yazmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yazmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ocak 2018 Pazartesi

Blogger'da 10. Yılım

Vay be!
10 yılı burada devirdim. İlk yazmaya başladığım zaman heyecanlı, yeni yetme bir delikanlıydım. Öyle derler bizim oralarda. Burada büyüdüm, yazmasaydım her şey yolunda gitmeyebilirdi benim için. Okula başladığım günden bu yana harflerle aram hep iyi oldu, rakamlarla olmadığı kadar. Kitaplar, dergiler, gazeteler, her bulduğunu okuyan meraklı bir çocuk. Elleri ceplerinde dolaşan, sabahtan akşama kadar ayağında terlikleri ile mahallede oradan oraya koşturan bir oğlan. Şimdi kocaman oldum. 

Okumak ve yazmak hayatımda hep ilk sıralarda yer aldı. Sayfalar dolusu yazılar, sayfalar dolusu meseleler. Herkesin bir var oluş sebebi var sanırım bu hayatta, ya da var oluş boşluğunu doldurmaya çalıştığı şeyler. Benim de okumak, yanında eşantiyon olarak da yazmak. 

Belki bir 10 sene sonra yine görüşürüz burada ne dersin? Çok şeyler eskiyecek de, sanırım insan çiklet çiğnemek huyundan hiç vazgeçmeyecek. 
Esen kalın. 

10 Ağustos 2017 Perşembe

Füruzan: Kuşatma


füruzan kuşatma ile ilgili görsel sonucu
"Artık içgüdülerimizi zorlamanın yersizliğini öğrendik. Freud bizi uyardı. Batı'daki çıplaklığı, kendini gösterme eğilimini görmüyor musun? Yakında bakarak cinsel doygunluğun yolunu bulacak dünya. Kalabalıklar, geniş alanlarda, toplanıp pornografinin çoşturucu etselliğini tadacak. Eti çoğaltıp, eğriltip, çarpıtıp deneyeceğiz bitirinceye dek. Etler, beyinsiz, yaşamasız, anısız, bacak araları gergin, atıp duran etler, çoşkunun doruğundan düşüp düşüp yeniden tırmanacak."

Yine basık bir Ağustos gecesi. İstanbul insanı bunaltan bir ağırlıktan ibaret bu aralar. Aklımda dönenip duran endişeler, sonuna gelemediğim yol ayrımları. Muallak ve muğlak bir takım hadiseler derken elimde yine Füruzan. Bu kez "Kuşatma" isimli öykü kitabı ile. 

Yaz seçkim diye söyleyip duruyorum ama artık sayma işine bir son versem iyi olacak. Bir bakayım, sanıyorum on dördüncü kitabım olmuş. Hoş, iş saymak eyleminde değil ya önemli olan aldıklarım ve biriktirdiklerim. Duygular misal. 

Öykülerin hepsi 1971 tarihli. Toplamda da beş adet öykü yer alıyor bu kitapta. Füruzan uzun öyküler yazıyor genelde. 

"Tokat Bir Bağ İçinde" oldukça çarpıcı bir öyküydü. Esasen öykünün alt metinlerinde günümüz Türkiye'sini gördüm. Neredeyse bazı konularda hiç yol alamamışız gibi. Ürperdim. Bakınız yukarıdaki alıntı bu öyküden. 

Füruzan eserlerinde kadınları çok iyi işliyor. Erkek kahraman ile başlayan hikayelerinin içinden bile muhakkak bir kadın kahraman selam veriyor. Sonra kendinizi kadın kahramanın etrafında büyük bir duygu salınımı içinde buluveriyorsunuz. İşte bunu çok seviyorum. Bir de kız çocukları var tabii hemen öte yanda. Onların duyguları, hikayelerdeki yerleri de beni etkiliyor. Bu yüzden sanırım yazar olarak Füruzan ismi bende kadınları çağrıştırıyor. Kadın meselelerini aktarırken erkeği yermeyi kendine şiar edinmiyor Füruzan. Öyle bir anlatımı var ki, öyküye konuk olan ve kadını değersizleştirmeye çalışan erkek karakteri okur olarak şıp diye tespit edip yeri geldiği zaman yargılayabiliyorsunuz. Bu da muazzam bir anlatım biçimi demek bana kalırsa. Mesela "Redife'ye Güzelleme" adlı öyküsünde tam da bahsettiğim noktayı görebilmek mümkün. Karısını dövdüğü için İsmail Usta ile yüzleşen bir koca vardır, kocaman bir adam. Okurken siz ona kızacakken bir bakmışsınız o zaten kendini yargılamış ve kendi hükmünü vermiş. İçini boşaltmış. 

Saat epey geç oldu, sanırım benim için uyku vakti geliyor. Bir sonraki kitabım yine Füruzan'dan olacak, "Gecenin Öteki Yüzü" ile devam edeceğiz külliyata. Gecelerimizin yüzümüzü sakladığı bir başka zaman diliminde görüşmek üzere. 

23 Temmuz 2017 Pazar

1000. Yazı!

Blogu açıp şöyle sol tarafa bir bakayım dedim, evet 1000. yazıyı da devirmişim burada. 10. yıla girmeme de az kaldı sayılır. Bu yazıların büyük bir kısmını lise yıllarımda kaleme almıştım. O zaman sevinçler ve heyecanlar daha farklıydı tabi, çocukça. Onun da kendine has bir masumiyeti var, yadsıyamam.

Geriye dönüp baktığımda epey saçmalamışım burada. Olsun diyorum, bir hatıra defteri gibi. Geçmiş 10 yıl boyunca yaşadıklarım ve yazdıklarım beni güldürüyor çoğu zaman. Şimdi olsa asla yapmayacağım ve yaşamayacağım şeyler. Deneyim işte! 

Arada epey aklı başında yazılar da yazmışım, yalan değil. O hallerden bugüne çok zaman geçti elbet. Pek çok hayat dersi aldık, tokatlandık. Bunlar da gerekliymiş dedik, yolumuza devam ettik. Yürümeye bazen de koşmaya devam.

O zamanlar sorsanız burada 10. yıla koşacağım aklıma gelmezdi. İleride beni nelerin beklediği hakkında da en ufak bir fikrim olmazdı. Vay be çiklet, zaman ne çabuk geçiyor. 

Son üç dört yıldır daha aklı başında yazılar kaleme alıyorum. Kültür, sanat, arada kendi hayatımdan küçük notlar... Olgunlaştıkça, insanın hayatından belirsizlikler yavaş yavaş yok oluyor. Tabi bununla birlikte heyecanda da eksilme oluyor sanırım. Ama daha bir dingin, pek çok şeyi aşmış hissediyorsunuz kendinizi. Her şeyin bir yaşı varmış hakikaten, zamanı. 

Diyelim ki hayırlı uğurlu olsun, daha nice yazılar olsun birlikte. Ha bir de, okuyan, kendinde bir şeyler bulan yüreklerinize sağlık. İyi ki varsınız. 

8 Haziran 2017 Perşembe

Yüksek Lisansta Mezuniyete Doğru!

2013 yılında üniversiteden öğretmen olarak mezun olduğumda hiç ara vermeden yüksek lisans yapmak niyetindeydim. O dönemde devlette çalışmayı düşünmediğim ve kamu personeli seçme sınavına da hazırlanmadığım için atanmak gibi bir durum benim için söz konusu değildi. İstanbul'da bir sürü özel okula başvuru yapıp epey yorucu bir maceranın içine girdim. Nihayet dünya kadar özel okulun içinden biri ile anlaştım. O dönemde istediğim yüksek lisans bölümleri açılmamıştı. Üniversiteyi okuduğum okulda devam etmek istiyordum, nihayet ertesi yıl istediğim bölüm açıldı ve girdim. 

Kendi branşıma yakın lakin farklı bir branştan yüksek lisans yaptığım için ilk bir yıl ders aşamasında zorlandım. Yoğun çalıştığım için de derslerin hepsini takip edemedim. Bir de başvuru yaptığım tarihten iki ay evvel annem çok ağır bir rahatsızlığa yakalandı. Onun tekrar hayata dönmesi, hem çalışıp hem okuduğum dönemde beni birkaç parçaya böldü. Serde biraz inatçılık var pes etmedik, hem annemi hayata döndürdük hem de öğretmenlik yapmaya devam ettim ve de yüksek lisansa. 

Ders aşamasından sonra iki yıl tez aşamam sürdü. Geçtiğimiz gün nihayet tezimi tamamladım. Jüri hocalarımı belirledik ve tezimi enstitüye teslim ettik. Şimdi büyük bir heyecan ile jüri tarihi bekliyorum efendim. Değişik bir sevinç, gurur verici bir süreç. Şöyle dönüp baktığımda hiç de fena bir tez olmadı sanıyorum ki, daha önce çalışılmamış bir konu olması beni ilk etapta sudan çıkmış balığa döndürse de nihayete erdiriyoruz süreci. Öyle ahım şahım bir tez olmadı farkındayım ama benim içime sindi. 

Bakalım bundan sonra bendenizi neler bekliyor, yaşayıp göreceğiz, biraz sevinip biraz da irkilip yolumuza devam edeceğiz. 

3 Ocak 2017 Salı

Blogger'da 9. Yılım

Tam dokuz yıl önce başlamış blog yazma maceram. 2008 yılında. O zaman henüz 16 yaşında, lise ikinci sınıf öğrencisiydim. Annem o dönemde fabrikada çalışıyordu, bana bilgisayar alabilmek için aylarca para biriktirdiğini anımsıyorum, çok sevinmiştim. Memleketteki evimizin üst katındaki odama kurmuştuk, hatta o gün okuldan erken ayrılmıştım, bilgisayarımı ve internetimi kurmaya gelecekler diye. Sonra annem yine para biriktirip bir genç odası takımı almıştı bana. 

Bilgisayar kurulur kurulmaz yaptığım ilk şeyin elektronik bir günlük tutmak olduğunu hatırlıyorum yani yine bana heyecan veren en önemli hadiselerden biri yazmakmış o dönemde de. 

İlk yazılarıma dönüp baktığımda yaşımın vermiş olduğu özellikler neticesinde epey ergen, farklı olma çabaları içerisinde, yaşından büyük kitaplar okuyan, iddialı cümleler kuran ve rocktan heavy metale kadar çeşitli müzikler dinleyen tam bir liseli görüyorum. Neyse ki bu dönemler gelip geçti, okuduk, öğrendik, yaşadık ve yaş oldu 25.

Şimdi geriye dönüp baktığımda tebessüm ederek anımsıyorum o günleri. Küçük bir kasaba, kendi dünyasında, kendinden başka dünyaları tanımaya çalışan, her şeyden önce kendini tanımaya çalışan genç bir erkek. 

Dokuz yıldır aralıksız yazıyor olmam çok mutlu ediyor beni, hala bilgisayarımın karşısına geçtiğimde heyecan duyuyorum, yazacağım şeyleri önceden planlıyor ve bununla ilgili ufak notlar tutuyorum kenara. Bu arada ilk yazmaya başladığım masaüstü bilgisayarım hala memleketteki evimizde, üstelik aynı yerde duruyor, artık çalışmıyor olsa da.

Peki neden "beyaz çiklet?" Pek çok şeyi anımsıyorum, ne yazık ki bu konu hakkında net bir şeyler hatırlayamıyorum. Sanırım o dönemde "beyaz çiklet" adında ya da içinde "beyaz çiklet" geçen bir şiir yazmıştım. Çok sonraları öğrendim "beyaz çiklet"in bir balık türü olduğunu. Ne tesadüf, ben de pek alık, balık gibi bir insanımdır ya!

Yazma serüvenim benim dışımda gelişen bir aksilik olmazsa devam edecek. Bir ergenden genç bir yetişkine doğru dönüştüğüm, değiştiğim süre boyunca yazı kültürüm de değişiklik gösterdi. Artık daha sade, kültür sanat ağırlıklı yazar oldum, özel hayatıma dair paylaşımlarım ise oldukça sınırlı hale geldi. Bu çizgiyi seviyorum, böyle devam etmesini temenni ediyorum. 

En uzun yaşayan "beyaz çiklet" olma yolunda ilerliyorum sanırım, aman zeval gelmesin. Tahtalara vuralım. 

13 Ocak 2016 Çarşamba

Tez Önerileri, Yüksek Lisanslar, Olaylar ve Olaylar

İstanbul'da bir devlet üniversitesinin eğitim bilimleri enstitüsünde tezli yüksek lisans yapıyorum. Bir yandan çalışırken bir yandan yüksek lisans yapmak oldukça zor. Lakin insana enteresan bir enerji ve bilgi birikimi kattığı da bir gerçek. Çok yoruluyorum ama halimden memnunum.

Geçtiğimiz yaz ders aşamasını tamamladım. Ardından tez konusu belirlemek ve tez önerisi yazabilmek için epey uğraştım. Sadece ben değil, tüm bölüm arkadaşlarım emek verdi. Geçtiğimiz günlerde tez önerilerimiz enstitü tarafından reddedildi. Elbette bir hayal kırıklığı yaşamadık değil. Çünkü zaten özgün bir tez konusu bulmak bile başlı başına bir sorunsal.

Bugün tez önerimi düzenledim, eksiklerimi tamamladım ve yeniden teslim için okula gittim. Her şey tamam, bütün hocaları tek tek turlayıp imzalar attırdım, danışman hocamla tüm evrakları tamamladık derken hepsinin üzerine bir güzel kahve döktüm. Tekrar evrak toparlamam, çıktıları alıp dosyalamam bir saatimi daha aldı. Üstelik bir de çalıştığım okula yetişmek zorundaydım. Bu telaşın içinde işlerimi tamamladım ve koştur koştur okula geldim. 

İstanbul'da hayat hep koşturmaca. İnsana soluk alacak vakit bile kalmıyor bazen. Nihayet tez önerim kabul aldı ve onaylandı. Ben önerimin onaylanacağını düşünerek birkaç aydır tezimin bir kısmını tamamlamıştım zaten. Şimdi resmi olarak tez yazma olaylarına cümleten başlayabilirim. Umarım sonunda ortaya kaliteli bir iş çıkar ve emeklerimin karşılığını alırım. Okumak eyleminin benim için her daim baki kalmasını temenni ediyor ve teze gömülmeye devam ediyorum. 

23 Ağustos 2015 Pazar

Yüksek Lisans Tez Konusu Bulmak ve Tez Önerisi Yazmak

Eylül ayı itibari ile tez önerimi esntitüme teslim etmem gerekiyor. Akabinde de tez yazmaya başlayacağım. Bir yandan yoğun olarak çalıştığım için, tezime zaman ayırmak benim için bir hayli zor olacak lakin yapabileceğimi düşünüyorum. 

Uzun süredir kendime bir tez konusu bulmaya çalışıyorum. Bazı arkadaşlarım hemen belirleyebildiler lakin ben bir türlü karar veremedim. Nihayet bugün karar kıldım ve yazıya geçirmeye başladım. 

Öncelikle biliyorum ki tez konusu bulmak bile başlı başına büyük bir enerji ve araştırma gerektiriyor. Öncelikle tavsiyem, yüksek lisans arkadaşlarınız ile sürekli fikir alışverişinde bulunmanız. Ben, arkadaşlarımla bu konuda sohbet ederken ortaya inanılmaz güzel fikirler çıktı. Bir başka tavsiyem ise sene içerisinde yapmış olduğunuz ödevleri şöyle bir düşünün. İçlerinde tez yazılabilecek bir konu olabilir ve siz gözden kaçırmış olabilirsiniz. 

Ulusal Tez Merkezi'nin sitesine muhakak girin, yazmak istediğiniz tez konusu ile ilgili daha önce başka bir tez yazılmış mı bir bakın. Tekrara düşmenizi engelleyecektir. Yazmak istediğiniz konu ile ilgili bir tez var diyelim, tezi şöyle bir inceledikten sonra aynı konuyu nasıl farklı işleyebilirim diye düşünün. 

Ben şahsen, internet üzerinden makalelere bakarken buldum tez konumu. Daha sonra bir araştırma yaptım, bu alanda bir tez yazılmış mı, yazılmamış diye.

Elbet ortaya içinize sinen güzel bir tez konusu çıkacaktır. Birkaç gününüzü sıkı bir araştırmaya ve iletişime ayırdığınızda illa ki karşınıza çıkıyor. Tabii bu süreçte danışman hocalarınızdan ya da ders aldığınız hocalarınızdan da yardım istemek etkili bir yöntem. Onları da heyecanladıracak konular çıkabiliyor ortaya. 

Umarım tez yazımı konusunda sıkıntı yaşamam ve güzel bir yüksek lisans tezi ile mezun olurum önümüzdeki yıl. Başarılar dilerim, sağlıcakla kalın. 

8 Ağustos 2011 Pazartesi

Sevgi / Aşk / Yazmak / Unutmak Üzerine

Sevmek kolay şey değildir.Aynı zaman diliminde,bi kaç ay arayla bi çok insan sevilmez.Sevmek,ya da en azından seviyorum demek sadakat ister,önüne gelen doğru insan olmayabilir,fırsatlar her zaman değerlendirilmez,değerlendirilse bile sonuçları olumlu olmaz olsa bile bu güçsüz bi kişilik özelliğidir,sevgi öyle kolay bulunmaz aynı zamanda aranmaz.Ya da sevgi yerine aşkı koy.

Kanunlara aykırı bi hayat,kendini gerçekleştirmiş ve hayatı yolunda giden mutlu insanların hayatı,başımı döndürüyorlar,düşüncelerimi suluyorlar ki daha yeni temizlediğim güllerin altındaki otlar yeniden bitsin,neticede boktan bi ot,bi gül kadar asil olamaz.Komünist otlar.

Kuzenim bizde.Bu aralar okuyup,izleme derdindeyim.

Ellerimi alnımdan aşağı doğru kaydırıp şuh hareketlerle yanaklarımı süzerek tenime değdirdiğimde kendimi hissediyorum.Ama olmaz ilişkilerde insan deneme yanılma yöntemini kullanamaz.İlk gördüğünde yüreğinde bi ışık çakıyorsa,yıldızlar savaşıyor ve cinsel atakta bulunma gereğinde bulunuyorsan ki bu vücut atraksiyonunun paralel hızı ile ilgili bi hadisedir,o zaman aşıksın.Değil mi,artık deneme ve kendini kandırma.Yazılardan da bi anlam çıkarma.

Sadece yazılırlar ve unutulurlar.