iki etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iki etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Kasım 2019 Pazartesi

Gönül İşleri II

Ne yazık ki bir gönül işleri macerasının daha sonuna geldik. Olmadı, olamadı. Hislerim kuvvetli gelmedi bana. Derinden hissetmeyince de adım atasım gelmiyor, sanırım ben bu işlerde başarılı da değilim. Güzel bir başlangıçtı, çok istekliydi, ama ben aynı isteği bulamıyorum kendimde. Başka birini de sürüncemede bırakıp üzmek zaten en son isteyeceğim şey, bu şekilde bitmesine karar verdim. 

Ben en iyisi kitaplarıma geri döneyim. Bu kışı da elime yüzüme bulaştırmadan, bu işlere de girişmeden bitireyim. Kar yağar, ne bileyim battaniyeme sarınırım, kitaplarımı okur, filmlerimi izler ve kahvemi içerim. Oh, mis.

9 Temmuz 2017 Pazar

Bilge Karasu: Troya'da Ölüm Vardı


troya'da ölüm vardı ile ilgili görsel sonucu
"Suat daha güzel olamazdı, olmamalıydı zaten. Gülüyor, dudağı sarkıyor, kıvrılıyor, gevşiyordu. Sandalı her zamanki yerine çektiğimizde ikimiz de susmuştuk. Kumlu yoldan tırmandık, yolu geçerek buğday tarlasının kıyısından yürümeğe başladık. İçimin katılığı, yeşile, güzelliğine, gömük yeşillerin gömük güzelliğine sağırdı. 'Müşfik,' dedi. Yeşillerin içine baktım. 'Geleceksin gelecek ay, geleceksin değil mi?' Gözümü yumdum, başımı 'evet' dercesine salladım. Sustu. Koluma girdi. Ağırlığını ömrümün sonuna değin kolumda duyacağımı sandım. Katılık çözülür gibi oldu."

"Bu sabah tren her zamanki gibi Sarıkum'la Demirli'nin arasındaki uçsuz kırın üst başından geçti. İncir ağacı, uzakta denizi lekeliyordu. Sarıkum'a bu gece, yarın sabah, ertesi gün, ertesi gece dönmeyeceğiz. Biliyordum. Biliyordu."

1954-1955 

Kendime hazırladığım yaz seçkisinin ikinci kitabı Bilge Karasu'dan "Troya'da Ölüm Vardı" isimli eser oldu. Karasu, benim için Türk edebiyatının en önemli yazarlarından biri. "Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı" ve "Kılavuz" isimli eserlerini okumuştum. Yaz seçkime birkaç kitabın ardından Bilge Karasu ile devam edeceğim. 

Bu satırları eserin yoğun etkisinde yazıyorum.

Müşfik ve Suat.
Müşfik ve Sadun.
Müşfik ve Talha. 

Yukarıda alıntı yaptığım kısım Suat ve Müşfik sohbetinden. Birbirine aşık adamlar, her bir ilişkide aktör Müşfik. Duyguları ile dış dünya arasında gidip gelen derin bir adam Müşfik. Akışına bıraktığı görece şeylerin toplamı kadar belirsiz, bazen de olduğu gibi net, iki dirhem bir çekirdek, güçlü ile güçsüz arasındaki dengede sallanan bir adam. Son kısımlara doğru içimi tarif edemediğim bir duygu kapladı, dostluğu aşan bir sınır çizgisi belirdi. Sonra kayboldu. Sevginin hüküm sürdüğü topraklarda ve ruhlarda sınırdan söz etmek yersiz. Müşfik de böyle, Talha da en nihayetinde. 

Okuyun efendim, Türkçeyi bu kadar iyi kullanan, yaratıcılığın ve hislerin doruk noktasından bizlere kalemini sunan değerli Bilge Karasu'yu hiç durmadan okuyun. 

14 Şubat 2016 Pazar

Jeanette Winterson: Vişnenin Cinsiyeti

"Jordan küçükken kağıttan kayıklar yapar, ırmakta yüzdürürdü. Bu yolla rüzgarın bir yelkeni nasıl etkilediğini öğrendi ama, aşkın bir yüreği nasıl etkilediğini öğrenemedi."

***

"Bir kere aşık oldum -aşk dedikleri şey bizi doğruca cennetin kapılarına götüren, aynı anda o kapıların sonsuza dek kapalı olduğunu gösteren zulümmüş meğer."

***

"Zamanla gerçek aşkın temiz bir aşk olması gerektiğine karar verdim, kendime bir kalıp sabun kaynattım..."


3 Mayıs 2015 Pazar

Elif Key: Bize İki Çay Söyle














"Arkadaşların hep yüreğini ve aklını seninle gönderecek. Sen ritmi bozuk, temposu düşük, ezberden sloganlar atarken arkadaşın İKEA'da raf seçiyor olacak. Ama aklı ve yüreği seninle, kurcalamayacaksın. Arkadaşlarının plastik üzüntüler yaşamasına hiç alışamayacaksın. Bir doğum kontrol yöntemi olarak mahcup olmayı yada utanmayı sen seçeceksin. Her günün bu kadar fazla ve boş konuşan insana bakmakla geçecek." 



19 Şubat 2013 Salı

Bir Demlik Çay,İki Kırık Çay Bardağı


Kocasından ayrılmış yirmi ikisinde bir kadın,kucağında yirmi ikinin bir ardı,yirmi üç günlük bir bebek.Kadının annesi,kucağında torunu.Başka kimsesi yok üçünün.İki kadın ve bir oğlan çocuğu.Sonrasında sessizce bir ölüm.Kadınlardan yaşlı olanın,anneannenin yitişi.Torununu ve kızını kimsesiz bırakışı.
Ülkenin kuzey coğrafyasında az bin nüfuslu bir ilin az insanlı kasabası.Eski sokaklar,eski bir ev.Yalnız bir kadın.Tüm yaşamı kendi gücüne,kudretine kalmış.Ama asla ikmale kalmamış,yitirdikleri kadar güçlenmiş bir kadın.Sırtında bir pençe ile,oğlunun gücü ile yaşamış.Onu göz yaşları ile sulamış,gözlerinden akan her damlada gençliğini yitirmiş.Tek başına.

Hayata geldiğinizde ne olduğunu bilmezsiniz,bir yanda büyük bir sevgi varken bir yanda terk edilmişsinizdir,olur ya.Kılınız kıpırdamaz,içinizde bir yerde hep buruk kalır yaşam.

Bir topluluk içinde gülersiniz,bir anda geçmiş gelir geçer içinizden.Bir el dokunur sanki sırtınızdan,sen mutlu olma der.Mutlu olma işte.
Sebebini söylemez ve gider,tekrar tekrar ayrılırsınız hayattan.
İçiniz acır.

Öyle bir his işte.Mutlu olmayı da bilirsiniz.Ama ne geçmişi unutabilir,ne de geçmişe geri dönmek istersiniz.Eski bir evin merdiven altında küçük bir mutfakta,küçük bir demlikte çay demler gibi demlenirsiniz.Sakinliktir sizin suyunuz,ekmeğiniz.

Sonra da yaşarsınız işte,yaşarım içten içe.
Olur ya belki bir mucize,sevdiklerime daha da sıkı sarılmalıyım bence.
Sarılır öyle değil mi ?

Bu sefer maziye dönmeden,sıkıca ?

18 Ağustos 2010 Çarşamba

İçimizde Bi Melek Var,İki Tane De Şeytan


İçimde iki tane şeytan var.
Ve bazen içimde kalan melek savaşamıyor onlarla.
Hepinizin içinde iki şeytan var.
Kötülük iyilikten daha güçlü bi şey.
Ne Selena gerçek ne de Bücür Cadı.

Böyle düşünmek istemiyorum.Hani peri masallarının her zaman cebi para dolu o yüzden çok süslü ve mutlu genç kızları ekrana çıkar ve güzel sözlerle mutlu olmak gerektiğini fısıldarlar ya.Ya da genç bi kadın genç bi erkeğin koynundayken günaha girdiğini fark etmez,zevk alır ve zevk verir.Sabaha ise pişmanlıktan kan kusar,dağılır ve bir daha da toparlanamaz.İki tane uçurum,yaşadığımız karasızlıklar hep iki konu veya iki kişi arasında,anne ve babamız var iki kişi,hep bi şeyi bi şeye tercih ederiz,iki tane tercih edemeyiz ama tercih yaparken doğal olarak iki şey arasında kalır ve düşünürüz.O yüzden iki tane şeytana sahibiz.Kötülük çoğul,iyilik tekil.Melek hep yalnız,köhne melek,grimsi konakta,avluda,caddede,bostanda sigarasını yere atan şeytan,arkasından söndürmeye gelen ise melek.Yani her halükarda güçlü olan şeytan.

Her şey oransal olarak birlikteliği sunuyor bize.Yani matematik bilimine bu sayede inanmaya başladım.Arada çok büyük bi enerji var.Uyanmak istiyorum bu kabustan.Keşke mutlu bi rüya görebilsek.Ama insanlar üzgün,mutsuz,işsiz,hüzünlü,kayıplı,insanlara sorulmadan bedenlerine girilmiş ve çıkılmış durumdalar.Sinema filmleriyle,tiyatrolarla oyalanamaz bu insanlar.En derin yerine zevk için sopalar sokulmuş bi alemdeyiz.Acele etmeliler,çünkü insan gibi yaşabilmek için bile dünya kadar anadan doğma şansa ihtiyaçları var.Ve maalesef bu şans dedikleri şey süt ve ekmek gibi dışarıda ücretsiz dağıtılmıyor.

Gülemiyorum çünkü acı çekiyoruz.Yaşadıklarım kalbimde.Sadakate inanmıyorum bu saatten sonra.Her ne kadar Yüksek Sadakat adında şarkılar çınlasa bile.İnsan mutlu olabilmek için bu kadar çaba sarf etmek zorunda mı gerçekten?Bu hayatta yarına çıkmak için,bi nefes daha alabilmek için bu kadar zor şeyler atlatmak zorunda mı bu insanoğlu.Yazık,sadece bi beden,nasıl yapsın tüm bunları mutlu olabilmek için.İyi yaşamak herkesin hakkı.Doğuştan adaleti bakire olmayan bu dünyadan bakire olarak gitmesini kimse ummuyor zaten umutlarımızın.Ama saf olarak gitmek istiyor duygular,dokunulmamış sadece okşanılmış ve sevilmiş.Sadece okşasın ve sevsin kişilikli dünya beni,kirletmesin.

Kötü baktım bu sefer evet.Çiklet belki de bu yazıda karardı.Ama her şeye beyaz bakan saf bi insan olmayı tercih etmiyorum.Sadece insan olduğu,parası olmadığı ve evet şansı olmadığı için onurunu satmak zorunda olan onca insan var.Üzülmek gerekiyor.Artık algılayalım,insanoğlunun acıları var.Çikletin de acıları var.

20 Haziran 2010 Pazar

Ağır Roman,Bizim Mahalle,Apış Arası İki Dedikodu

Valla abi açıcaksın Sakin’den “Edepsiz Komedya’yı” başlayacaksın yazını yazmaya.Bol köpüklü olsun istiyorsan mahalle hatıraların bu satırlarda.Alacaksın önüne Metin Kaçan’ı,açacaksın sararmış sayfalar arasından Ağır Roman’ı.

Hepten zorba bu dünya anladık.Ama bu insanların yaşama derdi ne onu hala çözemedik.Misal şimdi çözeceğim bu koftiden fahişe durumu.Nasıldır bizim mahalle?Annemin çocukluğu burada geçmiş.Dedem erkek evladı olmayınca en küçük numara olan annemi erkek bellemiş.Saçlarını kestirirmiş erkek tıraşı.Giydirirmiş gömlek.Kahveye götürür sevmediği adamlara küfür ettirir sonra gazoz ısmarlarmış anneme.Böyle hipnoz bi vaziyette gayet hanımefendi yetişmiş annem o ayrı konu.Hem adamdır hem insanın aklını başından alacak kadar gayet kadın.Şimdi çok yaşlı var bizim mahallede.Eski evler var burada hep.Rumlar yaşarmış zamanında.Bir gün erken davranınca Türkler,öldürmüşler buralardaki Rumları.İşte o Rum evlerinde birinden yazıyorum bu yazıyı bizim evden.Çok severim ben burayı be.Merdivenlerden paldır küldür inerim her gün.Mesela oturma odamızda duvarın içinde ayna vardır.Sonra eski lambaları koyacak raflar,eski dolaplar,küçük pencereler,çıkmalar falan filan.

Zengin evlatları bilmez.Mahalle karıları hep kavga halindedir buralarda.Vay cadaloz sen benim telefonumu çaldır çıkar nereye sakladın,bakayım kıçına diye bi girerler birbirlerine cümbür cemaat kavga.Arada polis gelirse hemen eve kaçarsın bu bi kuraldır.Maksat seni şahit yazdırmasınlar çaktın?Gülazerim benim be heytt..

Herkes kavgalıdır,karılar gece birlere kadar sürterler kapı önlerinde.Çekirdek çıtlayıp çay içerler.Atletli erkek müsvetteleri de karıların arasında oturur dedikodu dinlerler.Yani anlayacağınız herkes çoktan unutmuş dünya dedikleri şeyi.

Sadede gelince her dümbelek mahalle gibi bizim mahallenin de vardır bi Gıli Gıli Salihi,Puma Zehrası,Gaftici Fethisi,Fil Hamiti,Kahveci Orsosu var da vardır.Öyle apış arası suyuyla kafanın ıslandığı bi anda başlamaz hikaye ama hala devam eder.Her hikayenin sonu ayrı bi güzeldir.Mazisinin çorabı delinmiştir burada hayal kuran herkesin.Çocukları apartman denen kuru kutuların içinde büyütmeyin,salıverin Kolera Sokağına olmadı götürün evdeki banyo yerine bi Roman mahallesi hamamına.Okul boyamıştık Biga’da Roman Mahallesinde,ne güzel gündü be.Haa,yazıma son vermeden kendi salladığım bi şiirler son vereyim.Bu şiiri Türkçe finalinde okuyacaktım ama kalmayı göze alamadım.

Zihnimde teneşirle paklanamamış bi mahalle

Teyzemin yanları ağrıyor yine

Kapatmış kapıyı,çekirdekten bıkmış Süheyla nine

Obur kedi tavan arası

Güneş desen mahallenin en sarışını en havalısı

Zekayi abi sarhoş gene zil zurna

Bir zar sanki umutlarımız

Attıkça yaşıyoruz düşeşe beş kala.

Düşeşe beş kalmayalım efendim,kıçı açık bi dünya işimize yaramaz.