bu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Şubat 2019 Cuma

Ayın Bu Yakası

Keyifsiz bir hafta geçirdim. Öyle başlı başına bir sebebi yok, genel hayat sıkıntısı. Enerjim ciddi anlamda çok az, okulda çok fazla nöbet tutuyorum ve yoruluyorum. Eğer moralim bozuksa sürekli uyuyorum, haliyle bu haftayı da sürekli uyuyarak geçirdim. 

Okul ortamından hoşlanmıyorum, okuldakilerden de hoşlanmıyorum. Saçma sapan bir düzen içerisindeyim, daha doğrusu düzensizlik. Ne yaptığımız belli değil, son dakika alınan kararlar, aptal işler, bana hiçbir şey katmayan abes çalışmalar, daha ne söyleyebilirim ki. İyice yıldım. 

Ağzımın içinde, dilimin altında koca bir aft çıktı ve bir haftadır geçmiyor. Gece uykumdan uyanıp duruyorum acısına, sürekli gözlerimi yaşartıyor. Ne illet bir şey. 

Yarın en yakın arkadaşım nikah kıyıyor. Avrupa yakasında çok ama çok uzak bir yere gideceğim. Muhtemelen iki buçuk saat kadar sürecek. Yoksa dışarı hiç çıkasım yok, yatağımdan da hiç çıkasım yok. 

Dostoyevski okumaya devam ediyorum, bu hafta üç eserini bitirdim. Bu kadar uyku ve bitkinlik arasında okumaya devam edebilmem bir mucize gerçekten. Beni şu hayata bağlayan en önemli şey edebiyat sanırım. Hafta sonu Suç ve Ceza'ya ikinci kez başlayacağım.

Sömestr tatilinde başka bir okul görüşmeye çağırdı. İşimi bırakıp ikinci döneme onlarla başlamamı teklif ettiler. Maaşı biraz daha iyiydi ama kabul etmedim. Öğrencilerimi yarı yolda bırakmak istemedim. Yoksa çalıştığım okulda bir dakika bile durmak istemiyorum.

Bunun dışında İstanbul'un en iyi okullarından biri, bir vakıf okulu beni haftaya cuma günü mülakata çağırdı. Bir şekilde işten izin aldım, bir aksilik çıkmazsa gideceğim. Esasen seneye orada çalışmaya başlarsam her şey daha iyi olabilir. Hem şartlar çok iyi hem de okul gerçekten güzel, içinde olmak isteyeceğim bir okul. Semt olarak bana epey uzak ama problem değil, yine taşınırız. Bana iyi şanslar dilemenizi isteyeceğim. Ne yazık ki hiç sevemediğim şu anki okulumda seneye de çalışmak zorunda kalmayı istemiyorum. Umarım görüşmem güzel geçer.

10 Eylül 2018 Pazartesi

Niye Böyle Uzundur Bu Yollar

Dünyanın iklimi böyledir, göl boyu, diz boyu her bir çiçek. Değirmende dönen su, akışını bulan su, yolunu bulan su. Ben bir ton balığı kıvraklığında, ben bir diyardan diğerine uzun yollarda, uzun gecelerde. Bir mevsimden bir mevsime geçerken hazin kalan son bir pencere, perdeleri üzerinde. Ahşap salıncak bahçede, yanında rakı şişeleri, gazete kağıtları ise eski tarihli, konsolun üzerinde. 

Bir masal bucak diyar, alemden aleme hangi dünyanın düzeninde elim, payıma kalan kimin hakkı? Bir derece, güneş, ayın etkisinde, gökyüzünde. Varlığımdan doğan mucize, yokluğuma gebe, her geçen gün büyümekte, her geçen gün ölmekte. 

Ben şimdi bir deniz, düzenin bir yerine tutunmuş, sundurmanın altında, küme küme ateş böcekleri avlunun başında. Rüzgar mı değdi yoksa bana? Cümle alem geçerken bir kapıdan, ben hep dışarıda kalan, sonradan gelen. Meraklı, bir de yorgun, çokça kasvetli. 

Annem sandıktan çıkarırdı gelinliğini, asardı bahçedeki ipin üzerine. Gavur sateni, çift dikiş kenarları, sepya fotoğraflarda gülümseyen hep o kadın. Sonra bir adam, yollara düşmüş, mizacım ona benzemiş, o da göle beyhude maya çalmış. 

Son bir dönüş bu yoldan, bıyıklarımın altından toprağa uzanan sıcacık damlalar, ter ter. Gafilin başında takkesi, elinde bir somun ekmek. Sorar, düşünür zihni elbet, kara entarisinin altında çürümüş, eskimiş. Yaban, mızrak ucunda bir kısa bilmece. Hani der, yüreğim dünyanın neresinde? Zulüm görmüş, alınmış, elem sarmış, kederle yuvarlanmış, ardı hep yeşil ormanlar. 

Niye böyle uzundur bu yollar? 

"No Land'in bu şarkısı için naçizane kalemimden döküldü bu satırlar, şarkıyı öksüz, hikayesiz bırakmamış olduk. Her şarkının elbet bir hikayesi vardır, hikayeyi yaratan, şarkıları yaratan önemli değildir. Kuş sürünün üstünde uçar, sürü toprak yolda iz sürer. Ben bir hikaye uyduruveririm, bir başkası hikayemden gerçek çıkarır. Sen bir şarkı tutturursun, bir başkasının diline dolanır.

13 Kasım 2017 Pazartesi

Bu Aralar Şu Sıralar

Bu aralar şu sıralar pek yazamıyorum. Nedenini de bilmiyorum. Zaman ne çabuk geçiyor. Okulum kısa bir Kasım tatili arası verdi. Biraz çalışma biraz da nefes alma arası, iyi oluyor. Osmanlı tarihine merak saldım biraz. Yoğun bir çalışma içerisindeyim bu aralar. 

Edebiyata biraz ara versem mi vermesem mi derken kişisel çelişkiler içerisinde kaldım. Tarih ve edebiyatı okumak aynı anda çok mümkün olmuyor. Bir yandan Proust'un Kayıp Zamanın İzinde serisinin dördüncü kitabı Sodom ve Gomorra beni bekliyor. Diğer yanda koca bir Devlet-i Aliyye. Bu işin içinden bir şekilde çıkacağım. Birini yabana atmak bana yabancı. Derdine bak diyebilirsiniz ama bu benim için büyük bir dert. Vallahi. 

Bu haftayı biraz anneme ayıracağım. Geçenlerde Büyükada'ya gitmiştik çok güzel oldu. Bu hafta da tarihi yarımada turu yapacağız. Elimden geldiğince ona İstanbul'un önemli yerlerini gezdirmeye çalışıyorum. Çok ama çok mutlu oluyor. Haliyle ben de. 

Hiç ihtiyacım olmadığı halde 10 kilo kadar verdim iki ayda. Yazdan beri sağlıklı beslenme misyonu ile hareket ediyorum. Bunun yanında yemek yapmaya başladım yoğun bir şekilde. Acayip zevk alıyorum. İyice iskeletor gibi olmadan birkaç kilo almaya çalışsam iyi olacak. 

Şimdi gidip lavanta çayımı içip uyuyayım en iyisi. Yeni gün, yeni koşturmaca kapıda. 

31 Ekim 2016 Pazartesi

İlhami Algör: Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku

İlhami Algör, son dönemdeki eserleri ile okurlar tarafından tanınır, daha çok okunur hale geldi. Uzun süredir listemde olan bir isimdi, İletişim Yayınlarından çıkan kitabını hafta sonu tatilimde alıp okudum. İtalyan Yokuşu, Tophane, avaramu ve Müzeyyen desem kitabı bu dört kelime ile muazzam bir şekilde özetlemiş olurum sanırım. Hoşuma giden şu kısmı paylaşmak istiyorum, Sadri Alışık'ın isminin geçtiği her yerde büyük bir heyecan duymamak ne mümkün:

"Dünyanın bütün Kızılderilileri yenilir, Spartaküs kaybeder, gün batarken sararır, kuşlar döner, Sadri Alışık denilen hergele, her filminde ağlardı. O ağladıkça ben de ağlardım. Nedenini bilmez ağlardım. Ağladıkça Sadri'ye kıl kapar gıcık olurdum. Üçüncü şahıs olarak kalışına, hep gidici kadınları sevişine, bu gidiciliklerin bir mecburiyet gibi duruşuna, Sadri'nin bu mecburiyetlere, giden kişinin özgürlüğü olarak bakıp, ona ihanet etmemek için kendine ihanet edişine..."

Başkasına ihanet etmemek adına kendine ihanet eden, hayatla enfes bir mücadelenin içerisine girip sürekli kaybeden, şahsına ve akabinde tüm dünyaya okkalı küfürler yağdıran, kalbi sütliman oluncaya dek kır atlar üstünde koşturan ve Sadri Alışık ağladıkça ağlayan güzel insanlara gelsin diyorum bu kitap. 

3 Temmuz 2016 Pazar

Bu Yaz

Bir eğitim öğretim sezonunu daha kapattık. Meslek hayatımda üçüncü yılımı da geride bırakmış oldum böylece. Bir klişe olsa da, zaman ne kadar çabuk geçiyor demeden edemeyeceğim. Sonsuz anı, sonsuz sevgi, sonsuz acı, sonsuz umut hepsi bir arada bir sürü iz bırakarak gelip geçiveriyor. İnsanlar giriyor hayatlarımıza, sonra hepsi birer birer çekip gidiyor. Sanırım bir çeşit yaşam kanunu. Tecrübe, olgunlaşma derken bir bakmışsınız ki, hala kocaman varlık sebebiniz ile birlikte kocaman koltuklarınızda oturuyorsunuz. 

Porselen desenleme kursuma da dün itibari ile veda ettim. Bitti. Ortaya üç tane eser çıkardım lakin sonuncusu fırının azizliğine uğradı. Kurtarabildiğimiz kadar kurtardık. Diğer ikisi oldukça güzel oldu. Biri çerçevelenmek üzere bir sanatçının tozlu raflarında bekliyor. Diğeri ise evimi süslüyor. Çok zevkli bir hobi oldu benim için. Belki seneye de devam eder, yeni tasarımlar çıkarabilirim ortaya. 

Çok kısa sürede tanıdığım lakin çok sevdiğim yakın bir dostum hayallerine kavuştu. Çok şirin bir üniversitede pek şirin bir araştırma görevlisi oldu. Onun da kutlamasını yaptık ve yaz tatiline adım attık. 

Bu yıl annem ile birlikte tatile çıkıyoruz. Rotamız Antalya/Kemer. Ardından beni çok güzel bir kamp bekliyor Ağustos ayında. Ermeni öğretmen/öğrenciler ile Türk öğretmen/öğrencilerden oluşan bir eğitim kampı. Büyükada'da olacağım. Şimdiden onun da heyecanı içerisindeyim. Mümkün olduğu kadar güzel işler yapmaya çabalıyorum. Bir varoluş kaygısı içerisindeyim, sürekli yeni ve doyurucu şeyler arıyorum. Bilgiye ve tecrübeye açlığımın hiç dinmemesini diliyorum. Hoş geldin yaz tatili. 

17 Nisan 2016 Pazar

Kutub-u Şikeste

Yağmur başladı sen dedim camlara koşdum
Doğursan zulmümden çıldıracakdı deniz
Biz aynı hırkayı giyecekdik Muhyiddin ağlayacakdı
Muhyiddin ağlayacakdı biz aynı hırkayı sırayla giyecekdik biz...

Ah Muhsin Ünlü

28 Eylül 2013 Cumartesi

Ensemble,C'est Tout

 
 











Haftasonu tatili için eve gelmeden önce birkaç film almıştım kendime."Ensemble,C'est Tout" adlı film ise bu hafta izlemek üzere seçtiğim film oldu.Türkçesi ile "Bir Aradayız Hepsi Bu" 2007 yılında Claude Berri tarafından çekilmiş bir Fransız filmi.Başrolde ise Amelie adlı filmle kendini hepimize sevdirmiş olan ve bana göre çok karakteristik bir yüze sahip olan Audrey Tautou oynuyor.
 
Film,gayet sade bir şekilde ilerliyor.Dört farklı insanın aynı çatı altında birleşmeleri ile gelişen olaylara şahit oluyoruz.Aynı zamanda filmin içinde çok hoş fotografik kareler de yer alıyor.Örneğin Camille Philibert'in evinde uyandığı sabah,yatağının kenarına Philibert tarafından iliştirilmiş çok hoş kırmızı terlikler giyer.
 
Güzel bir haftasonu sonu için tercih edilebilecek sade,güzel bir film.Bazı filmlerde abartılacak bir yan bulamazsınız işte bu film tam da öyle.Sıcak bir kahve eşliğinde,ince bir çarşafa sarınarak izlenilebilecek hoş bir yapım.Tavsiye edilir.

7 Eylül 2012 Cuma

Bu Yaz 

Bu yaz hiç bitmesin istiyorum.

Bir daha ki yaza okulumu bitirmiş olacağım.Sevdiğimden,sevdiklerimden ayrılacağım.
Alıştığım bir hayatı yeniden bırakıp,yeni bir yerden başlayacağım.
Kamu personeli adında bugüne kadar hiç hazırlanmadığım büyük bir sınava gireceğim.
Ya atanacağım ya da evime/küçük şehrime/herkesten uzağa dönüp tekrar sınava hazırlanacağım.

O yüzden bu yaz hiç bitmesin istiyorum.
Sevdiğimden,sevdiklerimden ayrılmayayım istiyorum.Biliyorum bir sene çok çabuk geçecek.Anlamayacağım.Ya sonrası ?

Bu yaz hiç bitmesin istiyorum gitmeme günler kala.
Biraz daha film izleyeyim,geceleri odamın penceresini açayım bir kahve daha içeyim istiyorum evimde,annemle.Hep bahçede oturayım çiçeklerimi sulayayım,bizim hanımeli ile bakışayım istiyorum.

Gelecek yaz her şey çok güzel olabilir bir o kadar da korkunç.
Ne olursa olsun her türlü değişeceğim,değişeceğiz.

Korkulu bir yarını beklemek gibi.Neresinden bakarsan bak umutlarım yok işte.

Kayboldular.

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Yol Yorgunu

Yirmilik dişlerimden birine elveda dedim,sancılı bir süreçti.Hala ağrımaktalar haliyle,ağrı kesicilerle idare ediyorum malum okula da gitmem lazım.Finallere de az kaldı,sıkıntı valla.Kalan iki tanesine de Haziran ayında elveda diyicem.Maşallah bir büyük ki bu diş,şaştım kaldım.Neyse hatırlamak istemiyorum o acıyı.

Yeni bir grupla tanıştım.Ankaralı bir grup.Son Dört.
Albümlerinin adı ise " Yol Yorgunu "
En sevdiğim şarkıları ise Melis Danişmend ve Teneke'den Caner Karamukluoğlu'nun da yorumları ile güzelleşen " Bu Hikaye Bitti " adlı şarkı.

 "Ben burda yukarda seni gözledim durdum,
Ellerimden düştün ya,zamanı unuttum.."