isviçre etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
isviçre etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Nisan 2017 Pazar

Max Frish: Homo Faber

"Ölüme hazırlanış: Raporlar, mektuplar, cep defterleri gibi belgelerimin hepsi yakılsın, hiçbiri doğru değil. Dünyada olmak ışıkta olmaktır. Mesleğimiz herhangi bir yerde eşek sürmek (geçenlerde Korinthos'taki yaşlı adam gibi) ama önemli olan, ışığa dayanmaktır (çocuğumuzun şarkı söylediği zamanlar gibi), katırtırnakları, asfalt ve deniz üzerindeki ışıkta söneceğini bilerek sevince dayanmak, zamana dayanmak ya da bir andaki sonsuzluğa. Sonsuz olmak: var olmuş olmak."

Teknik bir adam, Faber. Bir uçak yolculuğu sonrası yaşadıkları, dünyasını tesadüflerin çarkını çevirdiği bir sirk haline getiren peşi sıra olaylar. Yaşamın duygularla mı dönenip durduğu yoksa duygusuz bir yaşamın mı insanı dinç tuttuğu üzerine bir akış. Kızı ile karşılaşması, bir gemi yolculuğunda. Sonra Hannah. Yıllar sonra yaşanan acı bir ölüm. Bir ameliyat, Atina ve ardı sıra pek çok ülke. İnsanların var oluş biçimleri. 

Gerçekten bir ritmi mi vardır yaşamın, süregelen bir düzeni mi bizim asla bozamayacağımız cinsten? Yoksa yaşam tamamen tesadüfi midir, Batı'nın tekniğinden uzak Doğu'nun zamanına ve kaderine yakın. Hangi taraf daha mutlu? Hangi taraf daha pervasız? Hangi tarafın dizginleri elinde? Tüm bu sorular Faber'in yaşamında ve romanında gizli belki de. Bir hayat hikayesi, filme çekilen bir sürü gün batımı. 

9 Ocak 2017 Pazartesi

Robert Pinget: Mösyö Songe

"Bir çıkmazdan kurtulmak için bir başkasına girmek gerekir."

Robert Pinget, 1920 Cenevre doğumlu bir yazar. Hukuk öğrenimi görmüş, 1951 yılında ise ilk öykü derlemesi yayımlanmış.

Yazılarımda sıklıkla bahsettiğim üzere Kadıköy'ü her ziyaret edişimde Yapı Kredi Kitabevine uğruyorum. Bir iki hafta önce okumak üzere alıp kitaplığıma koyduğum kısa romanlardan biriydi "Mösyö Songe." Kar sebebiyle okullar kapanınca ve kapımıza dayanan kardan dolayı günlerdir evden dışarı çıkamazken "Mösyö Songe"yi tanımak üzere kitaplığımdan çıkardım. 

Mösyö Songe varlıklı, denize nazır bir evde hizmetçisi Sosie ile birlikte yaşayan yalnız bir adam. Bir yeğeni var, sık sık olmasa da dayısını ziyaret eden, kimi vakitler onu yermekten geri kalmayan kimi vakitlerde ise Sosie'nın leziz yemekleri eşliğinde dayısı ile hasbıhal etmeyi kendine amaç edinen bir genç.

Mösyö Songe kurallara, nezakete ve görgüye sıkı sıkıya bağlı bir adam, denemeler yazıyor, bir de yeğenine sürekli mektup yazıyor. Mektupların hemen hepsinde kendi benliğini dışa vuruyor, kafasında dönenip duran deli sorunlara, delişmen sorulara cevaplar arıyor, bazen de o kadar net ve katı bir adam oluyor ki, adeta bedenini duyguların delip geçmesini önleyen bir kalkana dönüştürüyor. 

Karlı bir Ocak ayında bana sıcacık battaniyemin içinde kısa bir izlek sunan sevgili Mösyö Songe ile tanıştığıma memnunum. Umarım bir yerlerde o haşin görüntünün altındaki sevecenliği dışarı çıkarmayı başarabilmişsindir; ya da sen böyle güzelsin Mösyö Songe. Umarım hiç değişmemişsindir. 

"Mösyö Songe kötü bir gün öngörürken yanılmıyordu. Sıkıntıları belirginlik kazanıyor. Aklına getirmek istemediği hatıralar üzerine çullanıyor. 

Ama işin özüne gelelim, hatıralarım diye nelere diyorum ben? diye soruyor kendine.

Bir düşünme denemesinden sonra, hatıralarım dediği şeylerin yalnızca duygularından ibaret olduğunu söylüyor kendine. Çünkü şu anda bile verdikleri acıyı yeniden yaşayabiliyor. Geriye kalanları, geçmişten çıkagelseler bile, acılarını yeniden hissedemediklerini, hatıralarım diye adlandırmayacak."

Hatıralar üzerine mükemmel bir tanım, ideal bir açıklama değil mi? Selam olsun sana Mösyö Songe ve tabii ki seni yaratan sevgili Robert Pinget.