kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Temmuz 2023 Perşembe

Serin Bir Gün, Minik Bir Gezi ve Kitaplar

Dünkü olağanüstü İstanbul sıcağından sonra bugün hava epey serinledi. Ben de bu fırsatı değerlendirip dışarı çıkmaya karar verdim. Kahvaltıdan sonra hazırlanıp birkaç yayınevi gezmeye gittim. En sevdiğim aktivitelerden biridir. Belirli aralıklar ile yayınevlerini geziyorum ve yeni eserleri inceliyorum. Malum artık basılı bir kitaba ulaşmak fiyatlarından dolayı çok zor. Kitap alışverişlerimi ya internet üzerinden indirimli şekilde yapıyorum ya da yayınevlerinin bizzat kendi yerlerine gidiyorum. Yalnızca kendi yayınlarını sattıkları için epey indirimli alabiliyorum kitapları. Bugün önce İletişim Yayınlarına hemen ardından İş Kültür Yayınlarına uğradım ve gezimi Yapı Kredi Yayınlarında sonlandırdım. Önümüzdeki sene hazırlamayı düşündüğüm bazı çalışmalar var, onlar için kaynak kitaplar aldım. Hemen listemi de iliştireyim şuraya. Belki kitap arayışında olanlar için bir fikir verebilir: 

  • Çocuk Düşmanlığı, Çocuklara Karşı Ön Yargı ile Yüzleşme, Elisabeth Young-Bruehl, İletişim Yayınları (Bu kitabı çalıştığım okulun toplum hizmetleri biriminde görmüştüm ve inceleme fırsatım olmuştu. Çocuklar ile ilgili pek çok meseleyi ele alan kitap var zaten ama çocuk özgürleşmesini politik ve toplumsal zeminde inceleyen çok çalışma yok. Yakın zamanda okumayı planlıyorum). 
  • Mutlu Yurttaş İmalatı, Mutluluk Endüstrisi Hayatımızı Nasıl Kontrol Ediyor?, Eva Illouz ve Edgar Cabanas, İletişim Yayınları (Yeni çıkan bir kitap, mutluluk baskısının nasıl kocaman bir endüstriye dönüştüğünü anlatıyorlar bize. Son yıllarda türeyen yaşam koçları ve mutluluk uzmanlarından tutun da, kişisel gelişim zırvalığına kadar mutlu yurttaş imalatına dair ayrıntılı ve eleştirel bir çalışma. Sanırım hemen okumaya başlayacağım). 
  • Cehenneme Övgü, Gündüz Vassaf, İletişim Yayınları (Yıllar önce okuduğum ve gündelik hayatın totalitarizmini bu kadar açık ve sahici şekilde anlattığı için çok beğendiğim bir kitaptı. Nasıl olduysa bir şekilde kütüphanemden çıkmış. Hafızamı tazelemek için yeniden alıp okumak istedim). 
  • Talat Parman'ın 3 kitabını aldım Yapı Kredi Yayınlarından. Ergenlik ve Ötesi, Ergenlik Tutkusu ve Ergenliğin Yüzleri. (Ergenlik üzerine çalışmalar yapan Parman'ın aynı zamanda psikanaliz üzerine de derinlemesine çalışmaları var. Eğitim verdiğim yaş grubu ergenler olunca bu alandaki kitaplar ilgimi çekiyor. 2023 bitmeden okumayı planlıyorum hepsini). 
  • Pal Sokağı Çocukları, Ferench Molnar, Yapı Kredi Yayınları (Bildiğim ama yıllardır bir türlü okumaya fırsat bulamadığım kitaplardan biriydi. Geçenlerde Deniz Yüce Başarır'ın "Ben Okurum" isimli podcast serisinde rastladım ve bu yaz alıp nihayet okumak istedim). Diğer kitaplar çocuk kitapları sayılır, onlarla listeyi uzatmak istemediğim için burada noktalayacağım. 
3 yıl önce bir Kindle almıştım kendime. İlk yıl çok severek kullansam da tam bir somut kitapsever olarak kullanmayı bırakıp masamın üzerinde bir köşeye kaldırmıştım. Bugün yeniden şarj edip açtım, içinde güzel kitaplarım vardı okunmayı bekleyen. Yakında tatile çıkacağımız için, yolculuk sırasında çok pratik olacağını düşündüm. İçimde minik bir heyecan oluştu, Kindle'ı uykudan uyandırmış olduk. Bundan sonra daha efektif bir şekilde kullanmaya devam edeceğim. Çünkü gerçekten hakkını veren çok güzel bir teknoloji olduğunu düşünüyorum. 

Kahvem bitmek üzere, yine balkondan ama bu sefer serin bir akşamdan yazıyorum. Bu yazıya eşlik eden, çok sevdiğim Of Monsters and Men'e de selamlar olsun. My Head is an Animal isimli albümlerini tekrar dinlemek mutlu etti beni uzun süre sonra. Sağlıcakla kalın.

21 Ağustos 2019 Çarşamba

Kitaplar Üzerine Bir Mim

Sevgili Edischar'ın mimi üzerine yeniden buradayım. Konumuz çok güzel, o halde hemen soruları yanıtlamaya başlıyorum: 

1. Kitap size ne kattı? 

Hayatımın en önemli parçası kitaplar. Çok büyük bir olgunluk, ruh dinginliği kazandırdığını söyleyebilirim. Gerçek hayatta tanıyamayacağım kadar insanı kitaplar sayesinde tanıdım. Özellikle edebiyat bu anlamda benim için çok kıymetli. 

2. Kitap arkadaş mıdır sizce? 

Bu bana kalırsa çok klasik bir tabir, kitabı arkadaş olarak görmüyorum. Kitap, benliğimin bir parçası. Benimle özdeş ve bütün. 

3. Neden kitap okuyorsunuz? 

Yaşayamayacağım hayatları yaşamak ve göremeyeceğim hayatları görmek için. 

4. Kitabı ne sıklıkla okuyorsunuz? 

Her hafta en az bir kitap bitirmiş oluyorum. 

5. Hangi tür kitapları okuyorsunuz? 

Çoğunlukla edebiyat okuyorum. Üniversite hayatım bitene kadar çağdaş dünya edebiyatından beslendim. Son bir yıldır da klasik dünya edebiyatı üzerine yoğunlaşmış durumdayım. Bunun dışında sıklıkla tarih metinleri okuyorum. Sosyal psikoloji ve psikoloji gibi alanlarda da belirli bir yol kat ettim. 

6. Kitap yazmayı düşündünüz mü? 

Sanırım benim için en can alıcı soru bu. Yaklaşık otuz civarı öyküm var. Öyküler yazıyor ve bunlar üzerine çalışıyorum. Hayallerimden biri bir kitap çıkarmak. Lakin kolay bir süreç değil, acele etmeden çok okuyup, bunları sağaltıp büyük bir emekle devam etmeyi planlıyorum. Her şey tamamlandığında belki bir gün hayaller gerçekleşir. 

7. En sevdiğiniz yazar kim? 

Böyle bir soruya yanıt vermek benim için epey zor. Çünkü sevdiğim çok fazla yazar var. Lakin ilk aklıma gelen yazarları söylemek isterim. Dünya edebiyatı ile başlarsak Dostoyevski en sevdiğim yazarlardan biri. Yine Rus yazar Lermontov'u çok seviyorum. Christopher Isherwood'u da anmak isterim. A Single Man isimli kitabı beni benden alır. Celine, Thomas Bernhard, Robert Musil, Marguerite Yourcenar gibi isimler de ilk aklıma gelenler arasında. Bizim edebiyatımızda ise en sevdiğim yazar Füruzan. Külliyatını defalarca okuduğum ve metinlerini asla yanımdan ayırmadığım bir kalem. Tomris Uyar, Vüsat O. Bener, Bilge Karasu, Nezihe Meriç ve Sevgi Soysal da ilk aklıma gelen isimler arasında. 

8. Kitapları ciltler misiniz? 

Kitaplarımı ciltlemiyorum. Biriktikçe okullara bağışlıyorum ve kalanları da arkadaşlarıma hediye ediyorum. Kitapları mülk edinme fikrine pek sıcak bakmayan bir okurum. 

9. Gezi kitapları sever misiniz? 

Çok fazla gezi kitabı okuduğum söylenemez. 

10. Kitap alırken kapağına göre mi seçersiniz? 

Kesinlikle hayır. Yazar, içerik, yayınevi ve çevirmen en önemli etmenler benim için. 

Bir mimin daha sonuna geldik. Umuyorum keyifli bir yazı olmuştur. Sağlıcakla kalın. 

10 Ekim 2017 Salı

Byung-Chul Han: Şeffaflık Toplumu


şeffaflık toplumu ile ilgili görsel sonucu
Bu yıl okuduğum en iyi kitap Metis Yayınevinden çıkan "Cahil Hoca" isimli kitaptı. Bir diğer en iyi ise kesinlikle "Şeffaflık Toplumu" oldu benim için. Metis'e sevgiler, saygılar olsun. 

"Sergi değeri her şeyden önce güzel görünüşe bağlıdır. Sergileme zorlaması böylelikle güzellik ve dinçlik (Fitness) zorlamasını ortaya çıkarır. Operasyon Güzellik sergilenme düzeyini en yüksek düzeye getirmeyi hedefler. Günümüzün örnek kişileri içsel değerleri değil, gerekirse zora başvurularak uyulmaya çalışılan dışsal ölçüleri sunar. Sergileme zorlaması görünür olanın ve dışsalın mutlaklaştırılmasına yol açar. Görünmez olan, hiçbir sergi değeri, hiçbir ilgi yaratmadığı için, yoktur."

Yani sergilemiyorsanız yoksunuz, istediğiniz kadar tepinin, bağırın, çağırın. Şeffaflık toplumunun bir parçası değilseniz, örneğin sosyal medya hesaplarınız yoksa insanlar artık sizin gerçek varlıklarınızı sorgulamamaya başlıyorlar. Hatta sosyal medya hesaplarımı kapattığımdan beri birkaç arkadaşımdan, "ne oldu, iyi misin, her şey yolunda" mı minvalinde sorular aldım. Bu ne demek? Eğer sosyal medyada varsanız reelde de varsınız, yoksanız sizin varlığınızın diğerleri için bir ehemmiyeti kalmıyor.

Sosyal medyada insanlar çoğu zaman birilerine gönderme yapıyorlar. Üzüldükleri ya da kızdıkları durumlarda karşı tarafın bu mesajı göreceğini düşünüyorlar. İşe bakın, hem de sosyal medya üzerinden. Gerçek hayattaki iletişimin yerini sosyal medyanın büyük bir hızla aldığı gerçek. Bu yüzden "Şeffalık Toplumu" adlı eserde sosyal medyadaki kimliklerimiz üzerinden yapılan tartışmalar beni çok etkiledi. Like/dislike, kimi zaman sadece like, bu bu kadar basit. 

9 Ekim 2017 Pazartesi

Engin Geçtan: Orada Bir Arada

Engin Geçtan'ın yeni kitabı "Orada Bir Arada"yı heyecanla bekliyordum. Sevdiğim bir arkadaşıma bahsetmiştim kitabın çıkmasını beklediğimi. Hafta sonu bir mesaj geldi, "kitabı senin için alıyorum" dedi. Çok mutlu oldum.

Güzel bir akşam vaktinde okuyup bitirdim. Engin Geçtan'ı pek çok sevdiğimi birkaç yazımda söylemiştim. Şu an bu yazıyı kalem alırken diğer kitapları masamdan bana selam ediyor. Hayatı değiştiren kitaplar olduğuna inanmıyorum, inandığım yalnızca hayatımızı belirli açılardan etkileyebilecek kitaplar olduğu yönünde. Engin Geçtan'ın eserleri de benim için böyle. Uzun uzun çıkarımlar yaptığım, notlar aldığım ve kendimden bir şeyler bulduğum kitaplar bunlar. 

Grup psikoterapi süreçleri ile ilgili bir şeyler okumuştum daha evvel. Alan dışından olduğum için bu konuda bilgilerim sınırlı düzeyde. Engin Geçtan, "Orada Bir Arada" adlı eserinde grup psikoterapi süreçlerine dair güzel bir metin oluşturmuş. Dokuz insan, dokuzla çarpılmış bir sürü hikaye, yaralar, bulduklarımız ve kaybettiklerimiz... Sanırım Engin Geçtan'ın süreçteki danışanlara vermiş olduğu isimler, onların hayatlarıyla ilgili. Miralay, Mahidevran, Tabu, Asma... 

Şimdi yazıyı bitirip, aldığım notları bir kez daha inceleyeceğim. Sağlıcakla kalın. 

6 Ekim 2017 Cuma

Thomas Mann: Venedik'te Ölüm ve Daha Fazlası

Mevsim geçişinden ve havanın değişken vehametinden nasibini almış bir vaziyette evde yorgan döşek yatarken "Venedik'te Ölüm'ü" okumaya başladım. Thomas Mann ile "Buddenbrooklar" adlı romanı ile tanışmıştım. Büyük bir hayranlıkla romanı bitirdikten sonra, yüksek lisans tezim için literatür çalışması yaparken kendisine tekrar rastladım. Roman sanatı ile ilgili kimi görüşlerini tezimin bir bölümünde kullandım. Bir roman yaratma süreci nasıl gerçekleşir ve romanı oluşturan unsurlar nelerdir? Tarihin romanın seyri üzerindeki etkisi nedir? Tüm bu soruların yanıtlarını incelikle, Buddenbrooklar adlı romanda bulabilmek mümkün. 

Venedik'te Ölüm'de bir bölüm çok hoşuma gitti. Burada da paylaşmak istedim:

"Girgin, konuşkan bir adamınkine oranla içine kapanık, suskun birinin gözlem ve izlenimleri daha bulanık olmakla birlikte daha derinlere işler, onun düşüncüleri daha ağır, daha gariptir ve daima hüznün gölgesini taşır. Bir bakış, bir gülüş, bir fikir değiş-tokuşuyla kolayca geliştirilecek imgeler, algılar, onu aşırı derecede meşgul eder, suskunluğunda derinleşir, önem kazanır; bir olay, bir serüven, bir heyecan olurlar. Yalnızlık özgünlüğü, o cesurca ve yadırgatıcı güzelliği, şiiri yaratır. Yalnızlık aynı zamanda ters, orantısız ve saçma olanı, izin verilmeyeni de yaratır."

Yaratma cesaretinin ve yaratımın kendisinin sık sık yalnızlık ile yakından ilintili olduğunu düşünürüm. Kafka'nın da benzer bir görüşü vardır. Yazmak için yalnız kalmak ve sevmek arasında gidip gelir. Mann'in ifadesi de benzer bir özellik taşıyor. 

Sanat yaratımı olayını şimdilik bir kenara bırakırsak, günümüz insanlarının yalnızlıkla büyük problemleri olduğunu düşünüyorum. Bir başkasına, bir başkasının faydasına duyulan ihtiyaç, insan ilişkileri arasındaki bağı seyreltiyor. Ortaya çıkan ilişkiler bütünü de karmaşadan ve ziyandan ibaret kalıyor. Sanattaki bu doyumsuz ve Mann'in de ifade etmiş olduğu gibi zıtlıklarla dolu yaratımın bir özelliği var: "İzin verilmeyenin yaratımı". Bu ifade oldukça önemli, nitekim sanat yapıtlarındaki bu "izin verilmeyenin yaratımı" geç algıladığımız yeknesak dönemler için bir kurtuluş yolu! Pavese'nin yalnızlığı ve acıları sahte değildi, Heinrich Böll'ün ikinci dünya savaşından izler sunan sayfaları da öyle. Suskunun duygularına ise en güzel yorumu getirenlerden biri olmuş Mann. Bir de aklıma hemen yerli edebiyattan İhsan Oktay Anar'ın Suskunları ve nitekim Eflatun geliyor elbet. 

Sağlıcakla.

8 Mayıs 2017 Pazartesi

David Vann: Bir İntihar Efsanesi


david vann bir intihar efsanesi ile ilgili görsel sonucu
"Granit mezar taşı benim kendi ihtiyaçlarıma da oldukça uygun. Ona çiçek götürüp eskiden olduğu gibi onunla oturuyorum, artık spagetti yapmam da gerekmiyor. Kıyıya vuran dalgaların sesini dinliyor, bir buzçiçeğini parmaklarımın arasında gıcırdatıyor, yükseklerdeki maviliğe gözlerimi dikiyorum. Bazen de ısrarlı bir kanat çırpıştan ümitlenerek, babamın sonunda hayata döndüğünü hayal ediyorum neredeyse."

Amerikalı yazar David Vann, "Bir İntihar Efsanesi" adlı öykü kitabında okurlarını Alaska'ya götürüyor. Sis bürümüş dağların ardında buzullar, kalın kar tabakaları, balıklar, ormanların içerisinde saklı kalmış göller, küçük dağ evleri ve ıssız bir yaşam. 

Kitabın tamamı bir kurgu değil, yazar David Vann'ın hayat hikayesi oldukça ilginç. Ailesinde pek çok intihar vakası var, sanıyorum bir ölçüde yazarın hayata tutunma biçimi yazmak. Özellikle babasının intiharından sonra zor dönemler geçiriyor Vann. Öyküler konu bakımından oldukça etkileyici, bazı bölümlerde tokat yemiş gibi hissediyorsunuz. Konu itibari ile yazar oldukça güçlü bir yerde duruyor. Diğer eserlerini okumadım lakin edebi açıdan biraz daha iyi olabilir diye düşündüm öykü kitabını okurken. Genel olarak bakıldığında böylesi bir acının kelimelere dökülmüş olmasını çok kıymetli bulduğumu belirtmek isterim. Acının üzerine yazmak kolay olmasa gerek. 

Güzel bir okumaydı benim için, Alaska'dan öyküler okumak istiyorsanız sizin için doğru bir seçim olacaktır bu eser. 

17 Nisan 2017 Pazartesi

Fernando Pessoa: Huzursuzluğun Kitabı


huzursuzluğun kitabı ile ilgili görsel sonucu
"Yaptığım, düşündüğüm, olmuş olduğum her şey bir teslimiyetler toplamından başka bir şey değilmiş; ya ben olduğumu sandığım sahte varlığa teslim olmuşum, çünkü ondan başlayıp da dışa doğru hareket etmişim; ya da soluduğum havayla bir tuttuğum koşulların ağırlığına. Gözümün önündeki perdenin kalktığı şu anda, ansızın yapayalnız kalmış, kendini her zaman vatandaşı saydığı yerde sürgün olarak bulmuş bir varlığım. En içten düşüncelerimde bile, ben, ben değilmişim." 

Pessoa, Portekiz edebiyatının en güçlü kalemlerinden biri olarak kabul ediliyor. Huzursuzluğun Kitabı, temel özellikleri ile bir anlatı lakin yer yer de bir roman esintisi ile ilerliyor. Aslında bir aforizmalar kitabı özelliğini de taşıyor diyebilirim kanaatimce. Can Yayınlarından çıkan eserin çevirisi Saadet Özen'e ait. Çevirmenin kitabın başında bir önsözü bulunmakta. Benim gibi ilk kez Pessoa ile tanışacaklara tavsiyem muhakkak önsözü okumanız yönünde olacaktır. 

Eser sizi uzun bir yolculuğa çıkaracak. Okurken etrafınızdaki gürültülerden kendinizi yalıtmanızı ve oldukça dingin ve yavaş bir okuma seyri izlemenizi tavsiye ederim. Henüz eseri bitirmedim, öyle bir çırpıda bitirilebilecek bir yapıda değil zaten. İçerisinde Pessoa'nın yaşamak uğraşı ile ilgili tüm düşüncelerini bulacaksınız. Çoğunlukla bir yıkımı anlatan, insanın var oluş dramı üzerine ilerleyen bir metin. Ben oldukça etkilendiğimi itiraf edebilirim, keyifli okumalar dilerim. 

9 Nisan 2017 Pazar

Max Frish: Homo Faber

"Ölüme hazırlanış: Raporlar, mektuplar, cep defterleri gibi belgelerimin hepsi yakılsın, hiçbiri doğru değil. Dünyada olmak ışıkta olmaktır. Mesleğimiz herhangi bir yerde eşek sürmek (geçenlerde Korinthos'taki yaşlı adam gibi) ama önemli olan, ışığa dayanmaktır (çocuğumuzun şarkı söylediği zamanlar gibi), katırtırnakları, asfalt ve deniz üzerindeki ışıkta söneceğini bilerek sevince dayanmak, zamana dayanmak ya da bir andaki sonsuzluğa. Sonsuz olmak: var olmuş olmak."

Teknik bir adam, Faber. Bir uçak yolculuğu sonrası yaşadıkları, dünyasını tesadüflerin çarkını çevirdiği bir sirk haline getiren peşi sıra olaylar. Yaşamın duygularla mı dönenip durduğu yoksa duygusuz bir yaşamın mı insanı dinç tuttuğu üzerine bir akış. Kızı ile karşılaşması, bir gemi yolculuğunda. Sonra Hannah. Yıllar sonra yaşanan acı bir ölüm. Bir ameliyat, Atina ve ardı sıra pek çok ülke. İnsanların var oluş biçimleri. 

Gerçekten bir ritmi mi vardır yaşamın, süregelen bir düzeni mi bizim asla bozamayacağımız cinsten? Yoksa yaşam tamamen tesadüfi midir, Batı'nın tekniğinden uzak Doğu'nun zamanına ve kaderine yakın. Hangi taraf daha mutlu? Hangi taraf daha pervasız? Hangi tarafın dizginleri elinde? Tüm bu sorular Faber'in yaşamında ve romanında gizli belki de. Bir hayat hikayesi, filme çekilen bir sürü gün batımı. 

31 Mart 2017 Cuma

Engin Geçtan: Rastgele Ben













Birkaç yazı önce Engin Geçtan'dan ve Zamane adlı kitabından bahsetmiştim. Yine bir Metis Yayınevi ziyareti sonrası aldığım ve okuyup bitirdiğim Rastgele Ben adlı Engin Geçtan kitabından bahsetmek istiyorum. 

Rastgele Ben için Engin Geçtan'ın hayatının bir panaroması diyebilirim. Naçizane tavsiyem kendisinin diğer kitaplarını okuduktan sonra bu kitabı alıp okumanız. Okurken oldukça keyif aldım. Kitap bir anlatı niteliğinde. İçerisinde dört bölüm var: Bir Zamanlar Amerika'da, Dipsiz Kuyuda Yolculuk, La Turchia piu bella ve Matriks ya da Apocalypse Now.

Kitaptaki en uzun bölüm Dipsiz Kuyuda Yolculuk. Bu bölümde Engin Geçtan psikiyatri ile ilgili bilgi birikiminden anekdotlar paylaşıyor. Aynı zamanda içinde bulunduğumuz dünya ile ilgili çeşitli tespitlerde bulunuyor. Ben, Bir Zamanlar Amerika'da bölümünü çok sevdim. Geçtan'ın Amerika hakkındaki izlenimleri ve anıları keyifli, kayda değer. Bazı tespitlerinin yıllar geçmiş olmasına rağmen hala geçerliliğini koruyor olması da oldukça dikkat çekici. 

Su gibi bir kitaptı. Geçtan'ın onca eserini okuduktan sonra onu daha yakından tanımak beni çok mutlu etti. Zaten çalışma masamın en güzel yerinde duruyor tüm kitapları. Geçtan'ın anılarını okumak size de keyif verecektir diye düşünüyorum. 

17 Ağustos 2016 Çarşamba

Latife Tekin: Sevgili Arsız Ölüm

Huvat ile Atiye, bir garip karı koca. Oğulları Halit, Seyit, Mahmut. Kızları Nuğber ve Dirmit. Gelinleri Zekiye. Bir hanenin içinde. Her günleri ayrı bir olay, köyün gediklileri. Yaşam savaşları içerisinde birbirlerine değen, akıp giden hayatları. Bilindik sözler ile söylenmemiş tümceler. Rüyalar, hayaller, fallar, dedikodular, tulumbalar, ahırlar ve birbiri ardınca uçan cümleler. 

İlk kez Latife Tekin okuyorum. Yazarın oldukça ilginç bir o kadar okuru kendine bağlayan bir anlatım tarzı var. Köyden kente göçen, tek odalı evlerde yaşam mücadelesi veren günü dolu dolu yaşayan enteresan bir o kadar içimizden bir ailenin hikayesi resmediliyor kitapta. 

Her karakter üzerinde ayrı ayrı soluk alıyor yazar. Kitabın arka kapağından da anlaşıldığı üzere, romanda yazarın kendi ailesinden izler mevcut. Latife Tekin ile tanışabildiğim için şanslıyım, bu sene içerisinde diğer kitaplarını da temin edip okuma listeme alacağım. "Unutma Bahçesi" merak ettiğim kitaplarından bir tanesi. "Sevgili Arsız Ölüm" adlı romanına da kitaplıklarınızda yer açın derim. 

28 Ocak 2016 Perşembe

Philip Roth: Öfke

"Ama burada konuşacak kimse yok; masumiyetim, patlamalarım, açık sözlülüğüm, genç erkekliğimin ilk gerçek yılı ve yaşamımın son yılındaki o kısacık aşırı mutluluk dönemi hakkında konuşabileceğim sadece kendim varım. Duyulma arzusu, ve beni duyacak kimsenin olmaması! Ölüyüm. Telaffuz edilemez cümlenin telaffuzu." 

Enfes bir kitap, enfes bir yazar... Amerikan edebiyatının en verimli yazarlarından olan Philip Roth ile ilk kez tanışıyorum. Marcus'un yaşadıkları, babası ile olan ilişkisi, dönemin politik ve akademik ortamı Roth tarafından enfes bir bilgi birikimi, gözlem yeteneği ve üslupla aktarılmış. Marcus ve babasının hissettiği farklı tür ve boyutlardaki öfkenin nelere yol açtığı oldukça ince, sarsıcı bir tedirginlikle tasavvur edilmiş.

Eğer İstanbul'da yaşıyor iseniz ve Kadıköy'e ulaşımınız kolay ise, rıhtımda bulunan Yapı Kredi Yayınlarının satış dükkanını ziyaret edin derim. Harikulade kitaplar var, sanırım bir dahaki gidişimde daha çok kitap alacağım.