Çevrem, iş hayatında pek çok sıkıntı yaşayan hatta yaygın olarak yöneticileri ve çalışma arkadaşları tarafından mobinge uğrayan insanlarla dolu. Benim de yaşadığım bazı sıkıntılar var. Yaşanan sıkıntıların meslekten mesleğe çok da fark ettiğini düşünmüyorum. Öncelikle idarecilik görevini üstlenen insanlar ile aranızdaki mesafe, insani ilişkileri zorlaştırıyor. Koltuğu kaybetme derdi de idarecilerin başındaki en büyük bela sanıyorum ki. Şu ana kadar insani özelliklerini kaybetmemiş ve çalışanlarına tepeden bakmayan bir idareci ile tanışmadım. Onları iş dışında hiç ciddiye almıyorum, (işte de gerektiği kadar) iş dışında da onlarla bir arkadaşlık ilişkisi kurmuyorum.
Gelelim işin çalışma arkadaşları kısmına. Kurumsal şirketler ya da benzeri yerler, her seferinde kurum politikalarından bahsederler. Fakat aynı işi yapan personellere dönüp baktığınızda her birinin birbirinden çok farklı olduğunu görürsünüz. Bu durumda da işe alım sürecinde kurumsal bir politikadan bahsedemeyiz. Ciddi bir politika olsaydı benzer kişisel özelliklere sahip insanlar seçilip uyumlu bir çalışma ortamı yaratılırdı. Çalışma arkadaşlarınızın bir kısmı genelde idareciler ile çok iyi geçinirler. Aralarında muazzam bir çıkar ilişkisi vardır. Bu tarz çalışanlar iş dışında da idarecilerle münasebette bulunmak konusunda oldukça ustadırlar. Amaçları ya bulundukları konumu sağlama almak ya da daha üst bir konuma ulaşabilmektir. Çalışma saatleri dışında da idarecilerin yanlarından ayrılmazlar, idarecilerinin sevgisi onlar için hayatidir, itaat ederler onlara sorgusuzca. Abartmıyorum, birebir yaşıyorum bu durumu. Bu tarz çalışanlar ile hiçbir şekilde iletişim kurmamanızı tavsiye ederim. Sonuçları pek de iyi olmuyor. Öğle ve akşam yemeklerini dahi birlikte yememeyi tercih edin, çay ve kahve saatlerinde, aralarda etraflarında olmayın. Zaten onları pek bulamazsınız, ottan boktan sebepler ile daima idarecilerin yanındadırlar.
Bir diğer husus da whatsapp grupları. En nefret ettiğim uygulamaların başında geliyor, girdiğiniz iş yerinde bir sürü whatsapp grubuna dahil olmak zorunda kalıyorsunuz. İşten başka her şey dönüyor o gruplarda. Sevgili olanlar, çalışma arkadaşlarının ve idarecilerinin dedikodularını yapanlar, falanlar filanlar... Bu gruplarda sizi ilgilendiren konular dışında hiçbir şekilde yazmayın. Hatta yaptığınız iş buna müsaitse, mesainiz bittikten ve eve gittikten sonra telefonunuzu kapatın. Ben bir süredir böyle yapıyorum ve inanılmaz rahatım.
Ait hissetmediğiniz bir ortamda çalışıyor olabilirsiniz, maddi kaygılarla işinizi bırakamıyor olabilirsiniz, ben de böyleydim. Çok iyi anlıyorum. En azından bir kısım insandan kendinizi uzak tuttuğunuzda daha korunaklı ve daha huzurlu bir iş yeri ortamı yaratabilirsiniz. Sanıyorum ki hangi sektörde ve hangi pozisyonda çalışırsanız çalışın birileri sizden daha fazla el üstünde tutulacak, birileri sizden daha fazla hırslı olacak, henüz olgunlaşamamış kocaman adamlar ve kadınlar ile tanışacaksınız. Aldırmayın, kendi duruşunuzu koruduğunuz sürece onlar ne yapıyorlarsa yapsınlar. Kesinlikle itaat etmeyin, o işi bileğinizin emeği ile aldınız. Gerektiği yerde itiraz edin, onlarla aynı fikirde olmak zorunda değilsiniz. Özgürlük alanınızdan taviz vermeyin.
Velhasıl kelam iş yaşamı çok zor, hele ki şu öğretmen milleti daha da zor. Bazen çok bunalıyorum lakin öğrencilerimi düşündükçe biraz daha hafifliyorum. Umarım uzun süre mutlu olabileceğimiz işlerimiz olur, üretir üretir ve daha fazla üretir de daima huzurlu oluruz.
yazısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yazısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
14 Şubat 2018 Çarşamba
İş Yaşamı ve İnsanlarla Mücadele Üzerine
Etiketler:
başlayanlar,
deneme,
insanlarla,
iş,
işe,
mobbing,
mücadele,
sıkıntılar,
tavsiye,
üzerine,
Ve,
yaşamı,
yazısı,
yeni,
yerlerindeki
29 Aralık 2017 Cuma
Seneye Veda
Giderek sadeleşiyorum. Sade ne kadar güzel bir kelime değil mi? Manası farklı olsaydı bu kadar güzel olmazdı belki. Bazen yaşayıp yaşamadığımdan emin değilim. Karşıma çıkan insanlar, güzel insanlar, fena insanlar. Bir şekilde hepsinden uzak tutuyorum kendimi. Bazen kendime kızıyorum bunun için, bazen de daha zamanı değil diyorum. Hangisi doğru bilmiyorum. Ama beklemek ve kavuşmak ortaklaşa gerçekleşecek. Sanırım Arapçada beklemek ve kavuşmak, sahip olmak aynı anlama denk düşüyor. Ne güzel öyle değil mi?
Pek çok fazlalıktan arındığımı hissediyorum. Daha temiz bir hava soluyorum, insanlar azalıyor. Sükunet daha ön planda, etrafta sesler giderek netleşiyor. Kendi sesimi duyabiliyorum.
Bu sene 26 oldum. Sanki yaşımla özdeş bazı büyük kararlar alabilmeye başladım. Kendime güvenim arttı. Maddeden uzaklaşmayı az çok becermeye başladım. Görünür dünyanın görünmeyen ritminden uzaklaştım, kendime müzik çalıyorum. İnsani olarak daha iyi bir noktaya ilerlemekteyim. Elbette nihayete ermiş, olmuş değilim.
Eskiden doğayı bu kadar çok kutsamazdım, bakar geçerdim. Şimdi doğanın her bir parçasına tüm şaşkınlığım ile bakabiliyorum. Konuşmak yerine daha fazla dinliyorum.
Bir şeyler değişiyor sanırım, ben sadeleşiyorum, anlam kazanıyorum. Yeni bir seneden beklentim yok, beklentileri senelere bölmenin bir manası yok. Huzurla ve okuyarak geçen bir ömrüm olsun. Daha ne isteyebilirim ki? İstemem başka şey. Elveda sene.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)