değer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
değer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Şubat 2016 Cumartesi

Le Herisson














Yaşamaya Değer, 2009 yapımı bir Fransız filmi. Muriel Barbery'nin, Kirpinin Zarafeti isimli romanından uyarlanan, konusu itibari ile de epey ilginç bir film. Yıllar önce Turkuvaz Kitap'tan çıkan romanı okumuştum, hala kitaplığımda durur. Araştırdığım kadarı ile Kırmızı Kedi Yayınevi tarafından da basılmış. 

Çoğu zaman kitaptan uyarlama filmler, kitabın önüne geçemez. Ama bence bu sefer tam tersi olmuş. Filmleri ve kitapları birbirleri ile kıyaslamak ne kadar doğru olur bilmiyorum ama bu sefer film kitaptan daha başarılı olmuş. 

Filmin başkahramanı küçük bir kız çocuğu, ismi Paloma. Zengin bir ailede, zenginlerin oturduğu bir apartmanda büyüyen, hayat ile birtakım ciddi dertleri olan, sorgulayan, çok zeki ve farklı yeteneklere sahip bir kız Paloma. Bir sonraki doğum gününde intihar etmeyi planlamakta. Yaşamın nedenini sürekli sorgulamakta, eline aldığı bir kamera ile ailesini ve çevresini sürekli kayda almakta, onlarla ile ilgili çeşitli çıkarımlarda bulunmakta. 

Paloma'nın hayatı; apartmanlarına yeni taşınan Kakuro Ozu ile değişmeye başlar. Aynı zamanda apartmanın kapıcısı Renee'yi de daha yakından tanıma fırsatı bulur. 

Paloma ile birlikte film bir sürü güzel mesaj veriyor ve hayata dair bilgece çıkarımlarda bulunuyor. Filmin içinde bir sürü metafor keşfetmek de mümkün. Örneğin kavanozdaki turuncu balık. 

Film için tek bir eleştiride bulunabilirim ki o da; Paloma'yı canlandıran Garance Le Guillermic isimli çocuk oyuncunun performansını biraz zayıf buldum. Kitabı okurken Paloma'yı çok daha farklı hayal etmiştim, belki de ondandır. 

Yaşamaya Değer hoş ve sorgulatan bir Fransız filmi, tavsiye ederim. 

30 Ağustos 2008 Cumartesi

Puff




Zaman her ne kadar bedenlerimizi ve biçimimizi değiştirmeye çalışsa da asla ruhumuzu değiştiremeyecek,buna yürekten inanıyorum.Hayatımın on alttı yıllık tecrübesine dayanarak ruhlarımızın bizi şekillendirmesi gerektiği kanaatine vardım.Yani bedenlerimiz her nasıl olursa olsun ruh bir tane ve sanırım benim en iyi arkadaşım.Kimi zaman büyük sürprizlerin çocuksu coşkusunu beklesek de küçük mutluluklarla yetinmek bana daha büyük bir mutluluk yaşatıyor.Bu sefer sanmıyorum gerçekten böyle düşünüyorum.Bir kaç gün önce televizyonda polisiye romanlar üzerine bir belgesel izlerken birden annem odaya girdi.Elinde bir sürü puf,bilirsiniz minikken hepimizin çok severek yediği,Hindistan cevizlisi,kakaolusu ve değişik tatlarıyla bir ısırımlık şekerlemeler…Annemle karşılıklı oturup afiyetle yedik puflarımızı…Hayatımın en güzel ve en mutlu anlarından bir tanesiydi.Bir kez daha çocuk olmayı istedim,gerçi çok da büyük sayılmam ama gençlik yollarında şuan bedenim ama ruhum asla…Hep böyle kalalım anne olur mu?