işe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
işe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ağustos 2022 Salı

İşe Yarar Bir Şeyler

Kendime bir kahve yaptım ve balkona çıktım, daha önce hiç dinlemediğim şarkılardan oluşan bir liste hazırladım. Hazır aklımdan geçen bazı düşünceler varken bunları not almak istedim. 

Yaz tatiline her girdiğimizde aklımda pek çok soru beliriyor, hayatın akışı ile ilgili daha doğrusu hayatın kendisi ve benim bu yolculuktaki varoluş biçimim ile ilgili. Her yaz istisnasız pek çok sorgulama içinde buluyorum kendimi, haliyle yaşamın içine dahil olmak yerine, yaşamı karşıdan bir sinema filmi imiş gibi izlemeyi tercih ediyorum büyük oranda. Bu düşünceler beni hırpaladıkça geceleri uykularım kaçıyor, müthiş bir bacak ağrısı çekiyorum. 

Fakat okullar açıldıktan sonra yani çalışmaya başladığım zaman bu düşüncelerin büyük bir kısmı uçup gidiyor adeta. Her şey düzene giriyor. Yoğun bir temponun içinde sürekli yetiştirmem gereken işler olduğu için, varoluşumu sorgulayacak zaman bulamıyorum. Bazen iş yoğunluğundan şikayet etsem de, üstüme vazife olmayan işlerin sorumluluğunu bile üstleniyorum. 

Bu yaz, ne istediğimi ve nasıl yol almak istediğimi sorgulayıp durdum. Gerçekçi çözümler ile romantik çözümler arasında gidip geliyorum. Kendimle ilgili sorulara yanıt bulamıyorum genelde, insanın kendisini tanıması ne kadar da güç. Bazen mesleğimi bırakmak istiyorum. İstanbul'dan ayrılıp küçük bir şehre taşınmak istiyorum. Hatta garsonluk, kasiyerlik vb. işleri yapabileceğim geçiyor aklımdan. Ciddi ciddi bunların planlarını yapıyorum. Çalıştığım okulda, mesleğime veda ediş konuşmam bile hazır. Uyumak için yatağa girdiğimde bunun provasını bile yapıyorum. İstanbul dışına çıkmam gerektiğinde ise bir şekilde bu şehri özlüyorum. Hemen, aklımdan türlü anılar geçmeye başlıyor. İnsanın gerçek evi, yurdu neresidir? Sanırım yaşadığım iç sıkıntısının nedenlerinden biri de bu, yıllar yıllar içinde kendimi hiç evimde hissedememiş olmam. Önce bağ kurmakta güçlük çekiyor, ardından kurduğum bağları koparamıyorum. Bir mekan, bir ev ve bir mahalle ile gerçek anlamda sağlıklı bağlar kurabilecek kadar yaşamadım hiç aynı yerde. Evler hep değişti, mahalleler değişti, komşular değişti, yollar değişti ve tabii ki insanlar da. Üstelik tüm bunlara kaygı seviyemin nispeten yüksek olması da eklenince, bazen beni rahatsız eden şeyin tam olarak ne olduğunu kavrayamıyorum. 

Sanırım çalışmak ve üretmek iyi geliyor insana. Öbür türlüsü çok zor, zihnimdeki düşüncelerle baş etmekte zorlanıyorum. Kendimizi kandırmak pahasına da olsa, en sağlıklısı kendimize nihai hedefler belirlemek galiba. Bu hedeflerin sonlu hayatımıza hiçbir faydası olmayacak olsa bile, bazı hedefler peşinde süregiden bir hayat, kendi içinde bir anlama kavuşuyor gibi. Temel problemlerimden biri bu olabilir, hiç bir hedefim ve hayalim yok. Düşünüyorum, kendime sorular soruyorum, ne istiyorsun diyorum ve net bir yanıt alamıyorum. Hep bildiğimi okuyorum, kitaplarıma ve anneme sarılıyorum. Odamın içinde yazım-çizim işleri ile uğraşıyorum. Sahne arkasında, hep işin mutfağında. Belki bir gün o mutfaktan çıkmayı başarabilirim, belki bir gün sahnenin tam ortasında spot ışıklar altında, tüm gözler benim üzerimdeyken de iyi hissedebilmeyi başarabilirim. Belki de yalnızca izlerken solup gitmektir kaderim, belki de yalnızca izlerken solup gideceğim. 

17 Ağustos 2020 Pazartesi

İşe Dönüş

Çarşamba günü okula geri dönüş yapıyoruz. Bu demek oluyor ki seneye Temmuz'a kadar yoğun bir iş temposu ile çalışmaya başlıyoruz. Bazen bu kadar koşturmacanın içinde çok yorulduğumu hissediyorum, bir yanım İstanbul'a veda etmek istiyor. Bir yanım da öğrencilerimi gördükçe mutlu oluyor, online da olsa onlarla bir araya gelmek ve çalışıp bir şeyler üretmek bana iyi geliyor. Böyle de bir dilemma. 

Bu sıralar salgından dolayı arkadaşlarımla pek görüşemiyorum, ancak mesajlaşabiliyoruz. Hem ülkenin şartlarının hem de İstanbul'un gençleri çok yorduğunu düşünüyorum. Hemen herkeste bir kaygı, bir karamsarlık var. Ben de hayata çok pozitif bakabilen biri değilim lakin gençler olarak bu ülkedeki halimize üzülüyorum. Genç yaşta çok mücadele veriyoruz, bu yorgunluğun sebebi de tamamen bu. 

Geçtiğimiz günlerde Bal Ülkesi adlı belgesel filmi izledim ve hayran kaldım. Oradaki Hatice'nin yaşama tutunuşu, annesinin bakımını üstlenmesi, bir kadın olarak hayatla mücadelesi beni çok etkiledi. Gerçekten çok uzun süredir bu kadar etkileyici bir yapım izlememiştim. Bende pek çok sorgulamaya yol açtı Hatice'nin hayatı. Hatice'nin hayata bakışı ve hayattan beklentileri ile kendiminkileri karşılaştırıyorum, o kadar bencilce geliyor ve kendime o kadar kızıyorum ki...

Evde son saatlerimi sanırım hiçbir şey yapmadan geçireceğim. Çünkü tempo başlayınca tüm sene yorgunlukla geçecek zaten. Bu belirsizlik ortamında umarım güzel bir eğitim dönemi olur. Sıkıntısız, sorunsuz ve huzurlu bir yıl geçirmeyi diliyorum. 

14 Şubat 2018 Çarşamba

İş Yaşamı ve İnsanlarla Mücadele Üzerine

Çevrem, iş hayatında pek çok sıkıntı yaşayan hatta yaygın olarak yöneticileri ve çalışma arkadaşları tarafından mobinge uğrayan insanlarla dolu. Benim de yaşadığım bazı sıkıntılar var. Yaşanan sıkıntıların meslekten mesleğe çok da fark ettiğini düşünmüyorum. Öncelikle idarecilik görevini üstlenen insanlar ile aranızdaki mesafe, insani ilişkileri zorlaştırıyor. Koltuğu kaybetme derdi de idarecilerin başındaki en büyük bela sanıyorum ki. Şu ana kadar insani özelliklerini kaybetmemiş ve çalışanlarına tepeden bakmayan bir idareci ile tanışmadım. Onları iş dışında hiç ciddiye almıyorum, (işte de gerektiği kadar) iş dışında da onlarla bir arkadaşlık ilişkisi kurmuyorum. 

Gelelim işin çalışma arkadaşları kısmına. Kurumsal şirketler ya da benzeri yerler, her seferinde kurum politikalarından bahsederler. Fakat aynı işi yapan personellere dönüp baktığınızda her birinin birbirinden çok farklı olduğunu görürsünüz. Bu durumda da işe alım sürecinde kurumsal bir politikadan bahsedemeyiz. Ciddi bir politika olsaydı benzer kişisel özelliklere sahip insanlar seçilip uyumlu bir çalışma ortamı yaratılırdı. Çalışma arkadaşlarınızın bir kısmı genelde idareciler ile çok iyi geçinirler. Aralarında muazzam bir çıkar ilişkisi vardır. Bu tarz çalışanlar iş dışında da idarecilerle münasebette bulunmak konusunda oldukça ustadırlar. Amaçları ya bulundukları konumu sağlama almak ya da daha üst bir konuma ulaşabilmektir. Çalışma saatleri dışında da idarecilerin yanlarından ayrılmazlar, idarecilerinin sevgisi onlar için hayatidir, itaat ederler onlara sorgusuzca. Abartmıyorum, birebir yaşıyorum bu durumu. Bu tarz çalışanlar ile hiçbir şekilde iletişim kurmamanızı tavsiye ederim. Sonuçları pek de iyi olmuyor. Öğle ve akşam yemeklerini dahi birlikte yememeyi tercih edin, çay ve kahve saatlerinde, aralarda etraflarında olmayın. Zaten onları pek bulamazsınız, ottan boktan sebepler ile daima idarecilerin yanındadırlar. 

Bir diğer husus da whatsapp grupları. En nefret ettiğim uygulamaların başında geliyor, girdiğiniz iş yerinde bir sürü whatsapp grubuna dahil olmak zorunda kalıyorsunuz. İşten başka her şey dönüyor o gruplarda. Sevgili olanlar, çalışma arkadaşlarının ve idarecilerinin dedikodularını yapanlar, falanlar filanlar... Bu gruplarda sizi ilgilendiren konular dışında hiçbir şekilde yazmayın. Hatta yaptığınız iş buna müsaitse, mesainiz bittikten ve eve gittikten sonra telefonunuzu kapatın. Ben bir süredir böyle yapıyorum ve inanılmaz rahatım. 

Ait hissetmediğiniz bir ortamda çalışıyor olabilirsiniz, maddi kaygılarla işinizi bırakamıyor olabilirsiniz, ben de böyleydim. Çok iyi anlıyorum. En azından bir kısım insandan kendinizi uzak tuttuğunuzda daha korunaklı ve daha huzurlu bir iş yeri ortamı yaratabilirsiniz. Sanıyorum ki hangi sektörde ve hangi pozisyonda çalışırsanız çalışın birileri sizden daha fazla el üstünde tutulacak, birileri sizden daha fazla hırslı olacak, henüz olgunlaşamamış kocaman adamlar ve kadınlar ile tanışacaksınız. Aldırmayın, kendi duruşunuzu koruduğunuz sürece onlar ne yapıyorlarsa yapsınlar. Kesinlikle itaat etmeyin, o işi bileğinizin emeği ile aldınız. Gerektiği yerde itiraz edin, onlarla aynı fikirde olmak zorunda değilsiniz. Özgürlük alanınızdan taviz vermeyin. 

Velhasıl kelam iş yaşamı çok zor, hele ki şu öğretmen milleti daha da zor. Bazen çok bunalıyorum lakin öğrencilerimi düşündükçe biraz daha hafifliyorum. Umarım uzun süre mutlu olabileceğimiz işlerimiz olur, üretir üretir ve daha fazla üretir de daima huzurlu oluruz.