8 Ocak 2018 Pazartesi
Blogger'da 10. Yılım
10 yılı burada devirdim. İlk yazmaya başladığım zaman heyecanlı, yeni yetme bir delikanlıydım. Öyle derler bizim oralarda. Burada büyüdüm, yazmasaydım her şey yolunda gitmeyebilirdi benim için. Okula başladığım günden bu yana harflerle aram hep iyi oldu, rakamlarla olmadığı kadar. Kitaplar, dergiler, gazeteler, her bulduğunu okuyan meraklı bir çocuk. Elleri ceplerinde dolaşan, sabahtan akşama kadar ayağında terlikleri ile mahallede oradan oraya koşturan bir oğlan. Şimdi kocaman oldum.
Okumak ve yazmak hayatımda hep ilk sıralarda yer aldı. Sayfalar dolusu yazılar, sayfalar dolusu meseleler. Herkesin bir var oluş sebebi var sanırım bu hayatta, ya da var oluş boşluğunu doldurmaya çalıştığı şeyler. Benim de okumak, yanında eşantiyon olarak da yazmak.
Belki bir 10 sene sonra yine görüşürüz burada ne dersin? Çok şeyler eskiyecek de, sanırım insan çiklet çiğnemek huyundan hiç vazgeçmeyecek.
Esen kalın.
23 Temmuz 2017 Pazar
1000. Yazı!
Geriye dönüp baktığımda epey saçmalamışım burada. Olsun diyorum, bir hatıra defteri gibi. Geçmiş 10 yıl boyunca yaşadıklarım ve yazdıklarım beni güldürüyor çoğu zaman. Şimdi olsa asla yapmayacağım ve yaşamayacağım şeyler. Deneyim işte!
Arada epey aklı başında yazılar da yazmışım, yalan değil. O hallerden bugüne çok zaman geçti elbet. Pek çok hayat dersi aldık, tokatlandık. Bunlar da gerekliymiş dedik, yolumuza devam ettik. Yürümeye bazen de koşmaya devam.
O zamanlar sorsanız burada 10. yıla koşacağım aklıma gelmezdi. İleride beni nelerin beklediği hakkında da en ufak bir fikrim olmazdı. Vay be çiklet, zaman ne çabuk geçiyor.
Son üç dört yıldır daha aklı başında yazılar kaleme alıyorum. Kültür, sanat, arada kendi hayatımdan küçük notlar... Olgunlaştıkça, insanın hayatından belirsizlikler yavaş yavaş yok oluyor. Tabi bununla birlikte heyecanda da eksilme oluyor sanırım. Ama daha bir dingin, pek çok şeyi aşmış hissediyorsunuz kendinizi. Her şeyin bir yaşı varmış hakikaten, zamanı.
Diyelim ki hayırlı uğurlu olsun, daha nice yazılar olsun birlikte. Ha bir de, okuyan, kendinde bir şeyler bulan yüreklerinize sağlık. İyi ki varsınız.
3 Ocak 2017 Salı
Blogger'da 9. Yılım
Bilgisayar kurulur kurulmaz yaptığım ilk şeyin elektronik bir günlük tutmak olduğunu hatırlıyorum yani yine bana heyecan veren en önemli hadiselerden biri yazmakmış o dönemde de.
İlk yazılarıma dönüp baktığımda yaşımın vermiş olduğu özellikler neticesinde epey ergen, farklı olma çabaları içerisinde, yaşından büyük kitaplar okuyan, iddialı cümleler kuran ve rocktan heavy metale kadar çeşitli müzikler dinleyen tam bir liseli görüyorum. Neyse ki bu dönemler gelip geçti, okuduk, öğrendik, yaşadık ve yaş oldu 25.
Şimdi geriye dönüp baktığımda tebessüm ederek anımsıyorum o günleri. Küçük bir kasaba, kendi dünyasında, kendinden başka dünyaları tanımaya çalışan, her şeyden önce kendini tanımaya çalışan genç bir erkek.
Dokuz yıldır aralıksız yazıyor olmam çok mutlu ediyor beni, hala bilgisayarımın karşısına geçtiğimde heyecan duyuyorum, yazacağım şeyleri önceden planlıyor ve bununla ilgili ufak notlar tutuyorum kenara. Bu arada ilk yazmaya başladığım masaüstü bilgisayarım hala memleketteki evimizde, üstelik aynı yerde duruyor, artık çalışmıyor olsa da.
Peki neden "beyaz çiklet?" Pek çok şeyi anımsıyorum, ne yazık ki bu konu hakkında net bir şeyler hatırlayamıyorum. Sanırım o dönemde "beyaz çiklet" adında ya da içinde "beyaz çiklet" geçen bir şiir yazmıştım. Çok sonraları öğrendim "beyaz çiklet"in bir balık türü olduğunu. Ne tesadüf, ben de pek alık, balık gibi bir insanımdır ya!
Yazma serüvenim benim dışımda gelişen bir aksilik olmazsa devam edecek. Bir ergenden genç bir yetişkine doğru dönüştüğüm, değiştiğim süre boyunca yazı kültürüm de değişiklik gösterdi. Artık daha sade, kültür sanat ağırlıklı yazar oldum, özel hayatıma dair paylaşımlarım ise oldukça sınırlı hale geldi. Bu çizgiyi seviyorum, böyle devam etmesini temenni ediyorum.
En uzun yaşayan "beyaz çiklet" olma yolunda ilerliyorum sanırım, aman zeval gelmesin. Tahtalara vuralım.
24 Kasım 2014 Pazartesi
İlk Blog Yazım : İnsanoğlu
12 Aralık 2008 Cuma
Mimim Geldi Hoş Geldi
Bu yoğun sınav döneminde Sevgili Pandora’yı kıramadığım için geç de olsa mim etkinliğine katılmak istedim;Sorulara cevap mahiyetinde;
Son dönemde Türk bloglarındaki durgunluk fark edilir düzeyde.Aslında genç bir blogcu olmakla beraber elimden geldiğince takip etmeye çalışıyorum bu dünyayı.Henüz pek çok şeyi öğrenme aşamasındayım ama takip edebildiğim kadarıyla böyle bir durgunluk söz konusu.Özellikle yaz dönemi verimliliğinden uzak bir performans seyri var sanırım.
Bu durumun nedenlerine gelince,ben de ahım şahım bir blogcu değilim açıkçası sık sık takip de edemiyorum.Bunun tek sebebi geleceğimi belirleyecek olan bir sınavdan geçmem ve gerçekten çok yoğun olmam.
Bu konuda yapabileceklerimize gelince,Pandora’nın görüşünü destekliyorum,bizler için önemli olan yapılan yorumların sayısı değil de samimiyet olmalı.Buradaki ortamın samimiyetine güvenerek söylüyorum,amaç bloglara giren sayısını arttırmak değil de belirli bir kültür düzeyine sahip insanlar arasında bir şeyler paylaşmak olmalı.Özellikle benden yaşça büyük ve yazdıklarına hayran kaldığım blogcularla birlikte vakit geçirmek bana tecrübe ve bilgi kazandırıyor,bu da beni şahsen tatmin ediyor.
Son olarak,bence her ne olursa olsun yazıların ve dostluğun sıcaklığını yüreğimizde eritip,paylaşmalıyız;)