Orhan Kemal'in Gurbet Kuşlarını okuyorum şu sıra. Bizden bir şeyler okumaya ihtiyacım var, kaosun hakim sürdüğü bu şehirde gurbet kuşlarının samimiyetine ihtiyaç duyuyorum. İstanbul'a geldiğimden beri en çok ihtiyaç duyduğum şey bu belki de.
Uzun süredir evden dışarı çıkmıyorum. Haftada bir, bazen hiç. İşten eve geliyorum, okuyorum bol bol. Çok sevdiğim tarihi yarımadaya dahi gitmiyorum. Çalışmak zaten ayrı hengame, İstanbul'un derdi tasası yetmiyormuş gibi.
Her gün beton görmekten, gökdelen görmekten bıkıp usandım. Birbirine sıkışık dairelerden güneşi bile göremiyorsunuz doğru düzgün. Tek avuntum oturduğum muhitin İstanbul'un içinde olmaması. Ben üniversitede öğrenciyken Kadıköy bu kadar kalabalık değildi mesela. Artık iğne atsanız yere düşmüyor. Her dışarı çıktığımda düşünüyorum, bunca insan ne yapıyor sokaklarda? Füruzan'ın "Gecenin Öteki Yüzü" adlı öyküsünden uyarlanan mini dizide Zuhal Olcay kızı ile birlikte bir daire tutmuştu kendine. Yanılmıyorsam Yeldeğirmeni taraflarındaydı. Aklıma hep o sahneler geliyor, gece yüzünü öteye çevirdiğinde gündüzün örttüğü insanlar ve yaşamlar beliriyor Kadıköy sokaklarında. Böyle zamanlarda hemen eve kaçasım geliyor. Kaçıyorum da. Eve gelince derin bir nefes alıyorum.
Kamu personeli sınavına hiç hazırlanmadım. Sınava girmiyorum da. Kafamda hazırlanmak gibi bir düşünce var. Özel sektörde çalışmak oldukça zor. Beşinci yılımdayım ve yoruldum. Herkes birbirini çiğnemek derdinde. Kimsenin de eğitim öğretimi umursadığı yok açıkçası. İyi eğitimli, yüksek lisanslı, birkaç dilli diye göklere çıkarılan öğretmenlerin aldıkları maaşlardan ve yaptıkları tatillerden başkaca dertleri yok. Hal böyle olunca bir türlü ait hissedemiyorum kendimi. Yanlış anlaşılmasın, bir öğretmen olarak ben de isterim şartlarımız çok iyi olsun. Lakin şu ana kadar kendini işine ve çocuklarına adayan bir öğretmene rastlamadım. Belki sınava hazırlanıp atansam benim için daha iyi olacak. Küçük bir kasabaya giderim, huzur içinde çocuklarımla birlikte olurum.
Gurbet kuşları İstanbul'un her yerinde. Vapurlarda, tramvaylarda, ekmek aslanın ağzında. Bir milyoncular, erotik şoplar, sayısız betonlar ve giderek kaybolan insanlardan ibaret bir şehir. Soğuk yüzlü, maziye özlemli.
Belki de yanlış bir zamanda geldim dünyaya. Vesikalı Yarim'de Sabiha'nın o meşhur sözleri gibi: "Sevgi de yetmiyormuş, çok eskiden rastlaşacaktık."
Çok eskiden rastlaşacaktık İstanbul.
orhan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
orhan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
6 Mart 2018 Salı
9 Eylül 2016 Cuma
Orhan Pamuk: Yeni Hayat
"Hayat buydu işte, ne oradaydı, ne de başka bir yerde, ne cennette ne cehennemde: Tam işte burada, bu anın içindeydi muhteşem hayat. Hangi çılgın bizim yanıldığımızı ileri sürebilirdi ki, hangi şaşkın bize laf dokundurabilirdi, kimdi bize zavallı, sersefil, süprüntü diyecek! Ne İstanbul'daki hayatı istiyorduk biz, ne Paris'teki, ne New York'takini; salonlar, dolarlar, apartmanlar ve uçaklar orada kalsın; radyolar ve televizyonlar -bizim de var bir ekranımız- renkli gazeteler kalsın. Bizde tek bir şey var: Bak, bak yüreğime, nasıl da sızıyor hakiki hayatın ışığı onun içine."
8 Şubat 2016 Pazartesi
Orhan Pamuk: Kırmızı Saçlı Kadın
Geçenlerde bir arkadaşım ile Orhan Pamuk üzerine sohbet ederken şöyle bir şey söyledim: "O kadar iyi bir yazar ki, ne yazsa okurum." Bunu söyleyebileceğim yazar sayısı çok değildir; Sezgin Kaymaz ve Gündüz Vassaf gibi isimler aklıma ilk gelenler.
Kırmızı Saçlı Kadın'ı da çıkar çıkmaz alıp okudum. Hatta kitabın ilk tanıtımını gördüğüm zaman 1 Şubat idi. Romanın çıkış tarihine dikkat etmeden koştur koştur kitapçıya gitmem ile 3 Şubat'ta çıkacak olmasını öğrenmem bir olmuştu.
Kırmızı Saçlı Kadın'da Orhan Pamuk, Kral Oidipus ile Rüstem ve Sührab'ı kendi yaratıcılığı ile birleştiriyor, nihayetinde ortaya gerçekten enteresan denilebilecek ve beklenmeyen bir son ile biten bir roman çıkıyor. Mahmut Usta'nın hikayeleri, Cem'in Mahmut Usta'ya karşı tutumu epey etkiledi beni.
Kitaptaki baba oğul analizlerini de çok beğendim. Özellikle altını çizdiğim ve burada da paylaşmak istediğim bir kısım var. Orhan Pamuk bizim ülkenin analizini gerçekten iyi yapan yazarlardan biri.
"O zaman sana babalık etmemiş dedi" dedi Kırmızı Saçlı Kadın. "Sen de kendine başka bir baba bul. Herkesin babası çoktur bu ülkede. Devlet Baba, Allah Baba, Paşa Baba, Mafya Babası...Burada kimse babasız yaşayamaz."
Kırmızı Saçlı Kadın'ı da çıkar çıkmaz alıp okudum. Hatta kitabın ilk tanıtımını gördüğüm zaman 1 Şubat idi. Romanın çıkış tarihine dikkat etmeden koştur koştur kitapçıya gitmem ile 3 Şubat'ta çıkacak olmasını öğrenmem bir olmuştu.
Kırmızı Saçlı Kadın'da Orhan Pamuk, Kral Oidipus ile Rüstem ve Sührab'ı kendi yaratıcılığı ile birleştiriyor, nihayetinde ortaya gerçekten enteresan denilebilecek ve beklenmeyen bir son ile biten bir roman çıkıyor. Mahmut Usta'nın hikayeleri, Cem'in Mahmut Usta'ya karşı tutumu epey etkiledi beni.
Kitaptaki baba oğul analizlerini de çok beğendim. Özellikle altını çizdiğim ve burada da paylaşmak istediğim bir kısım var. Orhan Pamuk bizim ülkenin analizini gerçekten iyi yapan yazarlardan biri.
"O zaman sana babalık etmemiş dedi" dedi Kırmızı Saçlı Kadın. "Sen de kendine başka bir baba bul. Herkesin babası çoktur bu ülkede. Devlet Baba, Allah Baba, Paşa Baba, Mafya Babası...Burada kimse babasız yaşayamaz."
2 Ocak 2015 Cuma
Beyaz Kale'den
"Seviyordum O'nu, O'nu rüyamda gördüğüm kendi çaresiz, acınası görüntümü sevdiğim gibi, bu görüntünün utancı, öfkesi, suçu ve hüznüyle boğulur gibi kederle ölen yabani bir hayvan karşısında utanca kapılır gibi, kendi oğlumun arsızlığına öfkelenir gibi, kendimi aptalca bir tiksinti ve aptalca bir sevinçle tanır gibi seviyordum; belki de, en çok böyle: Elimin kolumun bir böcek gibi boşu boşuna kıpırdanışına alıştığım, aklımın duvarlarında her gün yankılanarak sönen düşüncelerimi bildiğim, acınası gövdemden çıkan nemin benzersiz kokusunu, bitkin saçlarımı, çirkin ağzımı, kalemimi tutan pembe elimi tanıdığım gibi..."
orhan pamuk / beyaz kale'den, hayatımda duyduğum en güzel sevgi tarifi sanırım.
orhan pamuk / beyaz kale'den, hayatımda duyduğum en güzel sevgi tarifi sanırım.
1 Ocak 2015 Perşembe
Beyaz Kale
Sonra, yüzüne korkuyla bakarken, içimden "Ben benim," demek geldi. Sanki bu saçma sözü söylemeye cesaret edebilseydim, beni başka biri yapmak için dolaplar çeviren bütün o dedikoducuların, Hoca'nın, ve Padişah'ın oyunlarını boşa çıkaracak ve kendi varlığım içinde huzurla yaşamaya devam edecektim. Oysa, rahatını tehlikeye atabilecek her türlü belirsizliğin sözünden bile ürkenler gibi korkuyla sustum.
Orhan Pamuk
22 Aralık 2014 Pazartesi
Kafamda Bir Tuhaflık
"Çok eski bir zamanda oluyordu bu, rüyalar kadar eski, ama aşk hep daha dün olmuş gibi gelir insana."
Orhan Pamuk'un son kitabı Kafamda Bir Tuhaflık'ı biran evvel okuyabilmek için elimdeki tüm kitapları bir çırpıda bitirdim. Mevlut'un hayat hikayesi çok derinden etkiledi beni. İstanbul'u yaşlanırken bu kadar detaylı bir şekilde gözümün önüne getiren Orhan Pamuk'u tüm içtenliğimle kutluyorum. Onda çok büyük bir gözlem yeteneği var, şehre ve içinde yaşadığı kültüre bu kadar yakından tanık olmak oldukça zor bir meziyet.
İstanbul'un yoksul aileleri, Mevlut'un boza aşkı, Rayiha'ya olan sevgisi zihnimden hiç silinmeyecek sanırım.
Herkesin bu güzel hikayeye tanık olmasını dilerim. Bence en kısa sürede alıp okumalı ve İstanbul, içinde yaşayan güzel insanları ile birlikte nasıl yaşlanmış, nasıl bir maceraya sürüklemiş çehresini ve nasıl bir karanlığa bürümüş hilesini görülmeli, tanık olunmalı. En kısa zamanda Mevlut gibi dürüst ve iyi yürekli bir bozacının mahallemizden geçmesini ve beni alıp kendi saflığına, temizliğine ve güzelliğine bürümesini diliyorum.
1 Haziran 2014 Pazar
...
"Bazan çay içerken yıllardır evli olan ve konuşulacak bütün konuları çoktan tüketmiş çiftler gibi masada sessizce oturur,önümüzden geçmekte olan Rus tankerlerine,Şehir Hatları gemilerinden Heybeliada'ya,hatta bir kere olduğu gibi Karadeniz turuna çıkan Samsun gemisine,başka hayatları,başka alemleri düşleyen mutsuzlar gibi hayranlıkla bakardık."
Masumiyet Müzesi
Masumiyet Müzesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


