kitapları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitapları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ağustos 2020 Çarşamba

Tarih Vakfı Yurt Yayınları

Daha önce Kitap Yayınevi'nden bahsetmiştim, sıklıkla kitaplarını okuduğum ve biraz bahsetmek istediğim bir diğer yayınevi de Tarih Vakfı Yurt Yayınları. Siyasi tarihten ziyade toplumsal tarihe ilgili duyduğum için, genelde toplumsal tarih çalışmaları hazırlayan yayınevleri ile iç içeyim. 

Tarih Vakfı bünyesinde yayıma hazırlanan kitapların bir çoğunu mikro tarih çalışmaları olarak tanımlayabiliriz. Bir şehir, bir insan, hatırat, kısa bir dönemin ayrıntılı tasvirleri gibi pek çok alanda ve özellikle çok sık çalışılmamış konularda çok değerleri üretimleri var. 

Hem sürekli okuduğum hem de derslerimde kullandığım kitaplar, kesinlikle toplumsal tarih severlere başka ufuklar açıyor. Aynı zamanda Tarih Vakfı, kendi bünyesi içinde çeşitli söyleşiler de gerçekleştiriyor. Karantina sürecine kadar düzenlemiş oldukları söyleşilerin bir kısmında bulundum ve faydalandım. 

Toplumsal tarih alanında nitelikli çalışmalar, sıkı araştırmalar bulabilmek çok mümkün değil. Bu alanda çalışmalar yapan çok fazla da yayınevi yok. Bu bakımdan Tarih Vakfı Yurt Yayınları da, tıpkı Kitap Yayınevi gibi ülkemiz için çok kıymetli.

Yayınlara ulaşmak isterseniz pek çok kitap satış sitesinde bulabileceğiniz gibi, Tarih Vakfı'nın kendi sitesinde de bulabilirsiniz. 

Yalnız; kitapların baskı adetleri çok değil. Bu yüzden geçmiş yıllarda basılmış kitapların bir çoğu yeniden basıma gitmediği için ulaşmakta zorluk çekebiliyorsunuz. Bu yıl geçmiş yıllarda basılmış bir kitabı sahaftan epeyce pahalı almak zorunda kaldım. Umuyorum, eski basım kitapların yenileri de tekrar basıma girer ve biz de faydalanmaya devam ederiz.

1 Mart 2018 Perşembe

Mart Kitapları

Geçtiğimiz iki ay boyunca Rus edebiyatının klasik metinlerini okudum. Epey keyif aldığımı söylemem gerekir. Bir yandan da Rus tarihi çalışmak istiyordum lakin bu konuda pek muvaffak olamadım. Rus tarihi biraz daha bekleyecek sanırım. 

Mart ayı gelmişken kendime Türk edebiyatı seçkisi oluşturmak istedim. Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Fakir Baykurt, Necati Cumalı, Halit Ziya Uşaklıgil, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Refik Halid Karay ve Kemal Tahir metinlerinin bir kısmını okumak niyetindeyim. 

Uzun yıllardır Batı edebiyatı yani çeviri edebiyat ile besleniyorum. Bu geleneği birkaç ay önce Sait Faik ile bozmuştum. Geçen yıl ise Füruzan, Vüsat O. Bener, Bilge Karasu, Tomris Uyar ve Yusuf Atılgan ile seyreden bir okuma serüvenim oldu. Akabinde Oğuz Atay, Şule Gürbüz, Hasan Ali Toptaş ve Sevgi Soysal geldi. 

Edebi metinlerin yanında şu sıralar yine insan ruhuna merak saldığım için yeni keşiflerde bulundum. İtalyan psikiyatrist ve öğretmen Borgna'nın Yapı Kredi Yayınları tarafından basılan "Ruhun Yalnızlığı" ve "Bekleyiş ve Umut" adlı eserlerini aldım. Bölüm bölüm onları da okumaktayım. Belki başka bir yazıda bu kitapları ayrı ayrı tanıtırım. 

Bugün de yine Yapı Kredi Yayınlarından çıkan, Claude Levi Strauss'un "Hüzünlü Dönenceler" isimli metnini aldım. Ercan Kesal bir video röportajında tavsiye etmişti bu metni. İlk kez antropolojiye giriş yapmış olacağım. 

Bir hafta-on gün kadar süren nekahet döneminden sonra tekrar okumaya başlıyorum. Diğer türlüsü bana hiç mi hiç iyi gelmiyor zira. O vakit Mart okumalarım başlasın efendim.

9 Ekim 2017 Pazartesi

Engin Geçtan: Orada Bir Arada

Engin Geçtan'ın yeni kitabı "Orada Bir Arada"yı heyecanla bekliyordum. Sevdiğim bir arkadaşıma bahsetmiştim kitabın çıkmasını beklediğimi. Hafta sonu bir mesaj geldi, "kitabı senin için alıyorum" dedi. Çok mutlu oldum.

Güzel bir akşam vaktinde okuyup bitirdim. Engin Geçtan'ı pek çok sevdiğimi birkaç yazımda söylemiştim. Şu an bu yazıyı kalem alırken diğer kitapları masamdan bana selam ediyor. Hayatı değiştiren kitaplar olduğuna inanmıyorum, inandığım yalnızca hayatımızı belirli açılardan etkileyebilecek kitaplar olduğu yönünde. Engin Geçtan'ın eserleri de benim için böyle. Uzun uzun çıkarımlar yaptığım, notlar aldığım ve kendimden bir şeyler bulduğum kitaplar bunlar. 

Grup psikoterapi süreçleri ile ilgili bir şeyler okumuştum daha evvel. Alan dışından olduğum için bu konuda bilgilerim sınırlı düzeyde. Engin Geçtan, "Orada Bir Arada" adlı eserinde grup psikoterapi süreçlerine dair güzel bir metin oluşturmuş. Dokuz insan, dokuzla çarpılmış bir sürü hikaye, yaralar, bulduklarımız ve kaybettiklerimiz... Sanırım Engin Geçtan'ın süreçteki danışanlara vermiş olduğu isimler, onların hayatlarıyla ilgili. Miralay, Mahidevran, Tabu, Asma... 

Şimdi yazıyı bitirip, aldığım notları bir kez daha inceleyeceğim. Sağlıcakla kalın. 

23 Şubat 2017 Perşembe

Engin Geçtan: Zamane

Bir süredir yalnızca Engin Geçtan okuyorum. Genelde sevdiğim, kanıksadığım yazarların kitaplarını ardı ardına okumak gibi bir huyum var. Bu; Ahmed Hamdi Tanpınar, Yalçın Tosun ve Gündüz Vassaf için de böyle olmuştu. 

Geçtiğimiz hafta Beyoğlu'nda yer alan Metis Yayınevini ziyaret ettim. Bir süredir internetten kitap alışverişi yapmıyorum, böyle bir karar aldım. Almak istediğim kitaplarla yakından haşır neşir olmak ve kalabalıklar arasına karışıp farklı yayınevlerini tanıyor olmak çok daha anlamlı gelmeye başladı bana. 

Geçtiğimiz yaz tatilinde tanıştım Engin Geçtan ile, "İnsan Olmak" adlı kitabını otobüs garından tutun da sahile kadar hiç elimden bırakmadan, notlar alarak okudum. Ardından "Hayat" adlı kitabı geldi, geçen hafta ise "Varoluş ve Psikiyatri" adlı kitabını okuyup bitirdim. Bu yazımda kısaca "Zamane" adlı kitabından bahsetmek istiyorum. 

Öncelikle niçin psikiyatriye ilgi duyuyorum bunu açıklamak isterim. Öğretmen oluşum bunda çok etkili, öğrendiklerim ile öğrencilerimi keşfetme imkanı buluyorum. Bu hem onların sorunlarının çözümü için hem de benim mesleki gelişimim için oldukça önemli. Bir başka neden ise sorunlu bir aile geçmişimizin olması. Sürekli kendimi ve dünyayı tanımaya çalışıyorum, hatta bunu bir uğraş haline getirdim desem yanlış olmaz. Son bir yıldır kişisel olarak psikanaliz, psikanaliz ve sanat üzerine bazı okumalar yapıyorum. Bu alanda belirli bir enformasyonum olmamasına rağmen genel geçer şeyleri öğrenmek bile beni tatmin ediyor. Öğrendiklerimden yola çıkarak kendimi ve etrafımdaki insanları anlamaya çalışıyorum, tabii ki onlara kendimce teşhisler koymadan tamamen içsel yorumlarımla. 

Engin Geçtan'ı keşfedene kadar zihnim karmaşıktı. Çünkü psikoloji ve psikanaliz ağır bilgiler içeren alanlar, özellikle alan dışı iseniz anlamakta güçlük çekmeniz olası. Ben de güçlük çektim. Fakat Engin Geçtan'ın dili oldukça sade. Kitaplarını, alan dışı her okuyucunun anlayabileceğini düşünüyorum. Üstelik kendisini her okuyuşumda kendimi ilginç bir şekilde çok hafif hissediyorum. Günlük rutinimde epey telaşlı, kurallarına sıkı sıkıya bağlı ve esnek olamayan bir insanım. Engin Geçtan'ın kitaplarını elime aldığım an ve kapağını kapadığım an arasında geçen zamanı asla fark etmiyorum. Kitaplarını bitirdikten sonra yaşadığım dinginliği tarif etmem mümkün değil. Öyle güzel, öyle hafif. 

Zamane, pek çok başlık altında toplanmış çeşitli konular içeren ve bu konular ile ilgili temel çerçeve içindeki bilgileri gayet kolay anlayıp yorumlayabileceğiniz bir kitap. Kitabın içerisinde insan olmaya dair her şeyi bulacaksınız. Bunun dışında Engin Bey'in mesleki deneyimleri, ülkemizin ve dünyanın içerisinde bulunduğu durumlar, tabu konular, çocukluk yaşantılarımız ve şimdimiz... 

Bir iki gün sürecek yoğun işlerimi bitirdikten sonra "Kimbilir?" adlı kitabına başlayacağım. Şu kaosun içinde kendimizi biraz olsun hafif hissedebilmeye fazlasıyla ihtiyacımız var öyle değil mi? Emeği ve alandaki bilgi birikimi için Engin Geçtan'a sonsuz teşekkürlerimi ileterek yazımı noktalayayım, herkese hafif günler dilerim. 

24 Aralık 2016 Cumartesi

Küçük Kara Balık

"Güzel ay, ben senin ışığını çok seviyorum. Hep benim üzerime ışıyasın istiyorum."
"Balıkçığım, doğrusunu istersen benim kendime ait bir ışığım yok. Beni güneş aydınlatır, ben de onu yeryüzüne yansıtırım. Sahi sen hiç duydun mu? İnsanlar uçup gelip benim üzerime konmak istiyorlarmış."
"Bu imkansız."
"Bu zor bir iştir ama insanlar istedikleri şeyi..."

***

"Şimdi ölüm çok kolay uğrayabilir bana! Ama ben yaşayabildiğim sürece ölümü karşılamaya gitmemeliyim. Elbette, bir gün ölümle karşılaşırsam -ki karşılaşacağım- önemli değil, önemli olan şu ki benim yaşamım veya ölümüm başkalarının yaşamını nasıl etkileyecek."

Hayallerinin peşinden koşan küçük bir kara balık. Dereleri ırmaklara devşirmiş, ırmakları denizlere devşirmiş, güzergahında pek çok tür ile tanışmış, hepsi ile hasbıhal etmiş, var etmiş kendini sularda, korkmamış, az ya da çok yaşamak diye düşünmüş, ne önemi var diye düşünmüş, sonunu merak etmiş yolun, suyun. Kendi olmuş küçük kara balık, kendine dönmüş küçük kara balık? Hiçbirimiz küçük kara balık kadar cesaretli, kendi gibi, nazik ve duyarlı değiliz değil mi? Ne büyük tokat, ne büyük ders!

18 Aralık 2016 Pazar

İşte Leonardo da Vinci

Hafta sonu kitapçı ziyaretim sırasında rastladım "İşte Leonardo da Vinci" adlı esere. "Hep Kitap" tarafından hazırlanıp basılmış, kapağı ve basımı oldukça kaliteli ve güzel. Özellikle hafta sonumu değerlendirmek adına iyi olacağını düşünüp aldım. 

Leonardo ile ilk tanışmam lise yıllarımda oldu, sanat tarihi dersinde işlediğimizi anımsıyorum. Ardından popüler kitaplardan biri olan "Da Vinci Şifresi" adlı romanı okudum. Yine popüler yabancı dizilerden bir tanesi olan "da Vinci's Demons" adlı yapımı izledim birkaç yıl önce. Sonrası ise Leonardo ile aramıza giren bir boşluktu. 

Hep Kitap, Leonardo'nun dışında, "işte" başlığı ile; Dali, Gaugin, Warhol ve Van Gogh ile ilgili de aynı minvalde kitaplar hazırlamış. Sanırım bir kültür sanat serisi çıkarılmış, çok da iyi edilmiş. 

Kitap Leonardo hakkında merak ettiğiniz her şeyi, derli toplu ve çeşitli illüstrasyonlar eşliğinde okuyabileceğiniz bir kolaylıkta ve netlikte. Eserde; Leonardo'nun yaşamı, İtalyan şehir devletleri arasındaki yolculuğu, kariyeri, dönemin ileri gelenleri ile olan ilişkileri, önemli eserleri, eskizleri, taslakları ve özel hayatına dair bir çok ayrıntı bulacaksınız. 

Leonardo hakkındaki bilgilerimi, minik bir hafta sonuna sığdırıp tazelediğim için mutlu hissediyorum. "Hep Kitap" güzel ve esaslı bir iş çıkarmış, kendilerine de bilhassa teşekkür ediyorum. Hazır bu yazıyı noktalarken, Panic!At the Disco'dan "The Ballad of Mona Lisa"yı dinlememek olmaz, o zaman bu güzel şarkı ile yazımı noktalamış olayım, iyi hafta sonları dilerim. 

30 Kasım 2016 Çarşamba

Fantastik Okumak Üzerine

Küçükken ne doğru dürüst çizgi film izlediğimi hatırlıyorum ne de televizyondaki çocuk programlarını. Genelde radyo dinlenirdi evimizde, radyo ile büyümem büyük şans. En sevdiğim kitap serisi ise Ayşegül idi. Annem her gece, Ayşegül'ün maceralarını okurdu yatağımda. Böyle renkli, canlı, lepiska saçları vardı hatırladığım kadarı ile Ayşegül'ün. Ben büyünce tüm Ayşegül kitaplarımı bir okula bağışladık, çok iyi ettik. 

Çok okuyan bir çocuktum, ergendim, gençtim şimdi genç bir adamım. Çok ağır şeyler okuduğumu hatırlıyorum, memleketteki evimizdeki geniş kitaplığımı her düzenlemeye kalkışımda kendime şaşırıyorum. Kimini yarım yamalak anladığım ama bir satırını bile atlamadan okuduğum kült kitaplar, Rus klasikleri, Alman edebiyatı... Lakin fantastik benim için hep soru işareti olarak kaldı(?) Kendime bunun için bir sebep arıyorum lakin bulamıyorum. 

İlginçtir ki yaşım büyüdükçe fantastiğe olan ilgim arttı. Defalarca, evirip çevirip Harry Potter okumalar, Yüzüklerin Efendisi ile farklı dünyalara dalmalar, Eragon serisi ile ejderhaların dünyasını keşfetmeler, Saphira'nın sırtında türlü hayallere koşmalar, Nail Gaiman'ın dünyasına adım atmalar derken fantastik yolculuğumun az buz olmadığını keşfettim. Büyücülük okulları, minik büyücüler, iksirler, gotik bir atmosfer, karanlık güçler, iyilik ve kötülük savaşları; bunların hepsi beni acayip heyecanlandırır oldu. Belki de büyüdükçe dünyanın gerçekliğinden, dünyanın ağrısından kaçıp kendimize daha masum ve doğa üstü bir şeyler arıyoruz, yeni bir dünya yaratmak istiyoruz, içinde yalnızca biz ve hayal dünyamızın şekillendirdiği karakterler olan.  

Hala pek çok okuyorum, çiziyorum, yazıyorum. Edebiyatı baştan sona büyülü bir dünya olarak görüyorum. Şu aralar yine fantastik bir maceraya yelken açma zamanımın geldiğini düşünüyorum. Nedense hep canımın yandığı, üzgün olduğum zamanlarda fantastik okuyorum. Yepyeni bir seri beni kendime getirecektir eminim ki. 

13 Ekim 2015 Salı

İçimizdeki Şeytan










"Görüyorsun ki hepsi hayata birer miktar kin borçlu. Hepsi çocukluklarından beri mahrum oldukları kuvvete hasret çekerek ve kendilerini yiyerek bu hale gelmişler. Hakikaten kuvvet sahibi olanlara haset ve imkansızlıkla baka baka nihayet kuvveti en büyük, en tapılmaya layık bir mevcudiyet olarak kabul etmişler... Şimdi öyle bir nazariye yapıyorlar ki, anası aciz ve mahrumiyet... Bu gibi fikirleri doğuranlar, daima, ezilmeye, yok olmaya mahkum olduklarını hisseden zümrelerdir. Bağırırlar, çağırırlar, ellerine fırsat geçerse suni olarak sahip oldukları bu iktidarı en vahşi bir şekilde kullanmaya kalkarkar; fakat nihayet hayatın ebedi kanunlarının pençesi altında çiğnenir ve mahvolurlar..."