çocuklar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocuklar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ağustos 2019 Cumartesi

Hayal Fabrikası: Üreten Çocuklar

Pazartesi günü çalışmaya başlayacağım. İşe gidip gelirken yeni, temiz kıyafetler giymek gerekiyor haliyle. Fakat benim yalnızca bir adet pantolonum ve üç adet gömleğim var. İki çift de eski ayakkabım. Gerçekten şaka değil, uzun yıllardır alışveriş yapmıyorum. Dün mecburiyetten büyük bir alışveriş merkezine gittik. Saatlerce gezinmiş olmamıza rağmen ben hiçbir şey alamadım. İçimden gelmiyor, çok sıkılıyorum ve o alışveriş merkezlerinde olup bitene anlam veremiyorum. Biraz bahsedeyim. 

Evimizde bir senedir yemek masası ve giysi dolabı yok. Eski evimiz rutubetli çıkınca eşya alamadık. Bu yaz yeni eve geçince rahatladık. En azından bir yemek masası ve bir giysi dolabı alalım dedik ve önce İkea'ya gittik. Hayatımda ilk kez bu mağazaya gidiyorum ve evimizde bu mağazadan hiçbir eşya yok. Yalnızca iki yataklı kanepemiz, bir çalışma masamız var. Bir sehpada da yemek yiyoruz. Bir buzdolabı ve bir çamaşır makinesi var mecburen. Bunun dışında hiçbir eşyamız yok. Mağaza çok büyük bir yer ve içerisinde çok fazla uyaran var. Benim hemen başım dönmeye başladı ve çıkmak istedim. Çıkmanız da hiç kolay değil çünkü mağazayı zekice bir algı ile oluşturmuşlar. Çıkışa ulaşmanız için muhakkak her bölümden geçmeniz gerekiyor ve dakikalarca dolaşsanız dahi çıkışa bir türlü ulaşamıyorsunuz. Eşyalar tasarım olarak çok şık duruyorlar lakin çok pahalılar. Bunun yanında pek çoğunun da kullanışsız olduğunu düşünüyorum. Memleketteki bu İkea algısını da anlamış değilim. Herkesin evi aynı ve bu eşyalarla dolu. Hiçbir şey almadan geri çıktık ve bir daha gideceğimi de zannetmiyorum. Kendimi Pan'ın Labirenti adlı filmde gibi hissettim. 

Gelelim kıyafetlere. Moda pek çok insan için önemli olabilir. Tabii modanın gelir düzeyi ile yakından bir ilişkisi var ne yazık ki. Giyim mağazalarının bir çoğu yabancı markalardan oluşuyor ve üst düzey gelir grubuna hitap ediyor. Annem terzilikten emekli olduğu için bu sektöre biraz aşinayım. Tekstil sektörü dünyada işçi emeğini en çok sömüren sektörlerin başında gelir. İşçiler çok zor şartlarda çalıştırılır, sosyal hakları yok denecek kadar azdır, sürekli mesaiye bırakılır ve emeklerinin karşılığını alamazlar. Alışveriş merkezlerindeki insan profiline baktığımda ise çok değişken olduğunu görüyorum. İnsanlar resmen alışveriş merkezlerinde yaşıyorlar. Bir ihtiyaç için gelmediği halde oralarda dolanan ve bir şeyler yiyip içen bir sürü insan var. Mağaza girişlerine tıkıştırılmış içi renkli toplarla dolu cam kafeslerde ise anneler sözde çocuklarını eğlendiriyorlar. Düşünsenize, bir çocuğun çocukluğu alışveriş merkezinde top dolu cam kafesin içinde oynayarak geçiyor. Çocuklar büyüdüklerinde ve çocukluk anılarını hatırladıklarında büyük bir hayal kırıklığı yaşamaları işten bile değil. 

Geçtiğimiz yıl öğrencilerime "hayal fabrikası" adında bir proje vermiştim. Proje kapsamında onlara sınırsız bir özgürlük tanıdım. Üretmek istedikleri şeyler nelerdi? Dünyayı daha iyi bir hale getirmek için geri dönüşüm ürünlerinden, çevreye yararlı, patenti kendilerine ait olacak orijinal fikirlerin taslaklarını çıkarmalarını ve bunu birer projeye dönüştürmelerini istedim. Ortaya inanılmaz fikirler çıktı ve biz bu ürünleri okulumuzda sergiledik. Şimdi dönüp baktığımda alışveriş merkezlerinde koşan çocukları gördükçe çok üzülüyorum. Evlatlarınıza bunu yapmayın; aynı kıyafetin beş farklı rengini almaya arzu duymak yerine yeni bir şeyler üretmeye arzu duyan çocuklar yetiştirmeye gayret edin. Zaten eğitim sistemi olarak ülkece hiç iyi bir yere gitmiyoruz. Bari kendi çocuklarınızı bu tüketim çılgınlığının içine sürüklemeyin. 

15 Ekim 2016 Cumartesi

25 Yıl Sonra Gelen Doğum Günü Hediyesi

Birkaç yazıdır yazdığım üzere 25 yaşıma girdim. Bu sene 25 yaşım epey ilginç geçti. Genelde doğum günlerimde hep çalışırdım ve kutlamalardan falan da hoşlanmazdım. Bu yıl öyle olmadı, sanki bir şeyler değişmiş, birilerinin kalbine daha çok düşmüşüm gibi. 

Perşembe günü, mesaimin bitmesine yakın müdür yardımcım ve öğretmen arkadaşlarım ellerinde bir pasta ile sürpriz yaptılar. Çok mutlu oldum gerçekten. Ardından bir öğretmen arkadaşımdan pek güzel, minik bir hediye aldım. Mesai bitiminde eve döndüm, annem de kocaman bir pasta almış. Mumları yaktık, üfledik. Çok keyifliydi. 

Dün ise çok sevdiğim iki yakın arkadaşımdan güzel bir sürpriz geldi. Kadıköy'e tiyatroya gitmiştim. Onlar da buluşmuşlardı. Ben tiyatroya gideceğim için yanlarına gidemedim. Ama onlar beni Haldun Taner Sahnesinin önünde yakaladılar, ellerinde beyaz bir çiçek. Sarıldık, dünyanın en büyük mutluluklarından biriydi. Çok güzel bir gelişme daha oldu lakin o özel, bana kalsın. 

En şaşırtıcı olan ise bu doğum günü babamdan hediye geldi bana. Evdeydim, okula gelen kargoların maillerini gördüm. İsmime kargo gelmiş olunca öğretmen arkadaşımı aradım. Gönderenin ismini söyleyince çok şaşırdım. Bugün okula gelip kargomu açtım. İçinde hiç görmediğim bebeklik fotoğraflarım, annemin fotoğrafları... Bir albüm. Ne hissetmem gerektiğini bilmiyorum. 25 yıldır görmediğim babamın, 25 yıldır göndermiş olduğu ilk doğum günü hediyesi. Sanırım bunu sindirebilmem zaman alacak. Duygularımı ifade etmek konusunda tıkanıyorum. Sadece yazıp anlatmak istedim. Hissettiklerime dair hiçbir söyleyemiyorum. Sadece fotoğraflara bakmakla yetiniyorum...

4 Nisan 2016 Pazartesi

Toprağa Uzanan Eller













Toprağa Uzanan Eller, yapımcılığını ve yönetmenliğini Ömer Can'ın yaptığı 2013 yapımı bir dram. Hem de öyle güzel, öyle sıcak ve öyle içten bir dram ki, yüreğiniz bir başka oluyor izlerken. 

Film bizi Güney'e, pamuk tarlalarına götürüyor. Pamuk tarlalarında, mevsimlik işçi olarak çalışan bir ailenin hayatına konuk oluyoruz. Sert ve sevgisiz bir baba, sinmiş bir anne ve çocukları. Toprak henüz çok küçük, kardeşi Zeliha'yı çok ama çok seviyor. Zeliha'nın gözleri görmüyor. Kendilerine bir masal tutturmuşlar, bir pamuk denizi ve pamuk kralı yaratmışlar. Bu krallık içinde minik Zeliha hep prenses. Minik bir prenses.

Filmde, ailenin yaşantısının yanı sıra; çocuk işçilerin içinde bulundukları durum, mevsimlik işçi olmanın zorluğu, sosyal hakların ve imkanların olmayışı, hastalıklar, aile ilişkilerini zorlaştıran ve çekilmez hale getiren ilişkiler, gelenekler...

Hepsi bir potada o kadar masalsı ve samimi anlatılmış ki, hele Toprak'ın kardeşi için anlattığı masal... Masaldan seyirlik görüntüler, hepsi mükemmel olmuş. Bir öğretmen olarak gönül rahatlığı ile söyleyebilirim ki çocuklarınıza bu filmi mutlaka izlettirin. Okullarınızda dahi izlettirebilirsiniz.

Toprak ve Zeliha'nın pırıl pırıl yüreklerinden öpüyorum. 

3 Mart 2016 Perşembe

Inch'Allah

Anadolu Yakasında evime yakın olan bir D&R mağazası var. Küçük ama beni idare ediyor. Uzun süredir birçok dvd'de promosyon var. Bir alana bir bedava şeklinde. Gün aşırı gidiyorum neredeyse, aralarından kaliteli yapımları kimse kapmadan alıyorum. Bugün dikkatimi çeken film İnşallah oldu. 

Rota, Batı Şeria. Kanadalı bir doktor, Filistin, İsrail ve Tel Aviv üçgenindeki hayatlar. Yaşama tutunma çabası, savaşın ortasında büyüyen çocuklar, kayıplar, adaletsizlik...

Genç doktor Chloe'nun düşünceleri, hisleri, yaşadıkları, yalıtılmışlığı, ailesine olan özlemi, kurduğu dostluklar, çocuklar ile olan iletişimi, hastalarına yaklaşımı... Hepsi çok derinden işlenmiş filmde. Özellikle Mika'nın doğum sahnesi... Chloe'nin doğar doğmaz hayatını kaybeden Mika'ya sarılıp çaresizlik içinde ağlayışını hafızamdan silmem mümkün olmayacak.