kaymaz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kaymaz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Mart 2017 Cumartesi

Sezgin Kaymaz: Farfara

Türk edebiyatında en çok kimleri okuyorsun ve beğeniyorsun diye sorsanız kuşkusuz vereceğim isimlerden biri Sezgin Kaymaz olacaktır. Kendisi ile ilk önce "Uzunharmanlar'da Bir Davetsiz Misafir" adlı romanı ile tanıştım. Ardından külliyatını okumaya başladım. "Kısas", "Deccal'in Hatırı", "Geber Anne" ve son olarak "Kün" geldi. April Yayınlarından çıkan yeni romanı Farfara'yı da severek okudum. 

Sezgin Kaymaz'ın Lucky adlı romanını okumadım henüz lakin Lucky'i okuyanlar muhtemelen Farfara'da da benzer ve güzel bir konu ile karşı karşıya kaldılar. Sezgin Kaymaz'ın hayvan sevgisine ve köpeklere olan düşkünlüğüne aşinayız, onu sevme nedenlerimizinden biri de bu elbette. 

Farfara'da eneteresan ve eğlenceli, oldukça da esprili bir olay örgüsü var. Üstüne üstlük birbirinden hınzır ve tatlı bol bol da köpek var. Sezgin Kaymaz'ın yaratmış olduğu kahramanların hepsinin kendine has özellikleri vardır, kahramanı tanımaya başladığınız ilk cümleden itibaren onun sıradan bir kitap kahramanı olmadığını anlarsınız. Ve severek okumaya devam edersiniz. 

Farfara ile ilgili yapabileceğim tek eleştiri yayınevi ve kitabın basımı ile ilgili. Sezgin Kaymaz bir süre önce İletişim Yayınlarından ayrılarak April Yayınlarına geçti. Sebeplerini bilemiyorum, Sezgin Kaymaz böyle bir tercihte bulunmuşsa şayet haklı bir sebebi vardır. İletişim Yayınları benim sıklıkla takip ettiğim, çok kaliteli bulduğum ve abartmadan söylebilirim ki kütüphanemin büyük bir bölümünü dolduran bir yayınevi. Hal böyle olunca Sezgin Kaymaz'ın İletişim'de kalmasını temenni ederdim. İletişim zamanlarındaki kitap basım kalitesi ve kitap kapakları oldukça güzeldi. 

Nihayetinde yayınevi değişikliğinden dolayı Sezgin Kaymaz okumayı asla bırakacak değilim. Çok iyi yazıyorsun be abi, sen yaz biz okumaya devam edelim. Yazının sonuna gelmişken Lucky'e de kocaman öpücükler gönderelim. 

15 Mayıs 2016 Pazar

Tekten De Tek

Sezgin Kaymaz'in "Kün" adlı romanından:

Binlerce yıllık yolculuktan sağ çıkmış eşsiz bir 
kromozomun mahsulüydü o. Öyle ki, kıytırık
kromozomların yanında, akıllara ziyan cüssesiyle
salapuryaların arasında kendine yol açan bir
buzkıran gemisi sayılırdı.
Tekti.
Tekten de tek.
Yegane.
Biricik.
Eşsiz.
Mahsulü de öyle olacaktı elbet.

Hüdai Nabit

9 Mayıs 2016 Pazartesi

Sezgin Kaymaz: Kün

"Başkalarının baktığı yerden baktığında başka bir hayat göreceğini bilirdin; eyvallah. Misal, dindarsan, hayatı sevap ve günahtan ibaret görürdün, obursan makarnadan, mantıdan, etli ekmekten. Ölsen başka bir şey göremezdin. İnsan olarak; hayatın boyunca sana 'DOĞRU' diye kaktırılan şeylerden ibarettin. Bu nedenle deliliğin de delilik olabileceğine pek inanasın gelmezdi. Normalin altı delilikti tıbba göre. Peki normalin üstü? O da delilikti tabii.

İşe bak, normalin üstünde saltanat sürecek adam, kendinden altta oldukları için deli deyip normallerle dalgasını geçecek, ama çoğunluk onu anormal göreceği için onun adı deliye çıkacaktı. Demek ki insan çoğunluktan ibaretti.

Her neyse..."

6 Mayıs 2016 Cuma

Kün

Ülker yıldızından Can'a şöyle bir ses geldi:
"Sen yeryüzüne mensup değilsin; ötelerdensin.
Aklını başına al, yüksel... Tortu gibi dibe çökme!"

Mevlana

4 Ekim 2015 Pazar

Sezgin Kaymaz: Kısas, Sevinç Kuşları-2

Evet.
Nasıl diyelimdi?..
Eee...
Hava yapalım'dı hadi biraz. Eselim, üfürelim'di. "Aşk..." diyelim'di, "... kalbin derinlikölçeri, ruhun altimetresidir, kesindir bu, şaşmaz bilgidir, ama gene de sırdır o meret, gene de bilinmezdir." 

Güzel gidiyorduk. "Aşkın aşk olması için bir aşık gerek, bir de maşuk... Öyle kendi kendine olmaz!" diyelim'di.

Diyelim'di ki; "Aşıkla maşuğun tozaklandığı toprak birdir, ama çiçekleri ayrı ağaçlarda açar. Bir arı, ne bileyim bir kelebek, bir rüzgar gerek ki kavuşsunlar. Bir sebep!"

20 Eylül 2015 Pazar

Akıl

"Şöyle ki, akıl denen nane, toplum denen ucubenin dayattığı kabul, icap, algı, standart ve kanaat deryasından başka bir bok değildi buna sorarsan. Akıllı insan denen salak ise o deryanın boy vermeye bile değmeyen sığlıklarında beline düğümlediği balkabağı yardımıyla ürkek ürkek çimen adam."

sezgin kaymaz / deccal'in hatırı

12 Eylül 2015 Cumartesi

Geber Anne'den Alıntılar

( tayfun ile kerem arası bir yer)

'Aşk... Aşıksan, kadın erkek kaydı kalkar, tekil ve çoğullar kalkar, sadece 'bir' kalır.'

***

'Çöküp kalmışsındır sevdiğinin kapısında da, o kapının sana açılmasını bekleyip duruyorsundur. Gelenin geçenin sana kötü demesi umurunda bile değildir. Bir ahdin vardır gerçek sevgilinle. Unutmuşsundur veya bulanık hatırlıyorsundur. Ancaaak, o sevgilinin varlığına şahitlik ettin mi bi kere?.. Çaren yok, hatırlama derecen ne olursa olsun, bir derin istek halinde onu isteyip özleyip duracaksın. Taa ki, buluncaya, ya da bulmuşsan eğer, önünde çöktüğün kapı sana açılıncaya kadar. Bunu iyi düşün bakalım. Ben hep düşünürüm. Belki, önünde oturduğun kapının farkında değilsindir. Belki nefret ettiğini sandığın biridir de, nefret sandığın şeyse, aşkın ta kendisidir?'

Sezgin Kaymaz: Geber Anne!..

"O gün camekanlı balkondaki şezlongda vermişti kararını. Cennet'te gılman olacağına, Cehennem'de zebani olacaktı. Hoşluğun kölesi olacağına, nahoşluğun efendisi olacaktı." 

***

"Çerçevenin içinden çıkardığı resmi, yere koymuş, oturup pislemişti üstüne. Geri dönüşü yoktu artık bu işin. Koşup albümlere saldırmıştı hemen. Kolonya şişesini kapmış, koltuğunun altındaki albümlerle, dışarı fırlamış, bahçe kapısını eve bağlayan betonun üzerinde cayır cayır yakmıştı hepsini." 

10 Eylül 2015 Perşembe

Sezgin Kaymaz: Uzunharmanlar'da Bir Davetsiz Misafir



















Romanın 89. sayfasında, Misafir Musa'ya şöyle der: "Vakit vakit... konuşacak kimsen yoksa, vakit geçmez... hayatın bok içinde yüzüyosa, vakit geçmez... etrafındaki her şey sana batıyosa vakit geçmez... sıkıntılarının bitmesi için gün sayıyosan vakit geçmez... hiçbi şey seni ilgilendirmiyorsa vakit geçmez... n'aparsın o zaman?.. Bi sigara yakarsın... bitsin diye içine çeker durursun... sonra, onun ucuna bi daha eklersin, sonra bi daha, bi daha... bi de bakmışın, vakit geçmeye başlamış... anladın mı?"