22 Aralık 2024 Pazar

Yıl Bitmeden Birkaç Kelam

Son yazımın üzerinden epey zaman geçmiş, bugün bir anda aklıma geldi. Biraz not düşmek istedim buraya. İyi olduğum, iyileştiğim bir dönemdeyim. Hayatımda, uzun süredir yeniden hayata karıştığım bir dönemde olduğum için, sanırım buraya yazmak pek aklıma gelmiyor. Masamın üzerinde duran mumu yaktım demin, başlayabilirim anlatmaya. 

Yakın zamanda 33. yaşıma girdim. Yakın arkadaşlarım benim için sürpriz bir doğum günü planlamış. Hayatımda ilk kez böyle bir doğum günü yaşadım. Epey de mutlu oldum esasen. Çok güzel bir yerde, hep birlikte toplanıp kutlama yaptık. 

Bir başka gelişme ise ehliyet almam ile birlikte yaşandı. Hayatım boyunca ehliyet alıp araba kullanacağımı düşünmezdim fakat böyle bir işe giriştim. Yazılı sınavı ve direksiyon sınavını da ilk seferde geçince kendime bir araba aldım. Nasıl bu kadar hızlı oldu ben de bilmiyorum ama, sanırım iyi de oldu. Yaklaşık bir aydır araba kullanıyorum, her gün işe servis yerine araba ile gidip gelmeye başladım. Yavaş yavaş şehir içi trafiğine de çıkmaya başladım. En çok annem için iyi oldu, bana kalsa yine ehliyet falan almazdım. Yıllardır İstanbul'da yaşadığım için her yere toplu taşıma ile gitmeye alışkınım. Annem ise artık toplu taşıma kullanmaktan yorulur hale gelmişti. Şimdi o da rahatladı. Civar yerlere birlikte gitmeye başladık, sosyal açıdan ona da çok iyi oldu.

Okuduğum kitaplar ile ilgili bir podcast kanalı açtım. Hatta öyle bir daldım ki bu işin içine, on üç bölüm yayımladım bile. Okuduğum her bir kitap ile ilgili düşüncelerimi ve duygularımı öncelikle yazıya döküyorum. Ardından da onları seslendirip yayımlıyorum. Bana gerçekten çok iyi geldi, özellikle kitaplara dair bir şeyler üretme hissini seviyorum. Blog yani burası benim mabedim olduğu için podcastimin adını kendime saklama taraftarıyım. Belki bir gün burada daha detaylı bahsederim. 

İşime devam ediyorum. Aynı okulda, altıncı yılımdayım. Bir yandan da bölüm başkanlığı görevim devam ediyor ama ona da alıştım. Geçen hafta okul projesi ile Kars'a gittik. Benim ikinci gidişim oldu bu. Karlarla kaplı bir köyde çok güzel vakit geçirdim. Bana epey iyi geldiğini söyleyebilirim. 

Şu an için tek sorunum antidepresan nedeni ile aldığım kilolar. Hoş, uzun boylu olduğum için kimse aldığım kiloları fark etmiyor. Tedaviye başlamadan önce gerçekten çok zayıfmışım ve bunu görebilecek ruh halinde değilmişim. Zira 62 kilo kadardım hatta bir dönem 59 kiloya kadar inmiştim. Şimdi seksene tırmanmış durumdayım. Sanırım burada durmam gerekiyor. Şu anki halimden memnunum esasen, boyumla doğru orantılı bir kiloya kavuştum. Ama yine de dikkat etsem iyi olacak. Dolabımı baştan aşağı değiştirmek durumunda kaldım. Bir değişiklik daha yapmak istemiyorum. 

Geçen gün, hayatımda ilk kez bir çam ağacı alıp süsledim. Yeni yıl için minik bir hazırlık yapmak istedim. 2025'te halimiz nice olur bilemiyorum. Bu bilinmezlik içinde olsa dahi, hepimiz için güzel bir yıl diliyorum. Ellerimiz uzaya değsin, sağlıcakla kalın.  

30 Ağustos 2024 Cuma

Antidepresanda 10. Ay - Hayatımdaki Değişiklikler II

İstanbul'da hava uzun süredir bu kadar serin olmamıştı. Balkonda otururken ve uykuya direnirken aklıma geldi, uzun süredir yazmamışım. Sanıyorum beş ay kadar olmuş. Hazır aklıma gelmişken biraz yazmak istedim. En son antidepresan tedavimden bahsetmiştim. Yaşadıklarımı uzun uzadıya anlatmıştım, şu an çok iyi durumdayım. Antidepresanı bir mucize olarak görmüyorum ama hayatımda pozitif bir etkisinin olduğunu da yadsıyamam. Belirtilerime çok iyi geldi, sanki yirmili yaşlarımın başına dönmüş gibi hissediyorum. Peki bu beş ayda neler oldu, neler yaşadım? 

Vücudumdaki belirtiler azalmaya başladıkça ben de iyileşmeye başladım. Kendimi daha iyi hissetmeye başladıkça yaptığım ilk şey evi dekore etmek oldu. Bitki bilimine merak saldım ve aylarımı bitki satış mağazalarında geçirdim. Ardından edebiyata ve okumalarıma geri döndüm. Bir roman taslağı yazmaya başladım. Bir de kendime kültür, sanat üzerine bir podcast kanalı açtım. Arkadaşlarım ile ilişkilerimi iyileştirdim ve kendimi eve kapatmak yerine dışarı atmaya başladım. Yıllardır ruh halim nedeni ile kendime yeterli özeni göstermediğim için gardrobumu yenilemeye başladım. El işlerine olan merakım ile birlikte okulda bir el işi kulübü açtım. Ev için de pek çok el işi çalışması yaptım. Yaz tatiline girmemiz ile birlikte bir arkadaşım aracılığı ile bir öğrenciye özel ders vermeye başladım. Daha önce hiç böyle bir deneyimim olmamıştı fakat yeni bir kapı açtı bu durum bana. 

Yazın annem ve kuzenim ile birlikte Sığacık'ta güzel bir tatil yaptık, bol bol dinlendim ve tadını çıkardım. İki hafta önce de yeni eğitim-öğretim dönemi için çalışmaya başladık, yakında okullar açılacak. 

Ve son olarak ehliyet almaya karar verdim. Bir kursa yazıldım. Yakında ehliyet sınavına gireceğim. Ehliyetimi aldığım gibi de kendime bir araba alacağım. Ekonomik kriz nedeni yıllardır yaptığım birikim bir ev almaya yetmiyor fakat bir araba almaya yetiyor. Bu nedenle bir ev alma fikrinden vazgeçtim ve araba almaya karar verdim. Bu yaşıma kadar arabalara hiç ilgim olmadı. İstanbul'da pek çok yere artık metro ile ulaşabiliyoruz. Bu nedenle ihtiyaç da duymadım. Ama artık bir yerden bir yere giderken ihtiyaç duyuyorum, en çok da annem ihtiyaç duyuyor. Artık onun yaşamını daha konforlu hale getirmek istiyorum. Umarım sınavları ilk seferde geçer ve bir an evvel bir araba alabilirim. 

Hayatıma dair pek çok olumlu gelişme oldu, kaygılarımın azalması ile birlikte yaşamın da tadını çıkarmaya başladım sanki. Beyaz çiklet balkonunda yeniden rengarenk çiçekler yetiştirmeye başladı, çiçeklere baktıkça kendisi de renklendi, dallanıp budaklandı...

17 Mart 2024 Pazar

Antidepresanda 5. Ay - Hayatımdaki Değişiklikler

Panik bozukluk ve yaygın anksiyete bozukluğu tanılarını aldıktan sonra başlamak durumunda kaldığım antidepresan tedavimde 5. ayıma girdim. 6. ayımda doktorum ile yeniden bir değerlendirme yapacağız. Peki hayatımda neler değişti? 

Öncelikle yoğun fiziksel belirtilerimin neredeyse geçtiğini söylemem gerekir. Çok rahatladım. Başımın iki yanında hiç geçmeyen sıkıştırma hissi, ellerim, ayaklarım ve yüzümdeki uyuşmalar, titremeler, parmaklarımdaki istemsiz kas hareketleri, hepsi neredeyse tamamen geçti. Kendimi yoğun bir kaygı içinde hissetmiyorum. Diş sıktığımı keşfettiğimden beri buna da gün içinde dikkat etmeye çalışıyorum. İlginçtir ki gün içinde fark etmeden ellerimi yumruk şeklinde sıkıyorum. Bunun da önüne geçmeye başladım. 

Bir nekahet döneminde gibiyim aslında. Biraz unutkanlık durumu yaşasam da bunu önemsemiyorum, bazen her şeyin sebebinin yüreğimden ve zihnimden bir türlü silemediğim hüzün, acı ve kırılganlık olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden bazı şeyleri unutmak bana iyi geldi. İşimle ilgili herhangi bir sorun yok, yoğun bir şekilde çalışmaya devam ediyorum. 

Sene başında, okulda kanaviçe kulübü açtığımdan bahsetmiştim. Kanaviçeden masa örtüsü bile yaptım. Şimdi ise koltuk takımına yastıklar yapıyorum. Yakınımdaki herkesi de bu hobiye gark etmiş durumdayım, topluca kanaviçe işliyoruz. Bitki bilimi ve bakımı konusunda kendimi geliştirdim. Sanırım şu an ortalama 20 adet farklı bitkim var evde. Hepsine göz bebeğim gibi bakıyorum, her gün bir terapi gibi onlarla konuşuyor, ilgileniyor ve bazen de boş boş onları izliyorum. Fark ediyorum ki insanı ayakta tutan şeylerden biri birileri için bir şeyler yapmak ya da bir varlığa bakım vermek, onun büyümesini, güzelleşmesini izlemek. Sanıyorum ki insanlar bunun için çocuk dünyaya getiriyorlar. Benim bir çocuğum yok ama bir sürü bitkim var. 

Geçtiğimiz ay annem düşüp bileğini kırdı. Kurumsal bir mağazada düşmesi işimize yaradı çünkü muhteşem bir ilgi ve takip ile karşılaştık. Geçen hafta alçısı çıktı, eski hayatına geri döndü. Tabii ben de bu süre zarfında evin tüm işlerini üstlendim. Çok da iyi geldi, oturup dinlenecek vakit bile bulamadım. Okuldan gelir gelmez evin işleri, yemek, temizlik, çamaşır, ütü ve bulaşık derken günlerin nasıl geçtiğini anlamadım. 

Kendimdeki değişimlerden biri ise bütçeye zarar ama bana yarar bir durumun nüvesi oldu. Para biriktirme-harcama durumu. Çalışmaya başladığımdan beri -ki bu sene 11. çalışma yılım- hep para biriktirdim. İyi de birikim yaptım, yaparım. Fakat 2024 yılını hayatımda ilk kez kendim için para harcama yılı ilan ettim. İhtiyacım olan ve fiyatından dolayı geri durduğum her şeyi alıp kullanmaya başladım, evimizin dekorasyonu da çok güzel oldu. Kitaplığıma da yepyeni pek çok kitap eklendi. Onları birer birer okumak için gerçekten çok heyecan duyuyorum. 

Sanki birkaç yıl öncesine, birkaç yıl önceki bene geri döndüm. Hep ön yargılı yaklaşırdım fakat hayatımda ilk kez antidepresan kullandığım bu süreçte ön yargılı olmamam gerektiğini çok sert bir şekilde öğrenmiş oldum. Eğer böyle bir sürecin içindeyseniz ve doktorunuz önerdiyse kesinlikle antidepresan kullanmaktan çekinmeyin. Elbette ki gerekli terapiler ile bu süreci destekleyip kalıcı hale getirmek önemli. Henüz o kısma geçemedim, ama bu yılın planlarından biri de bu. Bu algımı da kırmayı başarıp psikoterapi almaya başlayacağım. 

Şimdilik bu kadar sanırım, umarım arayı kapamışımdır. Balkonumdaki çiçeklerin arasından selam eder, güzel günler dilerim. 

30 Aralık 2023 Cumartesi

Işık Yakmak

Aslında niyetim uzun süre sonra ilk kez bir öykü kaleme almaktı, başlar gibi oldum sonra duraksadım. Buraya not düşmek geldi içimden. Öykünün ilk cümlesini yazmıştım, şöyle dedim: 

"Sen, kimsenin görmek istemediği bir rüya gördün mü hiç?" Aklıma nereden geldi bilmiyorum ama rüya metaforunu hep sevmişimdir. Antidepresana başladığımdan beri bir sürü rüya görüyorum. Film gibi rüyalar, öyle hızlı bir akış var ki, çoğu zaman uyandığımda neler gördüğümü hatırlamakta zorluk çekiyorum. Gece meydana gelen terlemelerim arasında bu rüyaların izlerini aramaya çalışıyorum ama hatırlayamıyorum. Muhakkak ki kullandığım ilacın bir etkisi var ama bu konuda bir araştırma yapmadım. Sanırım gerek de yok..

İkinci kutu bitti. Üçüncü kutuya başladım. Kendimi daha iyi hissediyorum, fiziksel belirtilerim tamamen geçmemiş olsa da bir çoğu azaldı. Artık kendimle daha az konuşur gibiyim. Özellikle hayatın anlamsızlığı üzerine olan düşüncelerim azalmaya başladı. Elbette hayatı hala anlamlı bulmuyorum. Fakat anlam yaratmaya çabaladığım söylenebilir. Özellikle evin dekorasyonunu yenilemek ve yeni eşyalar almak bana çok iyi geldi. Geçen gün bir arkadaşımla konuşurken şöyle bir şey söyledim: "Ruhsal olarak öyle bir noktaya gelmişim ki, balkona ampul takacak bile yaşama sevincim kalmamış". Ne kadar acı, üç senedir balkonda karanlıkta oturmuşum meğer. Şimdi ev rengarenk oldu, kapalı balkona bir sürü çiçek aldım, bir kısmını arkadaşlarım getirdi derken evin bu küçük köşesini bir bahçeye dönüştürdüm. Saksılar, topraklar, bitki besinleri, sulama kapları derken kendime dönüp baktığımda bunu bile başarabilmiş olmanın beni nasıl mutlu ettiğini fark ettim. 

Devasa kitaplarımı sığdırabileceğim bir kitaplık aldım ve elimdeki tüm kitapları güzelce kitaplığıma yerleştirdim. Hatta inanır mısınız, oda kokusu ve mum bile aldım. 

Kaygılarımın azalmaya başladığının farkındayım, uzun süredir ilk kez kendimi biraz daha kaygısız hissediyorum. Oysa attığım her adımda bile o kadar kaygılanır hale gelmişim ki, şimdi geriye dönüp bakınca daha iyi fark ediyorum. 

Bu dönem üç farklı okul gezisine ve projeye katıldım. Önce Kuzey Ege, sonra Balkanlar ve ardından Kars-Boğatepe. Özellikle Kars bana çok iyi geldi, bir köy evinde kaldım. Soso teyze ve Mehmet amca ile tanıştım. Karlı gecelerde soba başında sohbet ettik, Tigran Hamasyan'ın Poet isimli şarkısını açıp kar yürüyüşleri yaptım.  

Bugün ise arkadaşlarımı kahvaltıya davet ettim, birlikte keyifli bir vakit geçirdik. İlk kez eve gelen misafirlerden tedirgin olmadığımı, daha kendim gibi olabildiğimi hissettim. Oysa buraya taşındığımızdan beri eve misafir gelen insan sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Bu değişimi elbette yalnızca ilaca bağlayamam, ben de mücadele ediyorum. Yaşam beni nereye sürükleyecek, nasıl devam edeceğim bilmiyorum ama şu yazıyı yazarken bile çiçeklerimin arasında, balkona taktığım sarı ampülün ışığında, hayatın da benim için bir ışık yakabileceğini düşünmek istiyorum. Zeus değil de sanki bir Prometheus olmak istiyorum..

27 Kasım 2023 Pazartesi

İyileşiyorum

Son yazımda başıma gelenlerden bahsetmiştim. Önce vücudumda çıkan döküntüler, ardından bacaklarımdan başlayarak başıma kadar yayılan yoğun elektriklenme, uyuşma hissinden tutun da, parmaklarımdaki ve ayaklarımdaki kasların istemsiz atması ile gelişen süreç beni derinden yıprattı. Soluğu hastanede aldım, tetkikler, tedirgin bekleyişler derken aslında tüm sorunlarımın psikolojik olduğunu öğrendim. Depresyon, panik bozukluk ve kaygı bozukluğu belirtileri... Aslında bunları uzun süredir yaşıyordum, hayata dair isteğim ve heyecanım uzun yıllardır kayıptı ve nerede olduklarını bilmiyordum. 

Hayatımda ilk kez bir antidepresan tedavisine başladım. Düşük dozlu bir antidepresan veren doktorum şikayetlerimin geçeceğini söyledi. Vücudumdaki uyuşmaların ve kalp krizi geçirir gibi hissetmeme yol açan zamansız kalp çarpıntılarımın geçmeyeceğini düşündüm ilkin. Bir hafta, iki hafta, üç hafta derken bir kutu ilacı tamamladım. Ve etkisine inanamadığım şekilde sorunlarım büyük ölçüde azaldı. En çok başımdaki sıkıştırma ve uyuşma hissinin geçmesine sevindim. O kadar zorlanıyordum ki, artık iyice ümitsizliğe kapılmaya başlamıştım. 

İlaç, zihnimin içinde dönüp duran konuşmaları durdurmaya başladı ve günlük hayattaki kaygılarımı hafifletti. Artık çok mutluyum, her şey şahane diyemem tabii ki. Zaten antidepresanların böyle bir amaçları olmadığını öğrendim. Fakat içinde bulunduğum bu ruh hali sanki 10 yıl önceki ruh haliymiş gibi, gencecik bir adamın hayata ilk atıldığı yıllarda hissettikleri gibi. Bu süre zarfında vücudumdaki uyuşmalara rağmen inatla kitap okudum, edebiyata geri döndüm. Bir sürü roman bitirdim. Buraya taşındığımızdan beri evimizdeki azıcık eşya ile yaşıyorduk. Bir odamız boştu ve bu ev bana hiç sıcacık bir yuva izlenimi vermiyordu. Hemen işe koyulup yeni eşyalar almaya başladım. Evi yavaş yavaş sıcacık bir yuva haline getirmeye başladım. Her şey zamanla daha iyi olacak inanıyorum, çabalıyorum, kendimi yeniden var etmeye çalışıyorum. İyileşiyorum.

25 Ekim 2023 Çarşamba

Zorlu Bir Yolculuğun Başlangıcı

Son yazımdan beri hayatımda pek çok değişiklik oldu. Bugün gücümü toplayıp bir şeyler yazmak istedim. Yaklaşık iki buçuk aydır vücudumda tuhaf belirtiler eşliğinde yaşıyorum. 14 Ağustos günü panik atak olduğunu düşündüğüm bir atak geçirdiğimden bahsetmiştim. Akabinde bacaklarımda kırmızı kaşıntılı döküntüler oluştu. Birkaç gün içinde geçti. Doktora gitmeyi hiç sevmediğim için ciddiye almadım. Bir müddet sonra bacaklarımda uyuşma, elektriklenme ve karıncalanma tarzında bazı belirtiler oluştu. Bir yere vurdum ya da bir şekilde uzun süre ayakta kalmanın etkisi diye düşündüm. Ardından bu uyuşmalar ellerime, boynuma, yüzüme ve çeneme derken en nihayetinde başıma geçti. 24 saat boyunca asla geçmeyen bir baş uyuşukluğu, mengene ile iki yandan sıkıyorlarmış hissi derken iki gün önce öleceğimi sandım. Kalbim yerinden çıkacakmış gibi atmaya ve tüm vücudum bir anda uyuşmaya başladı. Doktora gidip uzun bir muayeneden geçtim. Yapılan tetkikler sonucunda fiziksel ya da nörolojik bir sorunumun olmadığını, yaşadığım durumun tamamen psikolojik olduğunu öğrendim. 

Tedaviye başladık, hayatımda ilk kez bir antidepresan kullandım bugün. Ve altı ay boyunca sürecek bir tedaviye adım attım. Şu an hala kafamda şiddetli bir uyuşukluk var ve işten eve döndükten sonra hiçbir şey yapamıyorum. Şu satırları bile çok zor yazıyorum. Vücudumdaki etkilerini bir şekilde tolere edebiliyorum ama başımdakini edemiyorum. Şu an için tek isteğim başımdaki uyuşuklukların bir an evvel son bulması. 

Neden böyle oldu diye sorgulamadım elbette. Yıllardır verdiğim hayat mücadelesi, kaygı, hassas yapım, bu sene yeni başladığım bölüm başkanlığı görevi gibi pek çok stres etmeni birleşince sonunda bir yerden patlak verecekti. Oysa bu sene kişisel hayatıma daha fazla önem verdiğim bir yıl planlamıştım kendim için, 13 Ekim'de 32. yaşıma girmişken yapmayı planladığım şeyler vardı. İyi olmak, iyi hissetmek için kendimce çaba harcıyordum. Vücudum bu şekilde tepki verince gerçekten öleceğimi hissettim. Çok farklı bir deneyimmiş, bir süredir tamamen kafam uyuşuk şekilde hayata devam etmek beni çok zorluyor. Gün içinde biraz daha hafiflese de akşam saatlerinde inanılmaz artıyor. 

Bir araştırma yapıyorum, en yakın zamanda bir terapi desteği de almaya karar verdim. Antidepresan tedavisinin yanında bir de gerçek anlamda, ilk kez bir terapi desteği almak istiyorum. Çoğu şeyle tek başıma mücadele edebiliyordum, artık vücudum buna izin vermiyor. Keşke her şey daha farklı olsaydı, keşke bu yaşıma kadar bunca mücadele vermek zorunda olmasaydım. Doktora sorduğum ilk soru, psikolojimizin vücudumuzu nasıl bu hale getirebiliyor olduğuydu. Gerçekten inanılmaz. Yaklaşık bir saat on beş dakika kadar süre ayırdı bana doktor. Uzun uzun konuştuk, tedavinin iyi geleceğini ve uyuşmaların geçeceğini söyledi. Buna dair çok fazla endişem var, şu an için her şeyi bir kenara bıraktım yalnızca eski halime geri dönmek istiyorum. Başımın, vücudumun kuş gibi hafif olduğu zamanlara... Depresyon, panik atak, anksiyete bozukluğu... Belki de hayatımın en güzel dönemlerinde bana misafir olarak gelen bu rahatsızlıkların kalıcı olmasını istemiyorum, keşke yalnızca birer his olarak kalsalar, ona bile razıyım ama verdiği inanılmaz acılar dayanılır gibi değil.

Umarım iyi olacağım, daha iyi olacağım. 

10 Eylül 2023 Pazar

Belki de Yeni Bir Başlangıç

Bir önceki yazımda, eski sevgilimin yeniden beni görmek istediğinden bahsetmiş ve bir kararsızlık sürecinde olduğuma değinmiştim. Biz görüştük, dün sabah bir araya geldik ve uzun saatler boyunca sohbet ettik. Negatif duygularla gitmedim fakat pozitif duygular içinde de değildim. Tamamen nötr kalarak, açıklama yapmasına izin vererek dinledim. Yargılamadım, hesap sormadım, kırıcı herhangi bir söz söylemedim. Buraya kadar her şey makuldü. 

Fakat aralıklarla hafif de olsa kalbimin çarptığını hissettim, bunu söylemesi zor olsa da onu yeniden görmek mutlu etti sanırım beni. Eve döndüğümüzde bir süre daha konuştuk, o da aynı mutluluk içerisinde olduğunu ifade etti. 

Onunla buluşmadan 1 saat önce kararlaştırdığımız yerdeydim. Genelde hemen her türlü buluşmada bunu yaparım. Buluşacağım kişi ya da herhangi bir randevu saati fark etmeksizin, muhakkak çok öncesinde giderim. Kendimi ve zihnimi dinlerim, bir kahve içer, kitapçıları dolaşır ve sokaklarda yürürüm. Onu beklerken bir kitapçıya girdim. Yıllar evvel ona Füruzan'ın "Parasız Yatılı" isimli öykü kitabını almıştım. Yıllar sonra Füruzan yeni bir öykü kitabı daha çıkardı, ismi "Akim Sevgilim". Bu sefer de anlamlı olacağını düşünerek onu almak istedim ama girdiğim kitapçıda yoktu. Raflar arasında dolaşırken Yalçın Tosun'un "Dokunma Dersleri" isimli öykü kitabını gördüm, severek okumuştum daha evvel. Hemen alıp bir hediye paketi yaptırdım. Ve bir kafeye oturarak kendimle muhasebe yaptım. 

Geldiğinde kitabı hediye ettim. Artık buna tesadüf mü denir yoksa adı başka bir şey midir bilemiyorum ama o da bana Yalçın Tosun'un "Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler" şeyler isimli öykü kitabını almış. Bu duruma hem sevindik hem de çok şaşırdık. Sonrasında uzunca yürüdük ve ardından bir akşam yemeği yedik. Yolu üzerinde olmamasına rağmen beni metro durağına kadar geçirmek istedi. 

Sanırım bu sefer önünü arkasını düşünmeden, sorgulamadan, sürekli sorular sormadan olağan akışına bırakacağım. Olumlu ya da olumsuz, güvenli ya da güvensiz, doğru ya da yanlış... Bundan sonra neler olur, neye yöne gideriz, nasıl savrulur ve değişir, gelişiriz bilemiyorum ama ilk kez bu sefer bunları sormadan, sorgulamadan akışında ilerleyeceğim. Hayat bu, ne göstereceğini hiç bilmiyoruz ve artık bu duruma kaniyim. Belki de yeni bir başlangıçtır bunun adı...

5 Eylül 2023 Salı

Geri Dönenler

Pazar akşamı beklemediğim ve beni şaşırtan bir olay oldu. Bundan yaklaşık 3-4 yıl önce hayatıma biri girmişti. Bir seneyi aşan bir ilişkimiz olmuştu. Fakat pek çok sebebin etkisi ile yollarımızı ayırma kararı almıştık. Her ne kadar beni hayatından bir arkadaş olarak çıkarmak istemese de, benim isteğim bu yönde olmamıştı. Çünkü bir noktada epey kalbimi kırmıştı ve bir arkadaş, tanıdık olarak da hayatımda kalmasını istemedim. 

Okulumun mail adresine bir mail geldi. Onun ismini görünce şaşırdım. Çünkü telefon numaramdan ulaşmak yerine bana mail atması, üstelik mail adresimi de bilmezken bunu yapabilmesi tuhaf geldi. Mail içeriği tamamen eğitim ve öğretmenlik ile ilgiliydi. Kendisi de öğretmen, bana meslek ile ilgili bir soru sormuş ve maili görünce cevap yazmamı istemiş. Bu durum da epey tuhaf geldi. Birkaç saat maline yanıt vermedim. Esasen hiç yanıt vermemeye karar verdim fakat gece yarısına doğru whatsapp üzerinden bir mesaj gönderdim. Bana neden böyle bir mail ile ulaşmak istediğini sordum, bu durumu epey absürt bulduğumu söyledim. 

Telefon numaramı kaybetmiş. Uzun süredir bana ulaşmak istiyormuş. Ben sosyal medya kullanıcısı değilim ve hiçbir platformda hesabım yok. Bu bildiğim bir durum, telefon numaramı ve mail adresimi bilmeyen insanlar bana ulaşmakta güçlük çekiyor. Birkaç yıl evvel okulda bir sunum yapmıştım, o sunum da bizim okulun internet sayfasının bir bölümünde haber olarak yayımlanmış ve bana oradan ulaşmış. Kontrol ettim, hakikaten de öyle. 

Biraz sohbet ettik. Fakat sohbeti devam ettirme niyetim yoktu. Oldukça soğuk mesajlar attım. Beni görmek istediğini, yüz yüze konuşmak istediğini ve beni aklından, kalbinden çıkaramadığını söyledi. Görüşmeden geçirdiğimiz bu yıllarda hayatında nasıl gelişmeler olduğundan bahsetti. Ben de görüşmek istemediğimi, bundan emin olmadığımı ve yeniden kırılmak istemediğimi söyledim. Konuşmamız sonlandı fakat ertesi gün bir günaydın mesajı ile uyandım. Ve bugün yine bir günaydın mesajı, biraz sohbet ve ilerleyen günlerde de aynısı olacak gibi duruyor. 

En sonunda görüşmek için emin olmadığımı belirttim, bunu değerlendirebilmem için bana zaman vermesini istedim. Anlayışla karşıladı, yanıtımın olumlu olmasını dilediğini söyledi. 

Yıllar önce kendisinden epey hoşlanmıştım. Hem fiziki anlamda hem de gönülden. Fakat emin olamıyorum, ona da söyledim. Yeniden kırılmak ve yeniden toparlanmaya çalışmak istemiyorum. Esasen ne yapmam gerektiği konusunda bir fikrim yok. Şimdilik onun gün içinde attığı mesajlara kısa yanıtlar veriyorum, ben bir şey yazmıyorum. Bu durumun farkında. Buz gibi hissettiğimi ve bunun zor olduğunu söyledim. Yine de kafam karıştı. Ne yapmalı, en azından bir kez görüp kendisini ifade etmesine izin mi vermeliyim? Eski meselelerin yeniden açılmasını sevmiyorum, belki telafi edilebilir fakat ne kadar sağlıklı olacağı konusunda bir fikrim yok. Bir tür açmaz içindeyim, nasıl bir karar vereceğimi bilmiyorum...

19 Ağustos 2023 Cumartesi

Yeni Dönem Planları

Okullar açılana kadar önümüzdeki sene için plan-program yapmaya karar verdim. Verdiğim kararların hepsine uyamayacağımı biliyorum lakin planlar yapmak ve bu planları uygulamaya çalışmak hayatımı daha düzenli hale getiriyor. En azından böyle olunca kendimi daha iyi hissediyorum. 

Uzun süredir spor yapmıyorum, spor dediğim de ev egzersizleri. Spor salonlarını hiç sevmiyorum. Oldukça zayıf ve kas kütlesi olmayan bir beden yapısına sahip olduğum için ağır antrenmanlar yapamıyorum. Ama bir dönem uzun süre yapmış ve kendimi fiziki anlamda daha zinde hissetmiştim, faydalarını da görmüştüm. Yani bu seneki ilk plan spor ve hareket. 

Son iki yıldır düzenli bir okuma rutinim yok. Artık eskisi kadar yoğun bir şekilde okuyamıyorum. İş yoğunluğu, odaklanmakta yaşadığım zorluklar vesaire derken okuma tempomu epey kaybettim bence. Hala okuyorum ama istediğim düzende ve sıklıkta değil. Bu sene bunu düzene koymakta kararlıyım. 

Beslenme rutinim yazın bir miktar bozuldu. Kilo konusunda aşırı olmamak ile birlikte obsesif bir yapım var. Özellikle karın bölgemdeki en ufak bir yağlanmaya bile tahammül edemiyorum. Ve çoğunlukla da güzel bir beslenme rutini uyguluyorum. Zaten uzun ve ince bir fiziki yapım olduğu için kilo almaya da meyilli biri değilim. Yine de sağlıklı besinlerle devam ettiğim rutine pazartesi itibari ile geri dönmeyi planlıyorum. (Bu sene seminer dönemi kahvaltıları çok güzel olsa da her zamanki aralıklı oruç rutinime uyacağım, kendime söz veriyorum). 

İngilizcede kendimi daha iyi bir noktaya taşımam gerekiyor, bunun için nereden başlasam bilemiyorum. Okullar açılana kadar bununla ilgili de bir plana ihtiyacım var. Bakalım bu sene bu enerjiyi bulabilecek miyim? Bu konuda tam kararlı olmasam da listeme ekleyeceğim. 

Kararsız kaldığım durumlardan biri ise doktora yapıp yapmamak konusunda. Akademiyi sevmiyorum, aktif mesleki hayatımda da bana gözle görülür bir etkisinin olacağını düşünmüyorum. Yoğun bir iş temposunda doktora çalışmaları yürütmenin de epey zor olacağı aşikar. Fakat böyle bir imkanım var, biraz hazırlık yaparak istediğim alanda bir doktora programına girebilirim. Fakat ne gerek var diyor bir yanım. Bunu şimdilik listeye eklemiyorum. Aklımın bir köşesinde kalmaya devam etsin. 

Oturduğum yere yakın bir spor salonunun yüzme havuzu var. Havuz için kaydolup bazı günler yüzebilirim diye düşünüyorum. Bundan da tam emin değilim ama nedense bana iyi geleceğini hissediyorum. Bunu yine de listeye eklemek istiyorum. 

Son olarak kendimi iyi hissedeceğim bir hobi ya da kurs bulma fikrim var. Daha önce çeşitli kurslara katıldım. Hatta bunlardan biri Caferağa Medresesi'nde katıldığım porselen desenleme ve boyama kursuydu. Çok eğlenmiş ve epey güzel çalışmalar yapmıştım. Belki hafta sonları birkaç saat bana iyi gelebilecek bir el becerisi kursuna gidebilirim. Aklımda minyatür var. Bunu da listeye ekliyorum yine emin olmamakla birlikte. 

Evet, listem sanıyorum ki bir seneyi dolu dolu geçirmemi sağlayacak yoğunlukta. Tabii ki hepsini yapamayacağım ama bazı hedeflerimi gerçekleştirebilsem bile kendim için önemli adımlar atmış olacağım. 

17 Ağustos 2023 Perşembe

Başlangıç

Tatil bitti ve okula geri döndüm. Ofis masama oturdum, sabah kahvemi aldım ve bir şeyler yazmak istedim. Bu hafta okula yeni gelen öğretmenler için oryantasyon haftası. Bölümümüze yeni bir öğretmen arkadaş geldi, ben de ona destek olmaya çalışıyorum üç gündür. Haftaya tüm öğretmenler okula gelince işler iyice yoğunlaşacaktır. Toplantılar, planlamalar, ilk ünitelerin oluşturulması, check-listler... Bu hafta yeni başladığımız için pek bir işim yok, esasen sıkıldım da. Normalde uzun yaz tatili dönüşlerinde adaptasyon süreci yaşamam. Yine yaşamadım fakat içimde bir sıkıntı ile başladım. Uyku düzenim ve yeme düzenim hemen bozuldu. Üç gündür psikosomatik olduğunu düşündüğüm baş, boyun, göz, mide ve karın ağrıları peyda oldu. Bu kadar uzun ve güzel bir tatilden sonra yeni bir başlangıç yaş geçtikçe daha zor geliyor sanırım. Neyse, birkaç güne elbet alışacağım. 

Bu sene bölüm başkanlığı görevimin ilk senesi olacak. Bunu hiç dert edinmedim, işler nasıl ilerleyecek bilmiyorum ama kendime güveniyorum bu konuda. Altından kalkarım bir şekilde. Bu yeni görev dışında 6. sınıfların müfredatını da baştan sona yenilemem gerekecek. Bu da demek oluyor ki bir sene boyunca her hafta sonu saatler boyunca çalışmaya devam. Her şey o kadar hızlı değişiyor ki, öğrencilere sürekli yeni çalışmalar hazırlamak zorunda kalıyoruz. Bunca işe rağmen umarım güzel ve aralarda dinlenebildiğim bir yıl olur. 

Ofis masamı düzenleyip, işlerimin başına dönsem iyi olacak. Bu sıcakların bir an evvel son bulmasını ve biraz rahat nefes almayı diliyorum.

14 Ağustos 2023 Pazartesi

Tuhaf Bir Sabah

Bu sabah erken uyandık, kahvaltı yaptık. Seminer dönemi başlamadan önce biraz alışveriş yapmamız gerekiyordu. Kahvaltıdan sonra önce annemin ilaçlarını yazdırmaya, sonrasında da alışverişe gitmeye karar verdik. Giyim kuşama pek düşkün biri değilim. Üzerimdeki şeyler giyilmez hale gelene kadar giyerim, çok az kıyafet alışverişi yaparım. Çalışmaya başlayacak olmam nedeni ile birkaç elzem eşyaya ihtiyacım vardı. Sabah olumsuz hiçbir şey olmadı ama içimde bir sıkıntı ile uyandım. Kahvaltıdan sonra annem hazırlanmaya başlamıştı, ben de yatağımda oturmuş müzik dinliyordum. Onun hazırlanması bittikten sonra ben de hazırlanacaktım. Bir anda tarif edemeyeceğim bir baskı hissettim vücudumda. Titremeye ve hıçkırarak ağlamaya başladım. Hemen annemi çağırdım, bir süre onun omzunda ağlamaya devam ettim. Sanki kötü bir şey olacakmış gibi bir his vardı içimde, çok ağır bir his. Bunu nasıl tarif etsem bilemiyorum. Sanki beni boğuyorlarmış gibi. Bir şeyler çok ağır gelmiş gibi. Kendime geldiğimde yarım saate yakın bir zaman geçmişti. Biraz derin nefes aldım, su içtim ve oturup dinlendim. Annem programı iptal edelim dedi ama etmek istemedim. İşlerimizi hallettik ve eve döndük. 

3 yıl önce arkadaşlarımla birlikte Olimpos'a tatile gittiğimizde de benzeri bir şey yaşamıştım. Zaman zaman sebepsiz ağlamalarım olur. Bir film izlerim, bir şeyler okurum ve ağlamaya başlarım. Bazen durup dururken ağlamak gelir, içim acır. Özellikle bu ağlamalarım depremden sonra artmaya başladı. Uzunca bir süre etkisinden çıkamadım. Bu durum İstanbul'da yaşadığımız için kaygılarımı iyice tetikledi. Fakat tek sebebi bu olamaz. Bu sabah neden böyle bir şey yaşadım, beni tetikleyen bir şeyler mi oldu anlam veremiyorum. Normalde bir insan yeni alacağı şeylerden mutlu olur, en azından buna dair bir heyecanı olur. Bende ise bu durum bir zorunluluk olarak işliyor. Çalışıyorum, iş yerinde yırtık ayakkabılar ile dolaşamam biliyorum fakat bunu çok umursuyor muyum? Hayır, senelerdir yalnızca iki ayakkabım var ve kenarlarının yırtılmış olması benim için dert değil. Ya da kirli ve iyice eprimiş olmamak koşulu ile giydiğim giysilerin hiçbir önemi yok. Bunlar benim için heyecan verici şeyler değiller, bugün yaptığım hiçbir alışverişe de mutlu olamadım. Sabah bu olumsuz deneyimi yaşamamış olsaydım da alışverişten mutlu olarak dönmeyecektim. Yaşadığım bu durum sanıyorum panik atak gibi bir şeydi, tabii ki kendime tanı koyamam ama okuduğum, bildiğim kadarı ile böyle bir deneyime benziyordu. Epey kaygılı da bir insan olduğum su götürmez bir gerçek. 

Bir daha aynı şeyi yaşamam umarım, çünkü çok olumsuz bir deneyimdi. Üç yıl öncesinde yaşandı ve bir daha yaşanmayacak sanmıştım, yanılmışım. Bunun üzerine biraz düşüneceğim. Belki de artık gerçekten bir psikolojik destek almanın vakti gelmiştir.

13 Ağustos 2023 Pazar

Tatil Güncesi: Altınoluk

Hafta başında tatile çıktık, dün gece de döndük. Şu yaşıma kadar yaptığım en huzurlu tatillerden biriydi. Yaz başında araştırma yaparken uzun saatler boyunca yolculuk yapmayacağımız aynı zamanda sakin bir yerler aradım. Altınoluk'ta güzel bir eşyalı daire buldum. Ve kararımızı verip tatilimizi gerçekleştirdik. 

Kaldığımız ev veranda tarzında kocaman bir balkonu olan, bahçesinde ise çeşit çeşit çiçekleri ve ağaçları olan ferah bir evdi. Bizim için de çok kullanışlı oldu. Gittiğimiz ilk gün evin önüne halk pazarı kurulmuştu. Buna çok sevindik. Tüm gıda alışverişimizi halk pazarından yaptık, tatil boyunca da tüm yemeklerimizi kendimiz hazırladık. 

Altınoluk çok sakin bir tatil beldesi. İnsanları güler yüzlü, yardımsever. Plajları oldukça temiz, denizi güzel, sokakları da bir o kadar düzenli. Genelde gençlerden ziyade orta ve üstü yaş nüfus yoğunluğunun fazla olduğu dikkatimi çekti. Eğlence mekanı, bar, gece hayatı vs. gibi özellikleri olan bir yapıda değil. 

Tatil boyunca sabah erken saatlerde denize girip güneşlendik, öğle saatine doğru eve dönüp kahvaltımızı yaptık. Büyük oranda balkonda vakit geçirdik. Akşamları da epey hareketli olan çarşı merkezinde gezinip, yürüyüşler yaptık. 

İlk kez burada rastaladığım bir detay da epey hoşuma gitti. Altınoluk'ta dolaşırken bazı sokak başlarında kazanlarla lokma yapıldığını ve insanların da kuyruğa girerek lokma aldığını görmüştük. Bir sabah uyandığımda kaldığımız evin çaprazında bulunan başka bir evin önünde lokma yapıldığını gördüm. Tam da kahvaltı yapıyorduk ve ben de cüzdanımı alıp sıraya girdim. Meğer satın alınmıyormuş, hayır lokması olarak ev sahipleri yaptırıyor ve insanlara dağıtıyormuş. İki tane abla, kazanların başlarında hamur bitene kadar lokma yapıyorlar. Biz de nasiplenmiş olduk. Bu gelenek beni çok sevindirdi. Üzüldüğüm kısım ise İstanbul'da sürekli paramız ile bir şeyler satın aldığımız için, o esnada yaşadığım yabancılık hissiydi. Çünkü büyük şehirlerde parasız herhangi bir şey yapmak mümkün değil. Bizden ne çok şey çalıyor bu şehir...

Tatil evimizde bir televizyon vardı. Bizim kendi evimizde yıllardır bir televizyonumuz yok. Bu nedenle televizyonda yayımlanan programlar ile ilgili de bir bilgim yok. Evde otururken şu televizyonu açayım dedim, gerçekten hiçbir şey değişmemiş. Saçma sapan programlar vardı. Hele bir tane programa denk geldim ki evlere şenlik. Gelinler yemek yapıyor, kayınvalideleri de gelinlerin yemekleri arasından tadım yaparak kendi gelinlerinin yaptığı yemeği tespit etmeye çalışıyor. On, on beş dakikada bir de stüdyonun orta yerine gelerek göbek atıyorlar. Gerçekten çok enteresan. İyi ki evimizde televizyon yok dedim bir kez daha. 

Güzel bir tatili daha geride bıraktık, Çarşamba günü çalışmaya başlayacağım. Tatil sonrası biraz zor olacak ama adapte olacağım bir şekilde. Umuyorum güzel bir çalışma yılı olur. 

5 Ağustos 2023 Cumartesi

Zihinle Diyaloglar

Dün yine en sıcak günlerden biriydi, bugün de öyle. Epey bunalmış vaziyetteyim, yalnızca dört saat uyuyabildim. Bir o yana bir bu yana dönerken hiç uyku tutmadı. 

Tatile çıkmamıza iki gün kaldı, sahilde kullanabilmek için bir güneş kremi almam gerekiyordu. Böyle ürünler alacağım zaman çok sıkı bir araştırma yapıyorum. Neredeyse alacağım ürün hakkında makale yazacak konuma geliyorum. Bir tür takıntı herhalde. Hazır bunun için dışarı çıkmam gerekirken ben de bu alışverişi minik bir geziye dönüştürmeye karar verdim. Beşiktaş'a doğru yola çıktım, çok sıcak olmasına rağmen epey yürüdüm. Önce tabii ki bir bir bütün kitapçıları gezdim. Kitapçı gezerken kendimi kaybediyorum, zamanın da nasıl geçtiğini anlamıyorum. Raflarda uzun uzun dolaşırken de sanki bir görevli gelip beni uyaracakmış gibi endişeye kapılıyorum. Her şey o kadar hızlı akıyor ki, uzun uzun bir mağazada vakit geçirmek sanki tuhaf bir durum haline geldi. En azından ben öyle hissediyorum diyelim. 

Sonra kendime bir soğuk kahve ısmarladım. Kahvemi alıp bir masaya oturdum, biraz etraftaki telaşlı insanları inceledim. Acaba Ahmet Hamdi Tanpınar şu an burada olsaydı neler hissederdi gibi tuhaf bir soru geçti aklımdan. Bazen sevdiğim yazarların kitaplarının içinden çıkamadığımı düşünüyorum. İnsanlar sokaklarda vızır vızır dolaşırken, bir kafede tek başına oturup kısık gözlerle gözlem yapan ve kendi zihni ile konuşan bir adamdan da başka bir şey beklenemez sanırım. 

Etrafta biraz daha yürüdükten sonra terden sırılsıklam şekilde eve döndüm. Yarın da yolculuk için kek, poğaça falan yapmayı planlıyorum. Çünkü otobüslerin mola verdikleri yerleri hiç sevmiyorum, buralarda yemek yemeyi de. Nedense bana hep soğuk, karanlık ve tekinsiz gelmiştir bu yol kenarı mola yerleri. Sanırım biraz da hüzünlü bir yapıları var. Beklentilerle, üzüntülerle ya da sevinçlerle çıkılan yolculuklar, kavuşmalar, ayrılıklar, acı haberler... Kırık Bir Aşk Hikayesi isimli filmi bilir misiniz? Kadir İnanır ile Hümeyra da bir yol kenarı mola yerinde veda etmişlerdi birbirlerine. Annemin hastalığı sürecinde her hafta sonu İstanbul'dan Eskişehir'e giderken bu mola yerleri bana daha da ağır gelirdi. Belki de bundan kaynaklıdır. 

Tatillerde, boşluklarımda genelde kendime böyle İstanbul içi gezmeler hediye ediyorum. Bazılarına tuhaf geliyor bu durum. İnsanlar yalnız başlarına kafelerde oturmayı, yalnız dolaşmayı, yalnız sinemaya, tiyatroya ya da konsere gitmeyi sevmiyorlar. Benimse çok hoşuma gidiyor. Belki de iki kişilik ailemizde çocukluğumdan beri yalnız kalmaya alışkın olduğum içindir. Ama günün sonunda çok iyi geldiğini söyleyebilirim. Bu gezilerimde sadece zihnim ile konuşuyor, defterimi çıkarıp notlar alıyor ve insanları müthiş şekilde gözlemleyebiliyorum. İnsana iyi gelen bir tarafı olduğu kesin, en azından bana iyi geliyor. Yazımı çok sevdiğim Frantz isimli filmin soundtrack'i ile yazdım ve Frantz'a bir selam çakarak noktalayayım. 

3 Ağustos 2023 Perşembe

Andre Maurois - İklimler

"Çok güzel anılar hüzünlüdür her zaman. Geçici olduklarını duyar insan, durdurmak ister, bir şey gelmez elinden". 

"Mutluluk, kaygı içinde bir duraklamadır".

Bugün bir romandan bahsetmek istiyorum. Az önce okumayı bitirdim. Tüm gün okudum, metnin başından hiç ayrılmak istemedim. Balkondaki yerimi alıp, bu sıcak yaz akşamında, bu özel metin hakkında birkaç şey söylemek istedim. 

"Birdenbire gidişim sizi şaşırtmış olmalı. Özür dilerim ama pişman değilim". 

1900'lü yılların başları, Fransa. Bir aşk öyküsü görünümlü olan ama aşkın yalnızca bir imge olarak kullanıldığı aslında aşk dışında her şeyi anlatan çok fazla metin yoktur. İklimler, bunlardan biri. Genç bir adam, genç bir kadına rastlıyor. Genç kadın çok güzel, oldukça uçarı görünüyor, çocuksu aynı zamanda, hayatın gizli hazlarının peşinde koşar görünen bir yapısı var, ilkbahar çiçekleri gibi renkli ve neşeli, sözcüklerinin tamamını bir mantığa oturtmak mümkün değil, yalnızca güneşli bir günde esen tatlı bir rüzgarın esintisine kapılmış gibi, beyaz elbisesi ile güne aydınlık bir soluk katıyor. Genç adam etkileniyor, onun varlığının yanında kendini iyi hissediyor, hayalindeki "kraliçeyi" bulduğunu düşünüyor, o olduğundan emin oluyor, geçirilen güzel günlerin ardından bir evlilik geliyor. Kadının güzelliği adamda kuşku ile karışık bir kıskançlık oluşturuyor. Fakat kadına karşı o kadar büyük bir zaafı var ki, öfkesi hemen diniveriyor, kadın gülümsüyor, umursamıyor, özgürlüğünü, evliliğin getirdiği kurallar bütününe yeğ görüyor. Tıpkı Anna Karenina gibi, aşkın ve tutkunun sonsuz olmadığını biliyor ama bir yandan da aşkı ve tutkuyu yakaladığı yerde, toplumun, kutsal saydıklarımızın beklentilerine boyun eğmemeyi tercih ediyor. Kısacası yaşamayı seçiyor, dolu dolu. Hayatın geçiciliğinin farkında, sonun farkında. Ve kadın günün birinde gidiyor. Ve kadın yine günün birinde intihar ediyor. O çelimsiz nehir, nihayetinde denizine kavuşuyor. 

"İnsan karşısındakinin tüm yaşamını durmamacasına yenilenen bir zenginlikle doldurmasını bilmiyorsa, sevilen varlığı kendimize bağlamamız için büyük bir aşk yetmez".

Metnin ikinci yarısını ise adamın yeni eşi kaleme alıyor. Bu sefer onu çok seven, kıskanan ve eşini her şeyin üstünde tutmaya çabalayan, sadık bir kadın beliriyor adamın hayatında. Fakat adamın gönül yorgunluğu, ilk kadına olan aşkı baskın çıkıyor. Hiçbir şey eskisi gibi olmuyor, yeni atılan adımlar iki kişiden oluşan bu paylaşım biçiminin getirmesi beklenen neşeyi, tazeliği ve canlılığı alıp yok oluyor. Kırılan parçalar yeniden bir araya gelmiyor. Adam da bir süre sonra bir hastalığın pençesinden kurtulamıyor ve hayata veda ediyor. 

"Sonsuz olanı buradan başka yerde ararız her zaman; her zaman, varlığın bakışını şimdiki durumdan ve şimdiki görünüşten başka şeye yöneltiriz; ya da, sanki her an ölmek ve yeniden yaşamak değilmiş gibi, ölümü bekleriz. Her an yeni bir yaşam sunulur bize. Bugün, şimdi, hemen, tutabileceğimiz tek şey budur".

Öyle ya, sevilmek güzel şeydir. Kanımca, sevebilmek, sevilmekten de güzeldir. Sevebilme yetisine sahip olan, dünyayı ve sevdiğini tüm kusurları ile kucaklar. Sevilen, çoğu zaman çokça sevildiğinin farkındadır. Bu farkındalık çoğu zaman, sevilenin de kendisinin sevebileceği başka bir sevilen bulma arzusu ile sonuçlanır. Tıpkı Odile'in yaptığı gibi. Ama onu suçlayamayız. Çünkü o aşkın, tutkunun ve hazzın geçiciliğinin farkındadır. Bunları, kendinden yükseğe koymaz bilakis bunların kendinden bir parça olduklarını düşünür. Arar, yaşar ve sonra yeni bir yolculuğa çıkar. Ta ki, sevebilen olmanın verdiği yüce gönüllülüğü keşfedene kadar. Mevsimler geçer, iklimler değişir, bedenler toprağa karışır lakin seven ve sevilen arasındaki ilişki oracıkta olduğu yerde yaşamaya devam eder, seven ve sevilenden bağımsız olarak. 

31 Temmuz 2023 Pazartesi

Tatlı Bir Mesaj ve Seçtiğimiz Meslekler Üzerine Birkaç Kelam

Eğitim sistemimiz gereği meslek seçmek zorunda olduğumuz lise son sınıfın doğru bir dönem olduğunu düşünmüyorum o yaştaki gençler için. Maalesef üniversiteyi bitirdikten ve mesleğimize adım attıktan sonra anlayabiliyoruz bazı gerçekleri. İnsan yaş aldıkça kendini daha iyi tanıyor, sanıyorum ancak o zaman kendini gerçekten nelerin mutlu ettiğinin farkına varabiliyor. Hayatımız boyunca hep aynı mesleği yapacak olmak gerçeği beni hep çok korkutmuştur. Böyle diye diye mesleğimde onuncu yılımı tamamladım. 

Geçenlerde arkadaşlarımla sohbet ederken mesleklerimiz üzerine konuştuk. Geçmişe geri dönme imkanım olsaydı eğitim fakültesi tercih edip bir öğretmen olmak istemezdim. Kendime çok soruyorum bu soruyu ve kendimden hep aynı cevabı alıyorum. Çocukken matematiksel işlemler ya da teknik işler yerine hep okumaya ve yazmaya meraklıydım. Bir köşeye çekilir, ne bulursam okurdum. Ansiklopediler, kitaplar, dergiler, gazeteler hatta takvim yaprakları bile. İlkokul, ortaokul ve lise hayatım çeşitli edebiyat yarışmalarında alınan derecelerle geçti. Hatta bir dönem öyle bir noktaya geldi ki, edebiyat öğretmenlerim şöyle bir yarışma var hadi bugün yaz bir şeyler hemen gönderelim diye isteklerde bulunurlardı. Aslında çocuk halimle ilgi alanlarıma dair çok fazla mesaj vermişim. Zaten çocukları yeterince gözlemlerseniz ilgi alanlarını ve istidatlarını hemen fark edersiniz. Sanat eserleri beni mest ederdi mesela; sinema filmleri, müzikler, tiyatro oyunları... Hiç unutmam; lise son sınıfta ilk önce dramaturji bölümünü tercih etmeye karar vermiştim. Yaşadığım o küçücük ilçede internet üzerinden çalışmalarını beğendiğim bir dramaturga mail atıp bilgi almıştım. O da bana çok güzel bir yanıt vermişti. Ardından gazeteci olmaya karar vermiştim. Kendi kendime masamda radyo programları hazırlayıp sunar aynı zamanda el gazeteleri hazırlardım. Tabi vakit geldiğinde, herkesin hayatını garanti altına alırsın dediği eğitim fakültesini tercih ettim. Üniversiteye başladığım ilk hafta hayal kırıklığına uğrayarak bu mesleğin ve gördüğüm derslerin hiç de benlik olmadığını anlamıştım. 

Örneğin karşılaştırmalı edebiyat ya da çeviribilim gibi bir bölüm okuyabilirdim ya da direkt edebiyat bölümünü tercih edebilirdim. Editör olmayı çok isterdim örneğin. Kitaplar ile aram çok iyi, bir yayınevinde güzel seçkiler hazırlayabilirdim. Kim bilir belki edebiyat, kültür sanat programları yapabilirdim. Ya da güzel sanatlar ile ilgili bir alanda çalışabilirdim. Çünkü özgün bir şeyler tasarlamak, sanat ile iç içe olmak beni çok mutlu ediyor. Bazen kendimi bunların hayalini kurarken yakalıyorum.

Hiçbir zaman öğretmenlik yaptığım için mutsuz olmadım ya da çalıştığım okula ayaklarım geri geri gitmedi. Fakat insan kendini bilir, bu meslekte yeterince kendimi var edemediğimi düşünüyorum. Oysa içinde daha fazla var olabildiğim bir meslek seçmiş olsaydım potansiyelimi daha fazla açığa çıkarabilirdim diye düşünüyorum. Kısmet, olmadı ve yirmili yaşlar hızla bitti. 

Geçenlerde, bu yıl okuttuğum beşinci sınıflardan bir öğrencim mail attı. Şöyle yazmış: "Merhaba öğretmenim, bu sene benim için harika geçti ve bunda sizin katkınız çok büyük çok teşekkür ederim. Hem branş hem sınıf öğretmenim olmanız bu seneki en büyük şansım oldu. Beni hep desteklediğiniz için çok teşekkür ederim. Okul başladığında gelip size sarılmayı sabırsızlıkla bekliyorum. Bu harika sene için teşekkür ederim. Şahane bir tatil diliyorum". Tabii ki sonuna kocaman kırmızı bir kalp koymuş. 

Bir yaz günü evde hüzünlü hüzünlü oturuyorsunuz. Bir bildirim sesi ile telefonunuza bakıp bu tatlı mesajı görüyorsunuz. Sanırım bizim mesleğimizin güzelliği de burada, bir şekilde dokunduğunuz hayatlar sizi yeniden bulup sarmalıyor. Bu da beni ayakta tutmaya yetiyor sanırım. 

30 Temmuz 2023 Pazar

Günlük Ritüeller, Paris, Texas, ve Pomme

Geçtiğimiz haftaya göre İstanbul'da hava nispeten serinliğini korumaya devam ediyor ve bundan çok memnunum. Şıpır şıpır terlemeden vakit geçirebiliyoruz, umarım bu ayarda devam eder. Bense önümüzdeki senenin çalışmalarına devam ediyorum hala. Tasarladığım çalışmaları somut hale getirmeye çalışıyorum. Bu sayede unuttuğum bilgileri de yeniden hatırlamış oluyorum, fena da gitmiyor performansım. 

Geçen yazımda "Karanlık Kız" isimli filmden bahsetmiştim. Bugün de yine güzel bir film izledim MUBI'de. Zaten artık sinema seyrim ve bilgim MUBI'den ibaret hale gelmeye başladı. Takip ettiğim en güzel platform diyebilirim. 

Bir tesadüf olacak ama izlediğim film yine anne, baba ve oğul ilişkisini ele alan "Paris, Texas" isimli bir filmdi. Sanıyorum çok sevilen ve meşhur filmlerden biriymiş. Batı Almanya ve Fransa ortak yapımı, 1984 tarihli filmin yönetmeni Wim Wenders. Seyir boyunca pek çok duyguyu iç içe yaşadım, hatta son sahnesinde gözyaşlarımı tutamadım. Dağılan bir aile, yıllar sonra yeniden ortaya çıkan ebeveynler ve baba ile oğlun çıktığı uzun bir yolculuk...Filmde en çok dikkatimi çeken detaylardan biri kimsenin kimseye hesap sormuyor oluşuydu. Bunun psikolojik olarak insanı ne kadar da rahatlatan bir his olabileceği üzerine düşündüm. Yıllar geçiyor, bir sürü şey oluyor, herkes bir şekilde değişiyor, birileri daha fazla sorumluluk alıyor ama kimse kimseye hesap sormuyor. Tüm hayatını, yaşadığı acılar yüzünden hesap sormak isteyerek ama soramayarak geçirmek ise en acı olanı sanırım...

Bir de Pomme adında yeni bir Fransız şarkıcı keşfettim. Sanıyorum yakın zamanda Türkiye'de konseri varmış. Fransızca bilmiyorum lakin şarkıları beni çok etkiledi. Bu kadar genç ve bir o kadar yetenekli bir sanatçı ile tanışmış olmaktan ötürü mutluyum. Özellikle bir şarkısından bahsetmek istiyorum, "on brulera". Şarkının Türkçe çevrisine bakmadan evvel bende uyandırdığı hisler üzerine düşündüm ve çevirisine bakınca da yanılmadım. Gözlerim de doluverdi hemen pıt pıt. Bir insanın hiç bilmediği dildeki bir şarkıya hüzünlenebilmesi ne kadar tuhaf, müzik kesinlikle evrensel bir dokuya sahip. Ve sanıyorum bazı duygularımız da evrensel... Şimdi gidip Pomme'un şarkılarını dinlemeye ve kliplerini izlemeye devam edeyim. Çok alakasız olacak ama bugünü kısır günü ilan etmiştik. Bir yandan da kendime şöyle kocaman bir tabak kısır alayım. Sağlıcakla kalın.

28 Temmuz 2023 Cuma

Karanlık Kız

Bugün MUBI'de "Karanlık Kız" isimli bir film izledim. ABD ve Yunanistan ortak yapımı filmin yönetmeni Maggie Gyllenhaal. Esasen filmi izlememin nedeni Olivia Colman idi. Kendisini yıllar önce çok severek izlemiş olduğum Broadchurch isimli diziden hatırlarım. Çok yetenekli bir oyuncu olduğunu düşünüyorum. Denk geldikçe de dizilerini, filmlerini izlemeye çalışıyorum. 

Film; Napoli romanları adı ile ün yapmış Elena Ferrante'nin bir kitabından ilham almış. Napoli romanları hala çok okunan eserlerin başında geliyor. Ben okumadım fakat pek çok yerde duyduğum için aşinayım. 

Film, aslında annelik üzerine eğilmiş ve bizim tarih boyunca kutsadığımız annelik kavramını ve annelerin anneliğe yaklaşımlarını çok güzel irdelemiş. Kültürümüzün kadınlar ve anneler üzerinde oluşturduğu tahakkümü çok ağır bulurum hep. Özellikle bizim gibi toplumlarda kadın olmanın yükü zaten başlı başına ağırken, bir de üzerine annelik kimliği eklenince var olmak adına yarattığı yükü tahmin edebiliyorum. 

Film boyunca Leda'nın hafızasına ve annelik deneyimine doğru bir yolculuğa çıkıyoruz aslında. Bu yolculuk sırasında Leda'nın kariyeri, eşi ve çocukları arasında yaşadığı bölünmüşlük ve kendini bu sorumluluklar altında giderek yok oluyor hissedişi beni etkiledi. Leda'nın, filmin bir sahnesinde esasen çocukların yıkıcı bir sorumluluk getirdiği şeklinde bir yorumu vardı. Sanırım filme dair beni sorgulamaya iten de bu basit ve kısa gibi görünen ama bir o kadar derin tanımlama oldu.  Ancak yetişkin olduğumuzda edindiğimiz bazı kimliklerin bize uygun olmadığını fark edebiliyoruz. Düşünmeden ya da kültürel öğretilerle çıktığımız evlilik, annelik ve babalık yolculuğu bir bakıyoruz ki hayal ettiğimiz gibi gitmiyor. Dengeler değişiyor, eşler değişiyor ama çocukların sorumluluğu hiçbir zaman değişmiyor. Ta ki, çocuklar birer yetişkin olana kadar. 

Filmde kullanılan oyuncak bebek ve portakal imgeleri de çok hoşuma gitti. Bu iki imge aslında anneliğe dair güzel mesajlar veriyor. Çocukken portakal yemeyi sevmezdim. Tadını beğenirdim ama portakalı soymak ve sonra kirlenen ellerimi yıkamaya gitmek bana zulüm gibi gelirdi. Annem soyup verdiğinde ise mutlu olurdum. Benim de çocukluğa ve anneme dair imgelerimden biridir portakal. Bir de annemin en büyük zaaflarından birinin portakallı kurabiye olması da var tabi. 

Filmi izledikten sonra edindiğimiz herhangi bir kimliği kutsamanın ya da alaşağı etmenin de bir anlamı olmadığını düşündüm kendi kendime. Kutsanmış olan şeylerin sorunlu taraflarını görmeye meyilli değilizdir genelde, kutsanan şeyin kutsal olmasından gelen bir "her haliyle kabul" durumu söz konusudur. Oysaki her hali ile kabul etmek sağlıklı değildir, bağımlı kılabilir, zaman içinde zarar verebilir. Anneliğe de böyle bakmak lazım sanırım. Kutsamadan, annenin de bir birey olduğunu unutmadan, hataları, eksikleri ve yanlışları ile kabul ederek...

Bazen babamın yerine beni annemin terk edip gitmiş olduğunu düşünüyorum. Sanırım daha fazla yara alırdım. Diğer türlüsünü deneyimlemedim ama çocukken annemin varlığının bile içimi ısıtmaya yettiğini, bana kendimi güvende hissettirdiğini hatırlıyorum. Kısacası karanlık taraflarımız var, bunlarla yaşamayı öğrenmemiz gerekiyor. Kimi daha fazla karanlık olsa da...

27 Temmuz 2023 Perşembe

Serin Bir Gün, Minik Bir Gezi ve Kitaplar

Dünkü olağanüstü İstanbul sıcağından sonra bugün hava epey serinledi. Ben de bu fırsatı değerlendirip dışarı çıkmaya karar verdim. Kahvaltıdan sonra hazırlanıp birkaç yayınevi gezmeye gittim. En sevdiğim aktivitelerden biridir. Belirli aralıklar ile yayınevlerini geziyorum ve yeni eserleri inceliyorum. Malum artık basılı bir kitaba ulaşmak fiyatlarından dolayı çok zor. Kitap alışverişlerimi ya internet üzerinden indirimli şekilde yapıyorum ya da yayınevlerinin bizzat kendi yerlerine gidiyorum. Yalnızca kendi yayınlarını sattıkları için epey indirimli alabiliyorum kitapları. Bugün önce İletişim Yayınlarına hemen ardından İş Kültür Yayınlarına uğradım ve gezimi Yapı Kredi Yayınlarında sonlandırdım. Önümüzdeki sene hazırlamayı düşündüğüm bazı çalışmalar var, onlar için kaynak kitaplar aldım. Hemen listemi de iliştireyim şuraya. Belki kitap arayışında olanlar için bir fikir verebilir: 

  • Çocuk Düşmanlığı, Çocuklara Karşı Ön Yargı ile Yüzleşme, Elisabeth Young-Bruehl, İletişim Yayınları (Bu kitabı çalıştığım okulun toplum hizmetleri biriminde görmüştüm ve inceleme fırsatım olmuştu. Çocuklar ile ilgili pek çok meseleyi ele alan kitap var zaten ama çocuk özgürleşmesini politik ve toplumsal zeminde inceleyen çok çalışma yok. Yakın zamanda okumayı planlıyorum). 
  • Mutlu Yurttaş İmalatı, Mutluluk Endüstrisi Hayatımızı Nasıl Kontrol Ediyor?, Eva Illouz ve Edgar Cabanas, İletişim Yayınları (Yeni çıkan bir kitap, mutluluk baskısının nasıl kocaman bir endüstriye dönüştüğünü anlatıyorlar bize. Son yıllarda türeyen yaşam koçları ve mutluluk uzmanlarından tutun da, kişisel gelişim zırvalığına kadar mutlu yurttaş imalatına dair ayrıntılı ve eleştirel bir çalışma. Sanırım hemen okumaya başlayacağım). 
  • Cehenneme Övgü, Gündüz Vassaf, İletişim Yayınları (Yıllar önce okuduğum ve gündelik hayatın totalitarizmini bu kadar açık ve sahici şekilde anlattığı için çok beğendiğim bir kitaptı. Nasıl olduysa bir şekilde kütüphanemden çıkmış. Hafızamı tazelemek için yeniden alıp okumak istedim). 
  • Talat Parman'ın 3 kitabını aldım Yapı Kredi Yayınlarından. Ergenlik ve Ötesi, Ergenlik Tutkusu ve Ergenliğin Yüzleri. (Ergenlik üzerine çalışmalar yapan Parman'ın aynı zamanda psikanaliz üzerine de derinlemesine çalışmaları var. Eğitim verdiğim yaş grubu ergenler olunca bu alandaki kitaplar ilgimi çekiyor. 2023 bitmeden okumayı planlıyorum hepsini). 
  • Pal Sokağı Çocukları, Ferench Molnar, Yapı Kredi Yayınları (Bildiğim ama yıllardır bir türlü okumaya fırsat bulamadığım kitaplardan biriydi. Geçenlerde Deniz Yüce Başarır'ın "Ben Okurum" isimli podcast serisinde rastladım ve bu yaz alıp nihayet okumak istedim). Diğer kitaplar çocuk kitapları sayılır, onlarla listeyi uzatmak istemediğim için burada noktalayacağım. 
3 yıl önce bir Kindle almıştım kendime. İlk yıl çok severek kullansam da tam bir somut kitapsever olarak kullanmayı bırakıp masamın üzerinde bir köşeye kaldırmıştım. Bugün yeniden şarj edip açtım, içinde güzel kitaplarım vardı okunmayı bekleyen. Yakında tatile çıkacağımız için, yolculuk sırasında çok pratik olacağını düşündüm. İçimde minik bir heyecan oluştu, Kindle'ı uykudan uyandırmış olduk. Bundan sonra daha efektif bir şekilde kullanmaya devam edeceğim. Çünkü gerçekten hakkını veren çok güzel bir teknoloji olduğunu düşünüyorum. 

Kahvem bitmek üzere, yine balkondan ama bu sefer serin bir akşamdan yazıyorum. Bu yazıya eşlik eden, çok sevdiğim Of Monsters and Men'e de selamlar olsun. My Head is an Animal isimli albümlerini tekrar dinlemek mutlu etti beni uzun süre sonra. Sağlıcakla kalın.

26 Temmuz 2023 Çarşamba

Geceye Eşlik Eden Bir Şarkı

Bir geceyi daha balkonda geçiriyorum. Bana her zamanki gibi soğuk kahvem eşlik ediyor bir de o şarkı. Bu akşam hangi albümü dinlesem diye düşünürken aklıma Sufjan Stevens'ın "Carrie & Lowell" isimli albümü geldi. Bu albümün şu ana kadar bildiğim, dinlediğim albümler arasında çok özel bir yeri var. Çünkü bu albümün gerçek bir hikayesi var. Gerçek hikayelerin duyguları da gerçek olur her zaman. Hatta sizi sarsar, dönüştürür ince ince. Albümün içinde yer alan "Fourth of July" isimli şarkının yeri ise bende ayrıdır. Şu sözlere sahiptir: 

"did you get enough love, my little dove?
why do you cry?
and ı'm sorry ı left, but it was for the best
though it never felt right
my little versailles"

Her dinlediğimde donakalırım. Şarkının gerçek bir hikayesi olması, gerçek duygularla yazılması ve kendimden parçalar bulmam; bu şarkıyı benim için oldukça özel kılıyor. Sondaki bitiş ise ısrarla bize bir başka gerçeği hatırlatıyor: 

"We're all gonna die..."

25 Temmuz 2023 Salı

Günlerden Birkaçı

Bu aralar vaktim çalışmak ile geçiyor, tatilde olmama rağmen. Yine dayanamadım, önümüzdeki senenin çalışmalarını erkenden hazırlamaya başladım. Huylu huyundan hiç vazgeçmiyor. Önümüzdeki sene, üç senedir derslerine girmediğim seviyelere gireceğim. Gireceğim her iki seviye de, müfredatlarını pek sevmediğim seviyeler. Konulara da epey uzak kaldım fakat çalışma hazırlarken tüm konuları tekrar etmiş oluyorum. Bir açıdan iyi oldu, kendimi yenileme fırsatı buldum. Tatile çıkana kadar yavaş yavaş ünitelerin taslaklarını hazırlamak niyetindeyim. Böylece sene içerisinde başka şeylere de yoğunlaşabilirim. 

Bir yandan da Şamanizm ile ilgili okumalara başladım. Mitoloji ve inanç tarihi alanlarında okumalar yapmak gerçekten çok ufuk açıcı. Hala devam ettirdiğimiz geleneklerin bile mitolojik, arkaik kökenlerini görmek çok tatmin edici bir deneyim. Bilgi çoğu zaman insanı güçlü kılar fakat bizim gibi ülkelerde, özellikle de günümüzde bilginin açtığı kapılar birer birer kapanmaya başladı. İçinde yaşadığımız bu hız çağında, işlerin niteliğinden ziyade hızı ön plana çıkmaya başladı. Bundan çok muzdaribim. Hız arttıkça inadına yavaşlamak istiyorum. Yavaş hareket etmek, yavaş düşünmek, yavaş konuşmak, yavaş müzikler dinlemek...

Pazar günü kuzenimle Kanlıca'da güzel bir kahvaltı yaptık. Uzun uzun sohbet ettik, bana da iyi geldi. Sonrasında biraz Kanlıca sahilde yürüyüp Kuzguncuk'a geçtik. Orada da birer kahve içip sohbetimize devam ettik. Ailelerimiz birbirleri ile hiçbir zaman iyi anlaşamadılar. Annemler üç kız kardeş, en küçükleri annem. Büyük teyzem ve ailesi ile uzun yıllardır görüşmüyoruz zaten. Ortanca teyzem ile görüşüyoruz ama mesafeliyiz. Yalnızca özel günlerde telefonlaşıyoruz, o kadar. Bu esasen benim için oldukça talihsiz bir deneyim. Zaten baba tarafımdan bizzat babam da dahil olmak üzere kimseyle iletişimim yok. Anne tarafımın da çekirdek ailesi ile ilişkileri sorunlu olunca benim akrabalığın ne demek olduğuna dair hiçbir fikrim oluşamadı. Aralarında geçmişte yaşanmış pek çok mesele var, hayata bakış açıları da aynı değil. Annem de yaşadığı olumsuz deneyimlerde onlardan gerekli desteği alamadığı için ister istemez kırgın. 

Kuzenim de burada yaşıyor ve o da bir öğretmen. Aynı şehirde oturmamıza rağmen onunla da çok az görüşüyoruz. Yakın akrabalar arasında birlik ve beraberlik olduğunda ve bu birlik ve beraberliğin temelleri sağlam olduğunda kendinizi daha güçlü hissediyorsunuz. Böyle aileler tanıdım, bazılarına hayran kaldım. Fakat bizimkiler bunu başaramamış. Her koyun hep kendi bacağından asılmış. Çocukken anneme hep daha kalabalık bir ailemiz olsun isterdim dermişim. Büyük sofralar, kutlamalar, özel günler...Fakat sanırım artık günümüzün hayat şartları da buna uygun değil. Ben de bunun için bir çaba harcamıyorum esasen, sessizliğim konforum oldu yıllar içinde. Birilerine uzun uzun vakit ayırma yeteneğimizi kaybettik. Bireyselleştik. İnsanlar sizi dinlemekten ziyade daha çok kendi dertlerini bilakis kendilerini anlatmak ve rahatlamak istiyorlar. Sözlerime değer veren, yalnızca çıkarsız dinlemek isteyen, dinleyen o kadar az insan kaldı ki hayatımda... Artık bunun için kimseye de kızmıyorum. En nihayetinde herkes kendisi ile meşgul çünkü. Benim de insan ilişkileri konusunda pek iyi olduğum söylenemez zaten. 

Tatil tarihimizin yaklaşmasına az kaldı, biraz deniz, biraz farklı bir ortam iyi gelecek sanırım. Bir önceki yazımda bahsettiğim gibi, negatife değil pozitife odaklanıyoruz. Hadi bakalım çiklet, göster kendini. 

Bitiriş itirafı: Bugün birkaç saat suratım asık dolandım. Artık ne hissettiysem. Ama geçti. Açtım çok sevdiğim Roo Panes'in şarkılarını. Güzellikler, çiçekler, güzel hisler...Pozitif ol, pozitif ol çiklet.