Dün sabah izin günümdü, yağmur çamur demeden yola çıktım Eminönü'ne doğru. Uzun süredir profesyonel bir fotoğraf makinesi almak niyetindeydim. Güzel kareler yakaladığımı düşünüyorum, bu işi bir hobi haline getirmeye karar verdim, yeter miktar parayı da denkleştirince gidip istediğim makineyi aldım. Yağmurun artacağından haberim yoktu, yanıma şemsiye de almamıştım, nihayetinde çoraplarıma kadar ıslandım lakin yılmadım. Soluklanmak için sokak arasındaki kenar kahvelerinden birine oturup türk kahvemi içtim, ardından tekrar yağmura savaş açarak Kadıköy'e döndüm.
Tüm bu ıslaklığa ve hasta olma riskine rağmen planlarımdan vazgeçmedim, Yeşim Ustaoğlu'nun filmi Tereddüt'ü izlemek istiyordum nicedir, Rexx sinemasından bir bilet alıp film saatine kadar yanındaki kafeye oturdum. Hem biraz kurudum hem de Akmar'dan aldığım kitapları karıştırdım.
Tereddüt'ü çok beğendiğimi itiraf etmeliyim, bizim sinemamızda genellikle kadın hikayeleri bu kadar cesur anlatılmıyor, yine kadın hisleri, kadın cinselliği es geçilen konular arasında. Yakın zamanda Mustang ile bu geleneği kırmak için adım atmıştık, Tereddüt'ü bu açıdan çok başarılı buldum. Ecem Uzun'un Elmas karakterine vermiş olduğu can, beni çok etkiledi, başarılı bir performans sergilemiş bunu da belirtmek isterim.
Ardından ıslak ayakkabılarım ve çoraplarım ile birlikte eve döndüm. Kurundum, makinemi kurcaladım lakin sanırım ona alışmam ve teknik terimleri öğrenmem epey zaman alacak, neyse ki acelemiz yok. Dolu ve ıslak bir perşembeden geriye bunlar kaldı; biraz yağmur biraz da tereddüt.