eşcinsellik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eşcinsellik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Şubat 2018 Cumartesi

Bilge Karasu ile Haluk Aker'in Mektupları


haluk'a mektuplar ile ilgili görsel sonucu
"Bir yazarın okuru karşısına çıkarmağa karar verdiği metinlerin dışında kalanlar, o yazarın daha iyi anlaşılmasına, yazarlığı dışında 'insan' olarak özelliklerinin bilinmesine yardımcı olabilir diye düşünüyorum," diyor Haluk Aker. Dile kolay, iki dostun 30 yıl boyunca süren mektuplaşmalarından bahsediyorum. Farklı şehirler, farklı hikayeler ve tüm bunların yanında bir gönül ortaklığı, bir özlem. Taki 1995 yılına kadar. Kara haber, göç ediş. 

Bilge Karasu, edebiyatımızın en sevdiğim yazarlarından biri. Bilhassa eserleri içerisinde "Troya'da Ölüm Vardı"nın yeri benim için epey ayrıdır. Eşcinsel edebiyat için de ayrı bir yeri vardır bu eserdeki metinlerin. 

Bilge Karasu'yu yakından tanımak isteyen okurlar, bahsi geçen mektuplarda çok şey bulacaktır. En çok hayran olduğum özelliklerinden biri çalışkanlığı oldu Karasu'nun. Ve tabii ki kedilerinden lakırdı etmemek ne mümkün: Bıyık, Bibik...

Karasu'yu özlemle anıyorum, mektuplardan sonra yolculuğuma "Göçmüş Kediler Bahçesi" ile devam edeceğim. En ince, en narin duygularımızı yazıya bu denli güçlü dökebildiği için kendisine minnettarım. 

9 Temmuz 2017 Pazar

Bilge Karasu: Troya'da Ölüm Vardı


troya'da ölüm vardı ile ilgili görsel sonucu
"Suat daha güzel olamazdı, olmamalıydı zaten. Gülüyor, dudağı sarkıyor, kıvrılıyor, gevşiyordu. Sandalı her zamanki yerine çektiğimizde ikimiz de susmuştuk. Kumlu yoldan tırmandık, yolu geçerek buğday tarlasının kıyısından yürümeğe başladık. İçimin katılığı, yeşile, güzelliğine, gömük yeşillerin gömük güzelliğine sağırdı. 'Müşfik,' dedi. Yeşillerin içine baktım. 'Geleceksin gelecek ay, geleceksin değil mi?' Gözümü yumdum, başımı 'evet' dercesine salladım. Sustu. Koluma girdi. Ağırlığını ömrümün sonuna değin kolumda duyacağımı sandım. Katılık çözülür gibi oldu."

"Bu sabah tren her zamanki gibi Sarıkum'la Demirli'nin arasındaki uçsuz kırın üst başından geçti. İncir ağacı, uzakta denizi lekeliyordu. Sarıkum'a bu gece, yarın sabah, ertesi gün, ertesi gece dönmeyeceğiz. Biliyordum. Biliyordu."

1954-1955 

Kendime hazırladığım yaz seçkisinin ikinci kitabı Bilge Karasu'dan "Troya'da Ölüm Vardı" isimli eser oldu. Karasu, benim için Türk edebiyatının en önemli yazarlarından biri. "Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı" ve "Kılavuz" isimli eserlerini okumuştum. Yaz seçkime birkaç kitabın ardından Bilge Karasu ile devam edeceğim. 

Bu satırları eserin yoğun etkisinde yazıyorum.

Müşfik ve Suat.
Müşfik ve Sadun.
Müşfik ve Talha. 

Yukarıda alıntı yaptığım kısım Suat ve Müşfik sohbetinden. Birbirine aşık adamlar, her bir ilişkide aktör Müşfik. Duyguları ile dış dünya arasında gidip gelen derin bir adam Müşfik. Akışına bıraktığı görece şeylerin toplamı kadar belirsiz, bazen de olduğu gibi net, iki dirhem bir çekirdek, güçlü ile güçsüz arasındaki dengede sallanan bir adam. Son kısımlara doğru içimi tarif edemediğim bir duygu kapladı, dostluğu aşan bir sınır çizgisi belirdi. Sonra kayboldu. Sevginin hüküm sürdüğü topraklarda ve ruhlarda sınırdan söz etmek yersiz. Müşfik de böyle, Talha da en nihayetinde. 

Okuyun efendim, Türkçeyi bu kadar iyi kullanan, yaratıcılığın ve hislerin doruk noktasından bizlere kalemini sunan değerli Bilge Karasu'yu hiç durmadan okuyun. 

12 Haziran 2017 Pazartesi

Vanessa Baird: Cinsel Çeşitlilik (Yönelimler, Politikalar ve İhlaller)

vanessa baird cinsel çeşitlilik ile ilgili görsel sonucuGeçtiğimiz hafta Kadıköy Kitap Günlerinde idim. Alışverişimi Metis Yayınları standından yaptım. Ne zamandır okumak istediğim birkaç kitap vardı. Bunlardan biri de Vanessa Baird'in "Cinsel Yönelimler" adlı kitabıydı. 

Kitabın ilk baskısı Metis Yayınları tarafından 2004 yılında yapılmış, okuduğum ikinci baskı ise Ocak 2017 tarihli. 

Cinsel çeşitlilik ile ilgili tüm bilgilerin kısa ve öz olarak toparlandığı ve cinsel çeşitliliğe dair temel bilgiler oluşturabileceğiniz incelikli bir kitap. Cinsel çeşitlilik tüm biyolojik ve toplumsal etkinler ışığında incelenmiş. Temelde ise etkileyici olan hak ihlalleri boyutu ve toplumsal kabul sorunsalı. Kitabın bilhassa güzel bölümlerinden biri de cinsel çeşitliliğin tarihi ile ilgili olan üçüncü bölüm. Tarihten ve pek çok toplumdan örneklerle aktarılmaya çalışılmış bu bölüm. 

Kitabın aktivistler için de bir el kitabı niteliği taşıdığını düşünüyorum. Muhakkak edinip okuyun derim. Heteroseksüel bireylerin yanında cinsel çeşitliliğe sahip bireylerin de okumaları gerektiğini düşünüyorum. Bilgi azlığı ve önyargılar kesinlikle yalnızca heteroseksüel bireylerde değil. Okumaktan ve "ötekileştirdiğiniz" bireyleri anlamaktan imtina etmeyin lütfen. 

24 Haziran 2016 Cuma

James Baldwin: Giovanni'nin Odası

Giovanni'nin Odası'nı, eşcinsel edebiyat seçkisinin dönüm noktalarından biri olarak görüyorum. 1956 yılında yazılan bu cömert, nazik ve cesur aşk hikayesi, James Baldwin'i gözümde ilahlaştırıyor. David'in, Giovanni ile tanıştıktan sonra söylemiş olduğu şu sözler, beni sabaha kadar ağlatabilen, duygularımı beyin kıvrımlarımda sabaha kadar döndürebilen cinsten: 

"İşte Giovanni ile ilk karşılaşmam böyle oldu; sanırım ilk karşılaştığımız anda birbirimize bağlandık, hem de kısa bir süre sonra ayrılmamıza, Giovanni'nin bedeninin çok yakında, Paris yakınlarında bir yerde, uğursuz topraklar altında çürüyüp gidecek olmasına rağmen. Bu ben ölene kadar da böyle olacak, bu anları hep yaşayacağım, hayallerin tıpkı Macbeth'in cadıları gibi topraktan çıkıp karşıma dikildiği, bu yüzün, tüm değişik ifadeleriyle karşımda belirdiği, sesinin tınısının, konuşmasının kulaklarımda çınladığı ve kokusunun beni büyülediği anları hep yaşayacağım. Gelecek günlerde -ki Tanrı bana onlara dayanma gücü versin- Giovanni'yi tekrar tekrar göreceğim; uykusuz, huzursuz bir gecenin ardından, sabahın ilk parlak ışığında ağzım acı, saçlarım ıslak ve karmakarışık, gözkapaklarım alev alev yanarken, bir elimde kahve fincanı, diğerinde sigara, geçmiş gecenin ulaşılamaz, anlaşılmaz oğlanı karşımda öylesine oturacak ve biraz sonra da kalkıp, tıpkı bir duman gibi yok olup gidecek. Ve sonra Giovanni'yi yeniden göreceğim, tıpkı o gece olduğu gibi, canlı, alımlı ve kasvetli bodrumun tüm aydınlığını toplamış olarak."

Yaşadığınız gerçek aşkı, içinize işleyen o inanılmaz hisleri asla çekip çıkaramazsınız. İsteseniz de kendi iradeniz ile bunu yapamazsınız. O elini bıraktığınız sevdiceğiniz zihninizin ve kalbinizin kıvrımları arasında, görünmez bir hatta gidip gelir. Hiç yorulmaz, sürekli eski hikayelerle, güzel anılarla, gülen gözleri, parlak teni, çocuksu heyecanı ile gider gelir. Sonsuz bir yolculuktur bu, hiçbir şekilde engelleyemezsiniz. Ömrünüz boyunca tıpkı Giovanni gibi o da sizdeki bütün aydınlıkları kendi suretinde toplayacaktır. Asla unutamazsınız. Çünkü kendi suretinizi asla reddemezsiniz. 

23 Ağustos 2015 Pazar

Georges Duby: Batı'da Aşk ve Cinsellik

Georges Duby, Annales geleneğinin önemli temsilcilerinden biri. Annales okulu olarak literatüre geçen bu gelenek, tarih yazıcılığı geleneklerinden bir tanesidir ve Fransız temellidir. Annales geleneği nedir? Kısaca belirtmek gerekirse; psikoloji, sosyal psikoloji ve sosyoloji gibi bilim dallarının tarih ile olan işbirliğini ifade eden bir gelenektir. Benim en sevdiğim ekollerden bir tanesidir. Annales geleneği ile yazılmış kitapları okumaktan büyük bir keyif duyuyorum. 

Georges Duby, Batı'da Aşk ve Cinsellik adlı kitabında çeşitli makaleleri derlemiş. Özellikle Antik Roma ile ilgilendiğim için, kitabın birinci bölümünde yer alan "Roma'da Eşcinsellik" ve "Antik Yunan'da Eşcinsellik" adlı bölümleri çok sevdim. Aynı zamanda, lgbti bireylerin de okuması gerektiğini düşündüğüm bir kaynak kitap niteliğinde. 

Kitap toplamda üç bölümden oluşuyor. Birinci bölümün adı: "Özgür Aşk: Oyunun Kuralı." İkinci bölüm adı: "Çift: Bir Erkek Bir Kadın." Üçüncü bölümün adı ise: "Zevk ve Acı: Tutkunun Hastalıkları." 

Eğer toplumsal tarihe ilgi duyuyorsanız kesinlikle tavsiye edeceğim bir kitap. İletişim Yayınları özenle basıma hazırlamış kitabı. Keyifli okumalar. 

16 Kasım 2014 Pazar

Eve Dönüş Şarkısı













Jodi Picoult'un ilk kez bir kitabını okudum ve oldukça beğendim.Eve Dönüş Şarkısı,diğer kitaplardan bir yönü ile çok farklı.Eşcinselliği gayet güzel işleyen ve bunun yanında birbirini seven iki kadının hayat hikayesini anlatan sürükleyici bir eser.

Eşcinsellik,aile,çocuk,kilise,inanışlar ekseninde yazılmış su gibi akıp giden bir roman.Başkarakterler Zoe,Max ve Vanessa oldukça güzel çizilmiş kitabın içinde.Bilimsel verilerden tutun da,eşcinsellik ile ilgili geçmiş davalara ışık tutan,geleneksel aile modelini tartışan bunu yaparken de oldukça faydalı bilgiler veren bir roman olmuş.Tam bir seyahat ya da metro yolculuğu kitabı diyebilirim.Tavsiye edilir.