yaz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yaz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Temmuz 2023 Salı

Bir Yaz Bunalımı

Yaz mevsimi gelince ne yapacağımı şaşırıyorum. Ve en sonunda neredeyse hiçbir şey yapmadan koca yazı geçirmiş oluyorum. Sonra da kendime kızıyorum tabii ki. Tam bir kısır döngü. Tüm sene yoğun bir tempo ile çalıştığım için ilk etapta yaz tatilinde boşluğa düşüyorum. Sonra bu boşluk yerini can sıkıntısına bırakıyor ve derken yeni iş dönemi başlıyor. Tüm sene çalıştığım için yazın hiçbir şey yapmadan dinlenmek de elbette hakkım, fakat maalesef böyle bir insan değilim. İlla ki bir şeyler ile uğraşmalıyım fakat bunu yapamayınca da kendime fena halde kızıyorum. 

Önümüzdeki sene için uzun süredir dersine girmediğim seviyeleri almak durumunda kaldım. Altıncı sınıf müfredatını hiç sevmiyorum, üstelik epey geliştirmemiz gereken bir müfredat. Bu müfredatın sorumluluğu da ne yazık ki bana verildi. Tatile çıkınca büyük bir hız ve motivasyon ile ilk üniteyi tamamladım sayılır. Ama daha önümde bir sürü ünite var. Kaynak olarak kullanmak istediğim kitapları listeleyip aldım, en azından bu işi halletmiş oldum. Sanıyorum önümüzdeki sene zorlu geçecek. Neyse, şimdi bunu düşünüp canımı sıkmak istemiyorum. 

İki yıldır mitoloji kulübünü yürütüyorum. İlk sene Yunan, bu sene İskandinav çalıştık. İlginç bir fikirdi, mitoloji okumaları yaptıktan sonra çocuklara dijital olarak tasarladıkları karakterler ile dijital bir çizgi roman yaptırdım. Fakat bu sene artık kulübün miadının dolduğunu düşündüm. Önümüzdeki sene ne yapsam derken aklıma çok uçuk bir fikir geldi. Çocuklar genelde el becerisi gerektiren çalışmalar yapmayı seviyorlar. Ben de etamin-goblen kulübü açayım dedim. Videolar izledim, gittim bir sürü malzeme aldım. Denemeye de başladım, başlangıçta biraz zorlansam da meseleyi çözdüm. İlk eserim etamin üzerine bir flamingo olacak, vallahi şaka değil. Eğer başarırsam bu sene kulübü açacağım. Çocukların etaminde ne kadar başarılı olabilecekleri konusunda hiçbir fikrim yok, yaşayıp göreceğiz. 

Bu yaz memleketteki evimize gitme fikrimiz vardı. Evin çatısının onarılması gereken yerleri var. Ne yapsak derken, annem vazgeçti. Ev zaten artık pek oturulacak gibi değil, oldukça eski, en iyisi hiç uğraşmayalım öylece kalsın dedik. Zaten yıllardır gidemiyoruz da. Bu evin akıbeti ne olacak bilmiyorum. Bu plandan vazgeçince yaz tatili için bir yerler bakalım dedik. En son 2018'de yaz tatiline çıkmıştık sanırım. Tabii ben sonraki iki sene de arkadaşlarımla gittim ama annem uzun süredir bir yerlere gitmiyor. Ben de daha önce hiç Bozcaada'ya gitmediğim için buraya yoğunlaşayım dedim. Biraz araştırma yaptım fakat içimde kocaman yaşlı bir dede yaşadığı için hiçbir şey yapasım gelmiyor bazen. Fakat iyi de gelebilir, emin olamıyorum. Biraz daha düşünüp karar vereceğim. Ekonomik krizde olmasaydık eğer, hazır hala İngiltere vizem varken bir tur ile tatile çıkardım. Ama şu şartlarda mümkün değil tabii ki. 

Bazen böyle hissediyorum hatta çoğu zaman. Kafamda bir sürü plan oluşturuyorum ama psikolojim hiçbirini yapmama izin vermiyor. Kendimi bu anlamda iyi hissetmiyorum. Bir yerlere çakılı kalmış gibiyim, hayatım ile ilgili yeni bir şeyler deneyimlemek yerine köşemde oturup kalmayı tercih ediyorum. Birkaç yıl öncesine kadar hiç böyle değildim. Heyecanlıydım, tatiller yapar ve bir sürü aktivite peşinde koşardım. Sanırım ülkenin içinde bulunduğu durum da ruh halim üzerinde oldukça etkili, bazen bu ülkede ömrümü boşa harcıyor olduğumu düşünüyorum. Ama ne yazık ki başka çarem yok. 

Neyse, yine de moralimi bozmayacağım. Yerimden kalkıp hareket etmek için çabalayacağım. Tatilimin bitmesine 35 gün kadar daha var. Şimdiden iki güzel kitap okuyup bitirdim. Daha epey zamanım var, bu zamanı daha iyi değerlendirebilirim. Çünkü neredeyse 2 haftadır evde hiçbir şey yapmadan yatıyorum. Yalnızca birkaç kere çıkıp şehir içinde gezdim, onun dışında hep evdeydim. Üstelik ben bu yaz mevsimini de oldum olası hiç mi hiç sevmiyorum. Sıcakta gerçekten hiçbir şey yapasım gelmiyor, diğer insanlardan çok daha fazla terlediğim için adım atmak bile istemiyorum. Ne kadar gereksiz bir mevsim, keşke kapatılsa. Bu yazı sanırım bir miktar dengesiz oldu. En iyisi balkona çıkıp biraz müzik dinleyeyim. 

8 Temmuz 2022 Cuma

Bir Yaz Listesi - I

Yaz tatili dışındaki okumalarım için genelde uzun listeler yapmıyorum, çoğunlukla sosyal bilimler ile ilgili okumalar yaptığım için, okumakta olduğum bir kitap beni başka bir kitaba götürüyor. Dipnotlarda ya da kaynakçada rastladığım yeni bir kitap bir sonraki okumamı oluşturuyor, açıkçası bu da çok keyifli oluyor. Bu yılı okuma anlamında çok verimli geçiremedim. Bunda ruh halimin, sıkışmışlık hissinin de epey etkisi vardı. 

Edebiyatı çok sevdiğim halde epey uzun süredir edebiyat okumuyorum. Yirmili yaşlarımın ikinci yarısına kadar yoğun bir şekilde edebi metinler okudum. Bu anlamda pek çok metne vakıf olduğumu söyleyebilirim. Fakat bir yerden sonra kurgu dışı kitaplara ilgim arttı, öğretmen olduğum için branşım gereği sosyal bilimlere yoğunlaşmam gerekiyordu. Hem donanımımı artırmak hem de hazırladığım materyallere kaynak teşkil etmesi bakımından, yaklaşık üç yıldır yalnızca sosyal bilimler üzerine okumalar yapıyorum. 

Dün akşam güzel bir liste çıkardım, bu yazımda bu listenin bir kısmından bahsetmek istiyorum. 

  • Saraydaki Kahin - 15. ve 16. Yüzyıllarda Osmanlı Sarayında Kehanet, Cornell Fleischer, Kitap Yayınevi. (Geçtiğimiz günlerde bitirdim bu değerli eseri, içerisinde kehanet üzerine yazılmış bazı makaleler bulunmakta. Cornell Fleischer, Osmanlı tarihçiliğinin duayen isimlerinden biri. Osmanlı tarihine baktığımızda 15. ve 16. yüzyıllarda yoğun bir kehanet söylemine rastlıyoruz. Yalnızca saray çevresinde değil, halk arasında da yaygın bir söylem bu. Kitabın içerisinde yer alan makaleler de bu konu üzerine yoğunlaşıyor. Örneğin ben, Kanuni Sultan Süleyman'ın Remmal Haydar adında bir kum falcısı olduğunu ilk kez bu çalışma ile öğrendim. Kehanet, mistisizm ve bu konuların tarihsel alt yapısı ile ilgili bir merakınız varsa kesinlikle tavsiye ederim). 
  • Doğu'da Kahve ve Kahvehaneler, Helene Desmet-Gregorie, François Georgeon, Yapı Kredi Yayınları. (Kahvenin ve kahvehanelerin tarihte nasıl yaygınlaştığını merak edenler için eşsiz bir kaynak. Dün başladım, ilk makalesini okudum ve gerçekten çok etkilendim. Egzotik kahvenin tarihi kökenlerini merak ediyorsanız kesinlikle tavsiye ederim).
  • Özne Nasıl Susturulur? - Söylemlerden Liberal Laf Ebeliklerine, Serge Lesourd, Doğubatı Yayınları. (Uzun süredir merak ettiğim kitaplardan biriydi. Öznel ıstırabın yeni ifade biçimleri üzerine eğilen bu kitap oldukça katmanlı ve dolu. Psikanalitik kuramın kavramlarının da detaylı bir şekilde işlendiğini söyleyebilirim. Psikoloji ve psikanaliz okumalarına ilginiz varsa listenize ekleyebilirsiniz). 
  • İlkel İnsanın Zihni, Franz Boas, Doğubatı Yayınları. (Yeni çıkan kitaplardan biri, alanında oldukça kült ve önemli bir eser. Bir süredir antropolojiye merak salmış durumdayım. Irk, dil ve kültür üzerine okumalar yapmayı seviyorsanız ideal bir eser kesinlikle). 
  • İçsel Aile Sistemleri Terapisi, Richard C. Schwartz, Pinhan Yayınları. (Uzun süredir ilgi ile takip ettiğim ve hakkında çeşitli kaynaklar taradığım bir terapi yöntemi. Türkçe'de de bu alanda yazılmış yeterli kaynak yok maalesef. Bu açıdan ilgilileri için alınıp okunabilecek en değerli kitap diyebilirim. Kısaca İAS adı verilen bu model, bireylerin alt kişiliklerinin aileler gibi etkileşimde bulunduğunu ve değiştiğini ileri sürer. Benzeri alanlarda okuma yapmayı seviyorsanız, ek olarak Anne Ancelin Schützenberger tarafından yazılan ve İş Bankası Kültür Yayınları tarafından basılan Psikosoybilim isimli eseri de öneririm). 
  • Delişmenlik Çağı ve İnsan Denen Hayvan, Barbara Natterson-Horowitz & Kathryn Bowers, Metis Yayınları. (Bu yazıda son olarak bahsetmek istediğim 2 kitap. Hayvanların yaşamı ile insanların yaşamı arasında inanılmaz bağlar kuran ve insan davranışları ile hayvan davranışlarını, yaşamını pek çok açıdan aynı temelde inceleyen bir perspektife sahip bu değerli kitaplar. Özellikle bilim okumayı seviyorsanız tavsiye edebilirim. Benim de okumayı heyecanla beklediğim 2 kitap). 
Bir sonraki yazılarımda, okuma listemde yer alan diğer kitaplardan ve hatta izleme listemden de bahsedeceğim. Şimdilik bu liste önümde bana huzurla bakmakta. Sizlere de keyifli okumalar dilerim.

23 Temmuz 2018 Pazartesi

Yaz Yağmuru

Yaz Yağmuru denince aklıma ilk Ahmet Hamdi Tanpınar'ın o güzel öyküsü geliyor. Yazın getirdiği bir kadın, iç sesi ile konuşan bir adam ve mazi. 

Az evvel İstanbul'da feci bir yağmur başladı, sanırım bir yaz mevsiminde ilk kez bu kadar kuvvetli bir yağmura şahit oluyorum. Bir saattir gök delinmiş gibi yağıyor üzerimize, deli deli. Saat sabah beş. Sanki kötü bir şeyler olacakmış gibi, koru bizi. 

Uzun uzun bakıyorum yağmura, aman aman etraf. 

Su akar, deli bakar.

14 Haziran 2018 Perşembe

Yaz Kokusu

Kimi kandırıyoruz, insanın içinde hep bir can sıkıntısı. Geçmek bilmiyor işte, şehirde kuşların sesini bile duyumsayamaz hale geldik. Gitmek mi gerek yoksa, gidince düzeleceğine inansam. İnsanın çok olduğu yerlerde huzur bulunmuyor, mektup dahi yazamıyorsun sevdiklerine. Üstelik çalışma masam da çok eskidi, yakında veda etmem gerekecek ona. Günler sürecek temizlik, dosyalar dolusu yazıları nereye koyacağım bilmiyorum. Belki çizdiğim taslakları öylece atıveririm çöpe, en nihayetinde gideceğimiz yer orası. 

Sen de inanıyor musun bazı şeylere, nelere olduğu önemli değil. İnanmak işte, herhangi bir şeye. Yoksa içinde bir boşluk, siyah kuşlarla dolu. Bir o yana bir bu yana uçasım geliyor. Bir de bu kadar çok sigara içmemem gerek ama çayı bırakamam valla. 

Gideceğim diyorum kendime, nereye olduğunu hiç bilmiyorum. Herhangi bir yer, birkaç insan, olabileceğinden daha az insan. İçimi kemiren, habire yenik düştüğüm bu yalnızlık duygusu ne olacak. Onu da götüreceğim gittiğim yere, belki de birkaç yere. 

Bizim balkondan gökyüzü görünüyor, bazen oturuyorum ama birkaç dakikalığına. Annem diyor ki hep, "ah şu gece, bütün kirleri örtüyor." Ben de yatak örtümü değiştirdim bu gece, yaz mevsimi başlayınca yorganları yüklüğe kaldırma adetimiz var ailece. Eski bir gelenek, annemin eski evinden gelen. Biliyor musun, şimdi masa örtüleri bile naylondan. Kimsenin evinde vazo yok artık, vitrinlerini süsleyen gümüşlükler de kaybolmuş. Benim kendime ait bir evim olursa bir gün, ilkin gidip eski bir vazo alacağım, iznik işi. 

Diyorlar ki çiçek kokusu insanı hoş ediyor, lavanta sabununun banyoya yaydığı gibi, kokladıkça koklayası geliyor herkesin. Yaz rüzgarına karışan bir fıs parfüm, sonra gülhanedeki o uzun ağaçlar, bakınca boynunun ağrıdığı. Belki insan da değişir bir gün, koklamak değil ya mesela, özümsemek belki de. O zaman kuşlar da siyah renklerinden vazgeçerler, masaların üzerini danteller süsler. Naylon resimler kaybolur, gerçek ellerin çizdiği hisli tuvaller süsler duvarları. O zaman daha mutlu olurum tabii ben, neticede mutlu olmak için dünyaya geldim ben.  

7 Ağustos 2017 Pazartesi

Füruzan: Sevda Dolu Bir Yaz


Sevda Dolu Bir Yaz

"Sevda Dolu Bir Yaz" adlı öyküden;

"Baban yok.

O da seni görmeyi beklemedi.
Büyükler niçin böyle yaparlar anlayamıyorum. 
Hem çocuk sahibi olabilecek kadar onları severler, hem de terk ederler."



Yaz seçkimin on ikinci kitabında Füruzan dostluk etti bana. Kendisini tanımam "Parasız Yatılı" adlı eseri ile olmuştu. Kitabımı bir öğretmen arkadaşıma vermiştim ne yazık ki geri gelmedi, uzun süre bekledim gelmesini. Okuduğum ilk Füruzan kitabıydı, güzel notlar almıştım içine. Verdiği kitapları da geri isteyebilen bir değilim. Bugün Füruzan'ın birkaç eserini daha almaya gittim ve yeni bir "Parasız Yatılı" daha aldım. Sanırım onu kimseye veremeyeceğim. 

"Sevda Dolu Bir Yaz" bir öykü kitabı. Okuduğum ikinci Füruzan eseri. Yeri doldurulamayacak bir yazar benim için. Kendisini tanımlamaya kalkıştığımda zorlanmakla birlikte "sıcacık" kelimesi çıkıyor dudaklarımın arasından. Anlattığı aile ve insan öyküleri öyle sıcak ki, yeri geliyor yoksulluğu hissediyorsunuz. Tüm o yoksulluk mücadelesi içinde yaşamlarını sürdüren lavanta kokulu kadınlar, badem bıyıklı erkekler, eski İstanbul ve annelerimizin çocukluğu... Hepsi bir arada, bir sürü duygunun içinde bir yerlerde saklı. 

Soba yanan evler, kagir binaların uğultusu, apartmanların çok katlı yalnızlıkları ve silinmeyen anılar. Hepsi Füruzan'ın yazınında bir araya geliyor. Sıcacık, dopdolu bir kitaptı. İstanbul'a uzanan uzun bir yolculukta bitti. 

19 Temmuz 2017 Çarşamba

Gezmek Zamanı: Didim Altınkum'a Yolculuk

Bugün annemle apar topar bir tatil planı yaptık. Katılacağım bir eğitim vardı lakin iptal oldu. Hal böyle olunca şöyle annemi yazlık bir yerlere götüreyim de birkaç gün denize girelim istedim. 

Bugün birkaç yer baktım, pek tatlı bir yer beğendim. Hadi dedim anneme, hazırlıkları yapalım da gidelim. Otobüs bileti falan derken her şey bir çırpıda halloldu. Aynı zamanda Didim Antik Kenti'ni görecek olmak da beni şimdiden heyecanlandırıyor. Yine bol bol tarih soluyacağız mis gibi. 

Altınkum dönüşü muhakkak detaylı bir yazı kaleme alırım. Belki gitmek ve fikir edinmek isteyenler olabilir. Dönüşümde de öğretmen arkadaşlarımın yanına Trakya'ya gideceğim. Bu yaz benim için epey dolu ve hoş geçiyor. Okullar açılana kadar son bir ayımız kaldı. Değerlendirmek, gezmek vakti. 

11 Temmuz 2017 Salı

Gezmek Zamanı: Güneydoğu Anadolu Turu

Yoğun bir yıl geçirdim. Hem okuldaki işler hem de tez yazmak beni yordu açıkçası. Neyse ki yüksek lisans eğitimim bitti geçtiğimiz günlerde. Kendime hemen bir tatil planı yaptım. 

Geçtiğimiz sömestr tatilinde Batı Karadeniz turu yapmıştım. Yeni insanlarla tanıştığım ve güzel fotoğraflar çektiğim bir gezi olmuştu. Ülke gezilerine bir yenisini daha eklemek istedim. Aslında mevsim şartları dahilinde Doğu Karadeniz turuna çıkmak niyetindeydim. Lakin bir on gün kadar sonra Gürcistan Batum'a bir proje için gitme durumum söz konusu oldu. Bu yüzden şimdilik Doğu Karadeniz turunu erteleyip güzel fotoğraflar çekebileceğim Güneydoğu Anadolu turundan yana karar kıldım. Yarın sabah bir aksilik çıkmazsa gidiyorum. 

Geçen sene yaz tatilimizi annemle birlikte Antalya Kemer'de yaptık. Esasen otel tatilinin bize uygun olmadığını düşünüyoruz. Bir daha otel tatili yapacağımı zannetmiyorum. Bütün gün otelden kumsala kumsaldan otele geçen bir tatildi. Ben gece eğlence mekanlarına giden biri değilim. Hal böyle olunca kendimi Phaselis Antik Kentine atıp hiç kimsenin olmadığı koylarda yüzerek bu sıkıcı tatili eğlenceye çevirmiştim. Üstelik düşlerde Hadrian. 

Güneydoğu hem coğrafyası ile hem de kadim kültürü ile merakımı cezbeden bölgelerimizden biri. Daha önce bazı projeler ile birlikte Hakkari, Şırnak ve Van'da bulunmuştum. Şimdi pek çok ili ve tarihi yerleri göreceğim. Çok sıcak olacağını biliyorum üstelik hiç sıcak sevmeyen bir insanım. Ama elimde fotoğraf makinem dağ bayır gezecek olmak beni şimdiden heyecanlandırıyor, bu durumda sıcak mümkün mertebe görmezden gelinebilir. 

Sanırım yolda bana Tigran Hamasyan şarkıları eşlik edecek. Bu turun üstüne bir de baştan sona Doğu Anadolu yapabilirsem benden mutlusu olmaz. Hep derim denizler yerine dağları sevdim diye, bu da öyle bir durumun özeti benim için. Şimdi çantayı hazırlama ve masalsı bir maceraya yelken açma vakti. Bir süreliğine hoşçakal İstanbul. 

9 Temmuz 2017 Pazar

Tomris Uyar: Yaz Düşleri Düş Kışları


tomris uyar yaz düşleri düş kışları ile ilgili görsel sonucu
"Demin düşünüyordum da, bizim ülkemizde geçmişler ne kadar kısa, ne kadar da kısa süreli. Bizler, tarihimizi hep on ya da on beş yıllarla düşünürüz.
Yanlış anlamayın, dış dünyadan yenilikler çarçabuk erişir bize, ne var ki parıltıları çabuk biter, çabuk aşınırlar. Dün yepyeni olan bir kavram, bir akım, umut veren bir ad, bir yüz, bakarsınız bugün daha süresi dolmadan yıpranmış. Eşelenmemiş, karanlık tarih dilimlerinin arasında bir yerde kayıvermiş. 
O yüzden diyorum ki, bizim ülkede tarih arayacaksanız Lin bey oğlum, kitaplara bakmayacaksınız. Ama bir insan yüzünde, eski bir yapıda, bir sokakta ya da şu önünüzdeki fotoğraf gibi bir kartpostalda, yüzyılı bir anda kavramanıza yetecek onar yıllık ayrıltılar bulabilirsiniz."

Nisan 1980

Yaz seçkimin üçüncü kitabı Tomris Uyar'ın öykülerinden oluşan "Yaz Düşleri Düş Kışları" isimli eser oldu. Edebiyatın hem iç sızlatan hem de coşku aşılayan bir yanı var. Tıpkı hayat gibi. Tıpkı Tomris Uyar gibi.

Uyar, sevdiğim öykücülerden biri. Daha evvel "Sekizinci Günah" ve "Aramızdaki Şey" adlı eserlerini okumuştum. Yaz seçkimde bir öykü kitabı daha var, sırada. 

Yukarıda alıntı yaptığım ve bana en çok dokunan öyküsü "Metal Yorgunluğu" oldu. Kağıda dökmüş olduğu sözcükler dönem gerçekliğini yansıtmakla birlikte günümüze de ayna tutuyor. Değişimin kıyısında değişemeyen bir ülkeyiz. 

Bir de kitabı bitiren "Kuşluk Rakısı" adlı öyküden kısa bir bölüm paylaşmak istiyorum. Böyle tam da Tomris Uyar netliğinde ve duygusunda bir bölüm: 

"Yaa, dedi Osman olağan bir sesle.
Yine sustuk.
Şuramda bir şey sancıyor dedi.
Yalnızlık, dedim."

9 Ekim 2016 Pazar

Ahmet Hamdi Tanpınar: Yaz Yağmuru


"Yüzü hiç tanımadığı, görmediği cinsten bir saadet içindeydi. Sanki birden tek bir çiçek oluvermişti. Ve bu saadet bazı akşam saatlerinde görülen aydınlıklara benziyordu. Eşyayı başka şekilde içimize sindiren yaşadığımız anı bir uçurtma, bir türkü gibi havalandıran bir şeydi bu. Sevinç denen şeyin asıl manası bu olmalıydı: Maddesini böyle eriten, yok eden hiç olmazsa kendi aydınlığında onu inkar eden bir hal."

Bir yüze dair yapılabilecek saadet tanımlarının en güzeli kuşkusuz Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Yaz Yağmuru adlı hikayesinde geçen bu sözler. Maddenin kayboluşu, kişinin kendi aydınlığını keşfi ve aydınlığı ile suretini bir araya getiren değerli bir vaziyet. Bir çiçek oluvermek, tek bir çiçek oluvermek. Öylesine kıymetli, muazzam bir durum. İyi ki Ahmet Hamdi'yi okuyoruz, savruluyoruz, kendimize geliyoruz.


5 Ekim 2016 Çarşamba

Ahmet Hamdi Tanpınar: Erzurumlu Tahsin

Ahmet Hamdi Tanpınar ile ilk kez bu yaz tanıştım. Eserlerinin isimlerine ve en önemlisi şahsına yakından tanık olmak ile birlikte, kendisini okuyabilecek zihni ve psikolojik düzeye ulaşabilmek adına beklemem gerektiğini düşünürdüm. Bazı kitapların ve bazı yazarların okunmak için zamanlarının olduğunu düşünüyorum. Örneğin Hasan Ali Toptaş'ı, kış vakti bir bozkır zamanında, ancak ocakta yeni demlenmiş bir çayın arkadaşlık edebileceği, evin en küçük penceresinin perdesinin aralandığı zamanlarda okuyorum. 

Ahmet Hamdi Tanpınar yolculuğum ise nispeten serin bir yaz akşamında, İstanbul'un tenha bir semtine bağlı sakin bir dairenin balkonunda başladı. Huzur, Mahur Beste ve Saatleri Ayarlama Enstitüsü peşi sıra geldi. 

Kendimi zihnen daha dinç hissettiğim şu günlerde fırsatı kaçırmayıp Ahmet Hamdi Tanpınar'ın hikayelerini okumaya başladım. Erzurumlu Tahsin adlı öyküsü beni oldukça etkiledi. Erzurumlu Tahsin'in dünya görüşü, var oluş mücadelesine karşı vermiş olduğu üstünlük, dinginlik ve bilgelik beni şaşkına çevirdi adeta. Hatta, Mehmet Eroğlu'nun İletişim Yayınlarından çıkan "Belleğin Kış Uykusu" adlı romanındaki "Palyaço" isimli karakteri ile Erzurumlu Tahsin karakteri arasında dünya görüşleri açısından organik bir bağ keşfettim. 

Hikayeden, sevdiğim bazı bölümler paylaşmak istiyorum: 

"Sana tekrar söylüyorum. Her şey, hepsi ölümdür. Her şey ondan gelir ve oraya döner... Biz, bütün bu gördüğün şeyler -eliyle etrafı gösterirken, ayağıyla otları eziyordu- her şey, hepimiz, büyük ve muazzam bir kadavranın üzerinde gezinen kurtlarız... Anlıyor musun? Kadavra kurtları..."

***

"Vehim, dedi... Hayat, ölümün şerefine yazılmış kasideden başka bir şey değildir. Güneş bir mezarlıktır ve toprak... ve biz.."

***

"Muvaffak mı, dedi, nerede, ne vakit? Nasıl?.. Hangi muvaffakiyet... Sırtında bir bit gibi yaşadığın devin müsamahasından bir an dışarı çıkabildin mi? Hayat mütemadiyen ölümün zaferini teganni ediyor. Sen küçücük başını sallayıp geçmeğe çalışıyorsun!.."

19 Temmuz 2016 Salı

Tatil Güncesi: Kemer II (Phaselis Antik Kenti)

Kemer'de kaldığımız bir hafta boyunca gezebildiğim en güzel yer Phaselis Antik Kenti oldu. Olimpos'u da görmek isterdim artık bir başka sefere. Kemer merkezde saat kulesinin hemen yanında Phaselis Antik Kenti'ne giden minik otobüsler kalkıyor. Kişi başı 4.5 Tl verip Tekirova otobüslerine biniyorsunuz ve yaklaşık yirmi dakikalık bir yolculuktan sonra Phaselis Antik Kentindesiniz. Yol kenarında gördüğüm tabelanın üzerinde Phaselis I yazıyordu, II var mı emin değilim lakin benim gezdiğim yer Phaselis I idi.

Phaselis, yol kenarı ve biraz ıssız bir güzergahta kaldığı için insanların pek çoğu arabaları ile geliyor. Ben otobüsten inip ormanlık arazinin içerisinde Phaselis'e gidene kadar -hemen hemen yarım saat- tek başıma yürüdüm. Phaselis bir ören yeri olarak geçiyor, içeriye giriş ücretli. Müze kartınız var ise avantajlarından faydalanabilirsiniz, müze kartınız yok ise 20 liralık bir giriş ücreti var. İçeriye girdikten sonra ilk göze çarpan deniz kenarındaki su kemeri oluyor. Su kemerini ana cadde takip ediyor, bunun yanında hamamlar, anıtlar, tapınak alanları da mevcut. Phaselis'de Akdeniz Üniversitesi'nin bir araştırma birimi de yer alıyor. 

Phaselis'in benim için bu kadar önemli olmasının sebeplerinden en önemlisi Hadrian. Rodos'tan Likya'ya, Büyük İskender'den Roma'ya kadar pek çok uygarlık ile bağları olan mühim bir liman şehri Phaselis. Roma İmparatoru Hadrian'ın şehri ziyaretinden sonra, onun adına bir kapı yaptırılıyor. Şu an bu kapı deniz kenarında ve epey küçük bir kısmı kalmış durumda. Yine de Antoninus'a karşı duyduğu büyük aşkı tarihe kazımış Hadrian adına yapılan kapıya dokunmak bile güzel bir tarihi deneyimdi.

Hadrian Kapısının olduğu kısımda güzel bir plaj da var. Ben gittiğimde çok az kişi vardı ve açıkcası yüzeceğimi tahmin ederek gitmemiştim. Yanımda havlum, yedek eşyalarım yoktu. Ama bu sessiz ve güzel Phaselis'de antik kente karşı yüzme keyfini kaçıramazdım. İçinde bulunduğum duruma aldırmayıp suyun keyfini çıkardım. 

Antik kentin içerisinde bir de antik bir tiyatro bulunuyor. Merdivenler ile çıkabiliyorsunuz. Tavsiyem antik tiyatroyu görmeden dönmeyin. Hakikaten güzel bir dokusu ve manzarası var. Aynı zamanda çok da güzel fotoğraflar çekebilirsiniz. Ben fotoğraf çektikten sonra yine taş peşinde koşup güzel taşlar topladım.

Bileti aldığınız yere geri döndüğünüzde sağ tarafta küçük bir durak mevcut. Oraya belirli aralıklarla Kemer otobüsleri geliyor. O otobüslere binip tekrar Kemer'e dönmeniz mümkün. 

Kemer tüm tarihi ve turistik güzellikleri ile bizim için epey keyifli bir tatil yeriydi. Kaldığımız süreyi keyifli geçirmeye çalıştık. Antalya çok büyük bir tatil merkezi. Bu yüzden kısa bir sürede tüm tarihi yerleri gezmek mümkün olmayabilir. Ben daha çok tarihi ziyaret yapacağımı düşünmüştüm ama kısıtlı sayıda yapabildim. Belki bir dahaki sefere daha uzun bir tatil ile bunu gerçekleştirebilirim. Siz de tatil rotanızı Kemer'den yana kullanabilirsiniz. Keyifli tatiller dilerim.

3 Temmuz 2016 Pazar

Bu Yaz

Bir eğitim öğretim sezonunu daha kapattık. Meslek hayatımda üçüncü yılımı da geride bırakmış oldum böylece. Bir klişe olsa da, zaman ne kadar çabuk geçiyor demeden edemeyeceğim. Sonsuz anı, sonsuz sevgi, sonsuz acı, sonsuz umut hepsi bir arada bir sürü iz bırakarak gelip geçiveriyor. İnsanlar giriyor hayatlarımıza, sonra hepsi birer birer çekip gidiyor. Sanırım bir çeşit yaşam kanunu. Tecrübe, olgunlaşma derken bir bakmışsınız ki, hala kocaman varlık sebebiniz ile birlikte kocaman koltuklarınızda oturuyorsunuz. 

Porselen desenleme kursuma da dün itibari ile veda ettim. Bitti. Ortaya üç tane eser çıkardım lakin sonuncusu fırının azizliğine uğradı. Kurtarabildiğimiz kadar kurtardık. Diğer ikisi oldukça güzel oldu. Biri çerçevelenmek üzere bir sanatçının tozlu raflarında bekliyor. Diğeri ise evimi süslüyor. Çok zevkli bir hobi oldu benim için. Belki seneye de devam eder, yeni tasarımlar çıkarabilirim ortaya. 

Çok kısa sürede tanıdığım lakin çok sevdiğim yakın bir dostum hayallerine kavuştu. Çok şirin bir üniversitede pek şirin bir araştırma görevlisi oldu. Onun da kutlamasını yaptık ve yaz tatiline adım attık. 

Bu yıl annem ile birlikte tatile çıkıyoruz. Rotamız Antalya/Kemer. Ardından beni çok güzel bir kamp bekliyor Ağustos ayında. Ermeni öğretmen/öğrenciler ile Türk öğretmen/öğrencilerden oluşan bir eğitim kampı. Büyükada'da olacağım. Şimdiden onun da heyecanı içerisindeyim. Mümkün olduğu kadar güzel işler yapmaya çabalıyorum. Bir varoluş kaygısı içerisindeyim, sürekli yeni ve doyurucu şeyler arıyorum. Bilgiye ve tecrübeye açlığımın hiç dinmemesini diliyorum. Hoş geldin yaz tatili. 

1 Haziran 2016 Çarşamba

Yaza Yeni Başlangıçlar

Okulların kapanmasına ve öğrencileri tatile göndermemize çok az bir zaman kaldı. Biz de öğretmenler olarak yaz tatilini iple çekiyoruz tabii ki. Koca sene çok yoruldum, çok koşturdum. Güzel bir yaz tatilini de hak ettim. Genelde yaz tatillerini birkaç günlük aile ve arkadaş tatilleri dışında evde geçiriyorum. Yaz mevsimini pek sevmem, terlemek hiç hoşlanmadığım hadiselerden biridir. 

Bu yaz bir değişiklik yapmaya karar verdim. Yüksek lisans tezimin bir kısmını bitirdim. Üçüncü seneme giriyorum artık. Bir senelik bir zaman dilimim kaldı. Hazır tez işimi hafifletmişken yaz için çeşitli planlar yaptım. Tarihi yarımadada Caferağa Medresesi var. Yazın kitap okumak ve kahve içmek için sakin, tarih kokan eşsiz bir yer. Ara sıra ziyaret ederdim. Birbirinden farklı el sanatları kursu da veriyorlar. Yaz için minik bir paket program yapmışlar. Bir öğretmen arkadaşım ile birlikte porselen desenleme kursuna yazıldım. On gün sonra kursa başlayacağız. Oldukça heyecanlıyım. Daha önce herhangi bir el sanatı ile ilgilenmemiştim. Meşakkatli lakin oldukça naif bir sanat. Heyecanla beklemekteyim. 

Bir diğer aktivitem ise benim için devrim niteliğinde hakikaten. Uzun yıllardır spor yapmak istiyorum lakin bir türlü kısmet olmadı. Okuldu, yüksek lisanstı, çalışma hayatıydı derken hep erteledim. Henüz 24 yaşımda olmama rağmen gittikçe bedenen yorulmaya ve yıpranmaya başladığımı hissediyorum. Fazla kilom falan yok, sadece sağlıklı yaşamak için böyle bir adım atmam gerekiyordu. Bugün bir fitness salonuna yazıldım. Esasen fitness salonlarındaki ortamı pek sevmiyorum. Yani o disko müzikler, hayatlarını kas yapmak uğruna orada geçiren, zihinsel aktiviteler yerine yalnızca fiziksel aktivitelere ağırlık veren bir kitlenin içinde kendimi rahat hissedemeyeceğimi düşünüyorum. Lakin bir yerden başlamak durumundayım artık. Yoksa epey sağlıksız bir gençlik dönemi geçirecektim. Bu da benim için epey radikal bir karar oldu. Üç aylık bu yaz tatilini iyi değerlendireceğimi düşünüyorum. Hayatıma farklı heyecanlar katmış olmak beni daha da dinç kılıyor. Umarım gelişimimi bir ömür boyu sürdürebilir ve hedeflerime ulaşabilirim.  

18 Haziran 2014 Çarşamba

Cibelle

Yaz tatili.
Yeni bir dünyanın başlangıcı gibi.Sabır ve iyi dileklerle geçmesini istediğim bir yaz mevsimi.Sonrasında gelecek baharın neşe getirmesini diliyorum.Cibelle şarkılarındaki gibi.Bu yaz onun sesi ve naifliği ile geçsin.İncitmesin bizi.

7 Eylül 2012 Cuma

Bu Yaz 

Bu yaz hiç bitmesin istiyorum.

Bir daha ki yaza okulumu bitirmiş olacağım.Sevdiğimden,sevdiklerimden ayrılacağım.
Alıştığım bir hayatı yeniden bırakıp,yeni bir yerden başlayacağım.
Kamu personeli adında bugüne kadar hiç hazırlanmadığım büyük bir sınava gireceğim.
Ya atanacağım ya da evime/küçük şehrime/herkesten uzağa dönüp tekrar sınava hazırlanacağım.

O yüzden bu yaz hiç bitmesin istiyorum.
Sevdiğimden,sevdiklerimden ayrılmayayım istiyorum.Biliyorum bir sene çok çabuk geçecek.Anlamayacağım.Ya sonrası ?

Bu yaz hiç bitmesin istiyorum gitmeme günler kala.
Biraz daha film izleyeyim,geceleri odamın penceresini açayım bir kahve daha içeyim istiyorum evimde,annemle.Hep bahçede oturayım çiçeklerimi sulayayım,bizim hanımeli ile bakışayım istiyorum.

Gelecek yaz her şey çok güzel olabilir bir o kadar da korkunç.
Ne olursa olsun her türlü değişeceğim,değişeceğiz.

Korkulu bir yarını beklemek gibi.Neresinden bakarsan bak umutlarım yok işte.

Kayboldular.

22 Temmuz 2012 Pazar

Basit Bir Yaz Şiiri


Televizyonda kısa kısa pek çok belgesel gösteriliyor.En çok Anadolu insanını ve yaşamını anlatan belgeselleri seviyorum.Denk geldi.Bir kanal için Ataol Behramoğlu ile bir kısa belgesel çekmişler.Büyükada’da sanırım Ataol Behramoğlu’nun evinde çekilmiş ve farklı mekanlarda devam ediyor.Hayran kaldım evine.Beyaz badanalı,bahçe içinde bir ev.Çalışma odasının duvarlarının her yanı kitaplarla dolu.Taze bir yaz rüzgarı ve eskimiş kitap sayfaları.Masanın üzerinde bir fincan kahve hemen yanında ise pembe bir gül.

Aslında bizim evimiz de bu tarife uyuyor.Geceleri sahura kadar vaktimi bahçede geçiriyorum.Annemle bir süre oturduktan sonra o yatıyor bense bahçedeki çiçeklerle konuşup her birinin yapraklarına ellerimi sürüyorum.Rengarenk güllerimiz,kocaman papatyalarımız,yaz çiçeklerimiz,hanımelimiz ve daha pek çok çiçeğimiz var.Özellikle Ezginin Günlüğü ve İncesaz dinliyoruz yaz akşamları.Elbette ki bahçemizin ışığı sarı.

Çok sevdiğim bir dost İncil hediye etmişti bana.Ramazan ayına denk geldi okumam.Velhasıl okumaya başladım.Her gece bahçede bir bölüm okuyorum.

Bir ince ezgi içim
Bir ince saz
Gerek yok dünya için
Tek isteğim
Biraz daha yaz.

Böyle de basit bir şiir uydurdum gitti.

23 Haziran 2012 Cumartesi

C'mon

Annem benim için güzel yemekler ve tatlılar yapmış.Çok mutlu oldum.Hem onu gördüğüme hem de yemeklere.Birlikte güzel bir akşam yemeği yedik.Ayaküstü Meryem teyze ile dedikodu yaptık mahalle hakkında,güldük eğlendik.

Eşyalarımı odama taşıdım,anneme hediye matruşkasını verdim.Pek sevdi.
İstanbul maceram yaz tatiline girdi,ara verdik kendilerine.

Yirmiliklerimi aldırışlarımdan sonra dişlerime bir hayli özen gösterir oldum.Yanımda diş ipi,diş pastası,gargara ve bir sürü diş temizliği ürünü getirdim.Hemen yeni banyomuzun aynasının önüne dizdim.Tam istediğim gibi olmuş,aynamızın önünde isteğe bağlı yanan sarı,loş bir ışık.

Hemen bahçeye koştum.Güllerim benim boyumu aşmış neredeyse.Papatyalarım ise bahçenin yarısını kaplamış.Bahçemizin her köşesine yaz gelmiş,ortasında da masamız daha ne olsun.Tek eksiğimiz bir deniz.Hep özlem duyarım.

Biriken puanlarım ile bir cep kitabı aldım gelmeden.İrfan Orga'nın "Bir Türk Ailesinin Öyküsü" adlı kitabı,Everest Yayınları tarafından basılmış.Hüzünlü bir aile öyküsü,yaşama direnme mücadelesi.Hüzünle okuyorum ben de.

Tam da dinlediğim şarkı Panic!At The Disco & Fun.: düeti olan "C'mon" adlı şarkı.
Çok severim.


Ve ben bugün çok ağladım.Arkamda seni bıraktığım için.
Yaz tatiline girdiğimiz için,seni göremeyeceğim için.
Ve ben bugün çok ağladım.
İki buçuk senedir yanımda olduğun için,minnetle ağladım.
Özlüyorum seni.
Hem de çok.

11 Eylül 2011 Pazar

Üzerimde Beyaz Pike İle Bu Yaz Bembeyaz

Sabahın bilmem kaçı,horozlar ötüyor.Bunlar beni yaşama bağlayan şeyler.Geceyi evimde geçirebildiğim için bile şanslı hissediyorum.

Sanki dünyada bir müzik varmış,onun peşinden koşup dünyayı dolaşıyormuşum gibi hissediyorum bazen.Ölüme içki karıştırmak,sarhoşken oryantal yapmak gibi bir şey bu.

Aslında kalabalık içinde yalnız hisseden insanlar,onların hikayelerini anlatmak isterdim.

Gözü yaş dolu iken,kalbinin düğümlerini ayakkabılarına bağlayıp gezen,dağınık ama güzel birinin hikayesini anlatmak isterdim.Dünyaya değil kendi dünyama.

Şimdi sen bana bir içki söylesen ben içmesem mesela.Ölünün üzerine bir şişe sütü boşaltsak,kahverengi ve beyazın uyumuna dalsak.Uyanmasak.

Bir de bu yaz ilk defa pike kullandım.Üzerimde beyaz pike ile bu yaz bembeyaz.

10 Eylül 2010 Cuma

Adımı Kalbine Yaz


Bayram ziyaretlerimizi yaptık bol bol.Ben ki,bacaklarımdaki kıllar ortaya çıkacak diye kapri giymeye bile çekinen bi insanım-şort hak getire-bi eşofman,bi salaş tişört ve parmak arası terlikler uzun uzun yolculuklar yaptım.Hatta trende bana gülenler bile oldu.Ben de güldüm onlarla birlikte kendime.Hakkari'den beri böyleyim ya bi rahatlık çöktü üzerime anlatamam.

Sahte ananemlerde biraz vakit geçirdik bi gece kaldık,uyku,baklava ve sarma diye sayıklayarak uyandım.Bayram namazına gidemedim yine.Çünkü kendi evimizde geçirdiğimiz zaman bayramları namaza gitmeyi istiyorum.Başka sokaklardaki camilere girmek istemiyorum nedense.Bi de o kadar kalabalık beni ürkütüyor.Yoksa imana,dine ve inanca çok önem veririm.

Teyzemlere geçtiğimizde türlü türlü tatlılar,eve girenler çıkanlar pek bi kalabalıklar.Ben öyle yakışıklı biri değilimdir ama boyum vardır.Bi seksen küsür varım.Ama beğenilmek hoş beğensinler beni seviyorum ben bunu.Ki beğeniyorlar haha!

Kuzenim çok iyi fal bakar.Bana da fal baktı.İlkin,kocaman bi balık gördüğünü ama bu balığın üzgün olduğunu söyledi.Daha sonra çok çabuk meslek sahibi olacağımı ve üçüncü gözümün çok açık olduğunu söyledi.İki yere borcun var dedi.İki dilek dilemiştim ikisi de olacak dedi.Sonra ne dedi ki,dedi işte bi şeyler daha kızlar mızlar dedi.

Boğaziçi trenin de resmen priz var.Allah Allah.Ne ara koymuşlar o prizleri be,çok iyi olmuş gerçekten.

Boğaziçi diye Başkent Ekspresine binmişiz sonra geri indik.

Motora binmek ve hız yapmak güzel bi duygu hatta tam bana göre.Teyzemler annemi arabayla gara bırakırken,kuzenim de motoruna bindirdi beni.Böyle saçlarım uçarken ellerimi bıraktım ana yolda,ey özgürlük!

Ayrıca ben Paris Hilton'un "Stars Are Blind" isimli şarkısını gayet seviyorum yani.

Gerçek aşka şahit oldum,kendi ağzından gerçek aşkı dinledim dinledim durdum.Sonra gözümden bir damla yaş akmış,silmedim çekirdek yemeye devam ettim.

Hayat çok ciddiye almaya değmez bi yermiş.Sevmek yetmiyor sanırım.Sevilmek ön plana çıkıyor.Yalan.
Tarkan'ın son albümünü çok beğendim ben."İşim olmaz"güzel bi parça.Ama benim favorim "Adımı Kalbine Yaz"

Hey,hey gidi günler hey
Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi hatırla
Ne çabuk attın o günlerin pabucunu dama.

Ayda yılda bi olsa da muhakkak ara
Azıcık zamanından ayır da
Öldün mü kaldın mı diye sor ara sıra
Adımı kalbine yaz beni unutma.

Sevdiklerimize değer vermiyoruz bence,değer verelim.

Odamdaki kütüphaneden bi kare çektim bence çok hoş oldu.