kedi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kedi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Mart 2019 Çarşamba

Kirli Beyaz Kedi

Gece yarısı, bir sade türk kahvesi yaptım. Oturdum bilgisayar başına, Hümeyra'dan kirli beyaz kediyi açtım, ne de güzel bir şarkı. 

Bir boşluk dönemi gibi benim için, on günü geçti hiçbir şey okumuyorum. Ne okusam karar da veremiyorum. Bu ay da böyle geçsin varsın. Okulda işler yoğun, o mevzulara hiç girmeyeceğim. 

Yedi ayı geçti bu semte ve eve geldiğimiz. Haziran ayında bu evden çıkmış oluruz, bu da böyle garip bir sene oldu benim. Hiç beklemediğim sürprizlerle karşılaştığım. Sanırım ne yapmak istediğimize çok emin olsak da, hayat bir yerden bir şeyler çıkarıyor. Hiçbir şeyden emin olmamak gerekiyor. 

Bir yerden sonra film koptu bende, bazen her şey bir oyunmuş gibi geliyor. Sanki tüm yaşamım, etrafımdaki insanlar ben dahil olmadan gelip geçmeye devam ediyor. Dışarıdan seyrediyormuş gibi hissediyorum. Yaşın verdiği bir olgunluk da var tabii, otuza ne kaldı şurada. Hayatın içine tam anlamıyla dahil olamama sorunum devam ediyor, bazen okulun lavabosuna girip aynada kendime bakıyorum. Ne yaptığıma, orada niçin var olduğuma anlam vermeye çalışıyorum. Çabalarımız beyhude seyrediyor en nihayetinde, hepimizin sonu Anna Karenina'ya benzeyecek. Bir raydan çıkacağız, kendimizi atıvereceğiz öylece. 

kirli beyaz kedi
yıkan göz yaşınla 
kurtul anılardan
sarıl yarınlara...

3 Ekim 2016 Pazartesi

Colette: Cicim

Cicim, Fransız yazar Colette'in önemli eserlerinden bir tanesi. Cicim, Edmee ve Lea arasındaki aşk üçgeni, Cicim'in duygusal gelgitleri, Lea'nın histerileri ve Edmee'nin sorgusuz sualsiz Cicim'i bekliyor oluşu... Bir potada eriyen oldukça nizamsız bu duygular silsilesinin yanında, roman boyunca dönemin Fransız yaşamına tanık oluyor ve duygusal ilişkiler etrafında bocalayan, dikiş tutturmaya çalışan bir sürü karakter ile karşılaşıyoruz. Genç erkekler ve yaşlı kadınlar arasında süregelen, ne tam anlamı ile aşk ne tam anlamı ile jigolo ne de tam anlamı ile metres olarak tarif edemeyeceğimiz münasebetler bütünü karşısında soluksuz bırakan bir hikayenin içinde renkleniyoruz eser boyunca. Yazıldığı döneme göre oldukça cesur, çarpıcı bir roman. 

1873 doğumlu Colette'in epey sıra dışı bir hayatı var. Can Yayınları'nın Cicim'in ön sözünde bahsettiği kadarı ile; kendisi para sıkıntısı çekmesi sebebi ile yazar olmaya doğru bir atmış, kabare artistliği ve dansözlük gibi farklı meslek gruplarında işler icra etmiştir. 

Cicim'deki Lea adlı karakterin kendisinden izler taşıdığını söyleyenler var. Bunun dışında; aynı dönemde yaşadığı Coco Chanel ile yakın ilişkilerinin olduğu ve Marcel Prousut'u etkileyen yazarlardan biri olduğu bilinmekte. Epey hareketli bir yaşamı olan Colette'in hakkında, doğruluğundan emin olamadığım pek çok enformasyon var sosyal medyada. Açıkcası ben Colette gibi insanları seviyorum, toplum normlarına değil de özgür iradesine ve ruhuna önem veren, istediği gibi yaşayan daha doğrusu kendi yaşamının peşinden koşan insanlara özgü o delilik ve bilgelik arasındaki ince çizgide gidip gelmeler; benim için gerçekten çok değerli. Colette ile ilgili daha fazla bilgi edinebilmek için sosyal medya üzerinden bir araştırma yapabilirsiniz. Daha da önemlisi bir kaç eserini alıp zevkle okuyabilirsiniz. Kendisi ile tanıştığım için pek mesudum.

28 Temmuz 2016 Perşembe

Yeni Planlar

Ülke durumları, yazın vermiş olduğu rehavet derken epey bunaldım şu sıralar. Tatilin ardından eve döndüğümden beri rutin işlerin peşinde koşturuyorum. Hiç de bitmiyorlar. Sanırım fazlaca da harcama yaptım şu sıra, biraz toparlanmamda fayda var. 

Bugün ilk kez evde porselen desenleme çalıştım. Kediler çiziyorum artık, pek şirin kediler. Bir yandan da anneme öğretiyorum çünkü porselen desenleme beni gerçekten dinlendiren bir el sanatı, uğraş. Ona da iyi gelecektir.

Önümüzdeki dönem iş dışında çok yoğun bir program hazırlığı içerisindeyim. Hepsini aynı anda gerçekleştirmem mümkün olmayabilir lakin yine de listeye almaktan çekinmedim. Öncelikle yüksek lisansta son seneme giriyorum. Bu sene tezimi yazıp, uygulamamı yapıp tamamlamam gerek. Epey ihmal ettim, okulların açılması ile birlikte ağırlık vereceğim kendilerine. 

Ardından artık dil eğitimimi ciddiye almam gerektiğini düşünüyorum. Bu sene dil kursuna gitmek de planlarım arasında. Bunun dışında tekrar üniversite okumak istiyorum, ikinci üniversite kapsamında felsefe eğitimi almak niyetim. 

Bir diğeri ise kendime profesyonel bir fotoğraf makinesi alacağım. Telefonum ile amatör fotoğraflar çekiyorum ama artık yeterli olmuyor. Bir de üzerine temel fotoğrafçılık eğitimi alabilirsem ya da kendim öğrenmeye çabalarsam çok güzel olacak. Kışın Kars'a kültürel bir gezi yapmayı planlıyorum yataklı trenler ile. Fotoğraf makinesi benim için gerçekten güzel olacak. 

Ve sonuncusu bir türlü başlayamadığım spor serüvenime artık cidden başlamak istiyorum. Bu dönem bitmeden bir spor salonuna yazıldım ve tabii ki ilk gidişten sonra bir daha gitmedim! Bu sefer iddialıyım, sene boyunca düzenli spor yapacağım. 

Hayattan senelik beklentilerim bu kadar. Umarım hepsini gerçekleştirebilirim. Bitti.

26 Haziran 2016 Pazar

Yeni Deniz Mecmuası















Bu senenin beni en çok mutlu hadiselerinden birinden bahsetmek istiyorum. Hadisenin adı: Yeni Deniz Mecmuası. 

Mecmua, Mart 2016 tarihi ile yayın hayatına başladı. Denizler ile ilgili aklınıza gelebilecek bütün konuların ince bir titizlikle işlendiği dergi, Kırmızı Kedi Yayınevi tarafından çıkarılıyor. Yüksek lisans tezimin mühim kısımlarından birini de "denizcilik" oluşturduğu için derginin yayın hayatına başlaması beni çok mutlu etti. Üç aylık periyotlar halinde basılan dergi, Haziran ayı itibari ile ikinci sayısını da çıkardı. Oldukça hacimli ve bir o kadar da enfes konularla dolu olan Yeni Deniz Mecmuası'nı okumanızı tavsiye ederim.

Öyle teknik bir dergi olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz, tarihle iç içe, denizi kıyısından köşesinden ya da tam ortasından tutmuş bütün konular ile ilgileniyor mecmua. Bir kez de buradan teşekkür etmek isterim ekibe, ellerinize sağlık efendim, denizler kadar derin ve engin bir iş olmuş. Daim olsun.

2 Nisan 2016 Cumartesi

Kedi Ciğeri

biliyorum
o gemiye asla binemeyeceksin
trenleri de kaçırmışsın
uzay yolu desen hak getire senin için

biliyorum
gerçek olamayacaksın hiç
titretecek seni durgun sular
batacaksın sevabından, günahların yücelecek

toz olacak çıkacak ruhunun diğerleri
lime lime olacak her bir yerin
dışa vuracak mahrem yerlerin
mındar olacaksın kedi ciğerleri gibi

biliyorum
adem elman yerinden fırlayacak
cürmün kadar yer yakacaksın
asılacaksın ipsiz boyunlar gibi

biliyorum
yine taşacaksın olduğun yerden
derinlerin dipleri boylayacak
zulmün fıtratına dört mum yakacak
pürtelaş, tüm sevdiklerin ardına bakmadan kaçacak

28 Mart 2016 Pazartesi

Mandalina Rengi Bir Kedi ve Geçen Her Ayrı Gün

Her günün ardından eve dönüş, ciddi anlamda huzur bulduğum tek hadise. Yorgun ve uykusuz iş dönüşü, çocuk gürültüsü yok. Huzurla ortanca anahtarı çevirip açtığım evimin kapısını bile seviyorum. Kapıyı açıp iki dakika aralık tutuyorum çünkü sitede beslediğim kediler geliyor kapıya, kendini sevdirmeye. "Bütün gün kapıdalar. Sen gelince canhıraş sevinç çığlıkları yükseliyor küçücük bedenlerinden. Düpedüz heyecanlanıyorlar, seni çok özlüyorlar. Aşık bunlar sana bak, bak demedi deme. Kedi ile insanın aşık olduğu görülmüş mü ayol, ilahi neler geveliyorum ben de" diyor annem.

Eve girer girmez bir kahve yapıyorum kendime, yeni aldım daha, ucuz bir şey. Kapsüllü. Kredi kartıma hediye gelen puanlardan. Aldığım yerde çok ilgileniyor bir adam benimle. Küçük boylu, yüzü yorgun ama gözleri gülüyor. Usanmadan yarım saat bana kahve makinesini anlatıyor, sonra da üç çeşit kahve yapıyor. Üç çeşit, üç özellik, üç duygu, üç adımda kasaya varıyorum. Önlüğünün altından uzattığı karttan ismini gösteriyor. Hani abi diyor, gidince eve yeni makinende kahveni içerken mis gibi, bizim firmanın sitesine girip benim hakkımda güzel şeyler yazar mısın? Karşımızdaki insandan bir şeyler isterken utanıp sıkılırız ya, hemen yüzü değişiyor, mahcup. Elbette diyorum, eve gelince kahve makinesini açmadan önce birkaç bir şey yazıyorum adam hakkında. Çalıştığı dükkanda daha iyi yerlere geldiğini düşünüp seviniyorum. 

Gün içinde tanımadığım insanlarla kurduğum diyaloglar beni çok etkiliyor. Oturup, onların hayatları hakkında düşünüyorum. Market insanları mesela… Bazen hiç umursamıyorum onları, tek amacım kasadan geçirdiğim ürünleri alıp eve gitmek. Her seferinde ihtiyacından daha fazla alan insanlar, her seferinde gerekenden daha fazla zaman harcayan insanlar. Bazen de yüzlerine uzun uzun bakıyorum. Kasa insanları mesela… Nasıl bir his acaba? Saatlerce kasa başında durup bir sürü yüze, mimiğe, saça, tene, tırnağa, kıla, tüye bakmak. Acaba onlar ne düşünüyor bizim hakkımızda? Mesela bizim evin üstündeki market, marketteki kasiyer kız. Her gün eşarbını değiştiriyor. Her seferinde bana abi diye hitap ediyor. Oysa aynı yaştayız.

"Abi 20 lira tuttu bunlar."
"Abi iki lira on beş kuruşun var mı?"
"Bizde o dediğinden yok abi ama patrona sorarız yine de."

Neden karşısında gördüğü ve hiç tanımadığı gençten bir erkeğe abi diyor? Toplum bunu mu istiyor? Bana ismimi sorsa, bana ismimle hitap etse ya da sadece beyefendi dese daha eşit konumda olmuyor muyuz o zaman? Abi demek onu geri plana itmiyor mu? Toplumdaki kadın erkek eşitsizliğinin altında aslında bu nüans yatmıyor mu? Ne çok abimiz var öyle değil mi?

O gün market çıkışında mandalina renginde, kabarmış diş etli, yaşlıca, tombul bir kedi görüyorum. Hemen markete dönüp bir paket balıklı kedi maması alıyorum. Ayaklarıma sırnaşıyor. Oturup onun mamayı bitirmesini izliyorum. Bu bana zevk veriyor. Neden başkaları yemek yerken izleme ihtiyacı duyarız? Bu bize ismini koyamadığımız bir çeşit tatmin mi sağlar? Anneler de çocukları yemek yerken bundan zevk alırlar ya, içimizde bir tutam anne kırıntısı mı var acaba? Keşke öyle olsa. 

İnsanlar akın akın markete geliyor, bense çıkıyorum dışarı. Elimdeki kedi mamasını gelişigüzel serpiştirerek. Hansel ve Gratel gibi. Yorgun ve argın ilerliyorum sokakta. Mandalina rengi bir kedi için… Yaşama sevincim birden mandalina rengi kedi oluveriyor.

19 Mart 2016 Cumartesi

Bilge Karasu: Kılavuz

İlk kez Bilge Karasu okuyorum, satırlar arasında kaybolurken bir anda bir paragrafta tüylerimin diken diken olduğunu hissettim. Defalarca okudum paragrafı. Buradan da paylaşmak istedim, paragrafın beni bu kadar etkilemiş olması eski sevgilimle yaşadığım ayrılığı ifade ediyor olmasından kaynaklanıyor. Sürekli düşündüğüm ama bir türlü dile getiremediğim hissiyatı Bilge Karasu sanki yıllar önce benim için ifade etmiş, kaleme dökmüş. Edebiyat da bu değil midir zaten? Okuduklarımızda kendimizden izler bulmak...

"Kişilere, nesnelere, kendine bağlanırsın; bir gün bunlardan koparsın da. Gerekeni yapmadığını düşündüğünde haklısındır, değilsindir, bilinemez ama, o anda, kopmuşluğunu yaşıyorsundur belki. Kopmuşluk, ölüm de demektir. Bir ölümü yaşarken -ya da, beklerken- bağını öldürmen, duyacağın acıyı azaltmak istediğinden ilerigeliyor da olabilir. Senin sözündü: 'İkimizle ilişkili kararlarını kendine kendine veren bir sevgili karşısında', öyleydi, değil mi?, 'çekilmekten başka çıkar yol bulamadım.' Kırıldığın, gücendiğin için yaptığını sanmış olabilirsin bunu. Bana sorarsan, kendini savunuyordun, daha çok acıyı daha çok duymamak için; sevgiyi kendi elinle azaltmağa, koparıp yolmağa kalkıyordun... Bir şeyleri silerek bir geçmişin yükünü yeğnileştirmek, azaltmak... O ölçüde, kim bilir, geleceğini biraz olsun özgürleştirmek... Öyle kopuşlar güçtür, izi kalır; kopmağa kalkmak kendini de parçalamaktır." 

16 Şubat 2016 Salı

Sylvia Plath: Sırça Fanus

Sylvia Plath, uzun zamandır tanışmak istediğim yazarlardan biriydi. Kendisinin çok bilindik bir hikayesi var. 1932 yılında ABD'de doğan Plath, tek romanı Sırça Fanus'u yazdıktan bir süre sonra 1963 yılında yaşamına kendi eliyle son veriyor. Bu yüzden benim için oldukça önemli bir yazar.

 Hayatına son veren ve genç yaşta hayatını kaybeden sanatçılara karşı özel bir ilgim var; özellikle hayatına kendi eliyle son verenlere karşı... Peki neden? Ben bunun çok cesurca bir eylem olduğunu düşünüyorum. Sylvia Plath gibi yazarlar, sanatçılar çok daha duyarlı ve naif insanlar, hayatın bunca kabalığını kaldıramayacak kadar duyarlı, çevresini ve kendisini çok iyi duyumsayan insanlar. Bir yerde bir problemleri var hayat ile, dünya ile. Sürekli bir sorgulama halindeler, başta varlık nedenleri olmak üzere. Bunun çok kutsal ve çok samimi olduğunu düşünüyorum.Onların; hayata farklı gözle bakabilen, yaşamın anlamı üzerine kafan yoran nadir insanlardan olduğunu düşünüyorum. 

Sırça Fanus'u çok beğendim. Gecenin sabaha varışında bir çırpıda bitti. Sırça Fanus, Sylvia Plath'ın duygularını da içinde barındıran bir roman. Etkiledi beni. Şöyle bir bölüm var kitabın içinde; sanırım en sevdiğim kısım bu oldu: 

"Dünyadaki en güzel şey gölge olmalıydı, gölgenin milyonlarca kımıldayan şekli ve çıkmaz sokakları. Büro çekmecelerinde, dolaplarda, bavullarda hep gölge vardı, evlerin, ağaçların, taşların altında ve insanların gözlerinin, gülümsemelerinin ardında gölge vardı ve dünyanın gece tarafında kilometrelerce boyunca gölge vardı."

4 Mayıs 2015 Pazartesi

Gündüz Vassaf: İstanbul'da Kedi












Nil’de saraylar
Çölde Ehramlar olmayacak
Mumyalarda, öbür dünya düşleri kurulamayacak
Kitaplar yazmayacaktı
Kleopatra’yla Nefertiti’yi;
Biz keyfe keder kediler
Dağlarımızdan, bayırlarımızdan
Avlanmaktan ayrılıp
Farelerden korumasaydık
Tahıl ambarlarını,
Ne Marx yazabilirdi artı değeri
Ne de sürebilirdi tarım devrimi


gündüz vassaf

Fotoğrafı Sarıyer sokaklarında çektim, Sarıyer'de bir sürü ama bir sürü bilge kedi var!

12 Ocak 2015 Pazartesi

Bir Garip Kedi

Okulumuz çalışanlarından çok sevdiğim bir ablanın kedisi var, okuldaki odasında bakıyor. Dişi bir tekir kendileri. Tam bir hanımefendi. Sepetinin içinde oturuyor bütün gün. Abla, birkaç gün gelemeyecek. Kediye ben bakıyorum. İsmi de Garip. Garibe koyalım bari demiştim yavruyken bulduğumuzda ama kabul etmedi. Kaldı ismi Garip. 

Bu akşam işim bitince sevmeye gittim azıcık. Bir tabak dolusu tavuğu hop mideye indirdi. Suyunu yeniledim, temizledim azıcık da sevdim. Kıçımın dibinden ayrılmadı Garip hanımefendi. 

Eski sevgilim ve ev arkadaşları bir kedi almaya karar vermişlerdi. Ben de pek hoşlanmamıştım bu fikirden. Önceleri dokunmam derken sonraya kediye en çok bakan haline geldim. Sonrası malum, şimdi kedilere dayanamıyorum. 

Annem hastaneden çıkıp eve dönünce biz de köpek alacağız bir tane. Şu acımasız dünyada, sırdaşımız ve dostumuz olsun diye. İyi ki varlar. 

2 Haziran 2014 Pazartesi

Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm


"Oysa şimdi bir kediyim ben : Uzak , denetimli, soğukkanlı ve güçlü bir kedi. Eski Mısır'da, Beni Hassan'da yapılmış üç yüz bin kedi mumyasından biriyim : Onlar kadar soğuk, onlar kadar güçlü ve mağrur."

Zülfü Livaneli

4 Kasım 2012 Pazar

Kedi

Yorgunum şu sıralar.Elim,ayağım,zihnim hepsi çok yorgun.
Hafta sonu tüm vaktim dershanede geçiyor.Toplamda on iki saat civarı dersim var.Hafta içi ise hep okuldayım.Pazartesi günleri de staja gidiyorum.Arada kendime ayırabilecek vaktim bile olmuyor.Bir de üstüne nezle oldum sınavlara bir hafta kala.Tam oldu.

Bir yerden sonra insan hayatının seyrini değiştirmenin çok zor olduğunu anlıyor.Hele ki zihin yorgunluğunuz ve tavanları rutubetten çeşme gibi akıtan bir yurt banyonuz varsa,işler kötüye doğru gidiyor demektir.

Dokuz güne çıkardığım bayram tatili yetmedi misal bana.Yoruluyorum.Yaş ilerledikçe sorumluluklar da artıyor.

'Canım' ve ev arkadaşları kedi aldılar.Henüz yavru kendisi.
Çok tatlı birlikte dizi bile izledik.Sonra kucağımda uykuya daldı.

Keşke benim hayatım da onun kadar rahat olsa.
Kısaca;yesem,içsem ve yatıp uyusam.
Ciddiyim.

Bu arada ismi Kezbansu.