tunç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tunç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Kasım 2016 Pazartesi

Yeşil Peri Gecesi II

"Bizde itiraf yoktur.
Bizde itiraf eden huzur bulmaz. 
Bizde itiraf demek, suçumuzun her bir ayrıntısının hücrelerimize yapışması demektir. 
Biz itiraf edersek unutamayız.
Biz oysa unutmak isteriz, olmamış gibi yapmak.
Biz mecbur kalırsak tövbe ederiz hemen ardından unutmak için, suçumuzu da öyle fazla sayıp dökmeden üstelik (Allah biliyor nasıl olsa, ayrıntılarla onu meşgul etmeye ne lüzum var?)
Bizim tarihimiz unutarak gömdüğümüz günahlarımızın tarihidir. Kurcalayıp durmayın. Eski defterleri açmanın ne faydası var canım?
Biz dolaylı insanlarız, bizde yalanlar ve gerçekler arabesk motifler gibi iç içe geçe.
Bizim milli ikilimiz Suç ve Ceza değildir.
Bizim milli ikilimiz Suç ve Nisyan'dır."

Yeşil Peri Gecesi

"Artık kırılmam Ali, korkma. Yıllar geçti, büyüdüm, yaşlandım. Arkamda ne hor görülmeler, ne arayışlar, çabalar, zavallılıklar bıraktım. Tek bir arkadaşa bağrımı açtım. Onun da kucağımda ölümünü izledim, öyle çaresizdim ki, kendine iyimser bir anne aradığı gözünün bebeğinden okunan, bu arayışa tutulduğumu çok sonra anladığım bir adamı oyaladım yıllarca. Onun hem annesi hem karısı oldum. Onu kucakladım, başını göğsüme yasladım, avuttum. Sanki bende çok varmış gibi ona umut verdim. Ona bir ninni söylemediğim kaldı. Onu bir yeniden doğurmadığım kaldı. (Bösodobeni! Hatırladın mı? Ezberden okurdun bana bunu.)

Şimdi anlat bana, beni neden terk ettiğini."

14 Ağustos 2016 Pazar

Ayfer Tunç: Dünya Ağrısı

"Ama ben bu dünyaya sığamıyorum. Bende bir acayiplik var. Gurur değil bu. Gurur olsa yaşadığımız bu hayat haysiyetime dokunuyor derdim, sabahları erken uyanırdım, eşşek gibi çalışırdım, ölümünü bekleyen bir kuş gibi bankonun arkasına tünemezdim. Ben başka türlü olduğumdan sığamıyorum bu dünyaya Şükran, ama nasıl bir başka türlü olduğumu ben de bilmiyorum."

Dünya Ağrısı, Ayfer Tunç'un yazın dünyası ile tanışmama vesile olan kitap. Kitabın ismi olan Dünya Ağrısı, aslında eser ile ilgili her şeyi iki kelimede anlatıveriyor. 

Anadolu'nun ufak bir kentinde ufak bir otel. Eski şaşalı günlerini geride bırakmış, ayakta kalmak için verdiği savaştan ötürü yorgun düşmüş. Yorgun düşen yalnız otel değil üstelik, sanki tüm kasaba, otele gelip giden müşteriler, bir yerlerde zamana takılı kalmış gibi yaşayan insanlar. Hepsinin suretinde ayrı bir yorgunluk. Yoksulluk, kasvet, kederin yükü.

İçindeki dünya ağrısı ile yaşayan Mürşit, otelin sahibi. Yaşamak yorgunu, yüzünün neredeyse her bir yanı hüzünlü. Karısı Şükran, kızı Elvan ve oğlu Özgür. Hepsi, Mürşit'in dünya ağrısının bir parçası. 

Otelin kadim müşterilerinden madenci ile sohbetleri sırasında kendisi olabiliyor ancak Mürşit. Madencinin acıları, Mürşit'in yaşamak ağrısı ikisini ortak bir noktada birleştiriyor. Otelin bahçesinde rakı eşliğinde yapılan uzun sohbetler, birbirine yabancı bu iki adamı aynı gölgenin içinde sessizleştiriyor.

Kitabın sonlarına doğru öğrenebiliyoruz Mürşit'in dünya ağrısının sebebini. O vahim hadise, tüm hayatını elinden alıyor Mürşit'in. Madencinin ağrısı da bir o kadar derin. İkisi arasındaki en büyük fark; Madenci ağrısından kaçıyor, kaçarak kurtulabileceğine inanıyor, Mürşit ise hiçbir yere kaçamıyor, ağrısı her geçen boyunu aşıyor. 

"Normal insanlar huzurla, herhangi bir vicdan sızısı duymadan uyurlarken, Madenci ve ben ve bizim gibiler dünyanın derdi denen soyut, tarifsiz bir yükü çekmeye yazgılıyız."