İyi bir okur nedir, nasıl olmalıdır? Esasen böyle net niteliklerin olduğunu sanmıyorum. Okumak hayat boyu devam eden bir süreç. İlgi alanları çok önemli, dış dünyanız ve iç dünyanız ile kurduğunuz bağ çok önemli. Neler okuduğunuz, okuduklarınızı özümseyebilme durumunuz çok önemli. Pek çok değişkeni var bu durumum. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.
Şule Gürbüz, Açık Radyo'daki konuşmasında gayretkeş okurlara olan ihtiyacımızından bahsetmişti. Çok doğru bir tanımlama, gayretkeş okurlar... Özellikle edebiyat üzerinden ilerlemek istiyorum; erken yaşta okumaya başlayan genç okurların kısa bir süre içerisinde nitelikli edebiyatın farkına varmaları mümkün olmuyor. İlk gençlik yıllarımda okuduğum metinler nitelikli değildi, iyi çevirilerin, iyi yayınevlerinin ve nitelikli metinlerin farkına varmak uzun zamana yayılmış olan bir gelişim süreci ile gerçekleşiyor.
İyi bir okur olmak demek her metni okumak demek de değil. Bilakis nitelikli olmayan metinler ile ne kadar az haşır neşir olursak o ölçüde sağlıklı olacaktır. Edebiyat ile ilgilenmeye başladığımdan beri çok fazla şey değişti, dönüştü.
Sanatsal üretimin ve sanata olan kişisel ilginin yalnızlık ile büyük bir bağının olduğunu düşünüyorum. Okumak meşakkatli bir süreç. Bunun için fedakarlıkta bulunmak gerekiyor. Vakit ayırdığınız eylem okumak olunca da, ister istemez kendinizi dış dünyaya belli ölçülerde ya da tamamen kapatmanız gerekiyor. Modern dünyanın yaşam biçiminden uzaklaşıyorsunuz, belki de hayatınız boyunca tanıyamayacağınız kadar insan tanıyorsunuz edebi metinler sayesinde.
Okumak benim için bir var oluş biçimi demiş olsam çok da büyük bir laf etmiş olmam diye düşünüyorum. Herkes yaşama tutunmak ve ölüm düşüncesini unutmak için kendine bir ya da birçok var oluş biçimi veya nesnesi ediniyor. Siz okumaktan haz alırken başkaları fiziksel aktivitelerden, sosyal medyadan, kozmetik ve moda sektöründen ya da farklı farklı şeylerden haz alabiliyor. Günümüz dünyasının yaşamsal kıldığı prototip de ne yazık ki, son saydığım maddelerden oluşan insan tipini kabul ediyor. Bu bir yıkım yaratır mı peki? Kendini dış dünyaya kapatıp edebiyat ile yaşayan insanları nasıl etkiler?
Bir ölçüde etkiliyor, kendinize mesele edindiğiniz şeyler ölçüsünde okuyorsunuz. Diğerleri bambaşka yaşarken, üstelik bir çoğunluğu oluşturuyorken siz azınlıkta kalıyorsunuz. Edebiyat sayesinde yarattığınız huzur, yalıtılmışlık, dinginlik ve sukunet diğerlerine normal gelmeyebiliyor. Ödün vermezseniz, bu durum sizin için asla sıkıntı yaratmıyor. Varsın dünya sizin dışınızda bir yerlerde dönmeye devam etsin.
İyi metinlere rastlamak kolay bir iş değil, özellikle son yıllarda iyi yazan yazar sayısının bir hayli az olduğu kanaatindeyim. Tavsiye mahiyetinde şunları söyleyebilirim; yayınevlerini, çevirmenleri, eski basımları sürekli takip edin. Edebiyat eleştirileri yayımlayan nitelikli dergileri, makaleleri bulup okuyun.
Okumak her haliyle çok güzel, bugün var oluşum üzerine yaptığım sorgulamalar, klasikler sayesinde tanıdığım karakterler, merak saldığım ülkeler, gitmek istediğim coğrafyalar, yazmaya çalıştığım öyküler, not aldığım, emek harcadığım ve bahşettiğim tüm anlar, dinginliğim, sözcüklerim ve ruhum edebiyata çok şey borçlu. Bunun kıymetini bilerek yaşamaya devam ediyorum, bir şekilde nefes alabiliyorsam ve bir şekilde var olmaya devam edebiliyorsam edebiyat sayesindedir.
iyi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iyi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1 Şubat 2018 Perşembe
14 Mart 2016 Pazartesi
Jüri Pootsmann: Play
"Play" isimli şarkısı oldukça güzel, iddialı. Vakur bir parça. Ses tonu da oldukça tok, genç bir yetenek Jüri. Sanatsal bir duruşu, hoş bir havası var. Estonya, genel olarak Eurovision'u önemseyen ve kaliteli şarkılar çıkaran bir ülke. Bu seneki seçim de çok doğru olmuş bence, başarılar diliyorum Estonya'ya ve Jüri'ye.
23 Ocak 2016 Cumartesi
Josh Malerman: Kafes
Kafes, Josh Malerman tarafından kaleme alınmış ve İthaki Yayınları tarafından basılmış korku gerilim tadında bir roman. Oldukça reklamı yapıldı son zamanlarda. Hatta ben de hiç alışkanlığım olmamasına rağmen süpermarketten aldım bu kitabı. Çok üzücü geliyor bana, süpermarketten alınan kitaplar ya da süpermarketlerde kitap bulunması.
Kitap, kitsch/yığın roman dediklerinden. Hazır sömestr tatili gelmişken şöyle yorgunluğumu dindirecek, edebi değeri olmayan, basit bir kitap okumak niyetindeydim. Nitekim alıp okudum. Kafes, klişe konuları işleyen bir roman. Dünyada hüküm süren belirsiz varlıklar, bu varlıklarla karşılaşan insanların kendilerini öldürmeleri, bu varlıklarla karşılaşmamak için insanların gözleri kapalı yaşamaya başlaması ve hayatta kalan bir avuç insan... Romanın içinde hiç ayrıntı yok, durumlar oldukça muallak ve havada kalmış. Bu varlıklar nasıl ortaya çıktılar? Amaçları neydi? Tam olarak insanları nasıl etkiliyorlar ve niçin insanların ölümüne yol açıyorlar? Tüm bunlara net bir yanıt bulmak neredeyse imkansız.
Yine de Kafes, soğuk kış günlerinde okunabilecek, bir çırpıda biten bir roman. Okurken beklentinizi çok yüksek tutmayın derim. (Ha bu arada bir daha süpermarketlerden kitap almayacağım).
Kitap, kitsch/yığın roman dediklerinden. Hazır sömestr tatili gelmişken şöyle yorgunluğumu dindirecek, edebi değeri olmayan, basit bir kitap okumak niyetindeydim. Nitekim alıp okudum. Kafes, klişe konuları işleyen bir roman. Dünyada hüküm süren belirsiz varlıklar, bu varlıklarla karşılaşan insanların kendilerini öldürmeleri, bu varlıklarla karşılaşmamak için insanların gözleri kapalı yaşamaya başlaması ve hayatta kalan bir avuç insan... Romanın içinde hiç ayrıntı yok, durumlar oldukça muallak ve havada kalmış. Bu varlıklar nasıl ortaya çıktılar? Amaçları neydi? Tam olarak insanları nasıl etkiliyorlar ve niçin insanların ölümüne yol açıyorlar? Tüm bunlara net bir yanıt bulmak neredeyse imkansız.
Yine de Kafes, soğuk kış günlerinde okunabilecek, bir çırpıda biten bir roman. Okurken beklentinizi çok yüksek tutmayın derim. (Ha bu arada bir daha süpermarketlerden kitap almayacağım).
13 Eylül 2012 Perşembe
En İyi Arkadaşım
Benim en iyi arkadaşım altı yaşında bir kız çocuğu.İsmi Naz.Güzeller güzeli bir kız aynı zamanda çok akıllı.Bu sene anaokuluna başladı.Daha ilk günden ağlayan arkadaşlarını teselli etmiş buraya eğlenmeye ve öğrenmeye geldik diye.Bir de resim çizmiş ilk gün.Okuldan dönünce kapımızı çaldı her zamanki gibi kahvaltı ettik birlikte.Annem ve benim için iki parlayan yıldız çıkartması ayırmış hemen yakalarımıza iliştirdi.
Naz tüm hayvanları özellikle köpekleri çok seven bir kız.Zaten iki tane köpek besliyor.Bir de babannesinden gizli bir sokak köpeğine ablalık yapıyor.Ona gizlice ekmek götürüyor.
Bütün yaz birlikte vakit geçirdik,sohbet ettik ve onun en sevdiği şey olan annemin tatlılarından yedik.Annem ona her geldiğinde bir paket puding verir.Mutlu mesut döner evine.
Geldiğinde muhakkak bilimsel bir bilgi/öğüt paylaşır benimle.
Geçen gün kahvaltıdan sonra dediği gibi : " Ellerini yıkamazsan mikroplar karnında halay çekerler." Hemen yıkadım elbette ellerimi.
Annemle onlara gittiğimiz zaman asla elimiz boş dönmeyiz.Kalkmadan önce bir bakarız ki Naz poşetin içine mevye/sebze doldurmuş.Bir gün hiçbir şey bulamadığı için bir poşet turp aldık kendisinden hediye niyetine.
Benim yaz arkadaşımdı o ve sonunda çok sağlam bir dostluğa imza attık.Bu sabah kapının önünde lafladık yine.Dört tane şeker hediye ettim yine çok mutlu oldu.Eve dönene kadar el salladı ben de salladım elbet.
En çok annemi ve onu özleyeceğim okula dönünce.
Benim minik dostum hiç büyüme olur mu ?
Kötülerin dünyasında birlikte masumca yaşayalım.
Hem daha bana anlatacağın pek çok bilimsel şey var.
Hiç büyüme yaz arkadaşım.
6 Eylül 2010 Pazartesi
Çok İyi Hissediyoruz Lan,Tekrar Dönüyoruz Bu Dünyaya

Şimdi kağıttan bi masal aslında benimkisi.Yok sanırım Çiklet kadar uçuk hayallere sahip biri daha yok.Biliyorsun yolda yürüyoruz beraber.Kafamızda kocaman bi saksı ve bazılarının kafalarında kavanozlar var kocaman balıkların içinde yüzdüğü.Ama bu onların sulu insanlar olduğunu göstermez.Sululuk yapma.
Çok iyi hissediyoruz lan,tekrar dönüyoruz bu dünyaya.Gerçek dünya nasıl mı,dur anlatayım sana.Ama biraz uzun sürecek.Dünyanın içinde çeşit çeşit salya vardır.Bu salyaların tadına bakıp hangi tarafı seçmen gerektiğine karar verirsin.Ama eğer ağzının içi haddini aşıp tatlı bi salya akıtmak isterse işte o zaman kocaman bi sorun var demektir.Köpekler ise daha güzeldir gerçek dünyada.Üzerlerinde deriden giysiler.Sonra toplar vardı gerçek dünyada.Toplarlar onları akıllarınca,kıçlarında olan akıllarıyla.Çok iyi hissediyoruz lan,tekrar dönüyoruz bu dünyaya.Adam deriz biz onlara,yemek yerler,sıçarlar ve osururlar.Esasen bunlar diğer yaptıklarının yanında çok naif kalır yani kibardır bunların bazıları.Ama Moliere yazmış ya hani Kibarlık Budalası bilmem neyi.Gerçekten budalaca kaçar bu dünyada kibarlık türü.Bedenin sana ait değildir bu dünyada.Seversin ama dokunamazsın,sürtünürsün hiç zevk alamazsın.Çorap geçirenler de vardır,onları hiç takma,onlar bu dünyadan bile değiller.Sonra bu adamların akılları şeyiyle gider gelir.Böyle bi şey düşün saatin ortasında bi ileri bi geri..Akıllarının bi damar yoluyla önlerindeki kabarık şeye bağlandığı söylenir bi rivayet yoluyla.Her şeyi oralarıyla halledebilirler.Ama ya arka tarafları.İşte onu beceremezler.Demek ki o kadar meziyetli değiller.Her şeyi küfürle halledeceklerini sanırlar.Ama pembedir donları hem de pespembe.Saatleri yoktur,otuz küsür isimleri vardır.Birden hoşlanırlar onlar.Otuzu ve biri yan yana getirirler.Sakın denemeye kalkma çünkü boştadır erkenden kalkar gider.10'a gelmeden puff yani.Takma ama sen bunları.Bi de kadınlar vardır bu dünyada.Çikolata yaparlar ve sadece kendileri yalarlar.Yaladıkları tek şey bunlar da değildir ayrıca.Hayatın tüm tozunu yutarlar ama yuttururlar da adama.Akıllıdır onlar,beyinleri çift yönlü çalışır.Donları ise kesinlikle beyazdır.Beyaz don iyidir.
Yürüdüğüm yollarda kocaman bi karnaval.Yoksa benim doğmamı mı kutluyor bu ahmaklar.Sadece bi oyuncak hikayesiydi anlatmaya çalıştığım oysaki.Nereden bilebilirdim yarattığım dünyada baş rolü oynayabileciğimi.Cinsellik te yokmuş hem burda.Neden yaptın ki bunu anneme? Üzdün onu.Biliyorum onun için de bi yer var.Ama babamı alma buraya.Bi bok çukuru varsa koyalım içine.Ya da koymayalım.Bilmem işte,bak ne diyor Panic At The Disco
"Saat öğleden sonra dokuzu gösteriyor."
Gitmem gerek.Çok iyi hissediyoruz lan,tekrar dönüyoruz bu dünyaya.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

