öykücülüğü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
öykücülüğü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ekim 2017 Çarşamba

Nursel Duruel: Geyikler, Annem ve Almanya

Uzun süredir yazmamışım, sanırım iki hafta olmuş. Belki de daha fazla. Bu aralar nedense yazamıyorum pek. Yalnızca okuyorum. Okuduklarımı da paylaşasım gelmiyor. Bir garip duygu. Beklentiler, gelecek kaygıları ve türevleri yoruyor belki de. İnsanız ya sonunda. 

Bir arkadaşımın tavsiyesi ile Nursel Duruel ile tanıştım. Mevcut iki öykü kitabını aldım. İlk önce "Geyikler, Annem ve Almanya" adlı kitabını okudum. 1983 Sait Faik Hikaye Armağanı sahibi bir kitap aynı zamanda. 

Çok sevdim öyküleri, dolu dolu bir öykü kitabı. Bizden, toplumdan öyküler. Ne güzel bir kalemmiş Nursel Duruel. 

"Sevgili annem, diye geçirdi içinden. Küçücük korkunç kadın. Ömrünce çırpındın durdun, hiçbir işini kimselere bırakmadın. Güçlü olmanın bedeli daha ağır, hayatı iştahla karşılamanın bedeli daha yüksek. Bak, nasıl seğiriyor bedenin, yüzün, kolların, bacakların, bütün damarların, bütün sinirlerin hepsi ayrı ayrı. İniltiler örümcekten değil senden geliyor, senden, senin damarlarından..."

22 Temmuz 2017 Cumartesi

Tomris Uyar: İpek ve Bakır


tomris uyar ipek ve bakır ile ilgili görsel sonucu
"Temmuz" adlı öyküsünden,

"Bu çocukluğun var ya, hiç yitirme onu, bazıları yitirmezler. Sen öyle bir çocuğa benziyorsun. Korun.
-Olur, söz."

1966

Yaz seçkimin sekizinci kitabında bana yeniden Tomris Uyar eşlik etti. Bir şekilde, bir düzlükte ayrı kalamıyorum ondan. Satırları arasında başka bir his var, etkilemekten de öte, öyküleri olduğu gibi sıcacık. İpek ve Bakır Tomris Uyar'ın ilk öykü kitabı. Yazar, 1965-1970 yılları arasında kaleme almış bu öyküleri. Bir ilk kitap olmasına rağmen Tomris Uyar'ın yazı dilini ve sıcaklığını hissedebiliyorsunuz. Üstelik gelecek yılların da heyecanlı bir habercisi İpek ve Bakır. 

Seçkime farklı kitaplarla devam edeceğim lakin yine arada bir soluk, sırf bir tını olsun diye Tomris Uyar'a sığınacağım muhakkak.

20 Temmuz 2017 Perşembe

Vüs'at O. Bener: Dost Yaşamasız


bener dost yaşamasız ile ilgili görsel sonucu
"Doğru. Büyük dert. Ben? Gerçek gerçekse. Dönüp dolaşıp kendimle karşılaşmaktan korkuyorum galiba. Boğuş. Tepin. Kendini tam dorukta, tam amansız duyduğun zaman. Lanet. Yok olmaz. Buna inanamam. Kıskıvrak. Ötesiz. Dipte. Olduğun yerde. Kurşunlanmış. Mıhlanmış. Ne artık ne bir eksik. Öyle mi? Olmaz böyle şey. Fırla ayağa. Miskin. Haydi oradan."

Yaz seçkimin yedinci kitabı olan "Dost Yaşamasız" ile Vüsa'at O. Bener'e veda ediyorum. 1950 kuşağı öykücülüğüne yeni bir soluk getiren Bener'in, Dost Yaşamasız adlı eserinde pek çok öyküsü yer alıyor. Eser tam olarak yazarın 1986 yılına kadar yazdığı öyküleri kapsıyor. Bener yazınına başlayacaklar için de tavsiye edebileceğim bir kitap. 

Diğer yazılarımda sık sık belirttiğim gibi, Vüs'at O. Bener'in farklı bir üslubu var. Kimi öykülerinde kapalı lakin duygu yüklü bir anlatım benimsiyor, kimi öyküleri ise daha açık, karakterler ve olaylar net. Bener kendisini bu konuda eleştirenlere öykülerinde de yer veriyor zaman zaman. 

Benim için derin ve sarhoş edici, güzel bir yolculuktu. Yaz seçkim bittikten sonra yazarın oyunlarını da alıp okuyacağım muhakkak. 

21 Aralık 2016 Çarşamba

Pelin Buzluk: En Eski Yüz

Pelin Buzluk öykücülüğüne "Deli Bal" ile başlamışken, İletişim Yayınlarından yeni çıkan kitabı "En Eski Yüz"ü de alıp okudum. Deli Bal'dan biraz daha farklı geldi bana yeni kitabındaki hikayeler, sanki kurgu daha bir yerli yerinde, kelimelerin daha bir bağrı açık gibiydi. Bilhassa "Uçurum" ve "Tozlu Cennet" adlı öykülerini çok beğendim. "Uçurum"dan minik bir bölüm paylaşmak istiyorum: 

"Şöyle ılık bir uykuya batsam... Babam yeniden uzanıp alacak gözleri sürmeli bir hazretin koynundan sazını. O söyledikçe, annem erinçle yaslanacak kırlentlere, her akşam ilk kez gören gözlerle seyredecek sevgilisini. Babamın gün boyu sıcak suda buruşmuş elleri tellerde açılıp dinlenecek. Kapı arkasında çiviye astığı ceketi bulgur pilavından sonra koklanacak çayın yanında. Duvardaki pasta resmine bakılarak. Kreması daha kirlenmesin diye, arıların Allah yazdıkları peteğin fotoğrafı çerçevesinden çıkarılıp yerine bu pasta resmi konacak. Alnımıza o koca taş çarpıncaya dek.
'Baban ölmüş,' dediler, Alnımın içinde, burnumun kökünde bir çatlama."