Sine Ergün'den sonra Pelin Buzluk'un "Deli Bal" isimli öykü kitabını okudum. Ayfer Tunç bir röportajında, son dönem öykücüleri arasında Pelin Buzluk'u beğendiğini ifade etmişti. Kendisi ile tanışmam bu röportaja dayanır.
"Deli Bal" aynı zamanda 2010 Yaşar Nabi Nayır Öykü Ödülü sahibi, kitap önce Varlık sonra Can Yayınları tarafından basılmış. Öykülerini yer yer doğaüstü konular ile süslediği bir yazım tarzı var Buzluk'un. Öykülerin isimleri de özenle seçilmiş, etkileyici bir anlatıma sahip. "2.9 Saniye" adlı öyküsünden beğendiğim bir bölümü paylaşmak istiyorum:
"Yalnızım. Kimseye de ihtiyaç duyduğum yok hani. Tüm bu kalabalık yapışkan, hesaplı samimiyetleriyle beni boğuyor. Kendilerini, sırf akrabam olduklarından bana dayatan insanlardan kurtulalı çok oluyor. Benim ihtiyaç duyduklarım, dostlarım, gittiler. Şimdi onları hatırlamak, dudağıma acı, alaylı, dayanılmaz ve arkasından gelecek ağlamanın önünü alamayan bir gülümseyiş konduruyor. Bana 'yalnız değilmişim' hissini vermeye çabalayanlar, 'Yalnız kalabilir misin biraz?' diye nezaketen bile sormadan gidiverdiler."
ödülü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ödülü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
19 Aralık 2016 Pazartesi
16 Ekim 2016 Pazar
Yalçın Tosun: Bir Nedene Sunuldum
Yalçın Tosun en sevdiğim öykücülerden biri. Külliyatını an itibarile ile, "Bir Nedene Sunuldum" adlı son öykü kitabı ile bitirmiş bulunmaktayım. Öykülerinin başlıklarından tutun da, işlemiş olduğu cesur duygulara, yarattığı renkli ve her kesimden karakterlere kadar benim için özel bir kalem kendisi. "Bir Nedene Sunuldum" adlı öykü kitabından sevdiğim bir bölümü paylaşmak istiyorum:
"Yataktan doğruldu, usulca kalktı, Mithat'ın arkasında durarak çenesini omzuna koydu. Adamın aynadan yansıyan yüzüne baktı. Mithat da, Cihan'ın bakışlarına dikmişti gözlerini. Döndü, onun çocuksu ama hasarsız bir erkeklik vaadi taşıyan yüzünü avuçlarının içine aldı. Genç adam kaşlarını çatmış, bir şey söylemek istermişçesine ağzını aralamıştı ki, ani bir öpüş geldi, sözcükleri o büyülü kuyuya bir süre için hapsetti.
Bir şeyleri örtme telaşının gölgesinde yaralanmış o uzun öpücüğün ağulu çengelinden kurtulur kurtulmaz 'Gidecek misin hemen?' dedi Cihan.
Der demez, sesindeki engelleyemediği kırıklığa canı sıkıldı.
"Bir geceyi olsun burada, benimle geçiremez misin?"
"Yataktan doğruldu, usulca kalktı, Mithat'ın arkasında durarak çenesini omzuna koydu. Adamın aynadan yansıyan yüzüne baktı. Mithat da, Cihan'ın bakışlarına dikmişti gözlerini. Döndü, onun çocuksu ama hasarsız bir erkeklik vaadi taşıyan yüzünü avuçlarının içine aldı. Genç adam kaşlarını çatmış, bir şey söylemek istermişçesine ağzını aralamıştı ki, ani bir öpüş geldi, sözcükleri o büyülü kuyuya bir süre için hapsetti.
Bir şeyleri örtme telaşının gölgesinde yaralanmış o uzun öpücüğün ağulu çengelinden kurtulur kurtulmaz 'Gidecek misin hemen?' dedi Cihan.
Der demez, sesindeki engelleyemediği kırıklığa canı sıkıldı.
"Bir geceyi olsun burada, benimle geçiremez misin?"
9 Eylül 2016 Cuma
Orhan Pamuk: Yeni Hayat
"Hayat buydu işte, ne oradaydı, ne de başka bir yerde, ne cennette ne cehennemde: Tam işte burada, bu anın içindeydi muhteşem hayat. Hangi çılgın bizim yanıldığımızı ileri sürebilirdi ki, hangi şaşkın bize laf dokundurabilirdi, kimdi bize zavallı, sersefil, süprüntü diyecek! Ne İstanbul'daki hayatı istiyorduk biz, ne Paris'teki, ne New York'takini; salonlar, dolarlar, apartmanlar ve uçaklar orada kalsın; radyolar ve televizyonlar -bizim de var bir ekranımız- renkli gazeteler kalsın. Bizde tek bir şey var: Bak, bak yüreğime, nasıl da sızıyor hakiki hayatın ışığı onun içine."
8 Ağustos 2016 Pazartesi
Andre Gide: Isabelle
Nobel Edebiyat Ödüllü Fransız yazar ve entelektüel Andre Gide'nin romanı "Isabelle", dağılan bir ailenin hayat hikayesini anlatıyor. Eski bir şato, Fransız kırsallarında yaşayan Floche ve Saint-Aureol ailesi, genç bir doktora öğrencisi Mösyö Lacase, mazisi epey karanlık olan evin kızı Isabelle ve yetişkinler arasında kendini tanımaya çalışan, yalnız bir çocuk Casimir...
Doktora tezi için Quartforche Şatosuna giden Mösyö Lacase'yi gizemli hadiseler beklemektedir. Haklarında hiçbir şey bilmediği Floche ve Saint-Aureol ailesi ile ilgili pek çok gizli gerçeği öğrenecektir. Isabelle ise onun için bir merak ve hayranlık ikonasıdır adeta. Hiç görmemesine rağmen, Isabelle bir sır perdesidir ve Mösyö Lacase bir an evvel bu sır perdesini aralamak istemektedir. Sır perdesi aralandıktan sonra Mösyö Lacase'nin hissettikleri bir anda sönüp gider, bu bana Metin Erksan'ın güzel filmi "Sevmek Zamanı"nı hatırlattı.
Yalnızca fotoğraflarına baktığımız, hissettiğimiz ve sürekli tahayyül ettiğimiz sevdalarımızın baş kişileri, belki de biz onları somut olarak tanımadan evvel daha güzeller. Tanımadan hissettiğimiz duygular daha temiz, bu daha temiz olma halleri ile belki de daha değerliler. Çünkü zihnimizde tasavvur ettiğimiz, her hecesini ayrı ayrı betimleyip incilerle süslediğimiz sevdiceklerimiz, gerçekte çok farklı insanlar olabilmekteler. Henüz tanımıyor olmak ve tanımış olmak arasında geçen zaman diliminin gerçek aşk olduğuna inanıyorum. Tanıdığınız an sönen bir yıldız, tanımadan evvel tüm gücüyle parlayan bir yıldız... Her ikisi de aynı yıldız, arada geçen zaman dilimi ise bir gökyüzü, güneş kadar berrak, sade ve narin lakin çok kısa.
Mösyö Lacase karakteri çok iyi işlenmiş Gide tarafından, sanırım "Isabelle" en sevdiğim kitaplar listesinde önemli bir yere yerleşti. Hikaye, karakterler, kasvetli bir şato, aşk, hayal kırıklıkları ve en önemlisi yazarın duyguları en naif bir biçimde ifade etme yeteneği. Kitabı bitirdikten sonra şunu söyledim kendime: "İyi ki kitaplar var."
Selam olsun sana sevgili Mösyö Lacase.
Doktora tezi için Quartforche Şatosuna giden Mösyö Lacase'yi gizemli hadiseler beklemektedir. Haklarında hiçbir şey bilmediği Floche ve Saint-Aureol ailesi ile ilgili pek çok gizli gerçeği öğrenecektir. Isabelle ise onun için bir merak ve hayranlık ikonasıdır adeta. Hiç görmemesine rağmen, Isabelle bir sır perdesidir ve Mösyö Lacase bir an evvel bu sır perdesini aralamak istemektedir. Sır perdesi aralandıktan sonra Mösyö Lacase'nin hissettikleri bir anda sönüp gider, bu bana Metin Erksan'ın güzel filmi "Sevmek Zamanı"nı hatırlattı.
Yalnızca fotoğraflarına baktığımız, hissettiğimiz ve sürekli tahayyül ettiğimiz sevdalarımızın baş kişileri, belki de biz onları somut olarak tanımadan evvel daha güzeller. Tanımadan hissettiğimiz duygular daha temiz, bu daha temiz olma halleri ile belki de daha değerliler. Çünkü zihnimizde tasavvur ettiğimiz, her hecesini ayrı ayrı betimleyip incilerle süslediğimiz sevdiceklerimiz, gerçekte çok farklı insanlar olabilmekteler. Henüz tanımıyor olmak ve tanımış olmak arasında geçen zaman diliminin gerçek aşk olduğuna inanıyorum. Tanıdığınız an sönen bir yıldız, tanımadan evvel tüm gücüyle parlayan bir yıldız... Her ikisi de aynı yıldız, arada geçen zaman dilimi ise bir gökyüzü, güneş kadar berrak, sade ve narin lakin çok kısa.
Mösyö Lacase karakteri çok iyi işlenmiş Gide tarafından, sanırım "Isabelle" en sevdiğim kitaplar listesinde önemli bir yere yerleşti. Hikaye, karakterler, kasvetli bir şato, aşk, hayal kırıklıkları ve en önemlisi yazarın duyguları en naif bir biçimde ifade etme yeteneği. Kitabı bitirdikten sonra şunu söyledim kendime: "İyi ki kitaplar var."
Selam olsun sana sevgili Mösyö Lacase.
23 Ocak 2016 Cumartesi
Josh Malerman: Kafes
Kafes, Josh Malerman tarafından kaleme alınmış ve İthaki Yayınları tarafından basılmış korku gerilim tadında bir roman. Oldukça reklamı yapıldı son zamanlarda. Hatta ben de hiç alışkanlığım olmamasına rağmen süpermarketten aldım bu kitabı. Çok üzücü geliyor bana, süpermarketten alınan kitaplar ya da süpermarketlerde kitap bulunması.
Kitap, kitsch/yığın roman dediklerinden. Hazır sömestr tatili gelmişken şöyle yorgunluğumu dindirecek, edebi değeri olmayan, basit bir kitap okumak niyetindeydim. Nitekim alıp okudum. Kafes, klişe konuları işleyen bir roman. Dünyada hüküm süren belirsiz varlıklar, bu varlıklarla karşılaşan insanların kendilerini öldürmeleri, bu varlıklarla karşılaşmamak için insanların gözleri kapalı yaşamaya başlaması ve hayatta kalan bir avuç insan... Romanın içinde hiç ayrıntı yok, durumlar oldukça muallak ve havada kalmış. Bu varlıklar nasıl ortaya çıktılar? Amaçları neydi? Tam olarak insanları nasıl etkiliyorlar ve niçin insanların ölümüne yol açıyorlar? Tüm bunlara net bir yanıt bulmak neredeyse imkansız.
Yine de Kafes, soğuk kış günlerinde okunabilecek, bir çırpıda biten bir roman. Okurken beklentinizi çok yüksek tutmayın derim. (Ha bu arada bir daha süpermarketlerden kitap almayacağım).
Kitap, kitsch/yığın roman dediklerinden. Hazır sömestr tatili gelmişken şöyle yorgunluğumu dindirecek, edebi değeri olmayan, basit bir kitap okumak niyetindeydim. Nitekim alıp okudum. Kafes, klişe konuları işleyen bir roman. Dünyada hüküm süren belirsiz varlıklar, bu varlıklarla karşılaşan insanların kendilerini öldürmeleri, bu varlıklarla karşılaşmamak için insanların gözleri kapalı yaşamaya başlaması ve hayatta kalan bir avuç insan... Romanın içinde hiç ayrıntı yok, durumlar oldukça muallak ve havada kalmış. Bu varlıklar nasıl ortaya çıktılar? Amaçları neydi? Tam olarak insanları nasıl etkiliyorlar ve niçin insanların ölümüne yol açıyorlar? Tüm bunlara net bir yanıt bulmak neredeyse imkansız.
Yine de Kafes, soğuk kış günlerinde okunabilecek, bir çırpıda biten bir roman. Okurken beklentinizi çok yüksek tutmayın derim. (Ha bu arada bir daha süpermarketlerden kitap almayacağım).
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



