Ed Sheeran'ın Photograph adlı şarkısını biliyorsunuzdur. Şarkının klibinde, Ed Sheeran'ın bir sürü çocukluk videosu bulunuyor. Ailesi, onun büyüyüşünü kaydedip muhteşem bir arşiv oluşturmuş. İlk emekleyişinden gençliğine kadar bir sürü video ve fotoğraf var klipte. Sıcacık yapıyor içimi.
Bugün klibi izlerken güzel bir anımız geldi aklıma annem ile. O zamanlar memleketteki evimizdeyiz. Annemin fabrikada çalıştığı zamanlar. Akşam çayımızı demlemişiz. Kış vakti, soba yanıyor bir yandan. Ahşap evimizin oturma odası sıcacık. Ben de bir yandan ders çalışıyorum halının üzerinde. Ertesi gün Sosyal Bilgiler sınavım var. Türkiye'nin geçitlerini ezberlemeye çalışıyorum. Defterimi anneme verdim ve bana geçitleri sormasını istedim. O da defterimi aldı ve oturduğu koltuktan sorular sormaya başladı.
Çubuk Geçidini sorduğunda ince uzun bir cisim gösterdi ipucu olarak. Gülek Geçidine geldiğimizde ise parmakları ile ağzını iki taraftan gerdi ve gülmeye başladı. Ben cevabı doğru verince ikimiz de kocaman bir kahkaha attık.
Aradan yıllar geçti, o zamanlar tahmin dahi edemezdim ama ben de bir Sosyal Bilgiler Öğretmeni oldum. Çocuklara geçitleri öğretirken annemin yöntemini kullandım.
Bugün bu yazıyı yazarken dahi gülümsüyorum. Çocukluk anıları çok ama çok değerli. Çocukların gülümseyerek anımsayacakları bir sürü anı var, bırakalım kavgayı gürültüyü de faaliyete geçelim. Yeter ki onlar yaşasın, hep yaşasın. Bir ucundan tutalım ki çocuklarımız yaşasın.
4 Eylül 2015 Cuma
Aurora
Kuzey Avrupalı genç yetenek. Müthiş bir müzikal yeteneğe sahip olan Aurora henüz 18 yaşında. En sevdiğim şarkısı Runaway'ı neredeyse her gece, uyumadan evvel dinliyorum. Karlarla kaplı, soğuk ama düşünsel diyarlara çıkarıyor sanki beni uyku öncesinde ve tüm rüyalarımda. Aurora'nın çocuksu, şiirsel bir kimyası var. Müzik tarzından, giydiği kıyafetlere ve sanat anlayışına kadar işte budur dedirtiyor kendine.
Taze taze, "Murder Song" isimli klibini de izlemenizi tavsiye ederim. Yakındır, ismini daha çok duyacağız Aurora'nın.
The Danish Girl
The Danish Girl, tarihteki ilk cinsiyet değiştirme ameliyatlarından birini olan Danimarkalı Ressam Lili Elbe'nin hayat hikayesinin anlatıldığı, ülkemizde 12 Şubat 2016 tarihinde vizyona girecek oldukça iddialı bir film.
İlk fragmana bakıldığında, Lili Elbe'nin hayatını canlandıran Eddie Redmayne'ın muhteşem bir performans sergilediği anlaşılıyor. 12 Şubat'ı büyük bir heyecan ile bekliyorum.
3 Eylül 2015 Perşembe
Jonathan Strange & Mr. Norrell
2015'in güzel yapımlarından bir tanesi de, İngiliz BBC One kanalında yayınlanan "Jonathan Strange & Mr. Norrell" adlı dizi. Dizinin başrollerini; Bertie Carvel ve Eddie Marsan paylaşıyorlar.
Eski İngilitere'de geçen dizi, birbirlerinden çok farklı karakterlerdeki iki büyücünün karşılaşması ile başlıyor. Uzun yıllardır, pratikte büyücülük hadidesi olmayan İngiltere'de, Mr. Norrell ve Jonathan Strange'in yolları kesişiyor.
Mr. Norrell hayatını büyü kitapları okumaya vermiş, geniş bir arşive sahip yalnız bir adam. Yaptığı büyüler ile İngiliz yönetiminin bile dikkatini çekmeyi başarıyor ve bir nevi yönetime ortak oluyor. Jonathan Strange ise; epey hareketli, genç ve yakışıklı bir adam. Tesadüfen büyü yapabildiğini keşfediyor ve ikilinin maceraları bu şekilde başlıyor.
Dizi, atmosferi itibari ile oldukça hoş ve renkli. Üstelik dizide kullanılan dönem kıyafetlerine hayran olmamak elde değil.
Susanne Clarke'ın 2004 yılında yayımlanan aynı adlı romanından uyarlanan Jonathan Strange & Mr. Norrell, keyif alabileceğiniz bir dizi. Özellikle fantastik kurguları seviyorsanız kaçırmayın derim.
30 Ağustos 2015 Pazar
Tezer Özlü: Kalanlar
"Haykırmak istediğim çok şey var. Büyük kayıplar yıkacak değil bizi. Açıkça birbirmizle konuşamıyorsak ben ağlamak, bağırarak ağlamak için bahçenin yeşillikleri gerisindeki odama geçiyorsam, biliyor musun, ne güzel ağıtlar içinde uyuyakalmak?"
***
"Yaşamım yazarların acısını aramak oldu. Çocukluğumda Dostoyevski'nin nihilist acısını buldum. Otuzumda Pavese'nin intihar acısını. Bugün Berlin'de Peter Weiss'in antifaşizm acısını."
***
"Yaşamım yazarların acısını aramak oldu. Çocukluğumda Dostoyevski'nin nihilist acısını buldum. Otuzumda Pavese'nin intihar acısını. Bugün Berlin'de Peter Weiss'in antifaşizm acısını."
28 Ağustos 2015 Cuma
Fethiye Çetin: Anneannem
Bir yaşam öyküsü bu. Heranuş Gadaryan'ın tam 95 yıllık yaşam öyküsü. Fethiye Çetin, anneannesinin yaşadıklarını güzel bir anlatı kitabında toplamış. İnanın, kelimeleri bir araya getirmekte zorlanıyorum. Samimi olarak söylüyorum, Heranuş'un hikayesini gözlerim dolu dolu okudum. 95 yıla sığdırılmış bir dolu acı ve özlem.
Ermeni katliamı sırasında annesinden, babasından ve kardeşlerinden zorla alıkonan Heranuş'un öyküsünü, torunu Fethiye Çetin'in kaleminden okuyorsunuz bu kitapta.
İçindeki derin özlem duygusu ile, yakınlarının hayatta olup olmadıklarından bile bir haber, dini, dili ve kimliği zorla değiştirilmiş bir kız çocuğu.
Bu topraklarda yaşanan acılara, bir sürü hikayeye daha fazla sırt çevirmememiz gerektiğini düşünüyorum ülke olarak. Bırakalım herkes hikayesini anlatsın, acılarımıza ortak olalım.
26 Ağustos 2015 Çarşamba
Edmondo De Amicis: İstanbul
1870'lerde İstanbul'a gelen ve çok sevdiği bu şehre dair gözlemlerini bir kitap haline getiren Amicis'ten bir bölüm paylaşmak istiyorum. Kadınları anlatan Amicis şöyle diyor: "Beyaz yaşmaklı, erguvani Boğaz'ın maviliği içinde bir kayıkta oturmuş ya da bir mezarlığın loş yeşilliğinde çayırlara uzanmış bu kadınlardan birini görmeniz lazım; hatta daha iyisi, İstanbul'un, sonunda ulu bir çınar bulunan, dik, tenha ara sokaklarından birinden inerken rüzgar esip de yaşmağı ve feracesini uçuşturduğunda boynu, ayakları ve şalvarın alt kısmını açıkta bıraktığında görmeniz lazım; sizi temin ederim ki, böyle bir anda, Muhteşem Süleyman'ın başkasının karısına kızına verilecek her buse için para cezası koyan müsamahakar hükmü hala yürürlükte olsaydı, Harpagon bile cimriliğini bir kenara atardı. Rüzgar estiği zaman, Türk kadınları feracelerini zapt etme zahmetine girmezler, Müslüman kadınların edep duygusu dizlerden aşağı inmez, hatta bazen daha yukarıda kalır."
Yapı Kredi Yayınlarından çıkan bu güzel kitabın çevirisi Filiz Özdem'e ait. İçerisindeki enfes gravürler ise Cesare Biseo'nun. Amicis'in İstanbul gözlemlerini daha detaylı, roman tadında okumak isterseniz kitabı almanızı tavsiye ederim.
Michael Farquhar: Hanedan Skandalları, Avrupa Kral ve Kraliçelerinin Seks ve Cinayet Tarihi
Skandal, günümüz dünyasında bize şaşırtıcı gelen, kendi değer yargılarımıza ters düşen olayları tanımlarken kullandığımız bir sözcük. Hele ki skandal dediğimiz olayların başkahramanları birer ünlü ise, o zaman skandal sözcüğünün cazibesi epey artıyor.
Michael Farquar; skandal olarak nitelediği Avrupa hanedanlarının hayat hikayelerine yer vermiş bu kitabında. İspanya, İngiltere, Fransa ve Avusturya gibi ülkelerin kapalı kapılar ardında yaşadıklarını, magazinsel boyutları ve kendi değer yargıları ile incelemiş.
Oldukça basit bir düzeyde, eğlencelik bir kitap niyetinde. Sağdan soldan duyup merak ettiğimiz, bu Avrupalı soylular neler neler yapmışlar dediğimiz bilgileri, popülist bir anlatım tarzı ile ele almış yazar. Kitap, İleri Yayıncılık tarafından basılmış. Benim elimdeki ikinci baskısı.
Kitabın tamamını okumadım; yalnızca dikkatimi 3. ve 7. kısımlar çekti. 3. kısımda aslında hepimizin az çok yakından tanıdığı İngiliz Kralı 8. Henry ve sansasyonel evlilikleri anlatılmış. Bu konuda okuma yapmayı tercih etmeyenler için "Tudors" isimli diziyi öneririm. 7. kısımda ise; Roma anlatılmış. İlgi alanıma girdiği için Roma adlı bölümü de severek okudum.
Magazinel tarihe meraklıysanız, bu konuda yazılmış uzun makaleler sizi sıkıyorsa bu tarihi roman tadındaki kitabı alıp şöyle bir karıştırmak size keyif verecektir. İyi okumalar dilerim.
Michael Farquar; skandal olarak nitelediği Avrupa hanedanlarının hayat hikayelerine yer vermiş bu kitabında. İspanya, İngiltere, Fransa ve Avusturya gibi ülkelerin kapalı kapılar ardında yaşadıklarını, magazinsel boyutları ve kendi değer yargıları ile incelemiş.
Oldukça basit bir düzeyde, eğlencelik bir kitap niyetinde. Sağdan soldan duyup merak ettiğimiz, bu Avrupalı soylular neler neler yapmışlar dediğimiz bilgileri, popülist bir anlatım tarzı ile ele almış yazar. Kitap, İleri Yayıncılık tarafından basılmış. Benim elimdeki ikinci baskısı.
Kitabın tamamını okumadım; yalnızca dikkatimi 3. ve 7. kısımlar çekti. 3. kısımda aslında hepimizin az çok yakından tanıdığı İngiliz Kralı 8. Henry ve sansasyonel evlilikleri anlatılmış. Bu konuda okuma yapmayı tercih etmeyenler için "Tudors" isimli diziyi öneririm. 7. kısımda ise; Roma anlatılmış. İlgi alanıma girdiği için Roma adlı bölümü de severek okudum.
Magazinel tarihe meraklıysanız, bu konuda yazılmış uzun makaleler sizi sıkıyorsa bu tarihi roman tadındaki kitabı alıp şöyle bir karıştırmak size keyif verecektir. İyi okumalar dilerim.
23 Ağustos 2015 Pazar
Georges Duby: Batı'da Aşk ve Cinsellik
Georges Duby, Annales geleneğinin önemli temsilcilerinden biri. Annales okulu olarak literatüre geçen bu gelenek, tarih yazıcılığı geleneklerinden bir tanesidir ve Fransız temellidir. Annales geleneği nedir? Kısaca belirtmek gerekirse; psikoloji, sosyal psikoloji ve sosyoloji gibi bilim dallarının tarih ile olan işbirliğini ifade eden bir gelenektir. Benim en sevdiğim ekollerden bir tanesidir. Annales geleneği ile yazılmış kitapları okumaktan büyük bir keyif duyuyorum.
Georges Duby, Batı'da Aşk ve Cinsellik adlı kitabında çeşitli makaleleri derlemiş. Özellikle Antik Roma ile ilgilendiğim için, kitabın birinci bölümünde yer alan "Roma'da Eşcinsellik" ve "Antik Yunan'da Eşcinsellik" adlı bölümleri çok sevdim. Aynı zamanda, lgbti bireylerin de okuması gerektiğini düşündüğüm bir kaynak kitap niteliğinde.
Kitap toplamda üç bölümden oluşuyor. Birinci bölümün adı: "Özgür Aşk: Oyunun Kuralı." İkinci bölüm adı: "Çift: Bir Erkek Bir Kadın." Üçüncü bölümün adı ise: "Zevk ve Acı: Tutkunun Hastalıkları."
Eğer toplumsal tarihe ilgi duyuyorsanız kesinlikle tavsiye edeceğim bir kitap. İletişim Yayınları özenle basıma hazırlamış kitabı. Keyifli okumalar.
Georges Duby, Batı'da Aşk ve Cinsellik adlı kitabında çeşitli makaleleri derlemiş. Özellikle Antik Roma ile ilgilendiğim için, kitabın birinci bölümünde yer alan "Roma'da Eşcinsellik" ve "Antik Yunan'da Eşcinsellik" adlı bölümleri çok sevdim. Aynı zamanda, lgbti bireylerin de okuması gerektiğini düşündüğüm bir kaynak kitap niteliğinde.
Kitap toplamda üç bölümden oluşuyor. Birinci bölümün adı: "Özgür Aşk: Oyunun Kuralı." İkinci bölüm adı: "Çift: Bir Erkek Bir Kadın." Üçüncü bölümün adı ise: "Zevk ve Acı: Tutkunun Hastalıkları."
Eğer toplumsal tarihe ilgi duyuyorsanız kesinlikle tavsiye edeceğim bir kitap. İletişim Yayınları özenle basıma hazırlamış kitabı. Keyifli okumalar.
Yüksek Lisans Tez Konusu Bulmak ve Tez Önerisi Yazmak
Eylül ayı itibari ile tez önerimi esntitüme teslim etmem gerekiyor. Akabinde de tez yazmaya başlayacağım. Bir yandan yoğun olarak çalıştığım için, tezime zaman ayırmak benim için bir hayli zor olacak lakin yapabileceğimi düşünüyorum.
Uzun süredir kendime bir tez konusu bulmaya çalışıyorum. Bazı arkadaşlarım hemen belirleyebildiler lakin ben bir türlü karar veremedim. Nihayet bugün karar kıldım ve yazıya geçirmeye başladım.
Öncelikle biliyorum ki tez konusu bulmak bile başlı başına büyük bir enerji ve araştırma gerektiriyor. Öncelikle tavsiyem, yüksek lisans arkadaşlarınız ile sürekli fikir alışverişinde bulunmanız. Ben, arkadaşlarımla bu konuda sohbet ederken ortaya inanılmaz güzel fikirler çıktı. Bir başka tavsiyem ise sene içerisinde yapmış olduğunuz ödevleri şöyle bir düşünün. İçlerinde tez yazılabilecek bir konu olabilir ve siz gözden kaçırmış olabilirsiniz.
Ulusal Tez Merkezi'nin sitesine muhakak girin, yazmak istediğiniz tez konusu ile ilgili daha önce başka bir tez yazılmış mı bir bakın. Tekrara düşmenizi engelleyecektir. Yazmak istediğiniz konu ile ilgili bir tez var diyelim, tezi şöyle bir inceledikten sonra aynı konuyu nasıl farklı işleyebilirim diye düşünün.
Ben şahsen, internet üzerinden makalelere bakarken buldum tez konumu. Daha sonra bir araştırma yaptım, bu alanda bir tez yazılmış mı, yazılmamış diye.
Elbet ortaya içinize sinen güzel bir tez konusu çıkacaktır. Birkaç gününüzü sıkı bir araştırmaya ve iletişime ayırdığınızda illa ki karşınıza çıkıyor. Tabii bu süreçte danışman hocalarınızdan ya da ders aldığınız hocalarınızdan da yardım istemek etkili bir yöntem. Onları da heyecanladıracak konular çıkabiliyor ortaya.
Umarım tez yazımı konusunda sıkıntı yaşamam ve güzel bir yüksek lisans tezi ile mezun olurum önümüzdeki yıl. Başarılar dilerim, sağlıcakla kalın.
Uzun süredir kendime bir tez konusu bulmaya çalışıyorum. Bazı arkadaşlarım hemen belirleyebildiler lakin ben bir türlü karar veremedim. Nihayet bugün karar kıldım ve yazıya geçirmeye başladım.
Öncelikle biliyorum ki tez konusu bulmak bile başlı başına büyük bir enerji ve araştırma gerektiriyor. Öncelikle tavsiyem, yüksek lisans arkadaşlarınız ile sürekli fikir alışverişinde bulunmanız. Ben, arkadaşlarımla bu konuda sohbet ederken ortaya inanılmaz güzel fikirler çıktı. Bir başka tavsiyem ise sene içerisinde yapmış olduğunuz ödevleri şöyle bir düşünün. İçlerinde tez yazılabilecek bir konu olabilir ve siz gözden kaçırmış olabilirsiniz.
Ulusal Tez Merkezi'nin sitesine muhakak girin, yazmak istediğiniz tez konusu ile ilgili daha önce başka bir tez yazılmış mı bir bakın. Tekrara düşmenizi engelleyecektir. Yazmak istediğiniz konu ile ilgili bir tez var diyelim, tezi şöyle bir inceledikten sonra aynı konuyu nasıl farklı işleyebilirim diye düşünün.
Ben şahsen, internet üzerinden makalelere bakarken buldum tez konumu. Daha sonra bir araştırma yaptım, bu alanda bir tez yazılmış mı, yazılmamış diye.
Elbet ortaya içinize sinen güzel bir tez konusu çıkacaktır. Birkaç gününüzü sıkı bir araştırmaya ve iletişime ayırdığınızda illa ki karşınıza çıkıyor. Tabii bu süreçte danışman hocalarınızdan ya da ders aldığınız hocalarınızdan da yardım istemek etkili bir yöntem. Onları da heyecanladıracak konular çıkabiliyor ortaya.
Umarım tez yazımı konusunda sıkıntı yaşamam ve güzel bir yüksek lisans tezi ile mezun olurum önümüzdeki yıl. Başarılar dilerim, sağlıcakla kalın.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






