amerika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
amerika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mayıs 2017 Pazar

Isabel Allende: Paula


"Aklım bunları ayıklıyor, abartıyor, ele veriyor, olaylar uçup gidiyor, kişiler unutuluyor ve sonunda yalnızca ruhun kat ettiği yol ve açığa vurulduğu o ender dakikalar kalıyor geriye."

Paula henüz çok genç. Bilindik bir dünyanın az bilindik bir hastalığı üzerine kötücül bir ruh gibi çökmüş durumda, eşi ona aşık, Paula da öyle. Sonra onu doğuran annesi, Isabel Allende. Büyük bir sarsıntının içinde. Bu sarsıntıdan çıkışın bir yolu yok biliyor ama yine de büyük bir azimle mücadele ediyor, üstelik bu sefer kızını yazıyor. Hem onu yazıyor hem de onu yaşıyor. 

Paula bana epey dokunaklı geldi, sayfaları çevirirken yutkundum, kimi zaman da zorlandım. Romanda anne-kız üzerinden verilen gerçeği biz de bir süre önce anne-oğul olarak yaşadık. Bundan üç yıl önce kırklı yaşlarının ortasındaki annemin beyin sapında bir pıhtı attı. Ardından uzun bir uykuya daldı, işi bilen birçokları yaşayamayacağını söyledi. Ameliyattan çıkıp yoğun bakıma alındığı ilk gün bir dakika verdiler bana. Onu son görüşüm olabilirmiş, öyle dediler. O bir dakikaya bir dünya sığdırdım ben. Henüz açamadığı gözleri ile bana yaşayacağına dair söz verdi. O bir dakika bir ömür oldu, yamaçlardan akıp süzüldü. 

Sonrası çok büyük bir mücadele. Pek çok insan yalnız bırakıp gitti. Bir süre bocalar gibi oldum. Annem altı ay boyunca konuşamadı, hiçbir şey yiyemedi. Karnına bir hortum taktılar, şırınga ile besledik. Sağ tarafında neredeyse hiç kas gücü kalmamıştı. Sol tarafında da kas gücünde azalma vardı. Yürüyemez dediler, bir daha konuşamaz dediler. Önce soluk almaya başladı, sonra gözlerini açtı. Çok ağladı ama direndi. 

Üç yılını yeni doldurdu, şu an kimsenin inanamayacağı kadar iyi durumda. Yalnız kaldık, yarı yolda bırakıldık ama anne ve oğul birbirimize sarıldık. Şimdi onun gözlerinin içine bakıyorum. Paula'nın ve annesinin yaşadıkları beni çok etkiledi, kendimi bir annenin yerine koydum. Çünkü üç sene boyunca annemin annesi oldum. 

Hayat bir direnç mücadelesi gibi geliyor bana, yol uzadıkça insanın direnci azalıyor. İnsanlar çıkıyor karşımıza, türlü türlü, başka başka boyutlardan, uzak coğrafyaların hecelerinden, dillerinden. Kimi tanıdık geliyor kimi ise epey uzak. Nihayetinde insan yalnız kalıyor, direnç ne kadar azalsa da bitmediği sürece yola devam etmek gerekiyor. Huzurlu uykular diliyorum Paula. 

31 Mart 2017 Cuma

Engin Geçtan: Rastgele Ben













Birkaç yazı önce Engin Geçtan'dan ve Zamane adlı kitabından bahsetmiştim. Yine bir Metis Yayınevi ziyareti sonrası aldığım ve okuyup bitirdiğim Rastgele Ben adlı Engin Geçtan kitabından bahsetmek istiyorum. 

Rastgele Ben için Engin Geçtan'ın hayatının bir panaroması diyebilirim. Naçizane tavsiyem kendisinin diğer kitaplarını okuduktan sonra bu kitabı alıp okumanız. Okurken oldukça keyif aldım. Kitap bir anlatı niteliğinde. İçerisinde dört bölüm var: Bir Zamanlar Amerika'da, Dipsiz Kuyuda Yolculuk, La Turchia piu bella ve Matriks ya da Apocalypse Now.

Kitaptaki en uzun bölüm Dipsiz Kuyuda Yolculuk. Bu bölümde Engin Geçtan psikiyatri ile ilgili bilgi birikiminden anekdotlar paylaşıyor. Aynı zamanda içinde bulunduğumuz dünya ile ilgili çeşitli tespitlerde bulunuyor. Ben, Bir Zamanlar Amerika'da bölümünü çok sevdim. Geçtan'ın Amerika hakkındaki izlenimleri ve anıları keyifli, kayda değer. Bazı tespitlerinin yıllar geçmiş olmasına rağmen hala geçerliliğini koruyor olması da oldukça dikkat çekici. 

Su gibi bir kitaptı. Geçtan'ın onca eserini okuduktan sonra onu daha yakından tanımak beni çok mutlu etti. Zaten çalışma masamın en güzel yerinde duruyor tüm kitapları. Geçtan'ın anılarını okumak size de keyif verecektir diye düşünüyorum. 

3 Haziran 2015 Çarşamba

40 Yıl Önce 40 Yıl Sonra Amerika-Rusya

 "Dünyada sadece ABD ve Kanada'da kutlanan Şükran Günü, ulus-devlet ya da dini öğelerin anılmadığı dünyadaki yegane bayram olmalı. Boston yakınlarına 1620'de yerleşen beyazlar, yılın ilk mahsulünün toplanmasını, kendilerine yeni dünyada yaşayabilmeleri için yol yordam gösteren Kızılderililer ile birlikte kutlamış. Yerlilerin Avrupalılara sundukları baş yemek, o zamana kadar hiç görmedikleri, anavatanı Kuzey Amerika olan hindi. Ne var ki, aradan fazla zaman geçmeden ilk sofralarını kurmalarına yardımcı olan dost ve cömert insanları, Kızılderilileri, bu topraklardan sürüp, öldürmüşler. Daha yeni gazetede okuduğum bir haber 1675'ten beri geçerli olan Kızılderililerin Boston'a girmelerini yasaklayan bir kanunun yakında değiştirilebileceğini yazıyordu."