, usulca, sessizce dinlemeniz bile onları fazlası ile geliştirip sağaltır. Meslek hayatımda dokuzuncu yılım bitti, onuncu yılın içerisine gireceğim. Öğretmenlikten az buçuk anlıyorsam şayet, öğrenci ve öğretmen arasındaki ilk adımın kesinlikle dinlemekle başlaması gerektiğini düşünüyorum. Yıllar sonra bana hala aynı heyecanla bakıyor ve anlatıyor olmaları beni gerçekten çok mutlu ediyor.

Masada iki endüstri mühendisi, bir ekonomist, bir sinemacı ve felsefeci, bir kimyacı ve bilgisayar mühendisi adayı görmek bana güç verdi bugün. Çocuklarım için dopdolu ve mutlu bir hayat diliyorum. Heyecanları ve neşeleri hiç solmasın. 

25 Ağustos 2020 Salı

Sıradan Birkaç Gün

Bugün TRT Belgesel'in Youtube kanalında çok güzel bir yapım izledim, "Sıradan Birkaç Gün". Yönetmenliğini ve yapımcılığını Pınar Nadide Okan üstlenmiş. Anadolu'nun farklı bölgelerinden ve şehirlerinden, ortaokul çağlarındaki dört farklı çocuğun yaşamlarından birer kesit sunulmuş. Taşrada yaşayan çocukların günlük telaşı, hayalleri, endişeleri ve istekleri yer alıyor belgeselde. Ülkemizde yapılan takdire şayan işler var, kendi adıma emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum, özellikle belgeselde yer alan çocuklara. 

Üniversiteden mezun olduğumda atanacağımı düşünmüştüm, taşrada bir yere gitmek istiyordum. Çocuklarım, annem ve doğa ile birlikte gül gibi geçinir gideriz diyordum. Öğrenci olduğum dönemlerde çeşitli projelerle Anadolu'nun farklı coğrafyalarında bulundum. Hakkari, Şırnak ve Van civarında çalışmalar yaptım, roman mahallerindeki okul onarım projelerine katıldım, bazı köyleri gezip çocuklar ile etkinlikler yaptım. Derken hayalime kavuşamadım, İstanbul'da kalıp özel sektörde çalışmaya başladım ve yedi seneyi bu şekilde devirdim. 

Bazen İstanbul'da fazlasıyla kirlendiğimizi düşünüyorum. Çalıştığım okulda ülkenin sayılı zenginlerinin çocukları okuyor. İşin içinde çocuk oldu mu, nerede olduğumuzun bir önemi yok bence. Fakat çoğu zaman bu durumu sorguluyorum, bir taşrada olsaydım daha mı faydalı olurdum diye düşünüyorum. Eğitim verdiğimiz küçük azınlığın gelecek ile ilgili kaygıları yok, çünkü maddi açıdan oldukça rahat durumdalar. İstediklerini hemen elde ediyorlar, şoförleri var, hizmetlerini gören personelleri var, dünyanın çeşitli yerlerinde malları mülkleri var ve aslında 'gerçek' hayatın farkında değiller. Bazen derslerimi yarıda kesip onları farklı coğrafyalara, kültürlere ve insanların yaşamlarına götürüyorum. Elimden ancak bu kadarı geliyor sanırım. 

Taşrada zamanı içselleştiren çocuklar ile zamanı tüketen ve isteklerine gem vuramayan şehirli çocukları zihnimde yan yana getirdiğimde bir şeyler eksik kalıyor. Bir yanda deniz görmemiş Muşlu bir çocuk ile diğer yanda bir haftalık ara tatilinde ailesi ile birlikte dünya seyahatine çıkan çocuklar. 

Bir gün her şey değişir mi bilemiyorum, bir gün canıma tak edip atanır da gider miyim onu da bilmiyorum. Şehir, insanı bilinmeze doğru öyle bir sürüklüyor ki; taşranın kaygısı ile şehrin kaygısının bile ortak bir paydada bütünleşemediğini hissediyorum. Taşradaki zaman algısı ve şehirdeki kaos birbirine bir türlü denk düşemiyor. 

Yine de belki bir gün diyorum kendime; bana epey ağır gelen bu şehirden alıp başımı gidebilirim. Yine de belki bir gün diyorum kendime; zorlandığım, giyinip kuşandığım, yaşıyormuş gibi yaptığım bu modern yaşamdan sıyrılabilir, soyunabilirim. 

21 Mayıs 2018 Pazartesi

Sayılı Gün

Bugün okulun kütüphanesinden yazıyorum, klasik bir nöbet. Birkaç öğrenci ders çalışıyor, ben de bilgisayarımı açıp ufak tefek notlar düşeyim dedim buraya. Bu yeşillik alandaki son zamanlarım, sayılı gün kaldı. Çocuklar, çam ağaçları ve bir sürü şey. 

İşsiz kalacağım dönemde okuyabilmek için kitap alıp duruyorum şu sıra. Parasızken kitap almam çok kolay olmayacak, biraz stok mantığı. Bir kısmını şimdi alacağım pahalı olan bir kısmını da tazminatımı alınca. 

Şu sıralar sevdiğimiz başka bir şehirden ev bakıyorum. Şöyle küçük, annemle bize yetecek kadar. Bir oda ve bir salon. İstanbul'dan gitmek niyetindeyiz. Bir süre başka bir il, tanımadığımız bir şehir sanki bize daha iyi gelecek. Yazın epey koşturmacalı geçecek sanırım. O sıcaklarda o şehirden o şehire nasıl taşınacağız bilemiyorum lakin bir şekilde hallolacaktır. Şehir adı vermeyeyim, sürpriz olsun.

Uzun zamandır takip ettiğim The Handmaid's Tale'in de ikinci sezonu başladı. Biraz bölümler biriksin öyle izleyeyim diyordum ama dayanamadım ilk bölümü izledim. Güzel bir sezon olacağa benziyor. Başkaca takip ettiğim bir dizi yok. 

Şu sıralar Başka Sinema'da filmler izliyorum. Bir süre önce Bütün Saadetler Mümkündür'ü izledim. Birkaç gün önce de Hemşire'yi izledim. Genelde Kadıköy Sinemasında izliyorum. Oradan da Nazım'a geçiyorum çay içmeye, güzel oluyor. 

Yavaş yavaş İstanbul'a veda ediyor gibiyiz, içim bir tuhaf, yine de her şey normal. İnsan belirli bir yaştan sonra gitmelere ve kalmalara daha kolay alışıyor sanırım. Azıcık daha zaman, az biraz daha.

31 Mart 2016 Perşembe

Küçücük, Minicik, İçi Dolu Turşucuk Mutluluk

Herkesin mutlu olduğu şeyler farklıdır öyle değil mi? Mesela sizi en çok mutlu eden şeyler nelerdir günlük rutininiz içinde? Öyle ütopyalara, hazmı zor hayallere ve reyhanlı rüyalara gerek yok. Merak ediyorum sadece. 

Misal ben bugün neler yaptım? Gün içinde nasıl mutluluklar çıkardım ve neler pay biçtim kendime en pileli, en gösterişlisinden?

Sabah çalıştığım okuldan geldim, on günlük bir bahar tatiline girdik. Sonra biraz müzik dinledik annemle. Ödemelerim vardı onları yaptım internet üstünden. Sonra annemi de aldım yürüyüşe çıktık, o sırada bir ucuzcu dükkan bulduk. Ucuz bir masa aynası, bir adet bodrum menekşesi (en beyazı ve en laciverdinden, tanrım o ne güzel bir renk uyumu öyle), sarı renkli bir saksı beğendim, annem el radyosuna pil aldı, masama ucuzundan bir not kağıdı aldım ve çıktık. Eşyaları eve bırakıp kahve faslına başladık. Annem kahve yaptı, ben de balkonda çiçeği diktim. Can suyunu verdim. 

Sonra ben kitapçıya gittim. On günlük tatilim için üç kitap aldım. Oğuz Atay, Bilge Karasu ve Ali Lidar. Yanına da indirimlisinden iki dvd aldım. Arjantin Hikayeleri ve Hayatımın Yazı.

Ben kitapçıdan geldim, yine dışarı çıktık annemle. Hava güneşli, güzel ya. Mutluluk dozajını en üstte tutmaya çabalıyoruz. Gelirken dükkandan kır pidesi almıştım. Fırında patates yaptık hemen. Plastik kaplara ve bez torbaya doldurup parka gittik. Oturduk, sohbet ettik yedik içtik. Ben anlattım annem dinledi, annem anlattı ben dinledim ama en çok ben anlattım. 

Asansöre binerken: "Hadi anne, asansöre oynayarak binelim" dedim. "Tamam" dedi, gülüştük. 

Bazen ruhum sıkılıyor, kendimi çok melankolik buluyorum. Hatta kendim için burada melonkalik yazarken bile gözüm seyirebiliyor, seyirdi. Ruhu uyanık tutmanın formülü ya da mutlu olmanın ezeli iksiri nedir bilmiyorum, bilen var mı onu da bilmiyorum. Ama küçücük, minicik içi dolu turşucuk mutluluklar, o geri dönülemez anlar var ya. Yalnızca o zamanlar ruhumu huzur kaplıyor. Gece yarısı kalkıp portakal yemek gibi, ya da ağza bir tanecik karanfil atmak gibi. Gece yarısı çişe gidip uyuklamak ya da yorganın altından uykulu uykulu uzanıp, ayak altını kaşımak gibi. Minik ama değerli, tatmin edici. 

28 Mart 2016 Pazartesi

Mandalina Rengi Bir Kedi ve Geçen Her Ayrı Gün

Her günün ardından eve dönüş, ciddi anlamda huzur bulduğum tek hadise. Yorgun ve uykusuz iş dönüşü, çocuk gürültüsü yok. Huzurla ortanca anahtarı çevirip açtığım evimin kapısını bile seviyorum. Kapıyı açıp iki dakika aralık tutuyorum çünkü sitede beslediğim kediler geliyor kapıya, kendini sevdirmeye. "Bütün gün kapıdalar. Sen gelince canhıraş sevinç çığlıkları yükseliyor küçücük bedenlerinden. Düpedüz heyecanlanıyorlar, seni çok özlüyorlar. Aşık bunlar sana bak, bak demedi deme. Kedi ile insanın aşık olduğu görülmüş mü ayol, ilahi neler geveliyorum ben de" diyor annem.

Eve girer girmez bir kahve yapıyorum kendime, yeni aldım daha, ucuz bir şey. Kapsüllü. Kredi kartıma hediye gelen puanlardan. Aldığım yerde çok ilgileniyor bir adam benimle. Küçük boylu, yüzü yorgun ama gözleri gülüyor. Usanmadan yarım saat bana kahve makinesini anlatıyor, sonra da üç çeşit kahve yapıyor. Üç çeşit, üç özellik, üç duygu, üç adımda kasaya varıyorum. Önlüğünün altından uzattığı karttan ismini gösteriyor. Hani abi diyor, gidince eve yeni makinende kahveni içerken mis gibi, bizim firmanın sitesine girip benim hakkımda güzel şeyler yazar mısın? Karşımızdaki insandan bir şeyler isterken utanıp sıkılırız ya, hemen yüzü değişiyor, mahcup. Elbette diyorum, eve gelince kahve makinesini açmadan önce birkaç bir şey yazıyorum adam hakkında. Çalıştığı dükkanda daha iyi yerlere geldiğini düşünüp seviniyorum. 

Gün içinde tanımadığım insanlarla kurduğum diyaloglar beni çok etkiliyor. Oturup, onların hayatları hakkında düşünüyorum. Market insanları mesela… Bazen hiç umursamıyorum onları, tek amacım kasadan geçirdiğim ürünleri alıp eve gitmek. Her seferinde ihtiyacından daha fazla alan insanlar, her seferinde gerekenden daha fazla zaman harcayan insanlar. Bazen de yüzlerine uzun uzun bakıyorum. Kasa insanları mesela… Nasıl bir his acaba? Saatlerce kasa başında durup bir sürü yüze, mimiğe, saça, tene, tırnağa, kıla, tüye bakmak. Acaba onlar ne düşünüyor bizim hakkımızda? Mesela bizim evin üstündeki market, marketteki kasiyer kız. Her gün eşarbını değiştiriyor. Her seferinde bana abi diye hitap ediyor. Oysa aynı yaştayız.

"Abi 20 lira tuttu bunlar."
"Abi iki lira on beş kuruşun var mı?"
"Bizde o dediğinden yok abi ama patrona sorarız yine de."

Neden karşısında gördüğü ve hiç tanımadığı gençten bir erkeğe abi diyor? Toplum bunu mu istiyor? Bana ismimi sorsa, bana ismimle hitap etse ya da sadece beyefendi dese daha eşit konumda olmuyor muyuz o zaman? Abi demek onu geri plana itmiyor mu? Toplumdaki kadın erkek eşitsizliğinin altında aslında bu nüans yatmıyor mu? Ne çok abimiz var öyle değil mi?

O gün market çıkışında mandalina renginde, kabarmış diş etli, yaşlıca, tombul bir kedi görüyorum. Hemen markete dönüp bir paket balıklı kedi maması alıyorum. Ayaklarıma sırnaşıyor. Oturup onun mamayı bitirmesini izliyorum. Bu bana zevk veriyor. Neden başkaları yemek yerken izleme ihtiyacı duyarız? Bu bize ismini koyamadığımız bir çeşit tatmin mi sağlar? Anneler de çocukları yemek yerken bundan zevk alırlar ya, içimizde bir tutam anne kırıntısı mı var acaba? Keşke öyle olsa. 

İnsanlar akın akın markete geliyor, bense çıkıyorum dışarı. Elimdeki kedi mamasını gelişigüzel serpiştirerek. Hansel ve Gratel gibi. Yorgun ve argın ilerliyorum sokakta. Mandalina rengi bir kedi için… Yaşama sevincim birden mandalina rengi kedi oluveriyor.

13 Nisan 2013 Cumartesi

Neşeli Bir Gün


Bugün çok güzel bir gündü.Önce ikiye doğru kurstan çıktım ve 'canımla' Beşiktaş'ta buluştuk.Biraz kitap baktık ardından yemek yedik.Balkan Restaurant'ı diye bir yer var.Beşiktaş'ta ve İstiklal'de olmak üzere iki şubesi var bildiğim kadarıyla.Yemeklerini çok beğeniyorum hem keseye de uygun.

Ardından vapurla Üsküdar'a geçtik.Çok neşeli bir bahar havası vardı.
Oradan Çengelköy'e vardık.Ara sokakların birinde,sahile yakın çok güzel bir çikolatacı var.Eskici dükkanı gibi uzaktan,antik bir tasarımı var.İçeride Rum şarkıları çalıyordu biz girdiğimizde.Bir tane de masası var hemen kapının dibinde,atmosferi nostaljik,güzel bir yer.Oranın leziz çikolatalarından aldık bir poşet.İçinde kestaneli çikolatasından tutun da frambuazlısına kadar hepsi vardı.

Ardından bir süre yürüyüp Kanlıca'ya geçtik.Sahilde güneşi izledik ve çikolatalarımızı yedik.
Dönüşte ise tam 45 dakika vapur yolculuğu yapıp şehrin tadını çıkarttık.Nadir zamanlardan biri dahaydı.Dolu dolu yaşadık bugün.

Bugün çok neşeliydi hakkaten İstanbul.

Bu arada gün boyu içimde Kings Of Convenience'den "Boat Behind" çaldı.Bu yazının şarkısı da o olsun madem.

19 Ocak 2013 Cumartesi

Çok Daha Dingin Bir Gün


Bu geceyi,daha doğrusu sabahı Kings Of Convenience isimli güzel gruba ikame ettim.'Dinginlik' demek doğru olur bence onlar için,ben de dinginim hali hazırda.

Yemeğe misafirimiz vardı bugün,komşumuz.Arada kitap alıyor benden okumak için,düzene ve atamalara dair konuşuyoruz onunla.Yanında çok güzel bir bezelye yemeği ile gelmiş,patatesli.Bizde de ıspanaklı yumurta,bulgur pilavı ve brokoli salatası vardı.Oturduk yedik.İki kişilik mini masamızda bir üçüncü kişi,dünya ve yaşam sohbetleri.
Ardından ağza atılan kocaman bir acı biber..Acı biberlerin tabağın ve suyun içindeki tombul duruşları çok asil gelir bana.Bazen uzun uzadıya onları seyrederim.Misal bugün pencerenin önünde ufak bir kasenin içindeydiler,izledim onları.

Kar'da her şey yoğun ilerliyor,anlatım tekniğini anlamakta güçlük çeksem de beni içine çekiyor,dediğim gibi beğendim.Zor beğenmem zaten,her şeyi yerim.Düşünüyorum da hakikaten yemediğim bir yiyecek yok.Elime ne geçerse de okurum,okumadığım şey de yok.O zaman okumayı yemek yemeğe benzetebilirim,benzettim.

Bugünkü ders çalışma programıma da harfiyen uyup bu vakte kadar masamın başında çalışarak oturduğuma göre,yarınki kahvaltıda yiyeceğim haşlanmış yumurtayı düşleyebilirim sanırım.

Ha bu arada,Rowling'in üzerine de kahve döktüm.Yapış yapışlar.Ama tatlı oldular,her zaman kitap sayfalarına damlayan çay ve kahve lekelerini sevmişimdir.Vücudumuzdaki lekeler gibi,bizdenler.

Son olarak bu yazıyı pek beğenmedim.Niye yazma gereği duydum onu da bilmiyorum fakat resimdeki elma güzel.

4 Ağustos 2012 Cumartesi

Bir Gün Tekrar Karşılaşacağız

Savaşmaya ve barışmaya gücü olmadığı zamanlar vardır insanların.Belki de hayatı çok fazla kaale almaktan geçer bu cebirli ve kederli günler.Ama bazen de hep bu ikilemi yaşarız.Bir türlü çıkamayız bu ruh halinden.

Renkli balonlar vardır hayalimizde ama gökyüzü kapalıdır,birazdan yağmur yağacaktır.Şimşekler size kızar ve bulutlar sizi korkutmaya çalışır esmer renkleriyle.Sanırım sürekli benimle olan ruh halim bu,onun dostluğunu seviyorum.Ama bir öyle bir böyle hali beni rahatsız ediyor.Çocuk olmasına veriyorum değişkenliğini,yaramazlığını.Bir yerde de dingin olmak istiyorum tek yöne doğru bir dinginlik,içinde keman sesleriyle deniz sesleri olan bir dinginlik.

Kendi hayatımla bir yerde bir kez daha tanışmayı istiyorum.Söz veriyorum bu sefer her şey farklı olacak.

19 Ağustos 2010 Perşembe

Biliyorum Bi Gün Sihirli Bi Değnek Kıçıma Dokunacak


Ben hala bi peri masalında yaşama umudumdan vazgeçmedim.Biliyorum bi gün sihirli bi değnek kıçıma dokunacak ve ben güzellİkler ülkesinde devamlı beyaz çiklet çiğneyeceğim.Uzaylılara inanıyorum esasen.Ülke hakkındaki gerçekleri merak ediyorlarsa ben kaçırılmaya razıyım.Evet bu açık bi beyannamedir.Klastrofobik bi şey değil.Ama kapalı alan korkum vardır yani benim.Üst solunum yollarım küçüklüğümden beri hasta pek iyi çalışamıyorlar,bi de ben alt solunum yollarımı kullanınca hepten delirdiler o yüzden bana küsler şuan.En son burnumdan bi pişirimlik et çıkmıştı bi daha haber alınamadı.Neyse ben komiklik yapamıyorum ya.

Bu gece teyzemler geliyorlar.Gecenin ikisinde seyehat etme kararı alan tek manyak sülale bizim sanırım gündüzler poşete girdi.Neyse ben onları gardan,bisikletle karşılamaya gideceğim.
Gidiyorum ben,annemin yaptığı sütlaçlardan yiyeceğim.

10 Eylül 2009 Perşembe

Gün Aşırı Günler ve Terapist;)

Evde otur otur sıkıldım,enerjimi harcayacak bir şeylere ihtiyacım var parti olsa da gitsek şimdi:)Manyak daha alttaki yazında insan içine çıkmaktan hoşlanmadığını yazmadın mı bu ne partisi şimdi dengesiz demeyin sakın;)Biraz değişkenim bomba gibiyim her an patlayabilirim.Bu arada acayip tatlı tüketmek istiyorum,canım istiyor böyle ağdalı ağdalı.

Bu akşam iftara davetliyiz gene iftar arası da bir burs ayarlayacağım inşallah.Rahat okumak için gerekli!Parası olan varsa versin vallahi;)

Duş almam gerekiyor saçlarıma hakim olamıyorum.Gerçekten ihtiyacı olan varsa nakil alabilir.Mübarek halıfileks gibiler;)Duş alıp yatıştırmam lazım onları.

Dün yine 2 Genç Kız adlı filmi izledim.Feride Çetin'i çok beğeniyorum söylemeden geçemeyeceğim doğrusu.

Ayrıca Terapist'i merak edenler buraya.Hayranları yanaşsın ekrana.Nerede bu oğlan iki gündür yok piyasada diyenler.Evet,buradan açıklıyorum.Terapist bir çocuk bulmuş,çok aşığım falan diyor.Ve evet olanlar olmuş onunla kaçmış,bir daha yazmayacakmış bloga da;))Hoho;);)Daha neler hepsi asparagas haber benim uydurmam.Gerçek nedeni şu şekilde:Sanırım internet hatları yenileniyormuş ondan piyasaya çıkamıyormuş.Merak etmeyin yakında tüm müzik marketlerde yerini alacak.Fanları üzülmeyin;;)

Neyse mutlu günler;)

5 Aralık 2008 Cuma

Anlamazdın



Bir telaştır son iki gündür gidiyor…Herkes evine dönme çabası içinde otogarda oradan oraya koşuşturuyor.Rockçı kız,asi gençler,tikiler,geçen gün sevgilisinin içine düşen yılışığımsı,garip kız,ve yaşlı teyzeler bile.Bir kısa filmde izlemiştim,Harem’in iç yüzünü,hüzünlerini,gidişlerini ve geri dönmeyişlerini.İnsan büyüdükçe daha bir özlem duyuyor geçmişe.Her ne kadar geçmişi ona sahip çıkmasa da o geçmişine sahip çıkıyor.Bu arada üçüncü tekil şahıs niteliğindeki karakterler ben oluyorum,Türkçe Hocamızın da çok sık bahsettiği gibi(Cümlenin öğeleri konusunda) pek bir mühim öğe “o”.İşte bugün de öyle telaşlı bir gündü,fırından simit alıp ev salçasıyla birlikte keyif yaptık yine.Sonra gümüşçüye gidip Sevgi’nin annesine doğum günü için yüzük aldık.Benim seçtiğim bir yüzüktü…Karanlık bir yolun durgunluğunun arasında kendimi evde buldum,ne güzel şarkıymış Ayla Dikmen’in “Anlamazdın”…Filmlerden duymasak hiç de anlayacağımız ve araştıracağımız yok aslında bu şarkıları.Gerçi suç ben de ve benim kaderimi paylaşanlarda değil.Her gün belediye otobüsünde ismi lazım değil bir şahsiyetin


Sokak kadını

Vicdansız sürtük

Seninle ne günler bilmem neler gördük timsali şarkısını 40 dk boyunca dinlemek zorunda olunca böyle oluyor ne yazık ki!


Şöyle diyor son olarak Ayla Dikmen;


Dilerim ki,mutlu ol sevgilim

Ben olmasam bile hayat gülsün sana

Günahın boynumda

Ağlayan bir çift göz bıraktın arkanda…



28 Ekim 2008 Salı

Sevindirik Bir Gün



Cumhuriyetin doğuşu ile yeni bir güne açılmak ne kadar güzel!Bilinçli ellerde güzel bir tarih dersi işlediğim için çok şanlı sayıyorum kendimi.İyi ki varsın Ata’m…

Düşünce platformumuzun açılması ile birlikte daha da bir sevindirik oldum ben.Yorucu ve üzgün bir hafta geçirdim.Burada edindiğim güzel dostlukları ve düşünce arkadaşlığını hepten kaybettim sandım.Şimdi kendimi çok ferah hissediyorum.Yeniden kavuştum Çikletime ve sizlere…

Dediğim gibi;bir sürü ıvız zıvır yazılı ve deneme sınavları.Millet harıl harıl ders çalışıyor, pasaklı ben ise kitap okumayı tercih ediyorum.Bugün beş buçuğa kadar ders vardı.Arkadaşlarım merkezde oturdukları için evlerine gittiler.Öğlen on iki gibi tatil olunca bize ve ders dört buçukta olunca bize ben birazcık açıkta kaldım.Millet tünedi evlerine ben ise kendi başıma kaldım.Aslında çok sık yaparım bunu,kendimle kalıp insanları gözlemekten çok hoşlanırım.Bir anda bir plan yaptım kendime.Okuldan çıktım ve yüksek kesim havalı insanların alışveriş için tercih ettiği bir alışveriş merkezine gidip bisküvi ile su aldım.Bir güzel tur atıp,bitki çayı fiyatlarını inceledim.Çıkışta bu sene sosyal bilgiler öğretmenliğini kazanan arkadaşımın ablası ile yarım saate yakın sohbet ettim.Alışveriş çıkışı fiyakalı insanları süzdüm.Çantam sırtımda doğru filmciye gittim.”İyi Seneler Londra” adlı filmi aldım.Az önce izledim.Gerçekten ilginç ve sıradan bir film…Sonra derse girdim arkadaşlarımla,otobüste bir paket dolusu çitos keyfi yaptıktan sonra eve adımımı attım.Aslında niyetim kütüphaneye gidip,müthiş dergileri karıştırmaktı ama kütüphane kapalıydı.Ben de oturdum etütte test çözdüm.

Okul başkanlığı seçimlerinin sonucu da belli oldu.Bizim sınıftaki kaknem Ferhunde cadısının kopyası bir arkadaşın sevgilisine oyumu vermeyip hiç tanımadığım bir çocuğa oyumu verdim.Zaten o çocuk birinci oldu sınıfça sevindik ve alkış tuttuk.

İşte bir gün daha sona erer.Latife Hanım’ın kuponlarının bitmesine de az kaldı zati:)

Bir de Aydilge Trt-1’de şarkı söyleyecekmiş yarın.Çok mutluyum ya…Yeah..

Herkese iyi bayramlar,onurlu günler:)


24 Eylül 2008 Çarşamba

Dertler Bi Dünya,Hayaller Somurtkan



Evet tekrar mimlendim ve tekrar karşınızdayım…Ders çalışmama 20 dk kala mimlediğimin farkına varıyorum ve karmaşık düşünceler arasında bir şeyler karalamaya çalışıyorum…Artık ne derece kuvvetli olursa.Sabah ayakta geçen 45 dk ın ve Almanca dersinin vermiş olduğu rehavetin ardından eve attım kendimi.Ama atmadan önce kendimi eve yapılacak bir yığın iş vardı.Annemin maaşını çektim ve hala bir umutla beklediğimiz keyin yatmadığını yatmaya da pek meyilli olmadığını,bu ülkede yaşamanın zorluklarını ve saygıdeğer devletimizin ağızları açık bırakacak fikirleri ile sistemlerini,sözel öğrencilerine yapılan haksızlıkları geçirdim aklımdan…Markete gittim,

Diş beyazlatıcısı

Tuvalet kağıdı

Vişne Suyu

Alaturka

Üzümlü el sabunu alıp eve döndüm…

Dönmeden önce internet ve telefon faturalarını yatırdım ve şuan da tarihten kapatmam gereken çok önemli konular var.Bunca işin ardından bir duş almayı hak ettim sanırım.Şimdi bir duş alıp ders çalışmak niyetindeyim.


Geleyim hayallere;Bir Türkçe öğrtmeni veya gazeteci olmak istemekteyim.İleride Hindistan'a gitmek,kitap çıkarmak,şarkı sözlerimi bestelemek,bir kısım insan tarafından tanınmak,kız arkadaşımla evlenmek,Tokyo'da bir gece kalmak,baharatlarla ilgili bir belgesele katkıda bulunmak,tonlarca vişne suyu içmek ve sinema filmi çekmek...

Nacizhane hayallerimin bir kesitidir,her ne kadar uzak hayallerin peşi sıra yollara düşsem de içlerindeki en belirgin ve ümit dolu isteğim öss'yi kazanıp üniversiteli olmak:)

Mimlendim,mimleniyorum,mimliyorlar…

Tekrar böyle yoğun olmayan bir günde görüşmek üzere…Delikanlıya selamlar:)



18 Eylül 2008 Perşembe

Müdür,Bir Gün,Ben,Kız Arkadaşım ve Pide



Çok tatlı diyemeyeceğim otorite bağımlısı bir okul müdürümüz var.İngilizce öğretmenliğinden sonra saçlarını ağartıncaya kadar çalışmış ve müdür olmuş.Yarım asrı devirmiş bir şahsiyet.Bugün öğlen arası sınıfları dolaşıp bütün erkekleri aşağıya yani okulun önüne çağırdı.Hepimiz paldır küldür soğukta ve yağmurun altında tam 45 dk sevgili müdürümüzün muhteşem pırlanta pahada ağır sözlerini dinledik ve düzeni bozduğu iddia edilen dört tane öğrenciyi pataklayıp disipline yollamasına şahit olduk.Feci bir şeydi,şu ana kadar kendisinden bir söz dahi işitmedim çünkü övünmek gibi olmasın okul kurallarına her zaman uyan bir öğrenciyim(inekten hallice)…

Tam biz sıradayız almanca hocamız da azar işitti müdürden,zaten üç kuruşa sözleşmeli öğretmenlik yaptırıyorlar insanlara bir de azar işitiyorlar:)Haa bir de okulda kampanya başlattık kampanyanın da başlarından bir tanesi benim.Müdürle yaptığımız iki saat yorucu konuşmanın ardından çalışmayan öğrencileri etrafımıza çekmeye karar verdik(Çok da açık sözlü olamıyorum müdürümüz facebooka bile üye bulurda girer bloguma okuldan atılırım sonra Allah korusun)

İşte öyle bir gün geçirdik.Yeni İngilizce öğretmeni geldi ve tam beş ortalı kaplı bir defter istiyor.Çıldıracağım…Ayrıca kız arkadaşımla kavga ettim ve onun şuan beni aramasını bekliyorum…Birazdan fırına gidip pide alacağım.Annem bugün mesaide ve ben yalnız başıma orucumu açacağım:(

İşte bir gün daha böyle biter…Pek bir edebiyat tadında ortaya karışık bir yazı çıkmadı ama ne yapalım bugün de böyleydim işte:)


Mimimi yerine getiriyorum gay_yor acaba benimde diğer arkadaşları mimlemem gerekiyor mu acaba çikletin kafası karıştı:)

30 Ağustos 2008 Cumartesi

Puff




Zaman her ne kadar bedenlerimizi ve biçimimizi değiştirmeye çalışsa da asla ruhumuzu değiştiremeyecek,buna yürekten inanıyorum.Hayatımın on alttı yıllık tecrübesine dayanarak ruhlarımızın bizi şekillendirmesi gerektiği kanaatine vardım.Yani bedenlerimiz her nasıl olursa olsun ruh bir tane ve sanırım benim en iyi arkadaşım.Kimi zaman büyük sürprizlerin çocuksu coşkusunu beklesek de küçük mutluluklarla yetinmek bana daha büyük bir mutluluk yaşatıyor.Bu sefer sanmıyorum gerçekten böyle düşünüyorum.Bir kaç gün önce televizyonda polisiye romanlar üzerine bir belgesel izlerken birden annem odaya girdi.Elinde bir sürü puf,bilirsiniz minikken hepimizin çok severek yediği,Hindistan cevizlisi,kakaolusu ve değişik tatlarıyla bir ısırımlık şekerlemeler…Annemle karşılıklı oturup afiyetle yedik puflarımızı…Hayatımın en güzel ve en mutlu anlarından bir tanesiydi.Bir kez daha çocuk olmayı istedim,gerçi çok da büyük sayılmam ama gençlik yollarında şuan bedenim ama ruhum asla…Hep böyle kalalım anne olur mu?