29 Aralık 2019 Pazar

2020'ye Not

Bu yıl hayatımızda pek çok değişiklik oldu. İş ve ev değiştirmemle birlikte farklı çevrelerin içine girmiş oldum. Hayatımın büyük bir kısmı değişse de, sanki bu sene bir öncekinden çok daha iyi geçti. Daha fazla dışarı çıkmaya başladım son zamanlarda. Yeni insanlar tanımaya gayret ediyorum, yeni etkinliklerin içerisinde yer alıyorum. Son aylarda pek çok  kez sinemaya gittim, bir kitap kulübüne üye oldum, yeni insanlarla sohbet etmeye başladım derken kendimi biraz daha işin ve evin içerisinden dışarı çıkarmaya çalışıyorum. Dışarısı ile ilgili her düşüncemde aklıma Engin Geçtan'ın bir kitabında söyledikleri geliyor: "Hayata katılın, seyirci olmayın." Bu benim için biraz zor olsa da katılım sağlamaya çalışıyorum. 

Bu sene neler olacak, bana neler getirecek kestirmek zor. 28 yaşına bastığım bu yılda epey büyüdüğümü hissediyorum, giderek sadeleşiyorum lakin hayata karşı sıkılganlığım artıyor. Yaptığım işi, genel hayat düzenini ve yaşıyor olmayı sürekli sorguluyorum. Bazı insanlar hayatın peşinden koşturmayı severler, ben seven tarafta değilim. Sadece diğer kısma çakılı kalmamak için mücadelemi artırmaya çalışıyorum. 

Umuyorum yeni yıl sade ve dingin geçer. Kendimi daha iyi değerlendirebileceğim bir yıl olur. Hepimiz güzel günler görelim. 

22 Aralık 2019 Pazar

Kısa

Uzun vadinin dibinde kurak, yeni yılın hüznü ile gölgelenen asma pencereler. Balkon tüllerinin saçaklarından gökyüzüne kadar uzanan kirli asfalt, oysa yarımdır henüz çehresi. Bir zamanın izini kaybetmiş, bir başka zaman bulmuş kendine. Pencere kenarından sarkan afrika menekşesi bile bir başka bakıyor artık, herkes kendine benzeyeni bulmuş. Kendi olabilen yok ortalıkta, donup kalan sokak köpekleri ile alaca kışlarının sabaha karşı sessizliği. Bir maden işçisinin elleri kadar kara oysa, kimi hızlı kimi yavaş nefesinden arta kalan, buğulu camlara yazılmış birkaç sözcük, hepsi de yok olsun diye. Mütemadiyen bir sanrı yaşamak, bir elden diğerine uzanan, aynadaki o keskin sıcak. Hani bir gün köye yaşlıca bir adam gelmiş ya, sefih, eskiden kalma haberler getirmiş. Sonra gazete sayfalarının arasında, siyah beyaz fotoğraf albümünün arkasında, kötü bir mürekkeple yazılıp çizilmiş sanki dünya. Henüz başındayken yolun, sonuna gelivermişsin gibi birden. 

Üstün örtülmüş ve de kaza süsü verilmiş. Yeni ağarttığın fincanların hala vitrinin ortasında, kahverengi camın hemen arkasında. Henüz kalkmış gibisin yatağından, öylesine ölü, öylesine uzunca. Bir mum, şamdanın bir köşesinde birkaç parmaktan arta kalan yeni bir sarı. Bir bardak su bırakmışsın yanı başına, yarısı havaya uçmuş sıcağın zifiri sabahında. Bir merdiven dünya, bir basamağı eksik verilmiş sana. Kimine sureti ile eş bir hata, kimine lütuf edilmiş haddinden daha fazla.

Şimdi ılık bir rüzgarla yol alsan, sussa tüm insanlar çağın ötesinde usul usul bir ara. Kanadı kırık bir isa, bir porselen ikona ellerinin arasında. Uzun vadinin dibinde şimdi ıslak, yaşamaktan beti benzi atmış yaşlı bir hatıra. Gidenler çoktan dönmüş de, bir sen varamamış gibisin hala.

Kısa Bir Ara

Günler birbirini kovalıyor ve yaşlanıyorum. Beş günlük bir ara verdik, noel tatili. Biraz kendimi dinliyorum, daha doğrusu evde yatıp yuvarlanıyorum. Rus tarihi ile ilgili birkaç okuma yaptım, yakın zamanda arkadaşlarımızla oluşturduğumuz kitap kulübünün ilk kitabını bitirdim. İçimde herhangi bir heyecan olmasa da, yeni insanlarla tanışıyorum. Sömestr tatilinde hep birlikte bir doğa tatiline çıkacağız. Dağlık bir alanda bir ev tuttuk, üç gece boyunca kitaplar okuyup, doğa yürüyüşleri yapıp kendimizi dinleyeceğiz. 

Yoğun çalışmaya o kadar alışmışım ki, iki gündür boşluktan başım ağrıyor. Evde dört dönüyorum acaba ne yapsam diye, nihayetinde pek bir şey yapmıyorum.

Yarın annemi alışverişe ve gezmeye götüreceğim, belki bana da iyi gelir. Biraz dolaşırız, bir iki insan görürüm. Sinemada izlemek istediğim bağımsız bir film var, belki annem bir şeyler bakarken onu da izlerim. Tabii üşenmezsem, bazı şeylere çok üşeniyorum. Bir de karar veremiyorum. 

Günler gelip geçiyor ve hakikaten yaşlanıyorum. En iyisi bu akşam için güzel bir film bulup izleyeyim. Bu beş günlük süre boyunca bana önereceğiniz bir film var ise çok sevinirim? Aksiyon, macera tarzında olmayan, mümkünse oscarlı olmayan, gişe filmi olmayan bağımsız dramalar tercihim. Böyle yazınca da çok karanlık oldu, ruhum da karanlık zati. Neyse, önerileriniz olursa beklerim efendim. 

Sağlıcakla kalın.  

14 Aralık 2019 Cumartesi

Beyaz

Dünyadan, uzay boşluğuna doğru uzanan o kısa yolda; yalın ayak bir kır menekşesinin yanı başında. Üstelik kafamdaki sesler uzaklarda, kırlaşan saçlarımın arasında parlayan güneş hemen avuçlarımın ortasında. Dönüp durasım geldi uzunca, bir çağlayandan akar gibi ilerliyordum büyük bir hızla. Ne gökyüzü vardı başımın üzerinde, ne de kırağı bir toprak. Oysa zamanı ertesi güne çevirmek zordur, iklimler değişirken bunca, baş parmaklarım birbirine kenetlenmişken. Yazlık rüyalarım gelirdi aklıma, bundan seneler evvel kaldığımız o dik yokuştaki gri evde. Bir yaz menekşesinin üzerinden, pencere kenarında sallanan krepe tülün hemen kenarında. Kara saçlı, bitişik kaşlı, renkli gözlü bir oğlan çocuğu olarak dururdum. Bazen annemin arkadaşları ile oynardım, bazen bir karpuzun çekirdeklerini yemeye çalışırdım. Büyüdükçe değişti dünya, karmaşık olduğunu düşündüğüm zihnim doldu, boşa koyamadım. Bir zaman sonra derdi ananem, sen de karışacaksın yoklara, ama evvelden var olmayı öğrenmen gerek. Ama orada ama burada. İnsan bir yol yöntem bulamayınca, üzerimde eskilerden yün örmesi bir hırka. Gazoz kapaklarını biriktirmeyi bıraktığımda hissettiğim o taze duygu, gelsin diye bekliyorum sokulmaya. İçimde hafiften bir ürperti, biraz da cesaretle ilerliyorum. Sanki bir kış meyvesinin kabuklarını soyuyorum, kendi kabuklarımı soyar gibi. Daha ne kadar döner dünya, bir gün uzay boşluğunda takılı kalır mıyız bilemiyorum; tek bildiğim yaşadım. Ve bitmek üzere üstelik, biraz daha temizlik yapıp, biraz daha yemek yedikten sonra hepten yok olacağım sanırım. Peki ya var olabildim mi? Orası Dante'nin kalbinden Hamlet'e kadar uzanan eski, kırık dökük bir macera. Bir de kuşları anlatmalı mıyım sana? Oysa onlar uçup dururken sen yerinde saydın derdin ya. Şimdi de ölüme birkaç gün belki de birkaç dakika kala. Kuşlar da uçup gittiler ya, parmaklıkların arasında, iki gümüş tepsinin ardında sepya fotoğraflarda saklı küçücük bir rüya. Kara saçlı oğlandan geriye kalan, tepesi açılmış bir kafa, ölgün sarı ışıklı lambanın ucunda yarım bırakılmış bir dosya. Yazmasına yazıyorum da, kim okuyacak rüyalarımı benden sonra. Ellerim de yoruldu artık, burada noktalamalı geceyi. Son kış gelmeden, dizip durmalı hatıraları, yıkamalı beyazları da hiç solmamacasına. 

1 Aralık 2019 Pazar

Sorgu

28. yaşıma yeni girdiğim şu günler pek bir berrak aynı zamanda pek bir karmaşık geçiyor. Evimin işime uzaklığı ve bu yoğun tempo beni yormuş olacak ki hafta sonunu serumla geçirdim. Neyse ki şimdi biraz daha iyiyim. Her sabah beşte kalkıp gece on ikiden sonra yatınca olacağı bu. İşte buna hayat diyoruz, İstanbul diyoruz. 

Bir ölçüde bırakıp gitmek istiyorum. Olduğum yere gelmek için çok çaba harcadım, lakin çaba harcamadan da bilemiyorsunuz. Çok güzel, her şey harika, herkes gıpta ile bakıyor ama bu hayatı işe endeksleme düşüncesi beni rahatsız etmeye başladı. 

Ne zamandır aklımızda çok sevdiğimiz Eskişehir'e yerleşme düşüncesi var. Hep dilimizde ama bir türlü gerçekleştiremiyoruz. Yaklaşık 10 senedir İstanbul'dayım ve bu yaşta öyle iş güç pat diye bırakılamıyor, vazgeçilemiyor her şeyden. 

Hayatın anlamsızlığını her geçen gün derinden hissediyorum, çocuklara bir şeyler öğretme hissi de beni tatmin etmiyor, en başta zaten öğretme, eğitme işine hiç mi hiç inanmıyorum. Okullara, eğitim kurumlarına, diplomalara da. Hepsini tecrübe ettim; sanki bu düzeni kendimizi oyalamak için kurmuş gibiyiz. Öleceğimizi biliyoruz ya, ölene kadar canımız sıkılmasın diye türlü kurumlar, türlü düzenler, kurallar inşa etmişiz. Her günüm hemen hemen bunları sorgulamakla geçiyor. Bırakıp gitmek de çözüm değil, kalıp seyretmek de. Bu da bir süre sonra insanı eylemsizliğe itiyor; günümüz dünyasında da eylemsizlik başarısızlık, güvencesizlik demek, bir nevi yok olmak yani. 

Aklım öyle karmaşık ki; ne yana dönsem kendi düşüncelerimle boğuşuyorum. Para da mutlu etmiyor, aşk da, iş de ve bir ton şey de. Hani böyle aydınlanma anları vardır ya; geçen gün çalışma arkadaşlarımdan biri en büyük hayalin ne diye sordu. Ben öylece kaldım, düşündüm düşündüm ve hiçbir cevap veremedim. Hiçbir hayalim yok, geleceğe dair yapmak istediğim bir şeyler de yok. Bir yerden sonra bir hissizleşme hali sardı beni; sanki hislerim giderek azalıyor, önemsediğim şeyler de. 

Yazdıklarımdan da anlaşılmıştır sanırım ne kadar karışık olduğum. Gitmek çözümmüş gibi durmasa da belki de bir çözümdür diye düşünmeden alamıyorum kendimi. İstanbul'un kahrını ne kadar çekerim bilemiyorum; ama iki gün boyunca hasta yatağımda durup düşünüp, tavanı izlerken neden var olduğumu enine boyuna düşündüm. Yanıt? Yok. 

Olabilmişler ile ölebilmişler arasında gidip geliyorum sanırım. Üst yazıda da dediği gibi; ne orada ne de burada. 

25 Kasım 2019 Pazartesi

Gönül İşleri II

Ne yazık ki bir gönül işleri macerasının daha sonuna geldik. Olmadı, olamadı. Hislerim kuvvetli gelmedi bana. Derinden hissetmeyince de adım atasım gelmiyor, sanırım ben bu işlerde başarılı da değilim. Güzel bir başlangıçtı, çok istekliydi, ama ben aynı isteği bulamıyorum kendimde. Başka birini de sürüncemede bırakıp üzmek zaten en son isteyeceğim şey, bu şekilde bitmesine karar verdim. 

Ben en iyisi kitaplarıma geri döneyim. Bu kışı da elime yüzüme bulaştırmadan, bu işlere de girişmeden bitireyim. Kar yağar, ne bileyim battaniyeme sarınırım, kitaplarımı okur, filmlerimi izler ve kahvemi içerim. Oh, mis.

24 Kasım 2019 Pazar

Güne Dair Birkaç Not

Günlere genel bir anlam atfetmem, özel günlerin önemi pek yoktur benim için. Bir öğretmen olarak öğretmenler gününe de herhangi bir anlam yüklemiyorum. Lakin söylemek istediğim birkaç şey var: 

Öğretmenler yattıkları yerden maaş almıyorlar. Zaten öğretmen maaşları kaliteli bir yaşam sürebilmek için yeterli değil. Özellikle İstanbul'da yaşayan ve ev kirası ödeyen bir öğretmenseniz (benim gibi) vay halinize. 

Haftada bir sürü derse giren, nöbet tutan, yüzlerce öğrenci ile ayrı ayrı ilgilenmeye çalışan, bir de yüzlerce öğrencinin yüzlerce velisi ile iletişimde olan, yüzlerce yazılı kağıdı okuyan, acaba doğru bir puan mı verdim diye o kağıtları defalarca tekrar okuyan, bugün Ayşe'ye ya da Mehmet'e soğuk mu davrandım, bir davranışıma üzüldü mü acaba diye gece uykuları kaçan, tüm derslerine hazırlanarak girmek zorunda olan, gece yarılarına kadar bir sonraki günün dersine çalışan, daha iyi nasıl öğrenebilirler diye zihninin sınırlarını zorlayan, sürekli okuyup çalışan, kendini yenilemesi gereken, masa başında oturayım da paramı alıp mesai saatimi doldurup evime giderim diyemeyen, kalabalık sınıfları yönetmeye çalışan, hafta sonu hafta içi demeden kurslara, eğitimlere, seminerlere katılıp kendini yetiştirmeye çalışan, beş dakikalık ders arasında oturayım da dinleneyim demek yerine yanına gelen, sarılan ya da ağlayan öğrencisine çare bulmaya çalışan insanlar öğretmenler. 

Öğretmenler yazın yattıkları yerden maaş almıyorlar. Yazın üç ay da tatil yapmıyorlar. Her gün yüzlerce çocuğa hitap ediyorlar; sabahtan akşama kadar oturacak vakitleri bile olmuyor, günde sekiz-dokuz saat derse giren öğretmenler var (ben de girdim bu ders saatlerine), her zaman aynı enerji, aynı gülümseme ile derse girmeye gayret ediyorlar. Annem yoğun bakımdayken yüzümde bir tebessüm ile çıkıyordum çocukların karşısına. 

Her meslek değerlidir, her mesleğin kendine göre zorlukları vardır. Öğretmenliği de yüceltmiyorum, esasen kutsal bir meslek olduğunu da düşünmüyorum. Diğerleri gibi bir meslek lakin kendi içinde gerçekten çok yıpratıcı ve çok zor bir meslek. İşin içinde çocuklarımız varken, artık bu ülkenin tüm öğretmenlerine gereken değeri vermesi gerekiyor. Eğitime verilen değerin bu kadar düşük olduğu bir ülkede yaşıyor olmaktan ne yazık ki hiç mutlu değilim, zaten işler çok zor, bir de herkesin bilgisi olmadığı halde eğitim konusunda bir fikrinin olması bizi değersizleştiriyor. Keşke daha fazla okusak, yalnızca alanında uzman olduğumuz konularda kesin fikirler beyan etsek ve işi ehillerine bıraksak. Ah, keşke. 

18 Kasım 2019 Pazartesi

Gönül İşleri

Birkaç yıl önce, tam olarak 5 yıl önce 5 yıllık ilişkimin bitiminden hemen sonra birini tanımıştım. Ayrılığın üzüntüsü içerisindeydim, iyi değildim ve ayakta kalmaya çabalıyordum. Bunun yanında aile hayatımızı sarsan kötü durumlar mevcuttu, her şey üst üste gelmişti. Onu tanıdığımda çok sevmiştim, sanıyorum o zaman o da beni sevmişti. Bir araya gelip güzel bir adım atmaya karar vermiştik, ben elime yüzüme bulaştırdım. Yapamadım, ayrılığın verdiği hüzünle başa çıkamazken yeni bir birlikteliğe adım atmanın hata olduğunu düşündüm, sağlıklı gelmedi bana. Ve ona da haksızlık edeceğimi düşündüğüm için yollarımızı ayırdık ama arkadaş kaldık. Bir müddet konuştuk, sonra konuşmalarımız kesikleşti, bazen uzun süreli olarak koptu. Hayatta pek pişman olmuşluğum yoktur, ama bu durumdan pişman oldum. Yıllarca bunu içimde evirip çevirip yakın zamanda internetteki bir adresten ona ulaştım. Geri dönüş yaptı ve bir kez daha buluştuk. Aradan geçen yıllar bizi değiştirmişti tabii, dertleştik. Sanki bir adım atmaya, yıllar sonra yeniden denemeye hazırdım. Öyle hissettim. Bu sefer de o kendini hazır hissetmedi, içinde yeniden bir şeyler devinmedi. Böylece yarım kalan bir hikayeye yıllar sonra son verdik. 

Yıllarca karşıma güzel insanlar çıktı, hiçbiri için kötü diyemem. Ama olmadı, yapamadım. İçime döndüğüm ve hayat mücadelesine karıştığım yıllarda biri ile bir hayatı paylaşmak fikri beni çok korkuttu. Bir adım attıktan sonra işler ciddiye binince kendimi hep geri çektim, hep aynı kaygı ile boğuştum. Belki de karşılaştığım güzel insanları da bir bir kaybettim. 

17 Kasım 2019 Pazar

Hayat Düzeni

3 aydır ilk kez rahat bir nefes alıyorum ve ilk kez iş yapmıyorum. Bu gerçekten şaşırtıcı, bünyem tempoya o kadar alışmış ki, evde ne yapacağımı şaşırdım 2 gündür. Bu haftayı güzel planladım; tatilin tadını çıkaracağım. 

Tatil sonrası için kendimde düzeltmem gereken bazı yönler olduğunu saptadım ve bunları 3 ay boyunca not aldım. Öncelikle; okumaya muhakkak zaman ayırmam gerektiğini düşünüyorum. Eskisi kadar çok değil, zaten edebiyat adına okumak istediğim birkaç kitap kaldı. Onları bir seneye yaydım, sindire sindire okuyacağım. 

Uyku düzenim çok kötü. Günde en fazla 5 saat uyuyorum. Bu da gün içerisindeki performansımı çok etkiliyor. Bunu kesinlikle tatil sonrası bir düzene koymam gerekiyor. Umarım başarılı olurum. 

İş yerinde gün içinde kendime bazı boşluklar bırakmayı öğrenmem gerekiyor. Derse girmediğim saatlerde derse girdiğimden daha yoğun oluyorum. Bunun sebebini bir türlü çözemedim. Bir de okulda ofiste her işimi yapamıyorum, yani bireysel çalışmaya alışkın bir zihnim olduğu için okuldaki işlerimin hepsini eve taşıyorum. Böyle olunca da haftanın her günü gece yarılarına kadar yapılacak yığınla işim oluyor. Sosyal hayatım da cidden yok denecek kadar az. Bunu değiştirmek için üzerine çalışmam gerekiyor. En azından işlerimin bir kısmını eve taşımamayı öğrenmem gerekir. Tatil sonrası bunun üzerine de çalışacağım. 

Mutlu cumalar dediğim bir olgu yarattım bu süre zarfında kendime. Cuma günü okulumuz yarım gün olduğu için öğleden sonra çıkıyoruz. Cumaları direkt eve dönmek yerine her hafta bir etkinliğe katılabilirim diye düşünüyorum. İlle de etkinlik olması gerekmiyor; kitapçıları ve sahafları gezmek; fotoğraf çekmek, tarihi yarımadada bir kahve içmek gibi kendime mutlu cumalar yaratmayı düşünüyorum. 

Bir diğeri ise serviste geçirdiğim vakit. Nasıl daha verimli olabilirim? Tavsiyelerinizi de alabilirim bu konuda. Totalde her gün 3 saat yol gidip geldiğim için bu vakitten aldığım verimi artırmam lazım. Sabahları bölük pörçük olsa da bir şekilde uyumayı başarıyorum lakin akşamları dönerken verimli olabileceğim şeyler yapabilirim. Servisin sürekli hareket etmesinden dolayı kitap okuyamıyorum bunu denedim, telefonum çok eski ve internet paketim de çok kısıtlı. Bu yüzden izlemeli ya da dinlemeli şeyler de yapamıyorum. İş deseniz hareket halinde hiç rahat olmadığı için onu da yapamıyorum. Bunun üzerine de düşünmem gerekiyor. 

Ne çok plan birikti yine, umarım en azından bir kısmını tatil sonrası düzene sokabilirim.

16 Kasım 2019 Cumartesi

Ara Tatil

Neredeyse 1 ay olmuş buralara uğramayalı. Gerçekten çok ciddi bir yoğunluğun içerisindeydim. Dün itibari ile ara dönem tatiline girmiş bulunuyoruz. Bol bol dinleneceğim, kitap okuyacağım ve film izleyeceğim bir tatil başladı nihayet. Hepimizin buna çok ihtiyacı vardı. 

Haftanın iki günü eve çok geç dönüyorum işten. Çeşitli kurslara katıldım, okulun yoğunluğunun dışında bir de kursların ve eğitimlerin yoğunluğu var. Okullar açıldığından beri tek bir kitap okuyabilmiş değilim, en çok buna üzülüyorum. Akşam okuldan eve geliyorum, yemek yiyorum, biraz dinleniyorum derken uyumam gerekiyor çünkü her sabah beşte kalkıyorum. 

İstanbul gerçekten insanı yiyip bitiren bir şehir. Bu koşturmalar nereye kadar sürecek bilmiyorum. Belki de ilk kez bu kadar uzun süre buraya yazamıyorum. 

Dün tatile çıktığımız gibi okuldan Kadıköy'e gittim. Birkaç kitap aldım, gezdim. Biraz iyi geldi. İnsanın bir yerlere yetişme derdinin olmaması ne güzel şey. 

Şimdilik bu kadar, biraz tatilin tadını çıkarayım. Öncelikle şöyle güzel bir kahvaltı, ardından mis gibi bir kahve ve bugün hava hazır bu kadar güzelken balkonda biraz keyif yapayım.