hikayesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hikayesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ağustos 2018 Perşembe

Taşınmak: Bir Zulüm Hikayesi

Taşınma vakti geldi çattı, hiç sevmediğim bir iş olsa da taşınmak zorundayız. Gideceğimiz semti zerre kadar bilmiyorum, iki üç kere gidip dolandım. Etraf güzel gibi, bir mahalle havasında okula yakın sakin bir yer. Apartmanda yaşayanlar bahçeye domates ekmişler. İstanbul'da domates ekili bir bahçe, bulunmaz nimet. 

Emlakçı taifesini hiç sevmiyorum, hepsi bir garip. Varları yokları para, aldıkları komisyon. Kiracı ile doğru düzgün ilgilenmiyorlar bile. İstanbul'da ev taşımak tam bir eziyet, nakliyesine kadar her şeyin çok pahalı olması ise içler acısı. Ev sahipleri yalnızca kendilerini ve alacakları parayı düşünüyorlar. Yeni ev sahibimi de hiç sevmedim. Neyse bu kadar olumsuzluk yeter, madalyonu çevirelim. 

Birkaç güne gidiyoruz, evi tuttum. Buradaki evi de boşaltmak üzereyiz. Sıcaklar, işleri çok zorlaştırsa da bir şekilde eşyaları toparladık, zaten çok az eşyamız vardı. Asıl dert yeni eşyalar almak zorunda kalacak olmam, çünkü bu evi eşyalı tutmuştum. 

Sabah bir hüzünle uyandım, gidecek olmanın verdiği gerçeklik duygusu bürüdü içimi. 
Yeni evimiz bahçe katı, şirin. Toprağa tepeden bakmaya alışmıştık, şimdi toprağın üzerinde olacağız. Böyle şeylerle uğraşmayı seven bir insan değilim, ilk gördüğüm evi beğenip tutuverdim. 

Ben elektrik falan açtırana kadar bir süre sefalet çekeceğiz ve sanırım yorganları yerlere serip öyle yatacağız. Okulun da başlamasına çok az kaldı, hala üzerimde bir bıkkınlık. Hayattaki uğraşlarımız ne garip, sanki yaşam insanoğluna bir eziyet. Hayattan tat almanın yollarını bulmam gerekiyor, her şey anlamsız geldiği için de bulamıyorum sanırım. Bir yerden bir yere gidiş, hayaller toplamaca, sonra başladığın yere dönüş. İç yüzü karman çorman, dışında tanımadığın yabancı insanlar. Biraz uyku, biraz günlük güneşlik, biraz da içindeki çaba, yaşamın sonuna kocaman bir merhaba ve elveda. Merhaba, elveda.  

12 Ağustos 2017 Cumartesi

Kırık Bir Aşk Hikayesi

kırık bir aşk hikayesi ile ilgili görsel sonucu

Yekta Kopan'ın Jehan Barbur ile yaptığı bir sohbet videosuna denk geldim geçtiğimiz gün. Jehan Barbur "Kırık Bir Aşk Hikayesi" adlı şarkıyı anlatıyordu. Cahit Berkay'ın bestesi. Ne şarkıdan ne de filmden haberdardım. Bugün filmi izledim. 

Senaryosu Ömer Kavur ve Selim İleri'ye ait olan filmin yönetmeni de Ömer Kavur. Yıl 1981. Bir sahil kasabası. Aysel Öğretmen, kasabaya yeni gelen bir edebiyat öğretmeni. Bir de kasabanın yerlisi Fuat. Aralarındaki ilişki ise tamamen kırık bir aşk hikayesinden ibaret. 

Birbirini bunca seven iki insan, önlerindeki engeller. O kısacık zaman diliminde yaşanan büyük bir aşk. Aşkı gerçek yapan ayrılık, acı ve kalp kırıklıkları mıdır? Sanırım böyle. 

Aşk adına oldukça kötücül bir çağda yaşıyoruz. Günümüzün tüm bu hissiz ilişkileri belki de o zamanlardaki samimiyeti kaybetmemizden ileri geriyor. Peki sarı kanat? O da ölüyor ya. Son sahne oldukça içli. Kadir İnanır'ı ilk kez bu kadar çok beğeniyorum bir filmde. Otobüs garları? Nasıl bir hüzündür, insanın içinde yumru bırakan cinsten. Cidden dayanmıyor kalp. 

Çok etkileyici bir film. Jehan Barbur'un sözleri ve yorumu ile şarkı da epey güzel olmuş. 
Buruk bir tat bıraktı, içim sızladı bir yerinden. Birbirine bunca aşık iki insanın kavuşamaması ne de acı. Bir yandan ne de güzel ayrılanların sonsuza kadar devam eden aşkları. 


"geri dönsen aynı ev mi?
kuş çırpınır mı?
bizi bilir mi?
hatıramda faytondan yolculuklar
heyecandan susmuş sözler
hayata göğüs geren sen
rüzgarıyla kaybolmuş kırgın gönlüm
yol vermiş dargın deniz
boş vermiş zaman bizi
gel"

18 Mart 2017 Cumartesi

Sezgin Kaymaz: Farfara

Türk edebiyatında en çok kimleri okuyorsun ve beğeniyorsun diye sorsanız kuşkusuz vereceğim isimlerden biri Sezgin Kaymaz olacaktır. Kendisi ile ilk önce "Uzunharmanlar'da Bir Davetsiz Misafir" adlı romanı ile tanıştım. Ardından külliyatını okumaya başladım. "Kısas", "Deccal'in Hatırı", "Geber Anne" ve son olarak "Kün" geldi. April Yayınlarından çıkan yeni romanı Farfara'yı da severek okudum. 

Sezgin Kaymaz'ın Lucky adlı romanını okumadım henüz lakin Lucky'i okuyanlar muhtemelen Farfara'da da benzer ve güzel bir konu ile karşı karşıya kaldılar. Sezgin Kaymaz'ın hayvan sevgisine ve köpeklere olan düşkünlüğüne aşinayız, onu sevme nedenlerimizinden biri de bu elbette. 

Farfara'da eneteresan ve eğlenceli, oldukça da esprili bir olay örgüsü var. Üstüne üstlük birbirinden hınzır ve tatlı bol bol da köpek var. Sezgin Kaymaz'ın yaratmış olduğu kahramanların hepsinin kendine has özellikleri vardır, kahramanı tanımaya başladığınız ilk cümleden itibaren onun sıradan bir kitap kahramanı olmadığını anlarsınız. Ve severek okumaya devam edersiniz. 

Farfara ile ilgili yapabileceğim tek eleştiri yayınevi ve kitabın basımı ile ilgili. Sezgin Kaymaz bir süre önce İletişim Yayınlarından ayrılarak April Yayınlarına geçti. Sebeplerini bilemiyorum, Sezgin Kaymaz böyle bir tercihte bulunmuşsa şayet haklı bir sebebi vardır. İletişim Yayınları benim sıklıkla takip ettiğim, çok kaliteli bulduğum ve abartmadan söylebilirim ki kütüphanemin büyük bir bölümünü dolduran bir yayınevi. Hal böyle olunca Sezgin Kaymaz'ın İletişim'de kalmasını temenni ederdim. İletişim zamanlarındaki kitap basım kalitesi ve kitap kapakları oldukça güzeldi. 

Nihayetinde yayınevi değişikliğinden dolayı Sezgin Kaymaz okumayı asla bırakacak değilim. Çok iyi yazıyorsun be abi, sen yaz biz okumaya devam edelim. Yazının sonuna gelmişken Lucky'e de kocaman öpücükler gönderelim. 

8 Ocak 2017 Pazar

Vüs'at O. Bener: Mızıkalı Yürüyüş/Kara Tren

Vüs'at O. Bener okumaya yakın zamanda "Kapan" adlı öykü derlemesi ile başlamıştım. Birkaç gün önce "Mızıkalı Yürüyüş/Kara Tren" adlı öykü kitabını okudum. Yazını bana çok iyi geliyor; ifade etmek istediklerim, yazamadıklarım hep onun satırları ile özdeş. Bakışı, kelimeleri diziş biçimi, kendinden öylesine rahat ve aynı zamanda gerçekçi bahsetmesi, hissettiklerinden de öyle, saklamadan, bir yerlere kaçmadan. Beni gerçekten etkiliyor. 

Şu an dışarıda epey kar var, onca yolu aşıp Yky'ye gitmem mümkün değil, sanırım bir kaç gün daha bekleyeceğim, karlar erir erimez "Dost Yaşamasız" ve "Siyah Beyaz" kucağımda döneceğim eve.

"Mızıkalı Yürüyüş/ Kara Tren"den sevdiğim bir bölüm paylaşmak istiyorum, sonra da hemen kar tanelerini izlemeye gideceğim: 

"Geçen pazar, 22 Ağustos 1993. Günleri somutlaştırmak gereksemesini neden duyuyorum acep? Yaşandığına inandırmak için mi kendimi? Nice gün'ler geçip gitti, gidecek, bir gün GÜN bile olmaktan çıkacak, öyleyse bu çabanın anlamı ne? Yok anlamı. Gökyüzü, denizler, uzay, yıldızlar, ,insanlar dışında her şey bilinçsizliklerince durup duracak. Moleküle dönüşeceğiz herhalde. Asimov'a bakılırsa hepi topu sekiz milyar yıl kalmış, ömrümüzü sıfırlamaya. Peki, tüm bilgilerden, değer yargılarından kurtulmuş, kendi ekseninde dönenen, kurduğu tuhaf dünyasında bir süre canlılığını koruyan, ilgilerden kopuk, yadırgı yaşamayı sürdürmek mi yeğlenmeli? Ben bu korku filmini ne çok yönettim."

28 Kasım 2016 Pazartesi

Yeşil Peri Gecesi II

"Bizde itiraf yoktur.
Bizde itiraf eden huzur bulmaz. 
Bizde itiraf demek, suçumuzun her bir ayrıntısının hücrelerimize yapışması demektir. 
Biz itiraf edersek unutamayız.
Biz oysa unutmak isteriz, olmamış gibi yapmak.
Biz mecbur kalırsak tövbe ederiz hemen ardından unutmak için, suçumuzu da öyle fazla sayıp dökmeden üstelik (Allah biliyor nasıl olsa, ayrıntılarla onu meşgul etmeye ne lüzum var?)
Bizim tarihimiz unutarak gömdüğümüz günahlarımızın tarihidir. Kurcalayıp durmayın. Eski defterleri açmanın ne faydası var canım?
Biz dolaylı insanlarız, bizde yalanlar ve gerçekler arabesk motifler gibi iç içe geçe.
Bizim milli ikilimiz Suç ve Ceza değildir.
Bizim milli ikilimiz Suç ve Nisyan'dır."

18 Ekim 2016 Salı

Hasan Ali Toptaş: Kuşlar Yasına Gider

Bir baba ve oğul güzellemesi "Kuşlar Yasına Gider". Taşra, beyaz atlar, ecel atları, hayal ve gerçeklik ekseni, zaman mefhumunun gizemi, zamanın şaibeli duruşu ve dert dinlemezliği... Hasan Ali Toptaş'ı ifade edebileceğim tüm kelimeler bunlar değil elbet lakin aklıma ilk gelenler. Duruşu güzel, kalemi güzel bir ademoğlu. 

"Demek seni gözünün içine baka baka aldattı ha, dedi bana dönerek yeniden; bir şey söyleyeyim mi, sana da zaten aldatılmak yakışırdı oğlum. 

Bu sözleri duyunca duygulandım birden, ne diyeceğimi bilemeden, usulca yutkundum. İçimden kalkıp babama sarılmak geçti aslında ama yapamadım bunu, baktım sadece. O da bana baktı gözlerini hiç kırpmadan O an, birbirimize bakışlarımızla sarıldık sanki."


Bu çok vurucu bir o kadar da naif bir cümle değil mi? Aldatılmak kavramına bakış açısı, gazellere karışmış bir babanın oğlunun kalbine dokunması, tek bir sözle üstelik! Aldanmak! Güzel olan yalnızca aldanmak. Masumiyeti, insaniyeti korumak. 

Çok farklı bir yazar Hasan Ali Toptaş. Sade cümlelerinin, sözlerinin içinde kuyulara saklanmış manalar yatıyor. Kalemi ve kelamı son bulmasın. 

9 Mayıs 2016 Pazartesi

Sezgin Kaymaz: Kün

"Başkalarının baktığı yerden baktığında başka bir hayat göreceğini bilirdin; eyvallah. Misal, dindarsan, hayatı sevap ve günahtan ibaret görürdün, obursan makarnadan, mantıdan, etli ekmekten. Ölsen başka bir şey göremezdin. İnsan olarak; hayatın boyunca sana 'DOĞRU' diye kaktırılan şeylerden ibarettin. Bu nedenle deliliğin de delilik olabileceğine pek inanasın gelmezdi. Normalin altı delilikti tıbba göre. Peki normalin üstü? O da delilikti tabii.

İşe bak, normalin üstünde saltanat sürecek adam, kendinden altta oldukları için deli deyip normallerle dalgasını geçecek, ama çoğunluk onu anormal göreceği için onun adı deliye çıkacaktı. Demek ki insan çoğunluktan ibaretti.

Her neyse..."

18 Ocak 2016 Pazartesi

Her Şey Normal

Artık atletlerimi ve donlarımı aynı renk alıyorum. Pazardan. Kenarları yırtılana kadar giyiyorum. Çünkü kilo alıyorum. Göbeğim de çıkıyor. Spor yapmıyorum. Bu aralar polara karşı bir ilgim var. Bana bıraktığın polar pijamayı giyiyorum. Bir de İstanbul desenli battaniye aldım. Tek kişilik. Normalde İstanbul desenlerini hiç sevmem. Avam. Ama polar güzel. Bir tane gazetelik aldım. Ucuz bir şey. Tüm dergilerimi koydum içine. En üstte Birhan Keskin'in kitabı. Y'ol. 

Her gün alışverişe çıkıyorum. A.101, Tedi ve BİM. Evimizi saran bir sacayağı gibi. Bazen gereksiz şeyler alıyorum. Mesela iki tane ucuz dudak kremi. Dudaklarda renk bırakıyor. Vişne çürüğü. Vişne suyundan daha güzel tadı. Sonra balkonu temizliyorum hep. Fransız balkonu dediklerinden var yeni evimizde. Perdeleri yukarı çekince balkon pis duruyor. İçim el vermiyor. İki tane de çiçek var camın önünde. İsimlerini hiç aklımda tutamıyorum. Birinin saksısının önünde rüzgargülü var. Tedi'den aldım. Ucuz. Gökkuşağı desenli. Alaimisemalı. 

Hiç kıyafet almıyorum. Sevmezdim zaten hiç. Eski gömleklerimi giyiyorum. Hiç sevmezdim gömlek, artık hep giyiyorum. Filtre kahve içmeye başladım. Kendim yapıyorum evde. Bir de yulaf sütü yapıyorum. Ha, bu arada ben vejetaryen oldum. Beşinci ayım dolmak üzere. Çok güzel gidiyor. Mutluyum böyle. 

Radyo aldım bir tane. Oturup dinliyoruz akşamları. Klasik müzik kanalları da var. Bir de radyo tiyatroları var. Hayali sahneler. Normal tiyatroya da gidiyorum. Ayda iki defa. Şehir tiyatrosu. Evet, hala Melis Danişmend dinliyorum. Yeni albümü çıktı. Seviniyorum. Bir kültür sanat sitesinde yazarlık yapmaya başladım. Hatta annem de yazıyor biliyor musun? Kısa öyküler yazıyor, ben de yayınlıyorum. 

Yine tarihten çok edebiyat okuyorum. Bu aralar bağımsız sinemadan uzak kaldım. Çok şehir dışında yaşıyoruz. Gidemiyorum öyle her yere. Yollar uzun. Djarum da içmiyorum artık. En son vişneli olanı sana vermiştim. Bir daha almadım. Agos da alamıyorum artık. Kadıköy'e pek uğrayamaz oldum. Eski siyah beyaz yeşilçam filmlerinin kartpostallarını biriktiriyorum. Çok güzeller. Hüzün, dram, keder. İşte böyle yaşıyorum. Yaşıyoruz. Orada sen ve ben burada. 

17 Ocak 2016 Pazar

Deli Deli Olma














Deli Deli Olma; senaryosunu Hazel Sevim Ünsal'ın kaleme aldığı, Murat Saraçoğlunun da yönetmen koltuğunda oturduğu 2009 yapımı bir sinema filmi. Filmin baş rollerinde büyük oyuncular Şerif Sezer ve Tarık Akan yer alıyor. 

Karlı coğrafyaları çok sevmişimdir hep. Özellikle bozkır ve bozkır yaşamı çok etkiler beni. Her fırsatta söylerim; gidip görmek istediğim yerlerin en başında Kars gelir hep. Hatta öğretmen olduğum yıl tayinimin Kars'a çıkması için dilekler dilerdim. Benim için ayrı bir ehemmiyeti vardır bu şehrin. Orhan Pamuk'un güzel kitabi Kar burada geçer. Reha Erdem'in Kosmos'u buradadır yine. Keza Zeki Demirkubuz'un enfes filmi Kıskanmak da Kars'ta geçer. Çok yakın zamanda tarihi ve kültürel bir yolculuğa çıkmayı planlıyorum Kars'a doğru, bir başıma... Deli Deli Olma'yı geç de olsa bu sebeple seyrettim. 

Birbirine gençliklerinden beri deli gibi aşık iki insan. Zor bir kadın, sebepleri olan güzel yürekli bir adam. Ve Elma. Elma'nın çocuksu mutluluğu, hayalleri, neşeleri, müzik aşkı ve sıcacık bir hikaye. Ve eski bir Piyano... Kars'ın muhteşem coğrafyasından seyirlik görüntüler, kar insanları... Güzel film Deli Deli Olma. 

6 Kasım 2014 Perşembe

Bir Ayrılık Hikayesi

Ona rastladığımda henüz 18 yaşındaydım.Üniversiteye yeni başlamıştım.İşte dedim,sonunda dualarım kabul oldu.Aşık oldum ve bu kesinlikle o.İlk başta uzaktaydık,sonra aynı şehirde buluşmayı becerdik,çok büyük bir azimle.Çok güzeldi her şey.Hayatımın en toz pembe yıllarını onunla geçirdim.Özlemi,heyecanı,sevgiyi,aşkı,şaşkınlığı,üzüntüyü,büyük küçük kavgaları hep onunla yaşadım.Hayatının her anında yanındaydım.Birlikte yaşama şansına da eriştik.Yemekler yaptık,evi temizledik,televizyon izledik,birlikte uyuduk,kedi besledik.Evet,hiç noksan tarafı kalmayan bir ilişki yaşadık.Hep örnek gösterildik,bizi şaşkınlıkla izlediler.Sadakatimizi ve sevgimizi takdir ettiler.Rüya gibiydi her şey.Dört yılı bitirmek üzereydik.Lakin olmadı,devam edemedik.

Hayatımda tanıdığım en mükemmel insan.Şimdi düşünüyorum da,hayat bana hiç bir konuda olmadığı kadar aşk konusunda cömert davrandı.O bir yerlerde yaşıyor olacaktı ve belki ben onu hiç tanıyamayacaktım.Ama öyle olmadı.Birbirimizi çok sevdik.Yıllarca bu ilişki için emek verdik.Şimdi anılar,fotoğraflar,hediyeler hepsi zihnimde,gözlerimin önünde.

Çok üzgünüm,içim parçalanıyor ve gönlümde kocaman bir boşluk var.Yalnız hissediyorum,bununla nasıl başa çıkacağımı bilmiyorum.Ama ona çok minnettarım.Bana hayatımın en güzel zamanlarını yaşattığı,bana çok emek verdiği,kahrımı çektiği için çok minnettarım.Tanrım,gülüşü hep gözlerimin önünde.

Küsmedik,zaten yakışmazdı bize.Birbirimizi incitecek tek bir kelam dahi etmedik.Hayatlarımızı ayırmadık,her anlamda birbirimizin yanında olacağımıza söz verdik.Şimdi onsuz ilk gecemi geçirmek üzereyim.Tüm İstanbul maceralarımız gözümün önünde,sanki yeniden yaşıyorum o anları.Bugün son kez öptüm onu,son kez sarıldım.

Bir kış masalında sevip yine bir kış masalında yitirdim onu.İlk defa bu kadar çırılçıplak hissediyorum.Her şeye rağmen iyi ki vardın sevgilim,şu hayatı tüketirken iyi ki böylesine gerçek bir aşk yaşayabildim,yaşatabildin bana.Tüm mutluluklar seninle olsun.

31 Ekim 2008 Cuma

Du'Silbena Datia'



Deniz özlemiyle yanıp tutuşan Acallamh ve Nuada adındaki sevgilinin acıklı ayrılık hikayesi;(


Mavi gökyüzünün altında berrak,fettan bir kadın
Yaldızlı genişliğin bei çağırıyor,çağırıyor
Her zaman üstünde yelken açardın
Beni çağıran,çağıran Elf kızı olmasa
Beni çağırıyor,çağırıyor
Yüreğimi zambak beyazı bir iple bağlıyor
Hiç kopmayan,denizin koruduğu
Ağaçların ve dalgaların arasında hiç yırtılmayan.

Eragon;)