vakti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
vakti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ağustos 2019 Salı

Öğle Vakti

Biraz bekler gün, çiçeklerin geniş yapraklarına dolanır. Belki bir oğlum olursa ismini Gün koyarım. Belki de hiç çocuğum olmaz. Şimdiden kim kestirebilir. 

Sirkeci'de tramvay boyu dolaşırken gördüğüm pek çok insan var. Değişik yüzler, her birinin binlerce kaygısı. Yerli yabancı. Sanki bir boşluğun içi bir anda doluvermiş gibi, o kadar kalabalık. İnsan her aradığını bulabilir mi? Yoksa aradığımız varlığın bulunamayışı mı güzeldir? İnsan bir ömür hayatını biri ile paylaşabilir mi? Yoksa yalnız kalmamak uğruna kendimizi kandırdığımız bir düzen mi bu? 

Süleymaniye'den Mısır Çarşısı'na inerken karanfil kokuları sarar insanı. Belki de Yeni Cami'nin yanı başındaki balık dükkanlarını geziyorsundur. Turuncu, siyah, tombul, renkli balıklar... Sarı saçlı çilli turist çocukları; her köşe başında birbirlerine benziyorlar. Hangi memleketten ayırt etmek güç. Oysa bizim çocuklar hemen ayırt ediliyorlar öbürlerinden; esmer ten, siyah saçlar, keskin bakışlar, üstleri başları kendi bedenlerine büyük, hep bir sonraki sene giyer diye büyütülen çocuklar. 

Biraz daha ilerlersin belki, köprüden geçip Galata'ya doğru. Suya bakmaya korkarsın büyük ihtimalle, son zamanlarda çok kirlenmiş diye. Hep üzülmemek için kaçarsın, gidersin. Bu da senin zayıf tarafın belki de, hepimizin sakladığı gibi. Bir ara memleketin aklına gelir, çarşamba yokuşu, çocukluğun, hasat mevsimi. 

Güneşi sen al, yağmurlar benimle kalsın. Belki ısınır için, belki peynir alırken karşılaşırız yine bir öğle vakti. 

7 Ocak 2019 Pazartesi

Gece Vakti

Gece yarısı olmak üzere, yine yorgunlukla geçen sıradan bir gün. Sanki yapmak istediklerimi yapacak gücüm kalmamış gibi yine. Yorulmuşum bunca yıl. 

Genel koordinatörümden övgü dolu bir telefon aldım bugün eve gelince. Benimle uzun yıllar çalışmak istediğini, azmimi ve çalışkanlığımı takdir ettiğini söyledi. Mutlu etti bu telefon beni, nazik davrandı. Kafam da iyice karıştı. Okulda bazı olaylar oldu, her zamanki gibi dışarıdan izledim. 

Bizim uzun zamandır Eskişehir'e yerleşme planımız var. Gitmek istiyoruz buradan, kutu gibi bir ev alıp yerleşmek istiyoruz. Bu sene gidecektik, olmadı. Aklımızda hep Eskişehir. Annem hastalandığında iki sene orada yaşadık, hastanelerde. Ben de yazları kaldım annemin yanında, bir yurt odası tutup. Eskişehir'i çok seviyoruz, sakinliğini. Tren garında iner inmez hayat buluyoruz sanki. Bir cesaret gerekiyor belki, daha fazla yıpratma diyorum kendini. İyi kötü bir iş bulursun kendine, öğretmenlik olmazsa başka bir şeyler. Yeter ki yerin yurdum olsun, kiradan kurtulalım. Evimizi istediğimiz gibi döşeyelim. Belki sınavlara hazırlanır atanırım. Bir kedi beslerim. 

İstanbul'da bunların hiçbirini yapamıyorum. Akşam eve geldim mi çok yorgun oluyorum, biraz okuyup biraz da çalışıp uyuyorum. Göbeğim çıkmaya başladı, sırtım falan her yanım ağrıyor. İyice paspal bir insan oldum, üşengeçlikten berbere dahi gitmiyorum. Tam bir Oblomov! Ya da bunun İstanbul'da yaşamakla bir ilgisi yok belki de, bilemiyorum. Ama sanki gidersek bu şehirden, huzur bulacakmışız gibi. Birkaç saksı, bir sürü kitap. Bir sene çalışmasam, sadece kitap okusam. Kendime vakit ayırsam çok mu şey? 

Paramore, The Only Exception ile geceye veda edeyim bari. Bir de koyu bir türk kahvesi ile

29 Mart 2018 Perşembe

Kadıköy'de Bir Akşam Vakti
















Sirkeci'den dönüyoruz bir arkadaşımla, vapurun dış kısmına oturmuşuz. Yol boyu sohbet ediyoruz, ben onun fotoğraflarını çekiyorum ardımızda Marmara denizi. Bir yandan kısa saçlarımız uçuşuyor rüzgarda. Sonra Kadıköy iskelesine yanaşıyoruz. İnsan kalabalığı, herkes birazdan inmeye başlayacak. Bense oturuyorum, ille de bir şeyler çekeceğim burada, insan yüzleri, günün batışı, lacivertten turuncuya çalan renkler... İskeledeki görevlilerden biri çıkıyor karşıma, bedenini denize dönmüş, kalabalık inmeden önceki son saniyeler, ufka bakıyor... 

Elimize Kadıköy'de bir akşam vakti kalıyor, bir fotoğraf kalıyor. İleride bakılacak belki, zamanın hızına şaşılacak, yine aynı duygular saracak. 

"talebim değil hanlar, hamamlar, gömme saraylar
sahibi olduğum her şey; ruyalar
herkesin doyduğu bir çıkma ekmek
senin de öyle..."

Bu fotoğrafa "Ruh" ile eşlik eden Rehber'e de selamlar olsun.

24 Ağustos 2013 Cumartesi

Yalnızlık Vakti

Kalbimde kocaman bir ağrı sanki yerinden çıkacakmış gibi.Bademciklerimle birlikte ağzımın içinde garip bir şişlik,gözlerim dolu.Hayatımdaki en değerli insanı,canımı uzun bir süreliğine yurt dışına yolladım.Hava limanında ona el sallarken dizlerim titredi.Gülüyordum,beni son kez gülerken görsün diye.

Birlikte gittiğimiz tüm yolu tek başıma döndüm.Oysa İstanbul'da çok nadir dışarıya adım atardım onsuz.Çok zor geldi,otobüste gözyaşlarımı tutmak zorunda kaldım.Eve varınca kapıyı kapatır kapatmaz ağlamaya başladım.

O sırada kapının önüne devamlı beslediğim tekir kedi yanaştı.Pencereye seyirttiğimde bana doğru baktığını gördüm.Elimde bir peynir kutusuyla yanına yanaştım,bir yandan bana sürtünürken bir yandan peynirlerini yedi.Sanki anlamış gibiydi,üzgün olduğumu.

Onu uğurlamadan önceki gece,kahvaltı yaptık.Gece kahvaltısı derler ya.Pişirdiğim sucuklu yumurtanın sucuğu bol tarafını ona verdim.Oralarda bulup yiyemez diye.Ardından bir demlik çay tükettik..Eve geldiğimde banyoda kullandığı peştemalı bahçedeki çamaşırlıkta unuttuğunu gördüm.Koklayıp valizime yerleştirdim.

Onunla birlikte İstanbul'a da veda etme vaktim gelmişti.Bir daha ne zaman İstanbul'a gidebilirim,gitme cesaretini bulabilirim bilmiyorum.Çünkü İstanbul demek o demek benim için.

İnsan yılların ardından sevdiğini uzun bir müddet görememeye ne kadar alışır bilemiyorum,hele ki benim gibi hüzünlü bir insan..Ama döneceğini biliyorum.Hava alanında onu gülümseyerek karşılayacağım anın hayalini kuruyorum şimdiden.Geri gelecek,yine birlikte olacağız.

17 Ağustos 2010 Salı

Gecenin Bi Vakti Uçmak

Dün gece iftara davetliydik.Dönüşte annemler dondurma yemeye gittiler ben eve döndüm.Bisikletimle gitmiştim giderken.Evleri çok bayırda ve bizim oraya gelene kadar süper bi yokuş var.Kulağıma en sevdiğim müziği taktım ve yokuş aşağı doğru bisikletimle birlikte kendimi bıraktım.

Eğer gecenin bi vaktiyse,rüzgar varsa ve saçlarınız uçarken sevdiğiniz müzik saçlarınızın dalgalarında yankılanıyorsa bence bu uçmaya eş değer.