Pelin Buzluk öykücülüğüne "Deli Bal" ile başlamışken, İletişim Yayınlarından yeni çıkan kitabı "En Eski Yüz"ü de alıp okudum. Deli Bal'dan biraz daha farklı geldi bana yeni kitabındaki hikayeler, sanki kurgu daha bir yerli yerinde, kelimelerin daha bir bağrı açık gibiydi. Bilhassa "Uçurum" ve "Tozlu Cennet" adlı öykülerini çok beğendim. "Uçurum"dan minik bir bölüm paylaşmak istiyorum:
"Şöyle ılık bir uykuya batsam... Babam yeniden uzanıp alacak gözleri sürmeli bir hazretin koynundan sazını. O söyledikçe, annem erinçle yaslanacak kırlentlere, her akşam ilk kez gören gözlerle seyredecek sevgilisini. Babamın gün boyu sıcak suda buruşmuş elleri tellerde açılıp dinlenecek. Kapı arkasında çiviye astığı ceketi bulgur pilavından sonra koklanacak çayın yanında. Duvardaki pasta resmine bakılarak. Kreması daha kirlenmesin diye, arıların Allah yazdıkları peteğin fotoğrafı çerçevesinden çıkarılıp yerine bu pasta resmi konacak. Alnımıza o koca taş çarpıncaya dek.
'Baban ölmüş,' dediler, Alnımın içinde, burnumun kökünde bir çatlama."
en etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
en etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
21 Aralık 2016 Çarşamba
13 Nisan 2016 Çarşamba
Leyla Erbil: Mektup Aşkları II
"Aslında bir aşka, olup bittikten sonra, en sonundan baktığımda, geride aşk adıyla anılacak bir şey bulamıyorum; belki hoş bir duygucuk, kısa bir süre yaşanmış ama mutlaka sona ermiştir; geriye kalan buruk bir tebessüm, acılı bir anı, yitmiş bir aşk vehmi, görünmez olmuş! Oysa başlarken ne kadar inandırıcıdır her şey. İki insanın, bir örgü gibi, tülden, hafif bir dantel gibi sarınmışlıkları vardır aşkı. Etin ete, ısının ısıya geçişi; yitirdiği yarısını arayan insanoğlunun bulduğunu sandığı parçasına rastladığında geçirdiği bir baygınlıktır aşk. Sonu olmasa, sonu gelmese, vardır, evet vardır. Bir düşünce olarak, nakşedilmiş bir bilgi olarak genlerimize, vardır; yoktur demeye dilimizin varmadığı; kıyamadığımız için yok olmasına, el birliğiyle yalandan var ettiğimiz bir sözcük, olmasını hep istediğimiz ve isteyeceğimiz bir umuttur aşk, bu umudu çalmaya kimin gücü yeter yarının insanından?"
14 Mart 2016 Pazartesi
Jüri Pootsmann: Play
"Play" isimli şarkısı oldukça güzel, iddialı. Vakur bir parça. Ses tonu da oldukça tok, genç bir yetenek Jüri. Sanatsal bir duruşu, hoş bir havası var. Estonya, genel olarak Eurovision'u önemseyen ve kaliteli şarkılar çıkaran bir ülke. Bu seneki seçim de çok doğru olmuş bence, başarılar diliyorum Estonya'ya ve Jüri'ye.
23 Ocak 2016 Cumartesi
Josh Malerman: Kafes
Kafes, Josh Malerman tarafından kaleme alınmış ve İthaki Yayınları tarafından basılmış korku gerilim tadında bir roman. Oldukça reklamı yapıldı son zamanlarda. Hatta ben de hiç alışkanlığım olmamasına rağmen süpermarketten aldım bu kitabı. Çok üzücü geliyor bana, süpermarketten alınan kitaplar ya da süpermarketlerde kitap bulunması.
Kitap, kitsch/yığın roman dediklerinden. Hazır sömestr tatili gelmişken şöyle yorgunluğumu dindirecek, edebi değeri olmayan, basit bir kitap okumak niyetindeydim. Nitekim alıp okudum. Kafes, klişe konuları işleyen bir roman. Dünyada hüküm süren belirsiz varlıklar, bu varlıklarla karşılaşan insanların kendilerini öldürmeleri, bu varlıklarla karşılaşmamak için insanların gözleri kapalı yaşamaya başlaması ve hayatta kalan bir avuç insan... Romanın içinde hiç ayrıntı yok, durumlar oldukça muallak ve havada kalmış. Bu varlıklar nasıl ortaya çıktılar? Amaçları neydi? Tam olarak insanları nasıl etkiliyorlar ve niçin insanların ölümüne yol açıyorlar? Tüm bunlara net bir yanıt bulmak neredeyse imkansız.
Yine de Kafes, soğuk kış günlerinde okunabilecek, bir çırpıda biten bir roman. Okurken beklentinizi çok yüksek tutmayın derim. (Ha bu arada bir daha süpermarketlerden kitap almayacağım).
Kitap, kitsch/yığın roman dediklerinden. Hazır sömestr tatili gelmişken şöyle yorgunluğumu dindirecek, edebi değeri olmayan, basit bir kitap okumak niyetindeydim. Nitekim alıp okudum. Kafes, klişe konuları işleyen bir roman. Dünyada hüküm süren belirsiz varlıklar, bu varlıklarla karşılaşan insanların kendilerini öldürmeleri, bu varlıklarla karşılaşmamak için insanların gözleri kapalı yaşamaya başlaması ve hayatta kalan bir avuç insan... Romanın içinde hiç ayrıntı yok, durumlar oldukça muallak ve havada kalmış. Bu varlıklar nasıl ortaya çıktılar? Amaçları neydi? Tam olarak insanları nasıl etkiliyorlar ve niçin insanların ölümüne yol açıyorlar? Tüm bunlara net bir yanıt bulmak neredeyse imkansız.
Yine de Kafes, soğuk kış günlerinde okunabilecek, bir çırpıda biten bir roman. Okurken beklentinizi çok yüksek tutmayın derim. (Ha bu arada bir daha süpermarketlerden kitap almayacağım).
25 Eylül 2014 Perşembe
Kaybetmeye Alıştıkça Daha Çok Özgürleşiyor İnsan
"Kaybetmeye alıştıkça daha çok özgürleşiyor insan."
İşte böyle diyor Angeliki,Ahmet Ümit'in son kitabı Beyoğlu'nun En Güzel Abisi'nde.Kısa ve net.Bir anda ne kadar doğru olduğunu düşündüm cümlenin.İnsan sevdiklerini,elindeki her şeyi kaybetmeye başladıkça dünyanın faniliğini daha derinden algılıyor.Günlük yaşamından sıyrılıp buz dağının görünmeyen kısmına yüzmek için efor sarf ediyor.Yapmayı planladığınız tüm her şey bir anda yok oluyor canlı zihninizden.Yerini düşünmemek alıyor.Bu sebeple çok anlamlı geldi bana bu cümle.Ne de olsa sonunda kaybedecek bir şeyiniz kalmıyor.Özgürlük dediğimiz şey bu.Kaybedecek bir şeyinizin kalmaması.
İşte böyle diyor Angeliki,Ahmet Ümit'in son kitabı Beyoğlu'nun En Güzel Abisi'nde.Kısa ve net.Bir anda ne kadar doğru olduğunu düşündüm cümlenin.İnsan sevdiklerini,elindeki her şeyi kaybetmeye başladıkça dünyanın faniliğini daha derinden algılıyor.Günlük yaşamından sıyrılıp buz dağının görünmeyen kısmına yüzmek için efor sarf ediyor.Yapmayı planladığınız tüm her şey bir anda yok oluyor canlı zihninizden.Yerini düşünmemek alıyor.Bu sebeple çok anlamlı geldi bana bu cümle.Ne de olsa sonunda kaybedecek bir şeyiniz kalmıyor.Özgürlük dediğimiz şey bu.Kaybedecek bir şeyinizin kalmaması.
13 Eylül 2012 Perşembe
En İyi Arkadaşım
Benim en iyi arkadaşım altı yaşında bir kız çocuğu.İsmi Naz.Güzeller güzeli bir kız aynı zamanda çok akıllı.Bu sene anaokuluna başladı.Daha ilk günden ağlayan arkadaşlarını teselli etmiş buraya eğlenmeye ve öğrenmeye geldik diye.Bir de resim çizmiş ilk gün.Okuldan dönünce kapımızı çaldı her zamanki gibi kahvaltı ettik birlikte.Annem ve benim için iki parlayan yıldız çıkartması ayırmış hemen yakalarımıza iliştirdi.
Naz tüm hayvanları özellikle köpekleri çok seven bir kız.Zaten iki tane köpek besliyor.Bir de babannesinden gizli bir sokak köpeğine ablalık yapıyor.Ona gizlice ekmek götürüyor.
Bütün yaz birlikte vakit geçirdik,sohbet ettik ve onun en sevdiği şey olan annemin tatlılarından yedik.Annem ona her geldiğinde bir paket puding verir.Mutlu mesut döner evine.
Geldiğinde muhakkak bilimsel bir bilgi/öğüt paylaşır benimle.
Geçen gün kahvaltıdan sonra dediği gibi : " Ellerini yıkamazsan mikroplar karnında halay çekerler." Hemen yıkadım elbette ellerimi.
Annemle onlara gittiğimiz zaman asla elimiz boş dönmeyiz.Kalkmadan önce bir bakarız ki Naz poşetin içine mevye/sebze doldurmuş.Bir gün hiçbir şey bulamadığı için bir poşet turp aldık kendisinden hediye niyetine.
Benim yaz arkadaşımdı o ve sonunda çok sağlam bir dostluğa imza attık.Bu sabah kapının önünde lafladık yine.Dört tane şeker hediye ettim yine çok mutlu oldu.Eve dönene kadar el salladı ben de salladım elbet.
En çok annemi ve onu özleyeceğim okula dönünce.
Benim minik dostum hiç büyüme olur mu ?
Kötülerin dünyasında birlikte masumca yaşayalım.
Hem daha bana anlatacağın pek çok bilimsel şey var.
Hiç büyüme yaz arkadaşım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



